Perihan Magden; Ahmet Kaya ile helallesmek ayagina, esi Gülten Kaya yerine, kolayciligi secip, mezarina giderek kendini poz poz fotograflatip basina servis eden, sitcom oyuncusu Tavsan Kardes'in dislerini sökmüs, adresine postalamis:)
Arsivlemesem olmazdi..
Dün gece geç vakit bir intemet sitesinde kan dondurucu bir arsızlığın görüntüleri, altyazılarıyla karşılaştım, Bu dönemde "ancak dayanamadığı zaman kalemi eline alan biri" farz edin beni. Hakikaten durunamadım; yazıyorum. Merkez Medyanın en kurnaz, en tahripkâr, en yelloz kalemi gitmiş Ahmet Kaya'nın mezarının önünde melül mahzun dikilmiş, bol bol fotoğraflatmış kendini; bir de alt metin "düzenlemiş" feci aklınca: Efendim, aralarına bîr manşet tatsızlığı girmiş olan ve "Saza niye gelmedin" şarkısına bayıldığı Ahmet Kaya'yla "helalleşmiş." (Öyle istermişmiş.)
Şimdi biliyorsunuz ekürisi Ahmet Hakan'la umreye de gitmiştî. Din imanda da kîmse bunların -muhakkak- eline su dökemez. Ama "helalleşme" birisi sağken yapılır. Gidenîn cenazesinde imamın üç kere (İslamiyet'te âdet bu) "Hakkınızı helal ediyor musunuz" diye kalanlara sorduğu bir kısım var. Ölüye sorulamıyor; ancak kalanlar haklarını helâl edebiliyorlar. Ahmet Kaya'ya sorulsa, Ertuğrul özkök için NE cevap vereceğini ise, muhayyelenize bırakıyorum. Bu "kalan" gidip kendi hakkını mı helal edîyor dolaylı yoldan da olsa ölümüne neden olduğu Ahmet Kaya'ya, ne halt ediyor uhrevî olarak; onu çıkartamıyoruz.
Çıkartmamızı istediği: ne kadar uzlaşmacıt kutupsuz, insanî-zartzurt! Bilye. Çıkartmamızı istediklerini böyle bir zihnin, zihniyetin tam olarak bilemeyeceğîm: Topaçlıyor işte bir şeyler! Zaten Paris'teki ünlü Pere Lachaise mezarlığına takım taklavat/ceket kravat Ahmet Kaya'yla "helalleşme seansını" teşhir edip cümlemizin cinlerini (üstadı olduğu üzre) bir kez daha bir kez daha tepesine çıkarmak için de; gitmemiş. Edith Piaf bölümü îçin Devlet'in TRT'si adına çekilen; o mezarlığa götürülüyor. Büyük bir Edith Piaf üstadıymış anlaşılan; Doğan Müzik'ten CD çıkartmışlığı da var» Paris'te kıytırık doktorasını yazmak için kalmışlığı da. (Vakti zamanında Atılgan Bayar köşesinde doktoranın konusunu - kofluğunu filan konu edip yazmıştır.)
Her neyse TRT bütçesinden orda bulunmuşken, bu kan dondurucu teşhirciliği de yapıyor; arada çok mühim enformasyonlar da dayıyor. Onöre etmek için herhalde (yine bu müthiş karakterin derin motivasyonlarını bilemiyoruz) çektikleri programın prodüktörünün adını da veriyor: Serhat Akinan! Aa! olursa bu kadar olur: DJ Dobi'nin erkek kardeşi demek TRT'ye bu programı yapıp satan prodüktör! O Dj Dobi ki daha yakın zamanda gastesi Akşam adına mıdır, en azından ordan manşet manşet Murat Karayılan'la görüşmesiyle gündemi sarsalamıştı. Aralarında bir Taraf yazarının da bulunduğu "Ölüm Listesi" olayının arkasında da, onun bilgilendiriciliğinin olduğu ortaya çıkmıştı!
Bu Serdar Akinan (Dobi Kardeş) "Kan Uykusu" adlı "Türk Ordusu Ne Merhametlî öldürür" alt yazısıyla "pazarlanabilecek" Osman Pamukoğlu şaheserinin de, pardon belgeselinin de yaratıklandırıcısıdır. Şimdi "Kandil Belgeseli" çekmekle meşgul oralarda. Medyalamamızın nasyonalist figürleri "pro-PKK" kesildiler bir nevi başımıza; biliyorsunuz. Kürt Siyaseti'ne de birden bir sempati taşması içîndeler: Seçimler öncesi Merkez Medya'nın şekere bulanmış Ergenekon İdeolojisi neferleri Kürt politika ağalarının yanı yanıbaşında röportaj almaya olsun, onları övmeye olsun doyamadılar! Serdar Akinan'ın datam bu dönemde Karayılan röportajı olsun, Kandil belgeseli olsun bir zamanlama şahikasıdır yani. Bakın Özkök prodüktörünün adını vermese tüm bu düşüncelere garkolmayacağız. Bu nedenle Paris KabirZiyareti nedeniyle kendisine "ajan prodüktör" lakabını vermeme izin veriniz rica ederim.
Bu akıl/vicdan almaz adamın Ahmet Kaya açılımı bu kadarla da kalmıyor: inanılmaz bir benzetme patlatıyor! Paris'e gitmeden önce Berlin'de birlikte konsere gittiği Oray Eğin'in gözlerinde de aynı acıyı görmüşmüş! Yani Amerika'da ikamet buyurduğunu bildiğimiz Oray Eğin (hani 'davet edildîği îçin çılgınca sevindiği') Türkçe Olimpiyatlarrna Berlin'de bir konser yüzünden "katılamadığını" köşesinden duyurmuştu. O konser bu konser olmalı! 2 Kanka Berlin'de buluşuyorlar (O. Eğin ta Amerikalar'dan kalkıp birkaç günlüğüne geliyor) ve gözlerindeki acı, Hürriyet manşetleriyle bir nevi sürgünde ölümüne neden olduğu adamın gözlerindeki (farazi benzer) acıyı hatırlatıyor Eski Genel Yayın Kaptanına! O-HA! Insan burda ister istemez Gülten Kaya'yı düşünüyor. Ahmet Kaya'nın iki kızını düşünüyor. Bu fotoğrafları görüp bu yazıyı okuyunca duyacaklan öfkeyi, çekecekleri acıyı, utanmazlığın/arlanmazlığın BU DENLİSİNİN onlarda yaratacağı tahribatı düşünüyor. Eski günlerde köşemde yazdığım bir dizi "Ahmet Kaya'nın ölümüne kim-ler neden oldu" yazım üstüne bana inanılmaz güzellik ve incelikte bir mail yollamıştı Gülten Kaya. Orda, en çok kızım için endişelendiğini yazmıştı. Kendi kızlarının her gün okula sırt çantasmda Hürriyet gazetesinin manşetinin ağırlığını da yüklenip gittiğini de. Bunları yazarken dahi tüylerim diken diken oluyor. Böylesi bir gamsızlık, aldırışsızlık, utanmazlık ancak BU ülkenin Merkez Medya'smın figürleri için mümkün!
Geçenlerde kitabı üstüne verdiği bir röportajda "'Ergenekon Çetesi'nin bir kısmı içerde olabilir. Ama Ergenekon İdeolojisi toplumumuzda müthiş bir yaygınlık kazandı" tarzında laflar ediyordu Alper Görmüş. Evet, mesele tam da bu! Ben televizyonda "Medyanın Ergenekon ayağı kazınmadı" derken tam da bunu kast ediyordum. Silahlı külahlı bu çeteye "yardım ve yataklık" sırf evinde bomba paketleri saklamakla olmuyor ki. Diyelim bu: Kaba Yardım. Asıl Merkez Medya'nın bu ideolojiye, yıllardır süren ve son zamanlarda iyice tırmandınlan "ince yardımlan" sözkonusu.
Soner Yalçın'ın gözaltına alınmasından sonra Hürriyet'teki tarihçilik tam sayfasını bir-iki hafta daha yayınlamaya devam etmek; "tarih" bilgisiyle hakiki tarihçileri dumura uğratmış bu isme o tam sayfanın açılması kadar anlamlıdır, semboliktir, dayanışmacıdır, trajikomiktir, Keşke Özkök yayın yönetmenliği titrini başının üstünde taşımaya devam etseydi de: Akşam'da harcanacağına, tam sayfa bir tarihçikçîlik sayfasını diyelim Serdar Akinan'a devredebilseydi.
Hoş, kankası Oray Eğîn'e neden bir köşe ihsan etmedi tüm Hürriyet partilerinde "dışardan" tek insan olarak ağırlandığı halde, orası meçhul! E tabii konsere gitmek, "onun gözlerinde o acıyı görmek" ayrı, köşe ihsan etmek ayrı. Köşeyi; Taraf'ın yorum sayfasında yol inşaatlarıyla askerî harekâtların TARİHİMİZDEKİ paralelliğîne dikkat çeken yazıdaki fikri apartıp Berlin'deki konferansta ve Brüksel'deki Kürt televizyonunda "döküp saçan" akademisyen hanım kaleme (Nuray Mert'e) bahşetmişti mesela.
O akademisyen doçent doktor N.Mert'tir ki: "Sivil dikta kavramını yurda ben armağan ettim" diye müdavimi olduğu münazara programlarında yırtınmaktan perişan oldu. Oysa "mahalle baskısı"ndan sonra tedavülde en uzun süre kalan o kalp paranın, pardon "kavramın" patentinin Soner Yalçın'a (iki yıl kadar mı ne öncesinden) ait olduğu; "Bu kavramı dolaşıma sokmalıyız" vs. tarzı notlarından evi basıldığında ortaya çıkmıştı! Tanrım bütün yollar nasılda Roma'ya çıkıyor! Ergenekon İdeolojisî'yle ben Askerî Vesayet bağımlılığını/ tercihini, kendi halkına/ onun tercihlerine duyulan alerjiyi/ çeşitli kılık ve kılıflar altında yutturulmaya kalkılan antidemokratik temayüllerin toplamını kast ediyorum.
Cürmünden çok fazla yer (nefes alıp verebileceğimiz: orman) yakan bu ideolojiden, medyadaki temsilinin vahim ağırlığından (yandaş medyada' dahi onların meşrebi egemen) bu aktörler aktristler arasındakî müthiş dayanışmadan, paslaşmadan daha tehlikeli bir şey de görmem mümkün değil naçar demokrasimiz için. Demokrasimiz adına.


Vay be. Vay halimize. Demokrasinin adı oldu döneklik, yalakalık. Nerede o kırmızı çizgiler? Nerede değişmez kalıplarımız? Biz en son böyle insan olmuyor muyduk? Ne zaman su gibi her kaba sığar insan olduk? Ne zaman bu kadar şeffaf, bu kadar gölge olduk?
YanıtlaSilPerihan Mağden'e cevaben: Bir Başka Utanmazlığın Anatomisi
YanıtlaSil90'lı yıllarda bilen bilir çok fazla haysiyetli gazetecinin olmadığı günlerde can simidi kıvamında isimler vardı.
Savaşın en yoğun yaşandığı zamanlarda bir nefes alımlık dahi kendimize yakın bir cümle bulabilmek için tüm gazeteleri tarar buna benzer bir şey gördüğümüzde Erivan radyosu dinler gibi olurduk. (Erivan radyosu bu ülkede bir zamanlar Kürtçe müzik dinlenebilecek yegane kaynaktı.)
Işte o günlerin hafızamızda bıraktığı isimlerden birisidir Perihan Mağden.
Herkes rengini saklarken "oyum Dehap'a" dediği günü unutmayız.
Nasıl da o yazısını tekrar tekrar okuduğumuzu hatırlarım.
Ve fakat hafızamızdaki hatırı büyük olan bu yazar şimdilerde Taraf camiasına katılmıştır.
Ve yerini hiç yadırgamadan, aklımızdaki tüm bilgilere inat, adeta bizi şaşırtmak için Taraf korosunun o bet sesine eşlik etmeye başlamıştır.
Kapadokya'ya bir kez yolunuz düşmüş ise orada çömlek yapanlara şahit olmuşsunuz veya bir başka şekilde biliyorsunuzdur.
Çömlek yaparken elleriniz sürekli ıslak olmak zorundadır.
Ve bu yüzden ellerinizi ıslatabileceğiniz bir kap yanı başınızda durur.
Çömleğe şekil vermek için ellerinizi bu kapta ıslatır ve çömleği istediğiniz gibi eğip bükebilirsiniz.
Yaşadığımız bu dönemin ıslatma kabının içinde de Ertuğrul Özkök gibiler duruyor.
Önce onlara istediğinizi söylersiniz ve bu da sizi meşru kılmaya yeter.
Misal en akıl dışı fikirleri – bugünkü Mağden yazısının Nuray Mert ile ilgili kısmı – kabul ettirebilmek için önce Özkök'e "çakmak" zorundasınızdır.
Ondan sonra Nuray Mert'in Ergenekoncu olduğunu ima edebilirsiniz.
Bu şekilde kimse de sizi yadırgamaz.
Çok zamandır yaygın şekilde kullanılan bu yöntemi Mağden de hemen benimsemiş şu an bulunduğu konumun hakkını vermiş.
{devam..}
{..devam}
YanıtlaSilSayın Mağden hatırlar mı bilmem ama Nuray Mert'e yönelik başlatılan kuşatma harekatının fişeğini çakan Başbakan Erdoğandı.
Ustalık döneminin ilk işareti de sayılabilir bu.
Biz kendisini böyle bir durumda hemcinsinin yanında olmasını beklerdik ama yeni nesil Mağden, hangi husumeti besliyorsa artık türbanlı ikoncanlardan daha atik davranarak iktidarın dişleriyle saldırıya geçmeyi vazife edindi.
Sanırım bu ihale Mağden'e kaldı.
Öyle ki bu gösteri maçına çıkmış futbolcu edasıyla yazılan Taraf yazıları hem Perihan Mağden'in hem Taraf'ın geleneğine fazlasıyla uyuyor.
NTV'deki "Basın Odası" programı kanal kararıyla AKP'nin zaferi sonucu yayından kalkan Mert'e yönelik Başbakan'ın çirkin "Namert" yakıştırmasıyla başlayan sürecin bir kentli-türk kadından onay alması gerekiyordu.
Perihan Mağden artık Türkiye basınının kadın Süleyman Demirel'i olma konumuna erişmiştir.
90'lardaki ya da 2000'lerin başındaki atikliğinden geriye kala kala utanmaz bir AKP'lilik kalmıştır.
Peki bu "kentli-türk" kadını bir başka "kentli-türk" kadını olan Nuray Mert'in linçinde neden rol oynamaktadır? Acaba Mağden'in CNN Türk ekranlarında AKP'yi demokrat ilan ettiği 5N1K'nın üstüne aynı AKP'nin Kürt çocuklarını bombalayışı, Mağden'in sevmediğini bildiğimiz sosyalistlerin sokaklardan toplanması Mağden'i hiç mi incitmemiştir?
Dahası Ertuğrul Özkök'le başlayan bir yazıyı Nuray Mert'le bitirmenin o garip arsızlığı arasında kullanılan Kürt Politika Ağaları tanımının sığabileceği bir çirkinlik tanımı var mıdır? Kemalistlere göre İslamcıları bin kere tercih ederim diyen Mağden'in arasında seçim yaparak şer ilan ettiği her iki kitleden bir farkı kalmış mıdır? Kürtlere yönelik hâlâ feodal eleştirisi yapanların Türk Solu dergisi ya da "ay burayı da halk bastı" diyen Mine G. Kırıkkanat'ın Kürt ve Sınıf nefretlerinin bileşkesi olduğunu kim reddedebilir?
Hal böyleyken hala kalkıp demokratlıktan, insan hakları savunuculuğundan dem vurup rant koparmaksa amaç ekmek yemenin daha onurlu araçları olduğunu hatırlatırız.
Ne haklı bir mücadele içindeki Kürt halkı ne de sosyalistler kendisine omuz verenleri linç etmeye kalkanları unutmaz.
Biz unutsak tarih bize hatırlatır kendini yeniden.
O sınırı aştık mı bilmem ama hala Mağden gibiler için bir umut var.
Çünkü ustalık döneminin başındayız henüz.
Daha binlerce söylem, onlarca operasyon, yüzlerce gözaltı olacak şimdinin sonrasında.
90'lı yıllarda bu olayların karşısına kükreyerek çıkan Mağden'den beklentimiz yine bu şekilde davranması yönündedir.
Ya birbirine karıştırdığı sapla samandan beslenecek ya da onurlu bir yazar olarak aç kalacak.
Tercih kendilerinindir.
Sarphan Uzunoğlu & Serkan Aydın
(duzeltme)
YanıtlaSilEA bey; tesekkurler, okudum simdi.
Acikcasi, Nuray Mert'in dedigi seyden ben de hoslanmadim, ama, basbakanin meydanlardan, onca kalabaliga (ve ekranlarda izleyen milyonlara da) hitaben, namert ifadesiyle birlikte kendisine laf gondermesini de abartili bulmustum.
Birtakim saflar olusuyor, bozuluyor, yeniden duzenleniyor, birileri bir yerlerde saf duruyorlar ve biz de boyle izliyoruz iste.
Isin garibi, hem Mert hem de Magden solcudurlar. Kürt meselesinde, Mert sivil itaatsizlik eylemlerine de katilarak, safini belli etti, BDP'den yana tavir koydu.
Magden'i cözmekse pek de mumkun degil gibi.
Bu yazida kastedildigi gibi, iktidar yanlisi olacagini sanmam ama Kúrt meselesinde, demokratik acilim yanlisi demek ki.
Ayrica, sirf hemcins ve kentli Turk kadini diye, birini elestirmemek gerektigi imâsi cok sacma bence. Ne yani, ben sirf hemcinsim diye, Canan Aritman ya da Nazli Ilicak'in her dedigine okey mi diyecegim!
Bir de yine yazida soyle bir ifade var ki, neyi kastettigini cikaramadim.
AKP’nin Kürt çocuklarını bombalayışı, Mağden’in sevmediğini bildiğimiz sosyalistlerin sokaklardan toplanması Mağden’i hiç mi incitmemiştir?
AKP cocuklari nerede ve nasil bombaladi ki? Asker ya da polisi mi kastediyor acaba burada?
Diyarbakir'da dersane cocuklarini(muhtemelen Kürttürler) bombalayan da AKP degildi mesela!
Bence, ikisi de sinirle ve aceleyle yazilmis yazilar.
Magden'in yazisinda, Ahmet Kaya'nin ölümünün direk sorumlusu gibi ÖZKÖK'u hedef gostermesi de haksizlik ama o adamin piskin piskin mezar basinda foto cektirip, bizi enayi yerine koymasi konusunda, sonuna kadar imzami atarim o yazinin altina..
Sir;
YanıtlaSilDaha dur, Oray Egin'i, Ali Kirca'yi filan, Turkce Olimpiyatlarinda odul verirken de izliycez bi zaman sonra;)
Ahmet Hakan, yazmis:)
YanıtlaSilPerihan'ın Ertuğrul'a şirinlik yaptığı günler
PERİHAN Mağden, “köşesini efeler gibi bırakıp gitmiş müdanasız şahsiyet” havası basarak kafa ütülemeyi pek sever.
Bir tür “Ferrari'sini satan bilge” havası basar yani...
Ama aynı Perihan Mağden, arada sırada Taraf gazetesinden kafayı çıkararak, aklının nasıl da sattığı Ferrari'de kaldığını da kanıtlar.
Neyse... Neyse...
Mesele bu değil zaten.
Mesele şöyle bir şey:
* * *
Perihan Mağden, Taraf'taki son kafa çıkarışında...
Ertuğrul Özkök'ün Paris'te Ahmet Kaya'nın mezarını ziyaret edip helallik dilemesi meselesini eksen yapan “hezeyan” halinde bir yazı kaleme aldı.
Ertuğrul Özkök'ten yola çıkan ama önüne gelene bin tekme atan bir yazı.
En çok da Özkök'e saydırdı yazısında:
“Merkez medyanın en kurnaz, en tahripkâr kalemi” diyor.
“Yelloz” diyor.
“Utanmaz” diyor.
“Attığı manşetlerle Ahmet Kaya'nın bir nevi sürgünde ölümüne neden oldu” diyor.
Diyor da diyor yani...
* * *
Perihan'ın hezeyan halinde yazdığı bu yazıyı okuyunca...
Ertuğrul Özkök'ün 2000'li yılların başında yazdığı “Kanvas Pantolonlu Adamlar Geliyor” başlıklı yazısını anımsadım.
Yazıyı buldum.
Şöyle başlıyor:
“Önceki gün Perihan Mağden telefon ettiğinde büromun renklerine bakıyordum. ‘Sizin haftanız başlıyor' dedi. Önce neyi kastettiğini anlamadım. ‘Küçük fareniz geldi' dedi. O zaman anladım. Bu hafta Stuart Little filmi başlıyor”.
Dikkat:
Ertuğrul Özkök bu yazıyı yazdığında Hürriyet'te o manşetler atılmış, Ahmet Kaya da sürgünde ölmüştü.
* * *
Düşünün:
Ertuğrul Özkök'ü “attığı manşetlerle Ahmet Kaya'nın bir nevi sürgünde ölümüne neden olmak” ile suçlayan Perihan Mağden, bir bahar sabahı, Ertuğrul Özkök'ün telefonunu tatlı tatlı çaldırıyor.
Bir “cici kız” edasıyla Özkök'e şirinlik yapıyor.
“Sizin haftanız başlıyor Ertuğrul Bey... Küçük fareniz geldi” falan diyor.
Şirinlik yaparken de “Attığı manşetlerle Ahmet Kaya'nın bir nevi sürgünde ölümüne yol açtı” cümlesi aklının ucundan bile geçmiyor.
* * *
Dün sevimlilik yaptığın adama bugün “Ahmet Kaya'nın ölümüne yol açtı” diye saldıracaksın.
Dün “Küçük fareniz geldi Ertuğrul Bey” diye şirinlik yaptığın adama bugün -biraz da o “küçük fareler” nedeniyle- “medyanın yellozu” diye alenen hakaret edeceksin...
Nedir? Ne olmaktadır?
Belki de olayı kavramak için Perihan Mağden'in, Taraf'taki yazıda Özkök için kullandığı “köşe ihsan etmişti / sütun bağışlamıştı” nitelemelerini deşmemiz gerekir.
Ertuğrul'un “köşe ihsan ettiği” günlerde “Sizin haftanız başladı, küçük fareniz geldi” diye şirinlik yapmalar...
Köşenin ihsan edilmeyeceğinin anlaşıldığı günden itibaren ise Özkök'e sistemli bir şekilde her fırsatta çakma faaliyeti.
Ve en sonunda işi “medyanın yellozu / Ahmet Kaya'nın katili” noktasına getirme.
Acaba bu çelişkinin arka planında bir “ihsan edilmeyen sütunun sancısı” yatıyor olabilir mi?
Magden cevap vermis;)
YanıtlaSil[..]"Paralı Asker, efendisi için herrr zamanki aç açıkgözlüğü, araya şakacılık/mesafe ("ironi" kelimesini sarf edemeyeceğim) koyma numaraları, "Ben adamı suya götürür/ susuz getiririm - öyle bir dedektörüm ki herkesin façasını böyle indiririm" alamet-i farikasıyla atılmış.
GARİP İMALAR...
Bunlar nasıl bir ruhsal gurup halveti içinde balıktırlar, nasıl bir romantizmin/ kavuşamamanın pençelerinde kıvranmaktadırlar ki Amsterdam`da, Berlin`de, Mekke`de sürekli göz gözeler! Belki Eküri Ahmet H. da Berlin`de konserdeydi. O. Eğin`in gözlerindeki acının, Efendisi Ertuğrul`un gözlerindeki acıyla çarpılmasını gördü.
STOKTAN YEME, BU BENZETME BAYAT
Şimdi (biraz karmakarışık yazısından gidiyorum) "Ferrarisini satan bilge" ayağına yatıyormuşum ikide birde. Ve fakat bu bayat benzetmesini (girin tarayın Hürriyet arşivini, işiniz yoksa) Radikal`} daha önceki terk edip dönüşüm üstüne de yapmıştı! Stoktan yeme Ahmet Hakan! O maymununun gözlerindeki heyecandan hiç mi nasibini almadın/alamayacaksın? Bu Paralı Asker, köşesinden birkaç saatliğine ayrılırken ayakkabısını sıkıştıranların piyasasında, çok da iyi bilir benim nerden/nasıl/neden ayrıldığımı. Ama İngilizce`de "önce and for ali" tabir ediliyor, "Çamura Yatıp Çamur Sıçratmayanlara Para Yok!" piyasasında onun gibi köşe tutmuşsan, sallayıp (üstelik aynı bayatlıkları) karşındakini izahate mecbur bırakıyorsan da; başarılısın.
MECBUR BIRAKTIN BENİ UFAKLIK
Aferin Ahmet H.! Bak senin yüzünden tarihimin EN KARANLIK noktalarını tek tek tek açıklayacağım şimdi. Mecbur bıraktın beni ufaklık!
(...)
Bedelli A. Hakan durunamadığımı, "arada sırada" Taraftan uzandığımı söylüyor. Ferrari`ye doyamadiğımdan. (...) Bunların bütün "mantıkları" çarpıklık çarpıtmaca üstüne. Bütün dilleri bilinçli bir dolan`a dayalı. "Su içtim" yazsalar, durup düşüneceksiniz "Ne halt etmiş acaba?" diye. O kadar olur yani.
NURAY MERT`E DE LAF SOKTU
Yurdumuzun son model Demokrasi Tanrıçası (Forever Muhalif) N. Mert`e kaçmayacaksın. Meydanı onlara bırakmayacaksın.
(...) Özkök`e bunca saydıran birinin (BENDENİZ, yani) N. Mert`le takışması DA bence kendisine hem sol açık Radikal`de, hem de özkök`ün Hürriyet`inde yazma imkânını "bahşetti." (Aydınlatmaya doyamayan bir fener için, ne kadar geniş-letilmiş bir arazi!) Özkök genellikten "özele" alınınca "Bi o sayfaya bi bu sayfaya savrulacak hatun muyum ben!" gerekçesiyle DE (başka başka benleri de, pardon nedenleri de vardır muhakkak) Povver Ranger Mert, üç-beş gün içinde soluğu (o zamanlar Zafer Mutlu tayfasının hoş şimdi de öyle, idaresindeki) Milliyet`te aldı.
Bunlara "bir soluk almak" "iki dinlenmek" haram ağbicim. Halkları aydınlatmak, soluksuz bir uğraş! (VVhite VVoman`s Burden) Baksanıza: şimdi yıllardır televizyonda on yüz bin kanalda kafamızı ütülemekten yılmamış/ bezmemiş/ doymamış/ doyamamış "NTV erken yaz tatiline soktu benim ebedî muhalifliğimi, orijinal fikirlerimi!" diye, "ennn solcuların" gastesine demeçliyor. Sevin birbirinizi! Sana ekran mı yok, tarafsız bölge mi, duble yol mu yok ablacım? Bu sorunun cevabı için de, Hürriyet`in Atıl Hakanının, bambaşka karanlık bulamaçlardan (esasında hiçbirinin) atılmayacağını, umalım.[..]
devam
[..]ÖZKÖK`Ü NİYE ARADI?
YanıtlaSil2000`lerin başında E. özkök`e telefon açıp en cici kız sesimle "Fareniz sinemalara buyurdu hünkârım!" filan demişim.
(...) Ben de (kızım o yıllarda altı yaşında filan) bütün çocuk filmlerinin zorunlu takipçisiyim. Gittim gördüm nasıl adi bi yaratık bu Stuart Little! Nasıl ilticacı, tırmanıcı, buldumcuk! Nasıl satıyor fareliğini/kökenini/aslını, nasıl yamanıyor o beyaz aileye; anlatamam.
ÖZKÖK BU FARE...
"Ulan adam ne biçim özzdeşleşmekte haklı! Aynı özkök bu fare!" oldum.
Konuyla ilgili (yani S. Little`dan nasıl` iğrendiğimle ilgili) bir yazım da mevcuttur..
Arayın bulun Radikal`in arşivlerinde. Kabıma sığamayıp bir saraka/ hakaret/ arkasından gülme vesilesi olur diye gastesınden aradım. Neşeli Günler`imde böyle münasebetsiz, kendin pişir kendin ye eğlence için sicil yakan davranışlarım olmuştur! Çok da itiraf etmişimdir.
Sekreteri zart diye bağladı, bunla dalgamı geçtim; ama "tersinden anlama" ordinaryüsü olduğu için mesleği ve karakteri gereği, ertesi gün köşesinde "Perihan Mağden telefonla aradı" diye (sanki gönendirici bir konuşmaymış) ilan etti. Hoş "Sosyopatların Son Yazı" kitabında okumuşsunuzdur; sosyopatların suratına tükürsen gönenirler! Tecrübesiz davranıp açık vermeyeceksin.[..]
Yazinin aslisurada da benim uyeligim yok..
YanıtlaSilperihan m. eskiden oray e. ile kankaydı, bu ara araları bozulmuşsa enteresan
YanıtlaSil