Iyi Bayramlar

Küsmek ve darılmak için bahaneler aramak yerine, Sevmek ve Sevilmek için çareler arayın.. 

Şems-i Tebrizi

Tam Bir Kepazelik Halimiz-1,2

'Tam bir kepazelik halimiz' lafi bana ait degil.

Genelkurmay Başkanlığı döneminde medyanin önünde hic konusmayan Orgeneral Işık Koşaner’e ait olduğu ileri sürülen bir ses kaydı internete düstü ve iki bölüm halinde yayinlandi, orada geciyor.

Gercek olup olmadigi konusuna süpheyle bakilan konusmaya, Kosaner tarafindan herhangi bir itiraz ya da yalanlama gelmedigi icin, bugunden itibaren, bazi köse yazarlari da yorumlar getirmeye basladilar.

(bknz: Fehmi Koru:'Generaller de öfkelenir ) 
(bknz:Mehmet Barlas: 'Orgeneral Işık Koşaner'in sözleri itiraf degil, özelestiridir'

(bknz: M.Karaalioglu:'Tesekkurler Kosaner')
(bknz: Ahmet Hakan: Ah Işık Paşa ah)

Bu konusmanin, farkli kesimlere degisik dozda tesirleri olacagi kesin!


Belki ilk olarak yakin zamanda cocugu askere gidecek insanlarin endiselerini tavan yaptirabilir, sehitlerin yakinlarini da kahredebilir.( Nitekim, Zaman gazetesi bir sehit yakininin fikirlerini almis ve coktan yayinlamis bile.)

Ama, gelecek icin kesinlikle umut vadedicidir.
 
Sadece Kosaner'in bahsettigi zaaflarin degil, her turlu rusvet carkinin dahi fevkalâde organize isledigini benim bile bildigim bu hantal kurumda, belki bir dizi reformu tetikleyip, temizlenmesine ve  duzelmesine de vesile olacagindan dolayi, sokaktaki vatandas olarak gorusum:  'çok iyi oldu çok da güzel iyi oldu tamam mı?' seklindedir..


Kimin sizdirdigi filan ayrica tartisilabilir ama kamuoyu iyi ki bu ozelestirilerden haberdar oldu. Bundan sonrasi icin, illa ki hayirlara vesile olacaktir..


***
(Bu tarihi konusmanin, tam metinlerini de arsivleyeyim istiyorum. Koyu renkli, kalin ve kirmizi renkli cümleleri, okuma kolayligi olmasi icin ben isaretledim)

Tam Bir Kepazelik Halimiz-1

Karakollarımızın çevresinde ve hudutlarda kontrolsüz mayın döşediğimizi sivillere söyleyemiyoruz
Işık paşa:  Huduttakinin bile işareti yoktur.
Işık paşa: Adam gidiyor basıyor bilmem ne yapıyor. Haberimiz yoktu.
Ekip gönderdik ankaradan da geldiler sırayla bitirdiler. Bilmiyorum
Bitti mi daha devam ediyor mu?
Subaylar: Devam ediyor komutanım.
Işık paşa: Devam ediyor herhalde.
Subaylar: Devam ediyor
Işık paşa: Bunlar çok tehlikeli şeyler. Bunları kim döşemiş biz.
Subay: evet komutanım.
Işık paşa : Biz. Şimdi ben desem ki yetkililere yau bizimkiler mayın döşemişlerdi 10 sene evvel 20 sene evvel başıboş bırakıp gitmişler ne derler? Döşerken aklınız nerdeydi derler. Maalesef döşeyen yine biziz.  Di mi?
Subay: Evet efendim. Emir komuta birliğini sağlayamıyoruz
Işık paşa : Benim dikkatimi çeken birkaç konu var. Onları da hatırlatmak istiyorum. Bizi sıkıntıya sokan konulardan bir tanesi emir komuta birliğini bazen sağlayamıyoruz.
Nerede bir operasyon bir harekat bir baskın vesaire bilmem ne varsa sorumlusu mutlaka bir komutanlık olacak. O bölgenin sorumlusu.  

İha’dan görüntü almak gibi büyük bir nimet var. Büyük bir imkan var. 
Olayın olduğu yere süratle bir ihayı getirip masamızın başından ekrandan adım adım görebiliyoruz, öyle mi? Görebiliyoruz.

İhadan görüntü gören komutan mutlaka operasyona müdahale edip sevk idare etmeli. Neden bunu söylüyorum. Önümüzde örneği var. Verelim örneğini, hepimiz öğrenelim. Bir daha o hataya düşmeyelim.

İşte bu Hantepe mantepe olayında operasyon yapan komutan daha doğrusu sorumlu
Komutan 1. Tugay Komando Tugay Komutanıydı ve kendisi arazideydi. Orda bilmem ne tepesindeydi. Ama ekrana bakan komutanlık civardaki komutanlığımız ona müdahale etme yetkisi yoktu. Böylece bir koordinesizlik oldu zamanında müdahale edemedik.

Küçük birliklerimiz sağlam değil, eğitimsiz. Gerisi çorap söküğü gibi gelir ikinci önemli konu arkadaşlar küçük birlik seviyesinde sevk ve idarede çok zayıfız. Jandarma, JÖH’ü (Jandarma Özel Harekat) filan ayrı tutuyorum. Onlar hakkaten çok tecrübeli profesyonel olmuşlar artık.
Sözüm onlara  değil. Daha ziyade bizimkilere. Küçük birlik seviyesindeki tim komutanı kol komutanı eğer o adamına sahip olup da sevk idare edemezse iş buradan kopar. Hani derler ya bir nal bir at kurtarır. Bir at bir ordu kurtarır. Süvari kurtarır. Süvari bilmem neyi kurtarır. Neticede memleket kurtulur. İşte biz o nal o nal bizim komando kolumuz, komando timimiz her neyse motorlu kolumuz orada eğer sağlam duramazsak, tutamazsak birliğimizi görevinin başında gerisi çorap söküğü gibi gider. Niye bunu söylüyorum. Bunu da söyleyelim.
Duymayanlar da duysun.

Çatışma anında tim komutanlarımız mevziye silahını bırakıp kaçıyor.
2 terörist 30 askerimizi kaçırıyor. Yav rezalet… Benim tim komutanı, unsur komutanı diye koyduğum arkadaşım önce mevzide silahını bırakıp da kaçarsa biz bu işi yürütemeyiz. Biz bu eğitimi yapmamışız yetiştirememişiz demektir. Rütbesi de var kolunda o orda silahını bırakıp da mevzisini kaçarsa tabiki mevzimiz çöker tabi ki zayiat veririz. İki tane adam geliyor karşıdan 30 kişiyi kaçırıyor.
Geri gidiyoruz yav rezalet. Olacak şey değil. Neden? Sevk idare edemediğimiz için timimizi.  Uzatmadan söylüyorum.  Tim komutanı ve unsur komutanı her ikisi de kendi personelini göreceği yerde bulunur. Sesle, varsa telsiziyle timinin adamlarını tek tek sevk idare eder.  Zamanı geldiği zamanda ateş açtırır. Yerinden kıpırdama der. Kaçma der. Ben burdayım der. Sevk idare eder. Onu gezinde tutar bu çatışmayı yürütür.

Öyle oluyor mu. Nadiren böyle oluyor.

Nadiren böyle oluyor. Eeee, fazla detaya girmeyelim ama çoğu yerde çat pat dediğin zaman o oraya bu buraya birkaç gözü kara arkadaş dayanıyor dikkat ediyor, şey yapıyor.  Lider pozisyonunda olanlar piyasada yoklar. En acısı da silahını da bırakıp da gidenler. Roj tv silahın numarasını da beraber gösteriyor. Öyle mi? Silahın numarasınıda gösteriyor. Ben olsam o rütbelinin yerine insan içine çıkmam. Ama utanmıyor adam. Bunlarla iş yapamayız. Yoksa canı sıkılan çeker gider.
Ondan sonra mevzimize de girilir. Bir sürü de şehit veririz. Artık herşey milletin önünde açık arkadaşlar. Eğitim zafiyeti nedeniyle terörist diye masum erimizi kendimiz vurduk.

Kabahatli biziz bakın yine örnek, dilimin ucuna geliyor söylemek istemiyorum. Böyle timi mimi sahip olmazsa orda bir tane karartı görür tak diye ateş eder başlar sesi duyan herkes ateş etmeye basıldık diye. Arkadaşımızı bir erimizi alnından vururuz. Vurduk mu? Haberiniz var mı? Var değil mi? Olayı takip ediyorsunuz.  Herkesin cebinde artık telsiz var eskisi gibi de değil. Bak ben ateş ediyorum. Herkes sussun diyeceksin. Herkes duyacak. Kimse bir şey yapmayacak. Bir kişi edecek. Bunu gayet kolay yapmak ama eğitimle bunu yaparsanız olur. Bırakırsanız keyfine gider adam ateş et der. Vay basıldık diye herkes silaha sarılır. Bir masum erimizi alnından pat diye vururuz.  Kabahatli biziz.
Sınır karakollarımız hatalı yapılmış, hantepe’de hatalı. Halimiz tam bir kepazelik arkadaşlar bir üssü bir tepeyi bir kritik araziyi korurken esas mevzi kazıp gömülmektir. 

Tabi kayalık sert yerlerdeyiz ve tabi kazıp gömülmek mümkün olmuyor çoğu zaman. Ne yapıyoruz o zaman? Kum torbası bol. Kum torbasını üst üste koya koya kulübemsi hani karakolların etrafında nöbet kulübesi gibi böyle kulübeler meydana getiriyoruz. Bir de delik açıyoruz önünde burdan gelecekler bakacagiz diye. Böyle bir koca hedef oluyor.

Arkadaşlar karanlıkta gece görüş aleti olmasa bile ben RPG7 ile 200 metreden onu tak diye vururum. Bak bu yaşımda vururum. İsterseniz deneyelim.

Böyle kulübe yapıyorsunuz ona mevzi diyor bazıları. Mevziye girdik deyince o kulübenin içine giriyorlar. Ondan sonra ilk rokette orası vuruluyor. Öyle oldu değil mi Hantepe'de. Üsteğmenimiz de orada gitti. Koşuştular hepsi peşinden mevziye giriyoruz diye. Ondan sonra roket de oraya geldi. Hedef orası o mevzi değil ki. Öyle mevzi mi olur. Nerede görülmüş şey ? Bu uygulamayı varsa hala lütfen kaldırın. Bize ne lazım. Bize ateş mevzii lazım. Çatışmaya gireceğimiz için. Ateş mevzii lazım.  İşte Hantepe'de iha'nın görüntüsünde bile belli. Koştular içine girdiler değil mi? Seyreden var mı? Vardır herhalde. Adam da geldi el bombasını üzerlerine atıyor. Şey atar gibi.  
Tam bir kepazelik halimiz.
Neden işte lider yok ortalıkta. Lider yok. Bu hale geldik. Bakın bunları söylememe gerek bile yok. Hepimiz askeriz bunun için komutanız yaa… Çok zayıfız bu konuda.

İha(insansiz hava araci) skandalında, teşkilat yapımızının yanlış olduğu anlaşıldı.

Emir verecek olan arazideydi, şimdi görüntünün başında. Boşluk istemiyorum kuvvet komutanızla beraber, hava kuvvetleri komutanımızla beraber bu ihaların işte gönderilişini görüntü aktarmasını yerlerinde bir daha inceledik. Şunu gördük ki eğer zamanında uygun şekilde iha’ları kullanabilsek, bize çok çok büyük bir imkân kazandırıyor. Ama bunu yerinde zamanında görüntüyü izleyen komutan, hakikaten o görüntüde gördüğü operasyona müdahale edebilecek bilgide ve tecrübede olması gerekir. Ordaki nöbetçi subayın yapacağı bir iş değil o. Demek ki önce ilgili komutan fırlayıp bu işin başına gelmesi süratle durumu değerlendirmesi topçu mu attıracak, uçak mı isteyecek, helikopterleri mi gönderttirecek ne talep edecekse etmesi ve alttaki birlik komutanıyla da direk temasta olup helikopteri yönetmesi lazım, topçuyu tanzim ettirmesi lazım, nereye atacağını söylemesi lazım. İha’nın nereyi takip etmesi gerektiğini hangi tarafı söylemesi lazım. Ekranın başında olup da harekâtı sevkedecek komutan ihayı da sevkedecek.

Bundan sonra ben dediğimde iha(insansiz hava araci) geç geldi sağa git dedim sola git dediydi falan filan yok arkadaşlar. Yok. Herkes işine sahip olacak. Herkes ne istiyorsa onu söyleyecek. Ona göre ihayı kullanacak. Ona göre de helikopter mi getirecek bilmem ne mi getirecek. İşte gerekli işlemi yapacak.  Buna dikkat edelim. Eylemsizlik kararı bizi bağlamaz  şimdi tabi terör örgütünün önümüzdeki dönemde ne yapacağı biraz siyasi. Artık tamamen örgüt siyasal alana angaje oldu. Biliyorsunuz seçime kadar eylemsizlik diye bir karar aldılar. Bu da hakikaten eylemlerini yani kırsal kesimdeki eylemlerini azalttılar. Bu karar tabi kesinlikle tabii bizi bağlamaz. Bizi hiç ilgilendirmez. Bizim eylemsizlikle alakamız yok.

O kadar bu son dönemde herşey serbest dendi ki halkımıza işte herkes istediğini söyleyebilir, istediğini talep ediyor, istediğini bilmem ne yapıyor saçma sapan şeyler.  Tabi çoğunun bunun düşünülmesi bile mümkün değil.

Bilgi almak için halkın nabzını tutun, herkese yakın olun.
Polisle, itle mitle, temas kurun onun için size diyorum ki arkadaşlar lütfen bulunduğunuz yerde nabız tutun. Bakın halkın içinde olun. Kışladan lojmana lojmandan kışlaya dediğimiz zaman bunu anlayamıyoruz. Nabız tutmamız lazım. Polisle itle mitle bilmem neyle yakın temasta olmamız lazım. Hakikaten bu söylenenler oluyor mu? Halk buna ne diyor. Ne kadar destekliyor. Ne kadar desteklemiyor. Saçma mı buluyor. Ne, nasıl oluyor yani bunları kimlerden öğreneceğiz. Sizden öğreneceğiz. Sizden öğreneceğiz.

Öncelikle jandarmadan öğreneceğiz ha. Jandarmalar, sizden öğreneceğiz. Buna ihtiyacımız var. Bizim için biz hiçbir zaman eylemsizlik falan filan öyle birşey ağzımıza almadık. Bizim için eylemsizlik söz konusu değil arkadaşlar. Kesinlikle değil!

Terörle mücalede hiç kimsenin talimatına ihtiyacımız yok.
Kimse bize harekâtı azalt diyemez  bizim hiçkimsenin talimatına filan ihtiyacımız da yok. Tabi ki mücadelemiz devam edecektir. Kimse de bize bunu durdur diyemez. Dese bile bunu kabul etmeyiz. Bir kere bunu hiç unutmayınız. Kesinlikle yok hareketi azalt, bilmem ne yap. Operasyonu azalt ne bizim ağzımızdan çıkar, duyamazsınız ne diğer komutanlarımızın ağzından çıkar. Biz her zaman olduğu gibi teröre karşı mücadelede bir adım bile geri duramayız.

Operasyonlarda artık son bir yıldır mantıklı iş yapmaya karar verdik. İstihbarat almadan taburla beraber arazide gezmeyeceğiz.ancak geçen seneden beri biraz daha mantıklı olarak bu işi yapmaya karar verdik. İşte eskiden büyük bölgeleri aramak için taburlar hadi araziye diziliyorduk. Hadi arıyorduk tarıyorduk bu arada 10 kişi mayına basıyordu beş kişi bilmem ne oluyordu. Düşüyordu kalkıyordu yaralanıyordu neticede de hiçbir şey bulamıyorduk verdiğimiz zayiatla kalıyorduk. Onun için dedik ki istihbarata dayalı gerçek duyuma dayalı birşey elde ettiğimiz zaman bunun usulünü yolunu valiyle maliyle ayarlayalım ve derhal buna operasyon yapalım. Artık buna jandarma mı yapar beraber mi yaparız. Bir taburla mı yaparız, iki bölükle mi?

Bu oradaki mahalli komutanın yapacağı iş. Dedik ve sanıyorum bunda da haklıyız. Yani boşu boşuna birlikleri sevketmektense bir bilgi alıp bir istihbarat alıp ona yönelmek ha o da boş çıkabilir çıkar çıkar yüzde yüz garanti diyemeyiz tabi. Ama yeterli kuvvetle, yeteri kadar kuvvetle bunu yapmak zorundayız. Bütün herşey bana geliyor.

Bazı yerlerde birliklerimiz kıpırdamıyor niye?
Bazı yerlerde hareket yok. Bazı bölgelerimizde hiç kıpırdama yok. Ne jandarmada ne bizde. Ne oldu bitti mi bu adamlar? Öyle değil. Öyle mi? Bunlara rahat vermememiz lazım. Öyle bir hava varsa eğer kafanızdan
Lütfen çıkartın. Öyle şey yok.artık herşeyi yasal zemine oturtmak zorundayız. Herkesin gözü üzerimizde

Çok dikkat edin herkesin gözü üzerimizde. Bir ufacık hata yapılırsa basına taşınıyor, manşetlere taşınıyor onun için herşeyi yasal bazda yapmak durumundayız. Bizim yasalarımız hani bazen kızıyoruz mızıyoruz ama bize gerekli yetkiyi veriyor.dikkatli incelersek kullanırsak işte
Valiyle konuşmak suretiyle falan bize gerekli yetkiyi veriyor. Tabi önce jandarmamız yapıyor. Bizde onların peşinden ona destek olarak yapacagiz.

Emasyanın yerine yapılacak yeni protokol üzerinde çalışıyoruz biraz evvel söz ettim. Emasya protokolü kalktığı için iller arasındaki harekette biraz sıkıntımız olacak gibi geliyordu. Ama arkadaşlarımız  söylediler, valiler gene anlaştı filan diye biz bunu yeni bir protokolle yasal baza oturtmaya çalışıyoruz. Onu da hazırlar hazırlamaz size tekrar gönderecez. Ona şey yapacaksınız. O konulara da sahip olacaksınız ve daha rahat edeceksiniz.

Elimizdeki teknik imkânları kullanamıyoruz, eğitim ve tatbikatımız zayıf neyimiz varsa kullanın. İşte havada bilmem ne helikopteri hazırbulundururuz, bilmem ne, çağırırız gerekirse. Bulundurun. Çağırın.
Şimdi rahatız. Yani sıkışık durumda değiliz.  Her türlü imkânızı kullanın bakın hertürlü imkânımızı kullanın diyorum. Ama teması da kurduktan sonra işte ben bunu kaçırdım, gittiler gece karanlığında kayboldular. Bizde herşey var. Gece de görüyoruz gündüzde görüyoruz.
Hertürlü imkânımız var. Onu kaçırmayacağız. Ona göre tedbir alacağız. Marifet kaçırdım demek değil. Temas kurunca kaçırmak yok. İnatla, cesaretle üzerine gidip sonucu almamız lazım. Elimizdeki aracımızı,gerecimizi, dürbünümüzü, techizatımızı işte ne varsa, iyi bilin.

Silahımızın kabiliyetlerini iyi bilin. Bilmeliyiz ki onu ona göre kullanmalıyız. Sınır birliklerimiz ve zaafiyet şimdi sınır birliklerimizin biraz daha profesyonel olması için, yani profesyonel asker falan demiyorum. Bir sınır eğitim merkezi teşkil ettik biliyorsunuz herhalde. Şey olan, eğitilmiş birliklerimizi, erlerimizi oraya gönderiyoruz.

Ünlüler Basörtüsü Takarsa

Angela teyzem yasina uygun bi tarz baglamali, olmamis!

Balcicek Ilter, isik evi ablasi gibi olmus;)

 Tekbirin mankeni Ece Temelkuran;)

Elif hanima cidden cok yakismis

Nur yuzlu Hillary teyzem

Lady gaga, bu kadar mi yakisir;P

Michele Obama, baci kalfamiz

Mine Bacim görmesin, yolar valla!

Cok yakismis Sanem hnm, mutlaka örtmelisiniz

Sertab. yeni gelinler gibi;)
devami SURADA (link)
Fotomontaj degil, gercek. Meme catali da gorundugune gore kim bu? Tabiy ki: Ayse Armaaan;)

Vasiyet ve Vandallik


Yorumsuz manzara fotograflari (Suradan)

Hoşgörü ve Tahammül Faaliyetleri

Gazetecilerimizden bazilari, birlikte Kutsal Topraklara(Umre) gitmisler.
Yanlarinda Mehmet Altan da var. Simdi, icsesimi size duyurup, oruclu agzimla günaha girmek istemem, o yuzden uzatmiyorum:)
[Sahi, bu bloglar bizi gunaha sokuyo mudur hocam?:P]

Gömleklerine zor sigmislar hissi veren göbekleri disinda(diyet sart), görüntüler cok hos.
Gerci en dogrusunu, Nur Yerlitas, Ivana Sert üstadlarimiz bilirler, ama, bence en karizmatigi, saclar, durus ve kiyafet acisindan Iskender Pala olmus..

Neyse;  artik darisi, Ahmet Altan'in basina.(Amin)

Onu da, Emre Uslu, Mehmet Baransu ve Mustafa Akyol beyfendilerle görmek isteriz. Eminim, sahane durusu ve mükemmel fizigiyle, hepsinin karizmasini solda sifir birakacak ve kutsal topraklarimizda ay gibin parildayacaktir.

Mehmet Altan, Hüseyin Gülerce



Iskender Pala

Bunlar da, cemaatin Necmi Ilgen abisinin, ucakta karsilastigi Mehmet Altan'la yaptigi, teblig maksatli muhabbeti anlattigi, videolar:




Bugünlerde Ne izliyorum.. (Neler izliyorsunuz?)

Biz 'Net insanlari',  televizyondan tamamen kopmus olmasak da, bos vakitlerimizin buyuk bir kismini, bilgisayar ekranina bakarak geciriyoruz. Hele hele, laptoplar ciktigindan beri masada oturmaya da gerek kalmadigindan, mutfakta, kanepede, yatakta farketmeksizin evin neresinde istersek, ayaklarimizi bi güzel uzatip kedi keyfi yapabiliyoruz..

Torrent siteleri sayesinde, piyasada bile bulunmayan cok eski siyah beyaz film arsivlerine ya da dunya televizyonlarinda yayinlanan bilumum dizi filmlerin sezon sezon paketlerine ulasmak da mumkun oldugundan, sansli bir nesil oldugumuza sükrederek ve bundan iyisi Sam'da kayisi diyerek, bugunlerde neler izlediginizi sorayim hemen:)

Evet,  neler izliyorsunuz sahi? Yazmayanin ana karti yansin mi:)

Saka bi yana, ben yeni bir dizi filme basladim, adi: Rizzoli& Isles
Detaya girmeden ipuclari vermem gerekirse, hafif bir amerikan polisiyesi.
Jane Rizzoli; yanda gorulen esmer guzeli cinayet masasi dedektifi.
Maura Isles de, hemen yanindaki sarisin adli tip doktoru.

Sarisin Isles, (besinci bolumden anladigim kadariyla), burjuva kokenli ve isini para icin yapmayan, kazandigini hayir islerine harcayan, wikipedia gibi bir beyne sahip, yumusak huylu bir kadin.

Rizzoli, onun tersine, orta halli bir Italyan aileden gelen, parasizlik yuzunden kabul edildigi halde universiteye gidememis ve polis olmus, erkeksi ve hircin karakterli bi kadin.

Bizdeki sistemden farkli olarak, cinayet mahalline filan birlikte gidiyorlar ve ortak calisiyorlar.

Kimi zaman ayni erkekten hoslaniyorlar, kimi zaman birbirlerini avutuyorlar. Biri bira seviyor, digeri sampanya. Hasili, cok farkli dunyalardan gelip, guzel bi arkadaslik kurabilmis iki kadinin öyküsü de birlikte yürüyor arka planda..
Sinematografik ögeler acisindan beklentiye girmeden ve The Killing'le filan da kiyaslamadan izlerseniz, keyif alacaginizi saniyorum. (Zaten imdb puanlarina bakarsaniz, bu: 7.7 almis, digeri:8.4)

Suradan izliyorum ve bitince kismet olursa, Downton Abbey'e baslamaya niyetim var.(imdb:9.0)

Dönem filmlerini oldum olasi sevdigimden, simdilik merakimi demlendiriyorum.
 Melis Alphan izlemis ve oldukca begenmis olmali ki, hakkinda bir yazi bile yazmis.(link)
Son paragrafinda söyle bahsediyor:
“Downton Abbey”nin Türk diplomatı
Downton Abbey’de patlayan en büyük skandalın başrolünde bir Türk var. Türk diplomat Kemal Pamuk. İhtimal o ki karakterin ismi Orhan Pamuk’tan ilham alınarak kurgulanmış. Pamuk yazarın soyadından, Kemal ise “Masumiyet Müzesi”nin karakterinden...
Dizide evin büyük kızına, iyi bir kısmet gözüyle bakılan genç bir İngiliz adamın Türk arkadaşıyla ziyarete geleceği söylendiğinde, kız Türk mürk diye bir küçümsemeye gidiyor. Ama bir yandan da aristokratlığın verdiği burnu büyüklükle neyi küçümsemiyor ki o? Nitekim Kemal Pamuk’u gördüğünde kızın ayakları yerden kesiliyor.
Pamuk birkaç saat içinde onu baştan çıkarıyor.
Baştan çıkarması işten değil; karakterimiz rüştünü ispatlamış, yakışıklı, karizmatik...
Kemal Pamuk, ingiliz aristokratlarla eşit bir karakter olarak karşımıza çıkıyor.
Hatta baştan çıkarılan kız “Ailem kesinlikle bu ilişkiye onay vermez” derken atılıp “Benimkiler de öyle, merak etme” diyerek kızı bozması bile bunun göstergesi.

Bunlardan baska, Vimeo'ya, ozellikle de Umit Kivanc'in videolarina dadandim diyebilirim.
16 TON adinda, nefis bir dokumanter hazirlamis, seslendirmis ve parcalar halinde izleyebiliyorsunuz. Size, Riya Tabirleri sitesinden izlemenizi önerecegim guzel calismasi icin, söyle diyor Kivanc:
16 Ton, insanlık tarihine ironik bir yaklaşım. Bugünkü yanlış hayatımızı neleri nerelerden nasıl çıkararak inşa ettiğimizi anlatıyor. Gele gele vardığımız serbest piyasa ve özgürlük çağı yoksa bütünüyle halkla ilişkiler faaliyeti ürünü mü? Madencilerin sefaletini anlatırken gözde bir hit parçası oluveren "16 Ton", yoksa sadece bir şarkı mı?
16 Ton, büyük ölçüde, fotoğraf, resim, desen ve gravürlerin hareketlendirilmesiyle yapılmış bir "masa başı" filmi. Orijinal hareketli görüntüler de içeriyor; ama az. Ardında da, uzun ve ayrıntılı bir araştırma var. Yapılışı 1,5 yıla yayıldı.
Bu siteden, filmin tamamını da izleyebilirsiniz, bölümlerini, ayrı ayrı da. Sitede filmin metni de yeralıyor. Her bölümün sayfasında, birçok ek bilgi ve filmin ayrıntılarına dair açıklamalar var. İyi seyirler ve okumalar. / ÜMİT KIVANÇ

Hepsini izleyemedim ama siraya koydugum,  Kivanc'in vimeo'da paylastigi diger videolar da izlenmeye deger.

Ben 16 TON'dan sonra, 40 dk'lik Kizlar ve Kökler'i izledim, (tekstilci oldugum icin kök boyalarin eldesi vs. ayrica ilgimi cekti), tavsiye ederim.

Sinemada da, gecen hafta üc boyutlu Sirinler'i'gözlükle izledim. Film boyunca, salonda cocuk kahkahalari eksik olmadi.

Komunist bildigimiz Sirinler, Newyork ve kapitalist dunya ile tanistilar. Bir reklamci ve esiyle de dost oldular. Köylerine de özgürlük anitini diktiler (film biterken fotograflarda görüyoruz)

Hâsili, artik Sirinler de 'eski solcu'  arkadaslar, daha ben ne diyim;P

Herkese iyi seyirler..

İstanbul-1964


Suradan

Maurice Pialat'in, 1964 yılında Istanbul'da cektigi kisa belgeseller serisinden: 'Istanbul'
 

Bi ara arka planda calan ve Zeki Muren'in soyledigi sarki(Aldattin Beni) Mine Gecili yorumuyla arsivimde vardi, sesini begeneceginizi saniyorum.


O yazı, ya şöyle yazılsaydı ?

Tahammül mü hoş görmek mi?

Bir laik, imkanlar ve şartlar elverdiği takdirde kemalist ahlak ve âdâbın hakim olduğu, kimsenin aleni olarak bunları çiğneyemediği bir toplumda yaşamak ister. Yine imkan bulduğunda, şartlar müsait olduğunda, düzelteyim derken bozma ihtimali bulunmadığında, daha büyük sakınca doğurmadığında her kemalist, aleni (açıkça, kamuya açık yerde) kemalizme, ahlaka, âdâba aykırı bir davranışa -engellemek veya ıslah etmek maksadıyla- müdahale etmekle yükümlüdür.

 Laiklige inanmayanlar kendi inançlarını serbestçe uygulayabilirler; ama bu uygulama kemalistlerin hayat, ahlak ve modernist yasamlarini, nesillerin eğitimini olumsuz etkileyecekse -Laik toplumda- "onların aykırı filleri için özel mekanlar ihdas edilmek gibi" tedbirlere başvurulur.

Bir laik, yukarıda özetlediğim imkanlardan mahrum ise, çok dinli, çok kültürlü, çok ahlak anlayışlı bir toplum içinde yaşamak durumunda kalmış ise ne yapacaktır?

Şartlar müdahaleye ve düzeltmeye müsait olmadığına göre bunu yapamayacaktır.
Şartlar, ötekilerden ayrı bir mekana yerleşip orada kendi inancına göre yaşamaya elverişli değilse bunu da yapamayacaktır.

Geriye beraber, yan yana yaşama şıkkı kalıyor.

Şimdi bir apartmanda, bir sokakta, bir mahallede, dincisinden, nurcusuna, süleymancisindan, AKP'lisine, eşcinselinden sarhoşuna, nikahsız birlikte yaşayanından (zina edenlerden) kumarcısına, kemalistleri sevmeyenlerden düşmanına, sokakta sevişenden çıplağına... kadar birçok insanla yan yana yaşıyoruz. 

Peki laik bir kemalistin, bu insanlara karşı iç ve dış tavırları ne olacaktır?

İç tavırdan başlayalım:

Laik bir insan, bu davranışları asla beğenemez, bu fiillerden nefret eder, imkan bulsa düzeltme ve engelleme niyetini muhafaza eder.

Dış tavır olarak da Ataturkcülüge, ahlaka ve âdâba aykırı davranışı çekinmeden, gözünün içine baka baka, meydan okurcasına sergileyen insanlara cesaret verecek, davranışlarını meşrulaştıracak tavırlardan sakınır. Onlar kötü halleri içinde iken en azından tebessümünü esirger.

Durum böyle olunca çoğulcu bir toplumda yaşayan Laikler, farklı olanlarla zorunlu ilişkisinin adına ben ısrarla "hoşgörü" değil, "tahammül" diyorum.

Bu yazıma tepki gösterecekler, "bu ayrımcı, bölücü, birlik ve beraberliği zedeleyici" bir yazı diyecekler olacak; bunu biliyorum. Ama bir Laik, farklı olanlarla arasındaki farkın "farkında olmak" mecburiyetindedir ve laiklik bakımından en önemli tehlike bu "farkında oluşun" ortadan kalkmasıdır. 

Şartlar öyle getirdiği için farklılığa tahammül ederek, kimsenin -düzen tarafından verilmiş- hak ve hürriyetine müdahale etmeden yaşamak başkadır, hoş olmayanı hoş görmek başkadır.

***

Bilenler biliyordur, sözüne kiymet verilen, hatta pek cok guncel mevzuda fetvalar da alinan ilahiyatcilarimizdan Prof, Dr. Hayrettin Karaman, Yenisafak gazetesinde bir yazi yazmis(link) 

Bir anlamda 'ötekilere'(onun lafi)  karsi, muslumanlarin nasil tavir almasi ve en azindan tebessumlerini bari esirgemeleri gerektigine dair de ögütlerde bulunmus. 


Cok sükür ki -düzen tarafindan verilmis-(onun lafi) diye belirtmek ihtiyaci hissettigi hak ve hurriyetlere mudahale etmeden yasamak diskurunu es gecmemis!

Ama, gayet tepeden bakici bir yaklasim olan 'hosgörü' kelimesini bile insafli bulup, 'tahammül' ile degistirivermis.


Günlük kullanimda, benim kit türkcemle bildigim 'tahammül', bir bakima 'sabir' kelimesine karsilik gelir ve belli bir esik ya da süreyle de sinirlidir.  

Dolayisiyla, tahammül gosterdiginiz karsi tarafin bu esigi asmasi da an meselesidir.


Bu yüzden, kendisine sormak isterdim; acaba tahammül siniriniz nereye kadardir ve  bu durum ne zamana kadar sürecek?

Ayrica bu esik ve sinirin asilmasi durumunda (bu ülkeden gidemeyeceginize göre), karsi tarafa ne yapacaksiniz? 


Mesela; bir cift, sizin apartmaninizdan ev alsa ya da kiralasa, evlilik cüzdanlarini herkese gostermek zorundalar mi! 

Ya da, iki kadin/ iki erkek ortak ev kiraladilar ve birlikte yasiyorlar diyelim, herkese escinsel olmadiklarini ispat etmek gibi bir zorunluluklari mi olacak? 

Hadi escinseller diyelim, kapilarini kapatip evlerinde n'aptiklarindan kime ne? 

Herkese bulasacagindan mi korkuyoruz!

Yukaridaki yazida, 'müslüman' kelimelerinin yerine 'laik' 'kemalist' 'Ataturkcu' vs. koydum ve noktasi virgulune dokunmadan yayinladim.


Eger, bu yaziyi bu haliyle, Bekir Coskun ya da Yilmaz Ozdil filan yazmis olsaydi, adamlari ne olarak tanimlardik?


Yaniti basit..


Son yillarda cok moda olan ve herkese kolaycacik yapistiriverdigimiz kestirme ifadeyle: 

Fasist!


Ben sahsen, kendisine 'Fasist' demekten ar ediyorum ama, o, ne yazik ki bu dedikleriyle kendini oraya  dogru hizalamis.

Yazik!

Birand'ın 28 Şubat söyleşisi

video

Bol :)))'li, oldukca mütevazi(!), lâf sokmali bir biyografi örnegi

Laf lafi acti ve 'Muazzez Abaci'ya, ses olarak en cok benzeyen kimdi yau?' filan derken, Pinar Altinok adinda bir sarkicinin sitesine kadar gelindi.

Kendisini ve sarkisini televole zamanlarindan hatirliyorum.

Zaten, Muazzez Abaci'nin da yegeniymis ve tarzi o yuzden benziyormus.

Herneyse, internet sayfasinda, kendi yazdigi biyografisini okudum, baya bi enteresan buldum.

Bes dakikaniz varsa, usenmeyip bi okuyun derim.

Bold isaretledigim yerler ne demek istedigimi anlatacagi icin, ekstradan yorum yapmama gerek yok zaten:P [hain kedi Azman siritisi]

Ahh, ah! Yüce RABB'im neler yaratiyo da kiymetini bilmiyoruz..

***

Istanbul’da doğdum…Orta ve lise öğrenimimi Özel Şişli  Koleji’nde tamamladıktan sonra, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Maliye Anabilim dalına Türkiye’nin en genç üniversite öğrencisi olarak 15 yaşında başladım.Bu durum hem puan olarak hem de 15 yaşında oluşumdan dolayı bir Türkiye rekoru olduğu için, gazeteler “Harika Çocuk”, “Süper Çocuk”, “15’lik Pınar Üniversiteli”, “Dahi Kız” başlıklı haberlerle beni manşetlerine taşıdı.

Yani, sahnelerden önceki ilk şöhretimi o zaman elde ettim…))) Aaaahhh ne düştü kafama acaba? !!!...)))

Fakülteden birincilikle mezun olduktan sonra (söylerken utanıyorum ama napiim öyle…))) , yine aynı bölümde yüksek lisansımı ve doktoramı tamamladım. 2003 yılında Ekonomi Doktoru olarak cüppemi giydim.

Türkiye’nin en genç ekonomi doktoru olarakCüppemi Üniversite Rektörümüz bizzat kendi elleriyle giydirdi…ki benim için büyük bir onurdur…”

Merak edenler için belirtmek isterim.”Türkiye’de Dışa Açık Büyüme ve Uygulanan Maliye ve Bütçe Politikaları” adını taşıyan Yüksek Lisans ve “Kamu İktisadi Teşebbüsleri ve Özelleştirme” konulu doktora tezlerim , yanı sıra çeşitli bilimsel dergilerde yayınlanan makalelerim bulunmaktadır.

Müzik konusuna gelince…

Çok küçük yaşlarda şan dersleri almaya başladım…Muhterem Hoca’m Sayın Feriha Tunceli Hanımefendi’dir…Babamın bağlama, tambur, ud sesleriyle uyandığım sabahlar, fasıllar, o şaheser eserler, profesyonel icralar kulaklarımda çınlarken, nasıl ve ne zaman başladığımı bilemiyorum.

Çok iyi okuyan başarılı bir öğrenci olduğum için, ailem önce eğitimime ağırlık vermek istedi.

Üniversite’ye başladığım yıl, yine mensubu olduğum İstanbul Üniversitesi Klasik Türk Musıkisi Bölümü’nün açtığı sınavda başarılı olarak, fakülte eğitimimin yanı sıra tam 7 sene boyunca süren profesyonel bir eğitimden geçtim. (4 yıllık fakülte, 2 yıllık master eğitimi bitti, doktora eğitimimin de birinci yılı bitti…Hem de ekonomi eğitimi gibi son derecede ağır ve zor bir branşta…İşte tam o zaman 7. yılda diğer bölüm bitti…düşünebiliyor musunuz…!!!...)))  

Prof.Dr.Nevzat Atlığ, Süheyla Altmışdört, Adnan Mungan, Faruk Salgar, Prof.Dr.Alaeddin Yavaşça, ve isimleri Türkiye’ye altın harflerle yazılmış pek çok kıymetli büyük üstadlar, hocalarım oldu.Sonsuzlarca minnet ve şükran duygularımı, saygılarımı, sevgilerimi sunarım her birine…

Müzik çevreleri tarafından küçük yaştan beri sesimin güzelliği biliniyordu.Bu nedenle gelen kaset ve konser tekliflerini “kariyerimi” öne sürerek hep erteliyordum.
Sonunda artık bu israrlar o kadar üst üste geldi ki…Anneme babama bu konuyu danışınca…Artık üniversiteyi bitirdin…Kariyerine devam ederken aynı zamanda kaset çıkarabilirsin…Sen istersen biz arkandayız dediler.Aileden de desturu alınca…

İlk kez 1997 yılında kaset ve sahne çalışmalarıma profesyonel olarak başladım.İlk albümüm “Dur Bakalım” adlı albümle müzik severlerle buluştum.Albüm o kadar ilgi gördü ki, her yerde şarkılarım çalınmaya söylenmeye başlandı…Dur Bakalım stadyumlara slogan oldu…Şarkılarımın geniş halk kitleleriyle kucaklaşması sonucu, halk konserleri, festivaller, televizyon çekimleri, radyo programları, yurt içi yurt dışı organizasyonlar ve birinci sınıf sahnelerde assolist olarak çalıştım.
Dur Bakalım albümü ile, yılın en iyi çıkış yapan sanatçısı olarak gösterildim…En çok satan albümler listesinde yerimi aldım,…bütün dinleyenlerime sonsuz teşekkürler az gelir inanın…TSM bir şarkı 7’den 77’ye herkesin diline düşmüştü…

Demek ki işler öyle söylenildiği gibi değildi…Halkımız kendisine ait, kendisine yakışan değerlere sahip çıkıyor, bu şarkıları bir kere tuttu mu bir daha hiç bırakmıyordu…
Bu çıkış çok büyük yankı yarattı…Genç kuşaktan neden hiç assolist çıkmıyor…Neden genç arkadaşlar hep pop müziği tercih ediyor…Nerede bu gençler?...denen bir dönemdi…

Çok usta gazeteciler köşe yazılarında benim çıkışımı duyurarak, beni çok onore ettiler…Hepsine müteşekkirim…

Bu çok değerli basın mensuplarına göre ; “ Türkiye’de, genç, iyi eğitim görmüş, değerli bir aileye mensup, yeni bir assolist çıkıyordu…”Ben şarkıcı olmak için 15 yaşında evden kaçtım diyenlere, sesi güzel olmayıp da arkasına ensesi kalın para babalarını takanlara, iki şarkı ezberleyip çıplak pozlar verenlere inat…Bu kız 15 yaşında üniversite tahsiline başladı…İşte sanatçı olmak isteyenlere örnek olsun…Ailelerin örnek gösterebilecekleri bir sanatçı…Aslanlar gibi şarkılarını okuyor…Bu yaşta böyle yorum, böyle büyük icra…” gibi yorumlarda bulunuyorlardıSağolsunlar…Beni her zaman destekleriyle mahçup ettiler…

Bu arada üniversitedeki kariyerime de devam ediyordum.(Yukarıda da belirttiğim gibi 2003 yılına kadar iyi bir öğrenci olmaya devam ettim…)))

Ardından diğer albümüm geldi…”Arz Ediyorum” albümümde , “Gidersen” isimli şarkım halkımız tarafından çok sevildi…çok beğenildi…Bana ödül getirecek kadar çok…

Ve aradan geçen bu süre içinde, şarkılar, konserler, sahne çalışmaları, ropörtajlar, festivaller, bayii toplantıları, düğünler, özel geceler,…saymakla bitmez daha neler neler…

Yüce RABB’im fırsat verirse sizler için yapmak istediğim çok şeyler var…

Her zaman size layık olmaya, sevginize mahzar olmaya , evlerinizin kızı olmaya, ailenize uygun bir sanatçı olarak kalplerinize girmeye çalıştım…

Sevincimi, kederimi, coşkumu, mutluluğumu, yeri geldi gözyaşlarımı, yeri geldi kahkahamı hep sizlerle paylaştım…Sizinle hep elele gönül gönüle oldum…

Şarkılarımla aşık olan mı ararsınız, sevdiği kıza evlenme teklif edenler mi, askerdeki nişanlısına mesajlar gönderenler mi,…Dünyada bundan daha büyük mutluluk yok benim için…

Ben sizlerle çok mutluyum…Nefes aldığım sürece sizlere hizmet etmek, şarkılarımla, çalışmalarımla kalplerinize girmek, bana yaşama sevinci verecek en büyük  armağan olmaya devam edecek…

Sizlerle beraber kucaklanacak, nice mutlu, sağlıklı, başarılı, huzurlu, sanat dolu yıllara yelken açmak dileği ile,…

Hepinize sevgi ve saygılarımı sunuyorum,…

ALLAH’a emanet olun,…

Dr.PINAR ALTINOK 


Kısa kısa, memleket manzaralari

Asagidaki fotograflari, tumblr'dan, twitter'dan ve google'dan arsivlemisim. 



Turgay Ogur'un twitter sayfasindan
*Bu yil da, semâzen manzaralarinda bi degisiklik yok gibi..

Mesela, bu kardesimiz, o daracik yerde dönmek icin kac para almistir, hadi dönmeyi becerdi diyelim, g.t kadar yerde o klos etek, duvara duvara carpmamis midir, hadi carpmadi, Mevlana'nin kemikleri sizlamamis midir, Allahim sen aklimiza mukayyet ol yarabbim!


Yildiray Ogur'dan
Bunun durumu da farkli degil! Digerinden daha acikli da denilebilir, cunku herkes kendi havasinda, o da saatli ucret karsiligi donuyor da donuyor belli ki..
Yazik!

***


Istanbul'un havasini konservelemisler ve Topkapi Muzesi'nin orada, 5 TL'den turistlere satiyorlarmis:)) (kahkaha efekti valla)

'Kisa, kisa' diye baslik atmamis olsam aslinda neler neler diyesim var da, neyse!
Hergun milyonlarca arac egzozunun, milyonlarca insanin da barsak gazinin salindigi nadide havamizi gule gule koklayin panpalar:P

***
Taksim Meydani, reklam tabelalari varken


Taksim Meydani, reklam tabelalari kaldirildiktan sonra
Bu guzel bi haber ve irade koyan merciler her kimse, cidden alkisliyorum. Taksim Meydani'nda tarihi dokuyu bozan goruntu kirliligini önlemek maksatli, reklam tabelalari kaldiriliyormus. Dilerim gerisi de gelir, alt yapisi tamamlanir ve trafige de kapatilir. 

***
Buna da cok güldüm. Bence, degme reklamcilara gol atmis. Yalniz bu mantikla, burada iftar da yapilmaz tabii:)

***
Bulgur King dürümcüleri, uzun suredir varmis, haberim yokmus. Tahmin edilecegi gibi Burger King'le de bes yildir davalari suruyormus. Uyaniklik etmisler ama, insanin, 'onca isim dururken taklitte israr etmeye ne gerek var ki' diyesi geliyor..

***
Bu dergiyi D&R'da gordum.

Dindar kadinlar icin hazirlanmis ve suradaki videoda detayli tanitimi da var. Internette bolca bulunan, tesettur giyim bloglarinin kagida basilmis hali gibi gorunuyor. Kimse "Iran gibi olacagiz" filan diye korkmasin bence. Cunku, bizdeki, dunya uzerinde hic bir ulkeye benzemeyen, 'nev-i sahsina munhasir bir Islam' olma yolunda hizla ilerleyen, cok renkli, kapitalist ya da merkantilist filan bisiy.


***

Son olarak, Cübbeli hocafendimiz yine birseyler yumurtlamis ve kadinlar duymasin demis ama duydum, kizmadim.

Huriler kovalasin seni emi!:))

28. sn'den sonrasini bi izleyin lutfen, cok kisa zaten..
'Ne kadar salavat, o kadar huri, ne kadar salavat, o kadar huri'
Yani erkek olsam acaip dindar olurdum sanirim:P

Ey Rekâbet, Sen Nelere Kâdirsin..

11 yasindan beri, (el mecbur) duzenli olarak, senede birkac kez uzun yolculuk yapan biri olarak, hemen hemen her model otobuse bindim ve sektordeki her turden gelismeyi de bizzat test ettim diyebilirim rahatlikla.

Cocuk yasimda yaptigim; sigara dumanina bogulup, ustum basim kokmus bi halde indigim o berbat yolculuklardan sonra, Refahyol hukumetinin yaptigi tek iyi sey olarak, otobuslerde sigara icmeyi yasaklamasini hatirliyorum hep.

O zamandan bu zamana, firmalarin rekabetten dolayi verdikleri hizmet yarisi oyle bir hâl almis ki, gecen ay, kardesimin israrli tavsiyesiyle bilet aldigim bir firmanin otobusunde sahit oldugum manzara, beni hem sasirtti hem de 'bundan otesi artik ne olabilir ki' diye dusundurttu..

Tanik oldugum bu yolculuk manzarasini (firma ismi vermeden) paylasiym istiyorum..

Sabah trafigine yakalanmamak icin, hareket saatinden 1,5 saat kadar once terminale varinca, önce gidip bir pohaca ve cay aldim.

Yanima da, ince oldugundan, yol boyunca bitiririm diye Albert Camus'un, Tersi ve Yüzü kitabini almistim.

Artik, ustaya saygisizlik mi dersiniz, ne dersiniz bilmiyorum ama, ben kitabin önsöz kismini, o büyük büfelerin icindeki plastik masalardan birinde cayimi icerken okudum;)

Sonra kalkip, firmanin bekleme salonuna gittim. Salon, öyle ahim sahim olmamakla birlikte, gayet temizdi.

Televizyon acikti ve bekleyen tek bir kisi vardi, ben.. Firsat bu firsat, okumaya orada devam ettim..

Hareket saatine on dakika kalinca asagi inip, bagajimi teslim edip, otobuse bindim.

Daha merdivenden cikarken, camin onune konulmus ve hemen hemen hepsinin oldugu bir gazete yiginini  görüp, icinden iki tanesini aldim.

Cam kenari kiymetlidir malum. Bilet numaram bu kez koridor tarafindaydi, hafiften hayiflanarak oturdum.

Yanimdaki yolcu henuz gelmemisti.

Kitabimi bitirmeye kararli oldugumdan, kim gelirse gelsin, bu kez kimseyle muhabbete dalmamaya niyet edip, bi guzel yerlestim..

Tavan, ucak tavanindan farksizdi ve elinizdeki kucuk bagajlarinizi rafa yerlestirip, kafaniza dusmeyecek sekilde kapagini da kapatabiliyordunuz..

(Digerlerinde tepeden dusen laptop bile gordum gece yarisi..)

Artik hemen hemen her firmada bulunan, LCD ekran televizyonlu koltuklardan vardi fakat bu firma USB girisi yetmezmis gibi, otobuse 220 voltluk priz de koydurmustu, sasirdim.

Bu arada, koridorun bir tarafi tekli koltuk oldugu icin, ciftli koltuklarin arasindaki mesafeyi genisletmisler, bu sayede, uyurken yaninizdakinin omzuna dusme olasiliginiz azalmis biraz.



Meshur yolculuk anonsunu, eline mikrofon alip muavin yapmadi. Daha onceden kayda alinmis, cok hos bir kadin sesinin guzel temennileri ile hareket ettik.

Atasehir'e kadar yan koltuk bos kaldi.

Ben aldigim gazeteleri acmadan, kitabima dalmis okurken, Atasehir'e varmisiz ve basimda bir cift belirdi. Ellerinde ne var ne yok, koltuga birakip tekrar asagi indiler. Camdan söyle bi bakinca, tekrar tekrar sarilip, ayrilamadiklarini gordum.

Kiz tarafi baya baya agliyordu.

Yaklasik bi onbes dakika orada oyalandik, cunku kopru trafigi acik oldugundan erken gelmistik.

Neyse, kiz yanima geldi oturdu, cama yapisti ve bu kez isaret diliyle anlasmaya basladilar. Ayip olur diye bakamiyordum ama cok zor ayrildiklari belliydi.

Kizin pencereye ragmen duyurmaya calistigi 'yok, acimiyo, acimiyo!' sesi ve bir yandan da uzun beyaz etegini siyirip ayagina bakmasina anlam veremeyerek, yasli gozleriyle bir anlik karsilastigimizda tebessum ederek 'hayirli yolculuklar' dedim ve rahat rahat aglasin diye lafi uzatmadim.

Otobus tekrar hareket ettikten sonra, caprazdaki yasli teyze, yastik istedi ve kendisine tek kullanimlik kagitimsi kilifla kapli, kucuk bir yastik verildi.

Baktim,  boyun yastigi dahil olmak uzere, koca torba elyaf yastik asiliydi ve isteyene veriliyordu.

Hatta isteyene, polar battaniye ve uyku gozlugu de!

Ben dikkatle bunlari gözlerken, tek kullanimlik, kulaklik bonelerimiz dagitildi ki, onlar da yastikla ayni kagit kumastandi.

Alibeyköy yolcularini da aldiktan sonra,  her firmanin yaptigi gibi, acik bufe denilen servis basladi ve sicak, soguk, cesit cesit icecek, tatli tuzlu krakerler, kekler, yaninda islak mendiliyle birlikte ikram edildi.

Bu arada, yanimdaki kiz surekli sms yaziyordu ve hicbisey yemedi.

Bir ara, servis elemani yanimizdan gecerken, 'Afedersiniz, yanik kremi bulunur mu sizde, ayagimi yaktim otobuse binmeden, sicak cay dokuldu' dedi.

Eleman gitti ve elinde yanik kremi ve bir saglik paketiyle geri geldi.

Ben icimden, 'Oha! Simdi pansumana da baslayacak ya da bunlarin bi hemsiresi filan da var kesin' derken, saglik paketinin icerisinde neler oldugunu da ogrendim.

Efendim, cocuk bezi, kadin pedi, agri kesici mentollu mendil diye bisey daha varmis icinde..

30 dakikalik moladan hemen sonra, yiyecek icecek servisi tekrar yapildi.

Yanimdaki kizcagiz, paso sms yazdi durdu, ben de kitabimi bitirdim. (Kafka'nin Dönüsümü'nü de boyle yolda bitirmistim, en iyi yolda okuyorum sanirim)

Derken, bir kac saat sonra yeni bi anons, 'Degerli yolcularimiz, otobusumuzde Türk Kahvesi ikram edilecektir, arzu edenlerin, servis elemanimizdan istemeleri rica olunur'..

Yani, 'film izleyenler icin, misir da patlaysaydiniz ya!' diyecektim ki, bazi seferlerinde onu da yapiyorlarmis meger;)

Eksik kalmadim ve Turk Kahvemi de istedim.

Porselen fincanda degil, ama bildigimiz plastik ya da kagit bardaklarda da degil, minik fincanimsi köpük malzemeden yapilmis bir fincanimsida ikram ettiler.

Kahvenin köpügü de, tadi da yerindeydi dogrusu. (Hayir, falimiza bakmadilar:P)

Sinirsiz internet hizmetlerinden faydalanmadim ama laptoplarini acmis, tikir tikir kullananlar vardi. Buna ek olarak, isteyene notebook ve oyun da kiraliyorlarmis.

Bir de yanima kitap almasaymisim, arac ici kutuphane dedikleri, best seller kitaplardan olusan,  kutuphaneleri de varmis.

Iste, bu kadar hizmet karsiliginda, (inince evlere bedava servis hizmeti dahil), 6-7 saatlik yolculuk icin 35 TL odedim. 


Demem o ki; ben böyle ilgi ve izzeti ikrami ilk kez goruyorum.

Sonu nereye gider diye de cidden merak ediyorum..


"Ağzınızın Tadını Bozmaya Geldik" Hareketi

Emek ve Adalet Platformu, dün ilk defa gerceklestirdikleri bir eylem turuyle, tum muslumanlara anlamli bir mesaj verdi.

Besiktas Conrad Oteli onundeki parkta duzenledikleri sokak iftari ile, 'zengin eglencesi' olarak tanimladiklari luks otel iftarlarina gidenleri protesto ettiler..

Gerek, Somali'den gelen haberlerin vehameti,  gerekse issizligin her gecen gun arttigi ulkemizde, asgari ucretli insanimizin yasadigi gecim derdi bu kadar asikârken, hepimize boylesi bir tokat gerekiyordu dogrusu.

Bu yuzden eylemlerini sonuna kadar destekliyorum..

Diger yandan, unlu otellerin, 2011 Ramazan ayi icin belirledikleri, kisi basi iftar menu fiyatlarini da buldum..

Soyleymis:


Mesela, Four Seasons'da, dort kisilik bir aile olarak iftar yapsaniz, 600 TL'yi bayilip cikmaniz gerekiyor ki, bu meblag, neredeyse, asgari ucretli bir ailenin tum gelirine karsilik geliyor..

Ustelik, kuculen midenin, iftariyeliklerle ve corbayla hemen doydugunu hesaplarsak, aslinda yediginizin bilmem kac kati parayi da bosa harcamis ve mekan kirasi vermis oluyorsunuz!

Hersey bir yana, bunun tek bir tanimi var:

Enayilik!

Ote yandan, komsunun ac uyumasindan dolayi omuzlara vebal yukleyen bir dinin muntesiplerinin, en azindan Ramazan ayinda boylesi bir israfa talip olmasi ve gosterisli sofralarda oruc acmasina Allah razi midir bilinmez, ama, asgari vicdan sahibi bir muslumanin/insanin, bundan hosnut olmasi dusunulemez..

Neyse, bu konuda daha fazla ahkâm kesmeden, pek cok anlami bulunan bu sosyal tepkinin fotograflariyla, manifestosunu da paylasayim ve "Ey oruc tut bizi!" diyerek de susayim..






Fotograflar suradan(link)

Emek ve Adalet Platformu duyurusu:

Oruç, eşitlenmeyi, benzemeyi, anlamayı öğretir.
Oruçtan anladığımızı iftarda paylaşıyoruz.
Alem-i cihanın hakkı için israfta olanı insafa çağırıyoruz.
Fildişi kulelerinde iftar yapanların dibine yer sofralarımızı seriyoruz.
Oruç iftarla başlar!
Yediklerimiz Rabbin ikramı; tükettiğimiz insanlığımızdır.
İnsan olarak şereflendirildiğimiz alemde, insan kalabilmek için İNSAF diyoruz.
Şatafatlı iftar sofralarından açlığın kol gezdiği dünyaya nasıl bakılır?
Oradan yoksulluk nasıl görülür gibi oryantalist merak değil bizimkisi. Gerçeği arıyoruz.
Çünkü biliyoruz ki birinin varlığı diğerinin içinde gizlidir.
Şatafatlı sofranın davetsiz misafiridir yoksulluk.
Çılgınca tüketimin ve israfın gözlerine bakar.
İnsafsızlığın şahididir, izansız olan insanlığa o yol gösterir.
Bana bak! der fukara.
Bana bak ve çeki düzen ver kendine.
Fukara, hakkı çalınandır. Allah’ın nimetlerinden alıkonandır.
Dünyadan sürgün edilen kuştur, ölen balıktır.
Şimdi oruç günlerinde onlara bakıp kendimize çeki düzen veriyoruz.
Her mahluka hakkını teslim edip kendi hakkımıza razı oluyoruz.
Aç gözlülüğümüzü şükürle ıslah edip, yoksulluğumuza karşı duruyoruz.
Davetimiz var.
İsrafta olanı insafa davet ediyoruz.
Nimetlerimizi paylaşarak çoğaltıyoruz. İnfak ile zenginleşiyoruz.
Kenz ile biriktirilen fakirliğimizi omuzlarımızdan atıp, orucun tokluğu ve hafifliği ile özgürleşiyoruz.
Oruç günlerinde fildişi kulelerde iftar açanlara, o kulelerde hizmet eden emekçileri hatırlatıyoruz.
Ağzına zeytinini atarken bir taraftan da hizmet eden asgari ücretliyi.
Kaldırım taşlarının altındaki kum tanelerini hatırlatıyoruz.
Bir de tüketip durduğumuz eşyalar dünyasında tükenmiş olan insanlığı iftarla yeşertmeyi.
Oruç toprak, iftar da su.
Haydi kardeşler, çamurumuzu yoğuruyoruz.
ADEMOĞLU, iftarın ruhuyla yeniden doğuyoruz!

Buluşma Yeri: Conrad Otel önündeki park
Tarih: 06.08.2011 Cumartesi, 20:00

Kedim olunca, adini Panpiş koyucam;P



"Aslinda cok enteresan, yani, tarzlarimiz cok birbirine benziyo, bu zamana kadar karsilasmadik sizinle.."

MUAF OLMAK ADINA

Asagidaki yazida, escinsel kimligiyle tanidigimiz blogger arkadasimiz NAKHAR; askerlikten muaf olmak adina, resmi makamlarla arasinda gecen birebir diyaloglari, evrak alisverislerini, kendisine uygulanan psikolojik testleri ve dahasini paylasiyor.

Blogunda bolum bolum yayinlamisti.

Müsadesini alarak ve (http://gayganzemin.blogspot.com/ link vererek) birlestirip, ben de sizlerle paylasmak istedim..

Sonuna kadar okumanizi tavsiye ederim.

***

MUAF OLMAK ADINA


Öncelikle söylemeliyim;
- Kadın gibi giyinmeye gerek yoktur.
- Makyaja gerek yoktur.
- Pornografiyi aşan fotoğraflar çektirmenize gerek yoktur.

Gerekli evraklar:

- En standart işlemler için 15 adet vesikalık fotoğraf (pul fotoğraf kırmızı fonda çekiliyor.) Toplamda 36’lık alırsanız çok daha iyi olacaktır zira sonradan ektra fotoğraf ihtiyacı olabiliyor.

- En son mezun olduğunuz okulun diploması veyahut geçici mezuniyet belgesi aslı ve 5 adet fotokopisi

- Nüfus Cüzdan aslı ve 5 – 10 adet fotokopisi

Şubeye gidiyoruz… Askerlik işlemleri için geldiğimi söylüyorum, herkes tarafından doldurulan bir formu uzatıp doldurmam isteniyor. (standart prosedür)… Dolduruyorum. Görevli memura uzatırken psikolojik sorunlarım olduğunu söyledim ve askeri hastaneye sevk istediğimi belirttim. Bunun için sizi “Toplum Sağlık Kurumu” adı verilen sağlık ocağı modunda bir yere yolluyorlar. Gidiyorum…

Toplum Sağlık kuruluşunda… Rahatsızlığınızın ne olduğu sorulduğunda “eşcinselim” demeniz yeterli karşılığında her görevli memurun verebileceği tepkileri vereceklerdir: “Eşcinsellik askerlik yapmaya engel mi? Kendini saklarsın bitirirsin ne olacak? Şart mı gitmemek?” gibi… Kısa ve net “Engel! Saklayamam! ve Şart!” gibi cevaplar olmalı ki “Askeri Hastane Psikiatri Bölümüne sevki uygundur.” İmzası atılabilsin

(22 Şubat 2011)

Askeri hastaneye sevki uygundur yazısı aldıktan sonra daha önce saydığım belgeleri kapalı bir zarfa koyup Gümüş suyu Askeri Hastanesi’ne sevk edildim, o günü izleyen 3 gün içinde Gümüş suyu Askeri Hastanesi’ne geldim. Zarfı teslim edip gerekli kayıt işlemlerinden sonra sıra bekledim ve görevli psikologla görüşmeye girdim…

(25 şubat 2011)

Psikiyatr – Rahatsızlığın ne?

Ben – Psikolojik sorunlarım var.

P – Herhangi bir tedavi görüyor musun, hap kullanıyor musun?

B – Hayır, eşcinsellim.

P – Böyle saç sakal gelmişsin, ben sana nasıl rapor vereyim, eskisi gibi fotoğrafta isteyemiyoruz zaten, ben buraya askerliğe elverişlidir yazıyorum git askerliğini yap!

B – Herhangi bir testte tabi bile tutmadınız, aile onayı istemediniz?

P –Senin ailen senin istediğini söyler hadi ben buraya yazdım git itiraz et uğraş.

B – Nereye itiraz edeceğim nasıl?

P – Askerlik şubesine dilekçe yazacaksın…

(28 şubat 2011)

Ertesi gün “Karara itiraz ediyorum, tam teşekküllü bir askeri hastaneye sevkimi istiyorum” konulu bir dilekçeyle beraber aldığım askerliğe elverişlidir raporunu askerlik şubeme getirdim… Gerekli prosedürler neticesinde bir seferliğe mahsus sorgusuz sualsiz itirazımı kabul ettiler… Rapordan ve dilekçemden biri savunma bakanlığına, biri nüfusa kayıtlı olduğum yerdeki şubeme, bir de kendi şubemde kalmak üzere 3 kopya yapıp bana “Sonucu 1-2 ay sonra belli olur biz sizi ararız” dediler

(03 Mayıs 2011)

Askerlik şubemden aradılar “itiraz dilekçemin cevabının geldiğini” söylediler. Tekrar 15 fotoğraf birkaç kimlik fotokopisi ile tarafıma hazırlanan içerisinde bir önceki belgelerimin olduğu bir zarfla Haydarpaşa GATA’ya sevk edildim.

(05 Mayıs 2011)

Haydarpaşa Gata’dayım… Zarfı görevli memura teslim edip sıramın gelmesini bekledim… İçeri girdiğimde Bay A. Önündeki bilgisayar ekranına bakarak konuşmaya başladı ve…

Bay A - Şikayetin nedir?

Ben – Aslında şikayetim yok ama eşcinselim.

A – Kimlerle birlikte oluyorsun?

B – Erkeklerle! (ilk aklıma gelen cevap buydu.)

A – Hiç kadınlarla birlikte oldun mu?

B – Hayır

A – Neden?

B – Onlardan cinsel manada hoşlanmıyorum.

Şeklinde kısa bir konuşma geçti, kağıtlarımı alıp arkasına bir şeyler karaladı bana dönüp “Bu testleri yaptırıp tekrar bana geleceksiniz” dedi. Nerede yapılacağını nasıl testler olduğunu sormaya kalktımsa da net cevaplar alamadım ve başka bir hemşire tarafından test odasına yönlendirildim… Yarı korkulu (şimdiye kadar duyduklarım pek iç açıcı şeyler değildi ne de olsa) test odasına geldim. Görevli hekime elimdeki kağıdı uzattım çok sakin bir şekilde elinde bir kitapçık ve öss sınav formu gibi bir şey tutuşturup detaylı olarak nasıl doldurmam gerektiğini anlattı…

Test MMPI (minnesota çok yönlü kişilik envanteri); 566 adet birbirini tekrarlayan sorulardan oluşan bir test tamamına cevap vermek zorundasınız, en fazla 10 adet boş bırakmaya izin veriliyor yoksa geçersiz sayılıyor. Tam üç saat boyunca gerim gerim gerilerek testi tamamladım… Mesai saati bitmek üzere olduğundan diğer HTP adlı testi ertesi gün tamamlayabileceğim söylendi.

(06 Mayıs 2011)

Sabah 9:00 da ikinci test için geldiğimde aynı hekim boş bir A4 kağıdı ve boya kalemleri uzatarak insan, ağaç ve evden oluşan bir kompozisyon oluşturmam söylendi. Bir şeyler karaladım yarım saat içinde (Uçurumun kenarında ellerini açmış eteği ve saçları dalgalanan bir kadın, Salkımsöğüt ağacı ve bu ağaca sarılmış bir erkek, asma katlı içten merdivenli bir ev ve evin arkasında ağaç topluluğu çizdim) Ardından resim kağıdının yanında verdikleri “Ağaç ne ağacı, bu insan kim ve ne yapıyor, ev kimin evi” şeklinde sorulardan oluşan kısa testi cevapladım… Test odasında psikiyatra teslim ettim ve kısa testteki soruların bir benzerlerini bana yönelttiler. Daha sonra raporum yazıldı ve Bay A.’nın yanına gidip tüm test sonuçlarını verdim. Yine benzer sorular sorulduktan sonra…

Bay A. - “Çevrende eşcinsel olduğunu bilen birileri var mı?” dedi.

Ben – “Ailem, arkadaşlarım ve çalıştığım şirkette herkes biliyor.” Dedim…

Not: (Aileden birini istemeleri sizin durumunuza bağlı, ailesi bilmeyen arkadaşlar, kendi arkadaşlarından birkaç tanesi ile gidebilir.)

(10 Mayıs 2011)

Küçük ablamla Kadıköy’de buluşup Haydarpaşa Gata’ya gittik birlikte Hastane Konsey toplantısı saat 10:30’daydı bir sıra numarası alıp Aile Görüşmesi adı verilen görüşmeye ablam tek başına girdi, öncesinde ablama abartmaması gerektiğini söylememekle hata etmiştim… İçerideki konuşmalar kapalı kapıdan duyulabiliyordu…

Psikiyatr: Kardeşinizin ne rahatsızlığı var?

Ablam: Hımm şey, gay!

P: Anladım, peki bana biraz ondan bahsedin.

A: Bir sevgilisi var……..bizden ayrı yaşıyor……

P: Eğer askere gitmesini istemiyorsanız daha somut şeyler söylemeniz gerekiyor, makyaj yapıyor mu vs?

sonrasını pek duyamadım ablam çıktığında “sallayabildiğim kadar salladım, bunlar Fatih Ürek gibi bir şey bekliyorlar, anlamadım estetik yaptırmayı düşünüyor vs dedim…” dedi.

Saat 10:30 Konsey’e girdim, stajyerlerle beraber 20 kişi vardı rahatlıkla, sadece bir doktor soru yöneltti…

Doktor: Rahatsızlığın nedir?

Ben: Rahatsızlık olarak görmüyorum ama eşcinselim…

D: Kendinden bahseder misin biraz, askerliğe elverişlidir kararına neden itiraz ettin, ilk ilişkini ne zaman yaşadın, epilasyon yapıyor musun, bu konuyla ilgili belgeleyebileceğin bir yardım aldın mı? (elinde daha önce anlattığım test sonuçları mevcut)

Ben: 6 yıldır bir erkekle beraberim, herhangi bir test uygulamadan tamamen görünüşüme bakarak verdiler o uygundur raporunu, aynı evde yaşıyoruz, epilasyon yapardım eskiden ama erkek arkadaşım hoşlanmıyor, kadın gibi olmanı istesem gider kadınlarla birlikte olurum diyor şeklinde %90’ı palavra olan bir konuşma geçti…

D: Tamam çıkabilirsin. dedikten sonra bir hafta sonrası salı gününe randevu verildi.

(17 Mayıs 2011)

Saat: 13:00 isimler teker teker okunuyor. Sıra bana geldiğinde içeri giriyorum, bir doktor kararı yüzüme okuyor: “F17D4 Barışta ve Seferde askerliğe elverişli değildir” aldın. Rahatlıyorum…

Saat: 15:00 Onaylanmış raporu aldım… Çıkmadan önce bana “neden tek eşli olamıyorsunuz” diye soran kadın doktorun yanına uğrayıp “Sırf şu raporu almak için bizi yalan söylemeye zorluyor sistem, ama bilin diye söylüyorum tek eşli yaşıyorum ve bu şekilde yaşayan birçok insan var, önyargı oluşturmayın, sizi gerçekten sevdim…” dedim. Gülümseyerek “buna gerek yoktu ama doğrusunu yapmışsınız…” dedi. Ben de gülümseyerek karşılık verdim haklı olduğumu belirterek...N
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...