Hava Civa Bakanı

Aslinda trajikomik cinsinden bir konu ve ister kinayin, isterseniz de yargilayin ama son bes dakikadir baya bi güldürdü beni..

Kendisi rahmetli olmus.

Ismini iskalamisim.  Siyasi hikayesini, sahsina münhasir özelliklerini de cidden yeni ögrendim..

Kimden mi bahsediyorum, Ali Riza Septioglu adinda bir siyasetcimizden..

Malum gündem gergin. Meclisimizde bir 'And icme' krizidir devam ediyor ve bir tür siyasi satranc da izliyoruz.

Konuyla ilintili, Bulent bey'in link verdigi su  videoda ise, yirmi yil öncesinin meclisinde, o zamanin CHP'si diyebilecegimiz SHP catisi altinda secilmis ve gazetelerin mansetlerine 'Mecliste HEP'li Krizi' diye yerlesmis olan yemin krizinin Kürt aktörleri, Hatip Dicle ve Leyla Zana'ya; kürsüden pek de alisik olmadigimiz tarzda müdahale eden, samimi, ilginc, siradisi bir adam var..[Hele, kasinti ve yapmacik M.A.S'le filan kiyaslayinca;)]


Öyle ki, 2:51 dk'dan itibaren izlerseniz, Leyla Zana'nin yemini baslayinca, 'bi dk, bi dk, bakar misin gizim' ' Dursana giz!' diye basliyor, kendine has Elazig sivesiyle devam ediyor 'sözümü geri aliyorum de, geregini yap! 'sözümü geri aliyorum de!' 'buyur, buyur!' diye icinden geldigi gibi konusuyor;)


Kimmis diye bakip, önce adina ulastim.
Wikipedia'dan da özgecmisini okudum.

Derken,  ordan burdan, en cok da Eksi'den,  kendisiyle ilgili, (ama gercek, ama abarti bilemiyorum), cok komik anekdotlara ulastim;)

Birkacini burada da paylasiym istiyorum.

2011 yilinda rahmetli olan Ali Riza Septioglu, 1913 Elazig Palu dogumlu bir asiret reisiymis.
 
Asiret oylari sagolsun, dört dönem milletvekilligi yapmis.(Oglu da gelenegi devam ettiriyor)

12 Eylül'e giden sürecte yapilan, 5 Haziran 1977 genel secimleri sonrasinda, simdi 'Günes Motel Vakasi' diye anilan ve 'Ecevit icin kara lekedir' denilen politik bir manevra sonrasi; Adalet Partisi'ni satip, bakanlik vaadi karsiliginda, sola gecen 11 vekil arasinda olmakta bir beis görmemis.

O dönem, Ecevit % 41,38 oy almasina ragmen, parlamentoda yeterli cogunlugu saglayamadigi icin, kurdugu azinlik hükümeti güvenoyu alamayinca, Adalet Partisi, Milli Selamet Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi bir araya gelerek, 2. Milliyetci Cephe hükümetini kurmuslar.

Bunun üzerine Ecevit, sag hükümeti düsürmek icin, Florya Günes Motel'de,  Adalet Partisi milletvekillerinin bazilarini partilerinden istifa ettirerek bagimsizlardan olusan bu grupla yeni bir hükümet denemesi daha yapmis. 

Herneyse; iste seker adamimiz rahmetli Septioglu da, bu pazarligin sonunda Meteroloji Bakanligi ünvanini almis:)

Rivayet odur ki; meteroloji kelimesini dahi telaffuz edemiyormus ve  kendisine ne bakani oldunuz diye soranlara da, biraz cani sikkin bi halde, 'Ne olacak, hava civa bakani' diyormus:)


Yine, meteorolojiden sorumlu oldugu günlerde bir hemsehrisi ziyaretine gelmis ve aralarinda söyle bi diyalog gerceklesmis:
-efendim göreviniz nedir?
- yağmur yağar bağa sorarlar, güneş açar bana sorarlar, kar yağar bana sorarlar
hemşerisi biraz düşünür ve ardından...

- desenize efendim allah'ın yardımcısı olmuşsunuz siz...

Ayni dönemde, Palu'ya gitmesi gerekmis ve telefonla arayip, müdüre havayi sormus. Müdür, havanin günesli olacagini söylemis fakat, Palu'ya gittiginde karla karisik yagmur yagmis.

'Daha Palu'nun havasinin nasil olacagini bilmiyosun, seni görevden aliyorum' demis ve almis:)

Ortaokul mezunu Meteroloji Bakanimiz, yillaaar sonra,  Merve Kavakci'nin mecliste yuhalandigi 'o gün', en yasli vekil ünvaniyla yine kürsüdeymis.

Günahiyla sevabiyla, demokrasi tarihimize böyle bir vekil manzarasi cizmis ve  her fâni gibi o da sonunda öbür tarafa göc etmis..

Ne diyelim, Allah rahmet eylesin..



Oleoresin Capsicum, Nâm-i diger: Biber Gazi

5 TL'ye biber gazi spreyi satan, dandik bi pazarlama sitesine düstüm.

Dogrusu,  envâi cesit gizli kamera ve altin hirsizlarinin bir numarali yardimcisi metal dedektörü bile, bu kadar alenen satilirken, coluk cocugun ve her türlü kötü niyetli insanimsinin, kolayca eline gecebilecek sekilde, biber gazi satilmasina cok da sasirmadim.

Görüldügü gibi (seksi gögüsleri olan) binlerce bayandan(!) biriyseniz, hedef kitle icerisindesiniz:)

..ve, sitede anlatilan örnek hikayelerden de anlasilacagi üzre;  eger,  cantanizda biber gaziniz varsa, sizi taciz eden, gasp etmeye calisan, bilimum kötü niyetli erkeklere; (5 mt mesafeden) püskürtüp, gözlerini gecici olarak (15 dk kadar) kör ederek, ellerinden kurtulabiliyorsunuz.. !

Uyanik girisimci, Sn tüccarimizin; sözkonusu spreyi, gaspci ya da tacizcinin satin alip, bize  karsi kullanmasi halinde ne halt edecegumuz hakkinda en ufak bi önerisi yok dogal olarak!

O, belli ki, kim satin alirsa alsin, cebine girecek 5 TL'lerin derdinde!


Bunun icin, polisin Tekel iscilerini bu gaz sayesinde püskürttügü haberini kullanmakta bile hic bir beis görmemis masallah..

Neyse; bu, biber gazi dedigimiz nane, tahmin edeceginiz gibi, bi tür kimyasal silah aslinda.

Ithal izni filan da olmadigindan, illegal yollardan piyasaya sürülüyor..

Nitekim, suradaki habere bakarsaniz; PTT, soygunculara karsi kullanmak istemis ama devletten izin alamamis..
İthali yasak olan biber gazlarını, Milli Savunma Bakanlığı'nın izni ile İstanbul'da iki firma üretiyor. Biber gazları TSK ile Emniyet Genel Müdürlüğü'ne satılıyor. Emniyet Genel Müdürlüğü'nce yayımlanan genelge ile özel güvenlikçilerin biber gazı kullanmalarına izin veriliyor. Biber gazının bu kurumlar dışında ithali ve kullanım imkânı bulunmuyor.
Ayni haber metninin, ikinci paragrafinda da, söyle bir ifade var:
Polis, gerekçe olarak gişe memurlarının biber gazı kullanma konusunda eğitimlerinin olmadığını ileri sürdü
Bu cümledeki anahtar kelimemiz: Egitim!

Evet, polisin kendi teyidinden, bu gazi kullanacak kisilerin, egitilmis olmasi gerektigini anliyoruz.

Hmmm!

Peki, kendisi yeterince egitimli mi acaba bu konuda ve göstericilere kullandiklari dozu, nasil ve neye göre ayarliyorlar?

Ya da, yüzde kaclik cözelti kullaniyorlar mesela?

Bunlar önemli, cünkü, Kimya Muhendisleri Odasinin yayinina bakilirsa, bu gaz öyle bizim isbilir  saticinin reklaminda bahsedildigi gibi masum degil, aksine, özellikle, kalp ve solunum/astim rahatsizligi olanlarda ya da alkol ve uyusturucu kullananlarin maruziyetinde, ölüm riski  bile sözkonusu.

O yüzden, bu rahatsizliklardan herhangi birine sahipseniz yahut yasiniz ileri ise, polisin müdahale etme ihtimali olan gösterilerden uzak durmaniz gerekiyor.

Malum, bizim polisimiz, Sili biberi ekstraksiyonundan elde edilen (ve etken maddesi Oleoresin Capsicum(OC) olan) bu gazi kullanmayi, pek bi sevdi ve zirt birt her gösteride sikar oldu, pek vazgecege de benzemiyor!


(En azindan benim zihnimde, biber gazi = polis diye kodlu su an..)

En son, YSK'yi protesto etmek icin toplanan göstericilere karsi da kullanilmis mesela..

Bu, gösteriye katilip, gaza maruz kalan,  Ahmet Nesin'in esprili yazisini  okumanizi tavsiye ederim.


Babasindan mülhem, mizahi bi tarz kullanmis anlatirken, ama, dedigine bakilirsa, sagligi acisindan, büyük bi risk almis ve öyle gitmis belli ki..


Yazisinin sonunda bahsettigi örtülü ödenekten gaz bombasi alindi haberine bakilirsa da,  stogumuz gani ve belli ki, 'yollar yürümekle asinmaz' denilip, boool bol gaz sikilacak daha göstericilere!

Ne diyelim; biz zaten, biberin her türünü pek bi severiz.

'Aci sever' halkimiza, müjdeler olsun!!


Abiler detected

video

Inci Sözlük hazirlamis;)

***

Bu da bebek sakird. Muhtemelen ailesi hatira olsun diye yuklemistir videoyu. Risale-i Nur Külliyati'nin, Sözler kitabindan Dördüncü söz'ü anlatiyor;)

Son çare

cok güldüm buna:))

suradan

Bir Utanmazlığın Anatomisi- Perihan Magden


Perihan Magden; Ahmet Kaya ile helallesmek ayagina, esi Gülten Kaya yerine, kolayciligi secip,  mezarina giderek kendini poz poz fotograflatip basina servis eden,  sitcom oyuncusu Tavsan Kardes'in dislerini sökmüs, adresine postalamis:)
Arsivlemesem olmazdi..

Bir utanmazlığın anatomisi

Dün gece geç vakit bir intemet sitesinde kan dondurucu bir arsızlığın görüntüleri, altyazılarıyla karşılaştım, Bu dönemde "ancak dayanamadığı zaman kalemi eline alan biri" farz edin beni. Hakikaten durunamadım; yazıyorum. Merkez Medyanın en kurnaz, en tahripkâr, en yelloz kalemi gitmiş Ahmet Kaya'nın mezarının önünde melül mahzun dikilmiş, bol bol fotoğraflatmış kendini; bir de alt metin "düzenlemiş" feci aklınca: Efendim, aralarına bîr manşet tatsızlığı girmiş olan ve "Saza niye gelmedin" şarkısına bayıldığı Ahmet Kaya'yla "helalleşmiş." (Öyle istermişmiş.)

Şimdi biliyorsunuz ekürisi Ahmet Hakan'la umreye de gitmiştî. Din imanda da kîmse bunların -muhakkak- eline su dökemez. Ama "helalleşme" birisi sağken yapılır. Gidenîn cenazesinde imamın üç kere (İslamiyet'te âdet bu) "Hakkınızı helal ediyor musunuz" diye kalanlara sorduğu bir kısım var. Ölüye sorulamıyor; ancak kalanlar haklarını helâl edebiliyorlar. Ahmet Kaya'ya sorulsa, Ertuğrul özkök için NE cevap vereceğini ise, muhayyelenize bırakıyorum. Bu "kalan" gidip kendi hakkını mı helal edîyor dolaylı yoldan da olsa ölümüne neden olduğu Ahmet Kaya'ya, ne halt ediyor uhrevî olarak; onu çıkartamıyoruz.


Çıkartmamızı istediği: ne kadar uzlaşmacıt kutupsuz, insanî-zartzurt! Bilye. Çıkartmamızı istediklerini böyle bir zihnin, zihniyetin tam olarak bilemeyeceğîm: Topaçlıyor işte bir şeyler! Zaten Paris'teki ünlü Pere Lachaise mezarlığına takım taklavat/ceket kravat Ahmet Kaya'yla "helalleşme seansını" teşhir edip cümlemizin cinlerini (üstadı olduğu üzre) bir kez daha bir kez daha tepesine çıkarmak için de; gitmemiş. Edith Piaf bölümü îçin Devlet'in TRT'si adına çekilen; o mezarlığa götürülüyor. Büyük bir Edith Piaf üstadıymış anlaşılan; Doğan Müzik'ten CD çıkartmışlığı da var» Paris'te kıytırık doktorasını yazmak için kalmışlığı da. (Vakti zamanında Atılgan Bayar köşesinde doktoranın konusunu - kofluğunu filan konu edip yazmıştır.)

Her neyse TRT bütçesinden orda bulunmuşken, bu kan dondurucu teşhirciliği de yapıyor; arada çok mühim enformasyonlar da dayıyor. Onöre etmek için herhalde (yine bu müthiş karakterin derin motivasyonlarını bilemiyoruz) çektikleri programın prodüktörünün adını da veriyor: Serhat Akinan! Aa! olursa bu kadar olur: DJ Dobi'nin erkek kardeşi demek TRT'ye bu programı yapıp satan prodüktör! O Dj Dobi ki daha yakın zamanda gastesi Akşam adına mıdır, en azından ordan manşet manşet Murat Karayılan'la görüşmesiyle gündemi sarsalamıştı. Aralarında bir Taraf yazarının da bulunduğu "Ölüm Listesi" olayının arkasında da, onun bilgilendiriciliğinin olduğu ortaya çıkmıştı!

Bu Serdar Akinan (Dobi Kardeş) "Kan Uykusu" adlı "Türk Ordusu Ne Merhametlî öldürür" alt yazısıyla "pazarlanabilecek" Osman Pamukoğlu şaheserinin de, pardon belgeselinin de yaratıklandırıcısıdır. Şimdi "Kandil Belgeseli" çekmekle meşgul oralarda. Medyalamamızın nasyonalist figürleri "pro-PKK" kesildiler bir nevi başımıza; biliyorsunuz. Kürt Siyaseti'ne de birden bir sempati taşması içîndeler: Seçimler öncesi Merkez Medya'nın şekere bulanmış Ergenekon İdeolojisi neferleri Kürt politika ağalarının yanı yanıbaşında röportaj almaya olsun, onları övmeye olsun doyamadılar! Serdar Akinan'ın datam bu dönemde Karayılan röportajı olsun, Kandil belgeseli olsun bir zamanlama şahikasıdır yani. Bakın Özkök prodüktörünün adını vermese tüm bu düşüncelere garkolmayacağız. Bu nedenle Paris KabirZiyareti nedeniyle kendisine "ajan prodüktör" lakabını vermeme izin veriniz rica ederim.

Bu akıl/vicdan almaz adamın Ahmet Kaya açılımı bu kadarla da kalmıyor: inanılmaz bir benzetme patlatıyor! Paris'e gitmeden önce Berlin'de birlikte konsere gittiği Oray Eğin'in gözlerinde de aynı acıyı görmüşmüş! Yani Amerika'da ikamet buyurduğunu bildiğimiz Oray Eğin (hani 'davet edildîği îçin çılgınca sevindiği') Türkçe Olimpiyatlarrna Berlin'de bir konser yüzünden "katılamadığını" köşesinden duyurmuştu. O konser bu konser olmalı! 2 Kanka Berlin'de buluşuyorlar (O. Eğin ta Amerikalar'dan kalkıp birkaç günlüğüne geliyor) ve gözlerindeki acı, Hürriyet manşetleriyle bir nevi sürgünde ölümüne neden olduğu adamın gözlerindeki (farazi benzer) acıyı hatırlatıyor Eski Genel Yayın Kaptanına! O-HA! Insan burda ister istemez Gülten Kaya'yı düşünüyor. Ahmet Kaya'nın iki kızını düşünüyor. Bu fotoğrafları görüp bu yazıyı okuyunca duyacaklan öfkeyi, çekecekleri acıyı, utanmazlığın/arlanmazlığın BU DENLİSİNİN onlarda yaratacağı tahribatı düşünüyor. Eski günlerde köşemde yazdığım bir dizi "Ahmet Kaya'nın ölümüne kim-ler neden oldu" yazım üstüne bana inanılmaz güzellik ve incelikte bir mail yollamıştı Gülten Kaya. Orda, en çok kızım için endişelendiğini yazmıştı. Kendi kızlarının her gün okula sırt çantasmda Hürriyet gazetesinin manşetinin ağırlığını da yüklenip gittiğini de. Bunları yazarken dahi tüylerim diken diken oluyor. Böylesi bir gamsızlık, aldırışsızlık, utanmazlık ancak BU ülkenin Merkez Medya'smın figürleri için mümkün!

Geçenlerde kitabı üstüne verdiği bir röportajda "'Ergenekon Çetesi'nin bir kısmı içerde olabilir. Ama Ergenekon İdeolojisi toplumumuzda müthiş bir yaygınlık kazandı" tarzında laflar ediyordu Alper Görmüş. Evet, mesele tam da bu! Ben televizyonda "Medyanın Ergenekon ayağı kazınmadı" derken tam da bunu kast ediyordum. Silahlı külahlı bu çeteye "yardım ve yataklık" sırf evinde bomba paketleri saklamakla olmuyor ki. Diyelim bu: Kaba Yardım. Asıl Merkez Medya'nın bu ideolojiye, yıllardır süren ve son zamanlarda iyice tırmandınlan "ince yardımlan" sözkonusu.

Soner Yalçın'ın gözaltına alınmasından sonra Hürriyet'teki tarihçilik tam sayfasını bir-iki hafta daha yayınlamaya devam etmek; "tarih" bilgisiyle hakiki tarihçileri dumura uğratmış bu isme o tam sayfanın açılması kadar anlamlıdır, semboliktir, dayanışmacıdır, trajikomiktir, Keşke Özkök yayın yönetmenliği titrini başının üstünde taşımaya devam etseydi de: Akşam'da harcanacağına, tam sayfa bir tarihçikçîlik sayfasını diyelim Serdar Akinan'a devredebilseydi.

Hoş, kankası Oray Eğîn'e neden bir köşe ihsan etmedi tüm Hürriyet partilerinde "dışardan" tek insan olarak ağırlandığı halde, orası meçhul! E tabii konsere gitmek, "onun gözlerinde o acıyı görmek" ayrı, köşe ihsan etmek ayrı. Köşeyi; Taraf'ın yorum sayfasında yol inşaatlarıyla askerî harekâtların TARİHİMİZDEKİ paralelliğîne dikkat çeken yazıdaki fikri apartıp Berlin'deki konferansta ve Brüksel'deki Kürt televizyonunda "döküp saçan" akademisyen hanım kaleme (Nuray Mert'e) bahşetmişti mesela.

O akademisyen doçent doktor N.Mert'tir ki: "Sivil dikta kavramını yurda ben armağan ettim" diye müdavimi olduğu münazara programlarında yırtınmaktan perişan oldu. Oysa "mahalle baskısı"ndan sonra tedavülde en uzun süre kalan o kalp paranın, pardon "kavramın" patentinin Soner Yalçın'a (iki yıl kadar mı ne öncesinden) ait olduğu; "Bu kavramı dolaşıma sokmalıyız" vs. tarzı notlarından evi basıldığında ortaya çıkmıştı! Tanrım bütün yollar nasılda Roma'ya çıkıyor! Ergenekon İdeolojisî'yle ben Askerî Vesayet bağımlılığını/ tercihini, kendi halkına/ onun tercihlerine duyulan alerjiyi/ çeşitli kılık ve kılıflar altında yutturulmaya kalkılan antidemokratik temayüllerin toplamını kast ediyorum.

Cürmünden çok fazla yer (nefes alıp verebileceğimiz: orman) yakan bu ideolojiden, medyadaki temsilinin vahim ağırlığından (yandaş medyada' dahi onların meşrebi egemen) bu aktörler aktristler arasındakî müthiş dayanışmadan, paslaşmadan daha tehlikeli bir şey de görmem mümkün değil naçar demokrasimiz için. Demokrasimiz adına.

'Bir Seyler Eksik' ve Sünnet Meselesi üzerine

'Bir Seyler Eksik'(Ask,Cinsellik ve Hayat Hakkinda Bilmek IsteMedigimiz Seyler); yakin zamanda okudugum, sikca tebessüm ettiren, klasik tabirle, güldürürken düsündüren, bolca da soru isareti kullanilmis, aforizmik tarzda bir denemeler kitabi..

Yazari: BÜLENT SOMAY

Somay, "Bu kitabin bir 'ne' oldugundan ben de pek emin degilim aslinda" cümlesiyle basladigi ve

"Bu kitap psikanaliz hakkinda bir kitap degil; psikanalitik teoriden alinti ve tartismalarla ilerlemiyor. Tersine, psikanalizin gündelik hayatta nasil ise yarayabilecegine dair ipuclari sunmaya çalisiyor. Bu yüzden de en cok kullandigi noktalama isaretlerinden biri soru isareti. Cünkü, özellikle pop-psikoloji ve pop-psikiyatri alanlarinda sanildigi gibi, psikanalizin bir cevap verme/cözüm sunma teknigi degil, bir soru sorma yöntemi oldugunu söylemeye calisiyor."

dedigi, on sayfalik giris bölümünde; gayet basit bir dille, (benim gibi terminolojiye uzak olanlarin bile kavrayip, sohbete dahil olabilmesi icin olsa gerek),  'Psikanaliz Neyi Cözümler', 'Psikanaliz ve Hakikat', 'Hayat, Evren ve Hersey' basliklariyla, okuyucuyu, konuya bir güzel isindiriyor..

Sonraki sayfalarda ise; gercekten keyifle okuyacaginiz, (hele hele, örneklemelerinde bahsettigi ve karakterler üzerinden tahliller sundugu film sahnelerini de hatirliyorsaniz, katmerli keyif alacaginiz) eglenceli bir sohbet sizi bekliyor diyebilirim..

Alt basliklari  da yazip, tanitimi tadinda keseyim:

  • Bir Seyler Eksik, 
  • Beyaz Atlı Sövalye, 
  • Arzunun O Karanlik Nesnesi, 
  • Kiskanirim Seni Ben, 
  • Cinsel İliski Diye Birsey Yoktur, 
  • Zaten Kadin da Yoktur, 
  • Evrenin Sessizligi
  • Gercek Orada Bir Yerde.. 

Iste bu eglenceli kitabin, ilk bölümü olan 'Bir Seyler Eksik' te;  Woody Allen'in, Muzlar filmindeki, esas oglan ve esas kiz, (Fielding ve Nancy) iliskisi üzerinden, kadin erkek, hepimizin;  hayatimiz boyunca arayip durdugumuz, kapatmaya calistigimiz, 'Eksik' seyin, ne oldugu hakkinda sorular sorup, cevaplar ariyoruz..

Somay,  Fielding(Woody Allen) karakteri yahudi oldugu icin, meseleyi muzir ve ironik bir sekilde, sünnet derisine de getiriyor.. ve;
Yahudi entelektüel Fielding ile solcu eylemci Nancy iliskisinde, her sevismeden sonra, Nancy sigarasini yakip gözlerini tavana diker sikintiyla. Fielding'in israrli sorulari üzerine de, 'Bir Seyler Eksik' diye cevap verir. 'Ne oldugunu bilmiyorum ama birseyler eksik'. Fielding terk edildikten sonra( kacinilmazdi degil mi?) San Marcos'a gidip oradaki devrim hareketine karisir. Isin tuhafi, kazayla da olsa devrimciler kazanir, iktidara gelirler. Fielding yeni düzene maddi destek saglamak icin ABD'ye döner, ama taninmamak icin de Castro usulü bir sakal takar. Nancy ile yeniden' tanisirlar'. Yatak faslinin ardindan, Fielding, 'Sana bir sey itiraf etmem lazim' diye takma sakalini cikarir. 'Biliyordum bir seylerin eksik oldugunu' diye haykirir Nancy..
'Eksik olan ne?'  

dedikten sonra, bize, sexasnatureintendedit adinda, bir internet sitesinin adresini veriyor ve  'Bu siteye bakarsaniz, sünnet derisi', diyor;)

[..devamini, hemen asagida, kitaptan okumanizi öneririm],

Iste, bu bölüm vesilesiyle haberdar oldugum siteye (+18, uyarmadi demeyin sonra) merak edip söyle bir bakinca; kendilerini erkeklerin sünnet derisini korumaya adamis,  hatta, kadinlara, bu deriyi kaybetmis sünnetli partnerlerini, ameliyatla geri taktirmak konusunda tesvik etmeye yöneltecek kadar azimli bir faaliyet gördüm.  

Erkek sünnetinin, kadinlarin cinsel haz almalarini azaltici bir etkisi oldugu konusunda israrlilar!
[Bunu bilimsel olarak  test edebilmenin, oldukca mesakkatli bir deney faaliyeti olacagini yazmama gerek yoktur sanirim;)]

Test etme imkani bulmus kadinlarin, sünnetli erkeklerle yasayan diger kadinlarin (yahudi ve müslüman kadinlar oluyoruz dogal olarak) haz alma haklari icin ses etmelerini, alkislamam mi icap eder, dogrusu, karar verebilmis degilim, ama, sünnet edilmis yetiskin erkeklerden, bu konuda bir sikayet ve isyan cigligi gelmedigi sürece, bu kadinsal cabanin pek de ise yaraMayacagina, nerdeyse eminim..

Ayrica, 'Biz de daha fazla cinsel haz istiyoruz' diye bir  gerekce sunmaniz halinde, adinizin neye cikacagi  bir kenara, bizdeki sünnet kavrami, bir tür erkeklik nisanesi, arti, müslümanlik mührü gibi de algilandigi ve yesilcam filmlerinde, kizlarimiza talip olan essek kadar Hans'lari bile sünnet ettirdigimiz icin; bunun aksini istemek, her türlü dislanmaniz, hatta gâvur ilan edilmeniz icin bile sebep sayilabilir.

Nitekim,  törkish ateistforum'larindaki tartismalar ve birkac blogger disinda, öyle ses getirecek türden,  muhalif bir eylem ortaya cikmis degil bildigim kadariyla..

Fakat, yazili basinin dedigine bakilirsa, bizde tartisilmasi pek bi abes olan bu konu,  Kasim ayindan sonra Amerika'yi mesgul edecek gibi görünüyor ve San Francisco'da yapilacak referandumda, erkek cocuklarin sunnet edilmesinin yasaklanmasiyla ilgili bir oneri oylanacagi söyleniyor..

Bu konuda, Salom'da yayinlanmis haber de söyle:

Kasım ayında San Francisco'da yapılacak referandumda, erkek çocukların sünnet edilmesinin yasaklanmasıyla ilgili bir öneri oylanacak. Önerinin oylanabilmesi için başlatılan kampanyada toplam 7700 imza toplandı. Gerekli olan 7168 imzanın toplanabilmesi için ise 12 bin başvuru yapıldı.

Talep edilen yasağa göre, San Francisco'da 18 yaşından küçük bir çocuğu, sağlık sebebi dışında, dini veya herhangi başka bir amaçla sünnet ettiren kişi hakkında bin dolara kadar para ve bir yıla kadar hapis cezası istenebilecek.


Sünnet yasağı talebinin San Francisco şehrinde tartışılması, Kaliforniya’nın bir başka şehri olan Santa Monica'daki sünnet karşıtlarını da cesaretlendirdi. Sünnet karşıtı bir grup, benzer oylamanın kendi şehirlerinde de yapılması için 7100 imza topladı. Geçen yıl sünnet uygulamasının yasaklanmasıyla ilgili bir öneri, New York Eyaleti’nde, Tarrytown merkezli bir grup tarafından Massachusetts Meclisi’ne sunulmuş ancak kabul edilmemişti.


   
Gördügünüz gibi, haberde, kadinlarin cinsel hazzi  meselesi filan degil, 18 yasindan kücük erkek cocuklarin, kendi iradeleri disinda sünnet edilmelerine karsi bir durus var.

(Bu arada, suradan baktim, yahudilerde sünnet, yeni dogan bebegin sekizinci gününde uygulaniyormus)

(Russel Crowe'in  medyaya düsen tweetinde kastettigi sey de aslinda yahudi sünneti..)

Onun vesilesiyle, bizim medyamizin da katilmaya basladigi(bknz; Rahmi Turan yazisi) bu tartismanin devami gelir mi, müslüman bilim adamlari da katilirlar mi, süpheliyim..

Zira, ürologlarimizin net bir tavri yok gibi görünüyor..

Mesela, profesör titrli ürologun, nihai olarak ekmek de yedigi sünnet sektörü hakkindaki uzmantv videosunu izlerseniz, adam, 'Bilmiyorum' diye baslayip, 'Hijyen ve temizlige dikkat edilirse, sünnetli ya da sünnetsiz olmanin bir farki yok' tarzi lakayt bir ifadeyle bitiriyor konusmasini..

Sonuc olarak; ebeveynleri tarafindan sünnet ettirilmis olmaktan sikayetci olan babalarin, kendi erkek evlatlarina  bunu yaptirmamalari ve 'Dilerse 18 yasindan sonra yaptirsin' demelerinden baska, hic bir yontem sünneti tarihe gömmez.

Devletin uygulayacagi her turlu yasak ve cebr, bence, kimseyi vazgecirmez. Aksine, olay hepten dramatize olur ve cok baska mecralarda tartisilmaya baslar.


Hele ki, din temelli örf ve adetler sözkonusu iken, insanlar yerin altinda yasamaya bile razi olup, vazgecmezler.

O yüzden, tam da sünnet mevsimine girdigimiz, bolca toplu sünnet reklamlari görecegimiz,  su yaz döneminde söyleyeyim; eger, bu isin yanlisligina inanmis ve mücadele verenler ciddilerse, öyle kadinlarin hazzini mazzini kimse iplemez, öncelikle, sünnetin, (eger varsa) insan sagligina zararlari konusunda, (ciddi bilimsel verilerle) 'ilgili toplumu' ikna etmek durumundalar.
ek:
Kitabin bahsettigim bölümünden sayfalar..(iki kez tiklarsaniz, okunabilir boyuta erisirsiniz.)


Ekşi Sözlük’ün 35 Yazarına Polis Soruşturmasi

Olay cok taze ve konu hakkindaki okuduklarimi aynen alintiliyorum.

*Friendfeed sitesinde, Rapki Sokapri adli kullanici, soyle bir sey yazmis:

(ACİL) az önce kapıya iki sivil polis geldi, bizim evden kuran ve muhammed hakkında ekşi sözlüğe bir şeyler yazıldığını ifade etti, nick filan da verdi. gayrettepe asayişe mi ne çağırıyor, sorgu alınacakmış, nedir bu böyle şaka mı?


*Libersite.com meseleyi soyle izah etmis:

Aşağıda linkini vereceğim FriendFeed sayfasından detaylarına ulaşabileceğiniz gibi Ekşi Sözlük yazarı 35 kişiye savcılık tarafından ‘Kuran ve Muhammed hakkında ileri geri yazılar yazdıkları sebebiyle’ bir garip soruşturma başlatılmış durumda. İşin garip olan yanı bu konudan haberdar olmamıza sebep olan yazarın evine tebligatsız sivil polis gitmiş olması ve şube yerine evde ifade almak istemeleri.

Savcılık sözlük yönetimine ilgili yazıları silmeleri için uyarıda bulunduğu zaman yönetim ilgili entrylerin suç unsuru barındırmadığını belirterek savcılığın isteğine karşı çıktı deniyor. Bunun üzerine savcılık bu yazarların IP numaralarını istiyor ve olaylar gelişiyor. İşin garip tarafı, yazarların kapılarına sivil polis gidiyor ve davalılara herhangi bir tebligat sunulmuyor. Facebook’ta bu konu hakkında yapılan ufak bir tartışmaya katılan Ekşi Sözlük’ün ortağı ve avukatı konuyu yalanlamadığı gibi FriendFeed’de konuya dahil olan SSG’den de herhangi bir yalanlama gelmedi. Anlaşılan o ki savcılık ve emniyet cadı avına başlamış durumda.

Kuran ve Muhammed hakkında olumsuz düşüncelere mi sahipsiniz? Suç unsuru teşkil etmeyecek düşüncelerinizi internette dile mi getirdiniz? Artık her an elinde tebligat bile bulunmadan ifadenizi almaya gelebilecek resmi ya da sivil polislere hazırlıklı olun derim.

****

*Yine Libersite.com da, 'Ekşi Sözlük Yönetiminden Garip Bir Savunma' basligiyla su yazi var.

http://www.libersite.com/?p=2999 linkinde okuyabileceğiniz konu hakkında, özetle sözlük yönetiminin gerektiği takdirde yasal bir sorumluluk nedeniyle savcılığa sözlük yazarlarının IP’lerini vermesi hakkında facebook’ta ufak bir tartışma yaşandı. Vaktinde benim de IP bilgilerimi savcılığa vermeleri ancak nezaketen de olsa bu durumu bana bildirmemeleri, akabinde bu gün ortaya çıkan skandal olayda sözü edilen 35 yazarın bilgilerinin savcılığa iletilmesi konusunda yazarlarına bilgi verme ihtiyacı hissetmemiş olmalarına dair sözlüğün avukatı ve hissedarı Kanzuk facebook’ta ki tartışmaya katılarak şu tarz bir cümle kurdu.
”savcılık taleplerini yazarlara iletmedik hiçbir zaman, kişisine göre değişen bir davranışımız olmadı. Bu talebi bildirmemizin pratik bir faydası da bulunmamakta.”
Sizi de beni şaşırttığı gibi şaşırtır mı bilmem ama bu sözlük yönetiminin eleştirilere konu olan davranışı adına yaptığı savunma. 

Görünen o ki şeffaflık politikasını benimsemek adına sözlük yönetimi bir çeşit ”fayda” arayışı içerisinde. Yazarların içine düşmekte oldukları konu hakkında bilgilendirilmelerinde bir fayda göremediklerini söylemek gibi bir özgüven içerisindeler. Kendilerini bu tip bir şeffaflığın yönetim ve yazarlar arasında kurulması beklenen saygı ilişkisi adına önemli olduğu konusunda ikna etmek tüm sözlük yazarlarının görevidir diye düşünüyorum. Aynı zamanda hayatta her şeyin fayda üzerine kurulmadığını, yazarların savcılık tarafından sorgulanmak üzere aranmaya başladığını bilmelerinin ve kapılarına polisin gelme ihtimalini bilmelerinin önemli olduğunu sözlük yönetimine kabul ettirmekte fayda var. Zira yazara ”bilgilerinizi x numaralı entryleriniz sebebiyle savcılığa vermek durumunda kaldık” şeklinde bir mesaj atmaları için bir çeşit fayda arayışı gözetmeden iletmelerinde herhangi bir zorluk olmasa gerek. Ancak her nasılsa ilk aşamadaki tepkileri hatalarını kabul etmekten ziyade savunma yapma yönünde oldu.

Ekşi Sözlük hem kullanıcı sayısı bakımından hem de yazarların çabası neticesinde sözlük üzerrinden elde edilen gelir bakımından küçümsenemeyecek bir mecrayken sözlük yönetimi yazarlarına karşı herhangi bir sorumluluk hissetmediğini nasıl bu denli özgüven dolu bir şekilde ifade edebiliyor, neye güvenerek bu denli cesurca hareketlerde bulunuyorlar bunu benim anlayabilmem ve kabullenmem zor. 

Eğer siz de benzer şekilde düşünüyorsanız aşağıda linkini vereceğim konu altında tpekilerinizi dile getirebilirsiniz. Aksi halde bir gün sizin bilgileriniz de size bir haber bile verilmeden savcılıga iletilebilir. Meselenin ucu size dokunmadan harekete geçmekte fayda var. Polisin kapısına dayandığı 35 kişiye ise geçmiş olsun dilerim.
***

Soylenilecek cok sey var ama insan boyle bir haberden sonra, ister istemez efeligi bi kenara koyup, otokontrol denilen mekanizmayi iki kez calistirmak ihtiyaci hissediyor!

Iflah olmaz bir 'Eksi sever' olarak, (gercekte de, yesil erik basta olmak uzere eksi olan herseyi cok severim) sozkonusu 35 yazara gecmis olsun diyorum.

Dilerim, hicbiri, fikirlerinden oturu, koca Ortadogu'nun hayran oldugu, ileri(!) demokrasimizin carklari arasinda ögütülüp cignenmez..

Gay Pride 2011 İstanbul (Trans Onur Yürüyüşü)



http://www.lambdaistanbul.org/s/etkinlik/lgbtt-onur-haftasi-2011-programi/

http://bianet.org/bianet/toplumsal-cinsiyet/130855-bu-ozgurluk-mucadelesi-hepimizin-meselesi

'Etek Boyu' Genelgesi icin Muhtemel Yorumlar


1969 yili mezuniyet töreninden (okulumun arsivi)
Giresun Valisi Dursun Ali Şahin, ilk ve orta dereceli okullarda düzenlenen mezuniyet ve kutlama törenleriyle ilgili bir genelge yayımladı.

Genelgede, törenlerde kız öğrencilerin eteklerinin diz kapağını örtecek boyda olmasına, kolsuz ve askılı kesinlikle giydirilmemesine dikkat edilmesi gerektiği belirtildi. Valilik Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü’nden yapılan açıklama aynı zamanda Giresun Valiliğinin internet sitesinde de yer aldı. Giresun Valisi Dursun Ali Şahin imzalı genelge şöyle,

“Mezuniyet ve kutlama organizasyonları öğrenci merkezli ve katılımcı bir anlayışla öğrencinin hayatında unutamayacağı bir dönem olan okul ortamında öğretmenler, öğrenciler, veliler ile okulun eski mezunlarının katılımı sağlanarak sosyal, kültürel, sportif etkinliklerle zenginleştirilmiş programlarla gerçekleştirilmelidir.

Mezuniyet törenleri ve kutlamalarda özellikle kız öğrencilerin ilgi yönetmeliğin (a) bendinde belirtildiği şekilde eteklerin diz kapağını örtecek boyda olmasına, kolsuz ve askılı kesinlikle giydirilmemesine dikkat edilecektir. Öğrencilere aşırı masraf yaptırılmayacaktır. Önemli olan eğitimde başarıdır. Okul aktiviteleri hep ikincil olarak düşünülmelidir. 

Sonuç olarak ilimiz ilk ve orta dereceli okullarda düzenlenen mezuniyet ve kutlama törenlerinde öğrencilerin ilgi (a) yönetmelik ve ilgi (b,c) genelgelerde belirtilen hükümlere uygun davranılmadığı görüldüğünden, bundan böyle okullar tarafından yapılacak mezuniyet törenlerinde yukarıda belirtilen yönetmelik ve genelge hükümlerine uygun davranılmasını ilçe Kaymakamlarının duyarlı olmasını önemle rica ederim.”

Bu haber, yazili basinda yer aldiktan sonra;  okuyucu yorumlari ve tepkilerini takip etmeye calisiyorum da,  malesef, (tipki basörtüsü tartismalarinda oldugu gibi), yine,  kadin kiyafeti ve vücudu üzerinden süregiden, bir tür horoz dögüsüne, yani, "erkekler kavgasina" dönüsmüs durumda!

Her sabah ip gibi dizilip, müdür yardimcilarinin önünden gecerek, etek boyu, corap kalinligi, ayakkabi topugu, sac kesimi hatta toka rengi bile kontrol edilen bi jenerasyondan oldugum icin; acikcasi bu haber bende öyle 'Ne oluyoruz yahu!' filan gibi, büyük bi saskinlik yaratmadi.

Bize uygulanandan tek farki, 'Gizim, ayagini denk al' diyen otoritenin, müdür yardimcisi degil de,  daha üst bir makam, yani valilik olmasi..

Devlet baba adini verdigimiz otoritenin, arkasina kolluk kuvvetlerini de alarak, insanlarin kiyafetlerinin nasil olacagina dair kurallar koymasinin absürtlügünü, temel özgürlükler baglaminda yillardir tartisiyoruz ve resit olmus ögrencilerin, nerede nasil giyineceklerine,  pekala kendileri karar verebilirler diyoruz..

Peki, bu genelgenin muhatabi, resit olmamis ve henüz velilerinin sorumlulugundaki,  ortaogrenim ögrencilerinin durumu icin ne diyecegiz?

Ya da, mezuniyet törenindeki giyim kusam meselesini, okul idaresi, ögrenciler ve velileri kendi aralarinda  halledemezler mi ki, hic isi yokmus gibi bir de Vali bey'imizin maydonozlugu icap ediyor?

Dogrusu, bu yapilan, 'pek cok kisinin' hosuna gitmis olsa da, isgüzarliktan baska birsey degil..
'Pek cok kisi' diyorum zira; hem okuyucu yorumlarindan, hem de etrafimdaki velilerden yola cikarak, valiyi alkislayanlar oldugunu biliyorum..

Ve bizler oturdugumuz yerden ne dersek diyelim, muhtemel yorumlar da (ben uyduruyorum) yaklasik olarak söyle:

Izmir'li Gamze:
'Ayyy, yazik ordaki kizlara amaaaa! Iyi ki Giresun'da yasamiyoruuum"

 Giresun'lu Sema'nin annesi:
'Allah razi olsun valimizden. Benim kiza laf geciremiyodum, iyi oldu, iyi oldu'

Cihangir sakini Erhan:
'Giyim kusama devlet karismamali. Acilen, arkadaslarla toplanip, oradaki kizlarin  özgürlügü icin, Giresun Valiligi önünde mini etekli eylem yapmaliyiz'

Giresun'lu Sema:
'Off, üniversitede kesinlikle sehir disini yazicam ve istedigim gibi de giyinicem, bu ne yaaa!'

CHP'li Canan:
'Biz diyorduk da inanmiyordunuz, zamanla hepimizin basini da örtecek bunlar'

Giresun'lu ögrenci Mehmet:
'Ulan hayallerimiz suya düstü, iyi ki internet var, biiip!'

AKP'ye oy vermis Esnaf Hüseyin:
'Basörtüsü, yillardir nasil yasaklandiysa, kisa etek de, askili elbise de öyle yasaklansin. Helal olsun valime!'

Feminist Fatma:
'Kadinin vücudu kendisine aittir. Neresini acip, neresini örtecegine, kime neyi gösterecegine kendisi karar verir. Ataerkil genelgelerle nasil giyinecegimizi dayatamazlar!'

Ben de Fatma'ya katiliyorum ve  güzel yurdumun valilerinin, kizlarin etek boyu meselesinden daha önemli isler edinmelerini diliyorum..

Acık ta bağa vir!

Almanya(Duisburg)'daki bir Türk firmasi icin cekilmis bi reklam filmiymis bu.

Kiz görmeye (istemeye) giden bi aile, bahcede agirlaniyor ve..

daha fazla spoiler vermiym, heyecani kacmasin;)



Suradan

Spektakulersehirheykelleri.tumblr.com

Ismiyle müsemma, yegane melegimiz Angelina geyiklerini bosverin, gelin ben size bir blog tanitayim..

Daha önce, atabase.tumblr.com'bahsetmistik..

Bu sefer de, Bülent bey'in surada link vermesi sayesinde tanistigim ve bazilarina epeyi güldügüm heykel manzaralarimizi arsivleyen  baska bir tumblr sayfasi taniticam..

http://spektakulersehirheykelleri.tumblr.com/

Basbakanimiz bu sayfayi bi incelese ve memleketin dört bi yanina nasil saheser ucubeler dikmisiz bi görse keske!

[Keske demisken, Google da bi yetkili yönlendirse buraya da ona söyle seslensem:

'Kars'a dikilecegi söylenen, kasar ve bal heykelini adam gibi yapin da, bu bloga malzeme olmasin aman;)']

ayrica bknz:
http://www.bilgicagi.com/Galeri/25-spektakuler_heykeller_ulkesi.aspx

spektaküler: 
göze hos gelen vs..

Millet ne soruyor, Google nereye yolluyor

Hemen hemen her türden soruya bi cevabi bulunan, mütevazi blogumla iftihar ediyorum:)

Evet, Google arama motoru, her gün 100-200 civari sörfcüyü  buraya yönlendiriyor.

Hele, Esra Elönü ya da Nermin Bezmen tiviye filan cikmissa, bu iki ismi arayanlarin coguna, 'Buyrun, yuksek okce'nin mekana da bi ugrayin' diyor olmali ki, o günlerde ziyaretci sayimiz hatiri sayilir oranda artiyor..

Ondan baska,  http://yuksekokcedenmemleketmanzarasi.blogspot.com/2011/02/kanck-kopek-dekoltesini-acmazsa-erkek.html basligimiz da pek popüler ki, bilimum sapigin,  blogumu ziyaretlerini, bu 'kancik köpek' lafina borcluyum malesef!
(Ne diyim, filtre gelsin hakkinizdan!)

 'Kim, ne soruyor da buraya düsüyor',  örnek olsun diye, StatCounterdan cektigim bir kac ekran fotografini paylasiym istiyorum, ki edebsiz olanlari hayal gucunuze havale ederek yayinlamiyorum..

Sadece iki gunluk ziyaretlerde, aranan kelime ve cümleler ile google'in yönlendirdigi basliklardan birkaci soyle:

**

*Elemanin biri, 'camis gibi karilar' ariyomus, Google sagolsun, Milliyet.com.tr'li basligima yollamis! Yasadigi hayal kirikligi icin Google adina özürlerimi sunup, ben de kendisini Vatan.com.tr' ye yönlendiriyorum..


*Bir diger sörfcümüz, 'evlenecektim ama megerse gay mis' diye bisey aramis ki düstügü baslik, Sevan Nisanyan'a asik olmak ;)


*Ögrenci ve erkek oldugunu tahmin ettigim Adana'li bi kardesimiz;  bana kahkaha attiran bisey sormus google'a:

'Büt haftasi her kiz ülkücüdür, o hilal biyiklarin baska bir aciklamasi olamaz' demis ve Biyikli Hatunlar basligimiza düsmüs..

Kendisine; birakin biyik almayi, dus almaya bile vakit bulunamayan o stresli sinav haftalarini yâdettirdigi icin kocaman bi tesekkur yolluyorum buradan:)



*Bu vatandasimiz da, secim sonrasi yasadigi uzuntuden olsa gerek, 'memlekette koyunlar iki ayakli' diye bi deyim aramis, Google da ne akla hizmetse,  'gel hele, sen bi Gazze Konvoyu'nu hatirla' diyerek, buraya yönlendirmis..


*Dogrusu, bundan pek bisey anlamadim, ne sormus, ne cevap almis pek de acik degil..'desti su kirli öne gecene verirsen cezan böyle' diye birsey aramis, Engin Ardic'tan Kepaze Bir Yazi basligina düsmüs..


*'Ak partinin tek basina karar verebilmesi icin 367 milletvekili mi olmasi gerekiyor' demis,  hoop burda:) 



*'Emine Erdogan, nereden giyiniyor' diye merak eden biri, Elif Safak'tan alnti, Akilli kadin nasil giyinir basligina düsmüs..


*'cosan, mhp, seyfi' demis biri..dilerim aradigi cevabi bulmustur..


ekleme:(18.06.2011)

Google'a teessuflerimi sunacagim cok daha edebsizleri var ki bunlar yanlarinda yunmus yikanmis kalir!

p.o.r.n.o arayanlarin buralara düsmesi, bu islerin, öyle, 'biranda p.o.r.n.o' seklinde olmadigini da göstermesi bakimindan ilginc tabii..





Bu kadar laf ettikten sonra, Google Trendleri sayfasindan, son 7 gunde neler aramisiz diye bakmasam olmazdi.

Baktim ve manzara su:


Görüldügü gibi, feysbuk, sarkida da dedigi gibi, Türkler Vadisi olmaya devam ediyor;)

Timsah.com
İzleyin:

Mor Bülten Sokak Röportaji: 'Kadin mi, kiz mi, nasil belli olur?'



-[..]Yani davranisindan, durusundan..Kizlar genellikle daha citi piti..

-[..]Bazilari belli olur bazilari belli olmaz

-[..]Neyse ben cevap vermiym, biraz sey duruyo, bana uzak duruyo:)

-[..]Yasi olsun, durusu olsun her turlu belli oluyo

-[..]Tipte goruluyo zaten kadin mi, kiz mi oldugu

-[..]Kiz, ondan daha kibar yürür..

-[..]Dimdik yuruyosa belli olur, kadin bacaklari daha ayrik yürür..

-[..]Bence cok cirkin bisey, ayrimciliktir, bastan reddediyorum yani..

STV yönetimi, Asim Yildirim'i görevinden uzaklastirmis

Hatirlamayanlar icin linkleyelim. STV spikerlerinden Asim Yildirim,  madencilerimizin öldügü grizu patlamasi sonrasinda ilginc yorumlar yapmis ve bu patlamalarin arkasinda Ergenekon örgütü'nün olabilecegini imâ ederek, canli yayinda söyle seyler sapirdamisti:

Sevgili seyirciler tabii nasıl bir bağlantı kurabilirsiniz. Biz sadece hatırlatma yapıyoruz. Geçen sene Aralık ayında Bursa'da bir maden kazası meydana gelmişti. 19 madencimiz can vermişti.

Peki bu olaydan hemen bir gün önce ne olmuştu bir hatırlayalım. İstanbul'a cumhuriyet savcılarına İbrahim Fırtına, Aytaç Yalman, Özden Örnek gelip ifade vermişlerdi. Geldiklerinin hemen ertesi günü, pazar akşamı ise Bursa Mustafa Kemal Paşa'da 19 madencinin öldüğü maden kazası vuku bulmuştu.

Dün gözaltılar oldu, Balyoz Darbe planıyla ilgili, bugünse ne yazık ki işte Balıkesir Dursunbey'den gelen böyle bir maden kazası haberi var. Nasıl bağdaştırırsınız ya da var mıdır bir bağlantı yoksa sadece ve sadece tevafuk diyebileceğimiz hadiseler midir bunlar, bunu da sizin izanınıza bırakıyoruz. Belki  varsa da bir bağlantı tabii komplo teorisi üretmek hiç hoş değil. Çünkü birisinde 19 kişi diğerinde 17 kişi can verdi.
Altinda yas bulsa Ergenekon'dan bilecek hale gelmis bir zihniyetin dogaclamalari, tivi yönetiminin isine gelmis olmali ki, Yildirim ekranda görünmeye devam etti ve üc yildir da, SON DURUM adinda bi programi sunuyormus.

(Kendisini izledigimi soyleyemem ama, sac ektirdigini filan biliyorum mesela;P)

Neyse, iste bu Asim bey, dün twitter sayfasina 'Göbegini kasiyan bidon kafali adam' profili cizen, --bence cok da matrak su fotografi asmis ve ne olmus dersiniz?



Yönetim bu fotograf nedeniyle, kendisini SON DURUM programindan almis!
Patron-calisan iliskisine karisilmaz, ama,  bu adami gorevden alacaktiysaniz, madenlerdeki grizu patlamalarini, Ergenekon'a bagladigi zaman alsaydiniz ya madem?

Bu fotografta, kendince mizah yapmis ve hemen hemen hepimizin elestirdigi Bekir Coskun'un 'göbegini kasiyan adam'  ve Yilmaz Ozdil'in,  Bidon Kafa ifadelerini de kendince protesto etmis, ne var ki bunda?

Mesele büyük ihtimalle, Gülerce ya da büyük agbilerle istisare etmemis olmasidir..

Ne diyim, siz zaten, bizim pek aklimizin ermedigi turden, 'bi acaip' demokratlarsiniz agbi!

12 Haziran 2011 Genel Secim Sonuclari



Kac aydir süren secim maratonu nihayete erdi ve sonuclar yukaridaki gibi..(Kaynak: http://secim2011.ntvmsnbc.com/)

AKP: %49,9
CHP: %25,95
MHP:%13.01
BGMSZ:%6,63


Ülkemiz icin hayirli olmasini diliyorum..

KONDA ANKETİ'ne göre

Bu secimlerdeki yanilma paylari ne olur bilinmez ama, pek cok kisi, en guvenilir sonuclari yakalayan arastirma sirketi diyor Konda icin..

9 Haziran 2011 tarihli degerlendirme sonuclarina bakilirsa da, AKP'nin %50'leri zorlayacagi türünden pek cok söylentinin aksine, %45,5 civarina düsme riskinin bile oldugunu, üst sinirin da %48.2 oldugunu gösteriyor..(Mart 2011'den bu yana 5-6 puan kaybetmis AKP)

% 45.5 - 48,2'lik oy orani, AKP'nin tek basina iktidar olmasina hayli hayli yetecek olsa da,  sivil anayasayi halkoylamasina götürmeden, tek basina degistirebilmesi icin yeterli sayida milletvekili cikartmasina yetmiyor dogal olarak.

Hatta halkoylamasina götürebilmesi icin gerekli olan 330 vekil sayisi da,  diger partilerin durumlarina bagli, diyor Konda.

Bu durumda, mecliste kendisine destek verecek parti hangisi olur diye bakacak olursak, acikcasi ne CHP'nin ne de MHP'nin buna yanasacagini sanmiyorum..

Anadilde egitim konusunda kesin resti bulunan bir basbakana, BDP'li bagimsizlardan da destek gelmeyecegini öngörmek hic de zor degil..

Dolayisiyle, ciddiye aliyor mudur emin degilim, ama, masasina KONDA anketi sonuclari konulmus ve '%50'yi asacagiz' beklentisine de sahip bir basbakanin, kafasindan neler gectigini keske okuyabilseydik su an;)


Kimbilir, gidemedigi illere bi kosu gidip, döner ekmek dagitarak son anda biseyleri degistirebilirdi belki  de!

[Dalga gecmiyorum, Cem Uzan'a %7,25 oy veren bir halkiz biz sonucta, ne yapacagimiz belli mi olur;)]

Ah su secim yasaklari!

bknz:

KONDA ANKETİ (http://www.konda.com.tr/)

Geçen hafta sonunda (3-5 Haziran) gerçekleştirilen KONDA BAROMETRESİ “seçim sonucu” bulgularını özetleyen tablo ve grafik aşağıdadır. Bu çalışmanın hata payı % 95 güven aralığında ±1,7 puandır.

Bir alttaki seri grafik ise Barometre çalışması kapsamında Mart 2010’dan itibaren HER AY YAPILAN 16 araştırmanın toplu sonuçlarını göstermektedir.

 (üzerlerine tiklarsaniz büyük boyutta inceleyebilirsiniz)

Sonucun kısa değerlendirilmesi

Son bir aydaki gelişmeler nedeniyle Ak Parti oy yüzdesindeki azalmanın son hafta da sürmesi durumunda, bu partinin oy oranının araştırma hata sınırının eksi tarafına yönelmesi ve %45,5 çevresine düşmesi ihtimali vardır.

KONDA’nın ölçtüğü eğilime göre, Ak Parti tek başına iktidar olacak sayıda milletvekili çıkaracaktır. Ancak anayasayı halkoylamasına götürmeden çıkaracak sayıda (367) milletvekili kazanamayacak; anayasayı halkoyuna taşımaya yetecek 330 milletvekiline ulaşabilmesi, oy oranından daha çok diğer partilerin alacağı oy oranına ve dağılımına bağlı kalacaktır.

CHP, Ak Parti’deki bu bozulmadan pay alamamış, Mayıs 2010’daki Kurultaydan sonra yüzde 30’a varan oy oranını Eylül 2010’daki halkoylaması ve sonrasında yükseltememiş, yüzde 26 bandında seyretmiştir. Bu oy oranıyla CHP Meclise ana muhalefet partisi olarak girecektir.

KONDA’nın son araştırması, MHP’nin oyunun 3 milyon 600 bin ile, 4 milyon 400 bin arasında bir yerde durduğunu göstermektedir. Bu konum, uzun süre seçim barajı altında gezen MHP’ye güven verebilmekten uzaktır. Mamafih, MHP’nin barajı geçip üçüncü grup olarak meclise girmesini bekleyebiliriz.

BDP’nin desteklediği bağımsız adaylar ihtiyaçlarının üstünde de oy alarak, grup kurma sınırının (20 milletvekilinin) üstünde sayıda sandalye kazanacaktır.

İlk başta belirttiğimiz gibi bu araştırmaya özel hata payı ±1,7 puandır. Aşağıdaki tablo KONDA BAROMETRESİ “seçim sonucu” bulgularının hata payına göre üst ve alt sınırını göstermektedir.

Son Araştırma ve 16 aylık siyasal eğilim sonuçları

Tarhan Erdem 09.Haziran.2011

Kof kabadayi davasi ve Ahmet Altan'in savunmasi

12 Haziran genel secimlerinde, AKP'ye oy vermeyecegini  aciklayan(link) Ahmet Altan'in, Basbakan Erdoğan'a 
 "Bakalım ordunun karşısında sus pus kesilen, heykeltıraşlara karşı coşan kof kabadayılığınla ne kadar kandıracaksın."

dedigi yazisi nedeniyle  bugün hakim karsisina cikip su savunmayi yapmis, arsivleyeyim..



Sayın Yargıç,

Beni buraya, hapse atılmamı isteyerek gönderen adam, bu ülkeye çok yararlı hizmetleri olmuş, değerli bir adamdır.

Kendisi de sıkıntı çekmiş, yargılanmış, hapis yatmış biridir.

Benim hapsedilmemi isteyen adam, bu ülkenin başbakanıdır.

Çeşitli acılar, zulümler, düşmanlıklar, yenilgiler görmüş, hepsinin altından kalkabilmiş bir adamdır.

Ne yazık ki yenilgiler karşısında güçlü duran nice insan, zaferlerin ağırlığını taşıyamamış, sarsılmış, yolunu şaşırmış ve kendi galibiyetiyle yaralanmıştır.

Benim hapsedilmemi isteyen bir zamanların mahkumu, şimdinin başbakanı da kendi galibiyetinin yaralarını taşıyor bugün.

Bir zamanlar şiir okuduğu için sistemin efendileri tarafından hapsedilmiş bir kurbanın, kendisi iktidara geldiğinde yazarların hapsedilmesini isteyen birine dönüşmesi, o adamın geçtiği yollarda yaşadığı yenilgilerden değil, zaferlerden dolayı yolunu şaşırdığını gösterir.

Bugün bu gerçek, bu davanın kendisinden de, benim hapsedilmemden de daha büyük bir önem taşıyor, çünkü bu başbakan yeni bir zafer kazanmaya hazırlanıyor.

Taşımakta zorlanacağı yeni bir zaferi daha olacak.

Ben, bunun bedelini, başta kendisi olmak üzere bütün ülkenin ödemesinden çekindiğim için kendisini uyarmak istedim.

Bugün benim burada yazdığım bir yazıdan dolayı sanık sandalyesinde oturmama yol açan mesele, başbakanın bir heykel hakkındaki haksız, yersiz, haddini fevkalade aşan bir hüküm vermesiyle başladı.

Kars’taki bir heykele “ucube” diyerek yıkılmasını istedi.

Kendisi hakkında yazılmış bir yazı karşısında gösterdiği tepki, o yazıyı yazanın hapsedilmesini istemek olacak kadar kendisini önemseyen biri, bir başkasının eseri hakkında bu kadar rahatça aşağılayıcı sözcükler kullanabiliyorsa ve bunu doğal buluyorsa, o adam kendisini kutsallaştırmaya, başkalarını ise saygıyı hak etmeyen insanlar olarak görmeye başlamış demektir.

Ölçüleri böylesine şaşmış biri başbakansa, bu ölçü şaşırması herkes için bir sorun anlamına gelir.

Ülkemiz çirkin heykellerle, çirkin binalarla dolu, şehir meydanlarında fevkalade kötü yapılmış Atatürk heykelleri, her yanda inançlı insanların da yakınmasına neden olan estetik yoksunu camiler var.

Başbakan, çirkin bulduğu herhangi bir Atatürk heykeline ya da camiye “ucube” diyebilir mi, onları yıktırtabilir mi, cesareti buna yeter mi?

Onlara dokunamayan birinin sahipsiz bir heykeltıraşın heykelini aşağılayarak yıktırtması nasıl tarif edilebilir?

İçi boş gösterişçi bir yiğitlik, kof bir kabadayılıktır bu, kolay bir hedef seçip onun üzerinden çıkar sağlamaktır.

Ayıplanması, kınanması, eleştirilmesi gereken bir davranıştır.

Bir başbakan “beğenmedim” diyerek bir heykeli nasıl yıktırır?

Hangi hakla yıktırır?

Allah muhafaza bu başbakan roman okumaya başlarsa ne olacak, bir düşünün.

Başbakan beğenmediği için Madam Bovary’i, kocasını aldatan bir kadını anlattığı için Anna Karenina’yı meydanlarda mı yakacağız?

Sokaklarda henüz kitap yakmamayı, başbakanın roman okumamasına mı borçlu olacağız?

Başbakan kendini her türlü eser hakkında hüküm verecek kadar yetkin ve beğenmediği her şeyi yok ettirecek kadar güçlü görüyorsa, Türkiye’de bütün sanat eserlerinin kaderi başbakanın iki dudağı arasına mı sıkışacak?

Buna itiraz etmeyecek miyiz?

Buna isyan etmeyecek miyiz?

Boyun mu eğeceğiz böyle bir hoyratlığa?

Kendini tek merci olarak gören biri mi belirleyecek bütün sanatçıların ve eserlerinin kaderini?

Ben bunu kabul etmem.

Bunu kabul edeceksin, sineye çekeceksin, buna öfkelenmeyeceksin, karşı çıkmayacaksın diyerek beni hapisle tehdit eden başbakanla savcı, korkutmak için kendilerine başkasını bulsunlar.

Onların gücü yetmez beni korkutmaya.

Ben bu ülkede kimsenin kaderi, bir insanın iki dudağı arasına sıkışmasın istiyorum, ben bu ülkede herkesin özgür olmasını, fikirlerini söylemesini, ibadetini yapabilmesini, eserlerini yaratabilmesini, dilini konuşabilmesini, istediği gibi giyinip, istediği gibi fikirlerini söyleyebilmesini savunuyorum.

Başbakan neyi savunuyor?

Bir heykeli tek emirle yıktırabilen biri neyi savunabilir?

Heykeli yıktırılan heykeltıraşı kim savunacak bu ülkede, kim ona sahip çıkacak, kim adalet isteyecek, kim güçsüz birinin gadre uğramasına engel olacak?

Bir zamanlar bu soruların cevabı olarak bu ülkede çok insan bu başbakanın adını söylüyordu, bugün bunu söylemek çok zor.

Referandumu öylesine büyük bir zafer kazandı ki başbakan, omuzları o zaferin ağırlığını taşımaya yetmedi.

Aradan daha altı ay geçmeden heykelleri yıktırtmaya başladı.

Eskiden durduğu yerden öylesine savruldu ki bu insan, bütün dindarlığına, bütün inancına, yaptığı bütün dini vurgulara rağmen bugün Hazreti Muhammed’in bir hadisi söylendiğinde bunu hakaret olarak kabul ediyor.

Bir hadisten gocunan dindar Müslüman, ne o hadisten, ne o hadisi söyleyenden kuşku duymalı.

O insanın kuşku duyacağı tek varlık, kendisidir.

Başbakan bunu bile fark edemiyor artık.

O dindar başbakanın hakkımda yazdırdığı iddianamede, aleyhime delil olarak peygamberin bir sözünü söylemem gösteriliyor.

Kendi zaferiyle yaralanmak budur işte.

Gücünü öyle yanlış kullanırsın ki sonunda peygamberinin sözü sana hakaret gibi gözükmeye başlar.

Peygamberinin sözünden korkan, peygamberinin sözünden gocunan dindar biri, bir ülkeyi yönetmekten ziyade trajik bir romana başkahraman olmaya daha uygundur.

Acıklıdır durumu çünkü ve bu acıklılık, güçle, iktidarla birleştiğinde ortaya çok tehlikeli biri çıkar.

Ben, bu ülkenin tarihi liderlerinden biri olabilecek bir insanı, kendi varlığını, düşüncelerini, inançlarını yok sayan bir zafer yorgunu olmaktan kurtarabilmek, kişisel bir trajedinin ülkenin bütününe yayılmasını engelleyecek bir uyarıda bulunabilmek için yazdım o yazıları.

Hakaret etmedim.

Başbakanın bana karşı kullanmaya kalktığı hırpalıyıcı dili, yazdıklarımı daha iyi kavrayabilsin diye ona karşı kullandım.

Ama tarihi bir lider olmakla bir trajedi kahramanı olmak arasında sallanan bu başbakan, her şeyin sadece kendisine mübah olduğunu sandığından, bunun hakaret olarak görülüp cezalandırılmasını istedi.

Sayın Yargıç,

Vereceğiniz karar benimle ilgili olmayacak.

Siz bu ülkenin hukukunun, keyfi davranışlara, gücün hoyratça kullanılmasına, güçsüzlerin ezilmesine cevaz verip vermediğine karar vereceksiniz.

Beni mahkum ederseniz, başbakan daha çok heykel yıktırır.

Mahkum etmezseniz belki hata yaptığını fark eder.

Bunu fark ederse, hem bu ülke, hem de kendisi kazanır.

Ben, kendi zaferlerinin ağırlığıyla yolunu şaşırmış bu başbakana yardım etmenizi isterim.

09.06.2011





Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...