Bir Analiz

Bu sayfaya her nereden ulastiysaniz, hosgeldiniz Sn Okuyucu.

Oncelikle sunu bilmenizde yarar var ki, bu analizi yapan kisi, bu blogun sahibi degildir, zaten boyunu da fersah fersah asar.

Peki ya kimdir?

Gercek ismini benim de bilmedigim,  bir suredir takip etmeye calistigim Cetin Dogan ve Gercekler bloguna yorumcu sifatiyla katilan Acracia rumuzlu beyefendidir.

Sagolsun, bu analizi burada arsivlemek istegimi reddetmedi ve kendisini 'Concerned Citizen' olarak tanimlarsak daha dogru bir ifade kullanmis olacagimizi da ozellikle belirtti.

ÇDG blogu, Balyoz Davasi dolayiminda yayin yapan bir site olmasina ragmen; bu analiz, daha ziyade Zaman gazetesinin (dolayisiyle, Gulen Hareketinin)  son yillarda izledigi yayin politikasini  irdeleyen bir calisma.

Uzun olmasindan dolayi eger okumak konusunda simdiden pes ettiyseniz ve birtakim onyargilariniz varsa, pesin hukum vermeden hemen once Sonuc bolumune bir goz atmanizi oneririm.

Okuma kolayligi olmasi bakimindan bir kac cumleyi bold isaretledim ve sonuc bolumunu renklendirdim. Sekil disinda hic bir degisiklik yapmadim.

Eger burasi yerine asil mekanindan okumayi tercih ederseniz de, yazilarin asli ve okuyucu yorumlari da suradadir(link).

Kendisine tekrar tesekkur ediyorum,  herkese iyi okumalar..


***

BIR ANALIZ
Zaman Gazetesi’nin yalanlarıyla mücadele zamanı başlıklı bu girdinin altında bir süredir beni düşündüren bazı noktalara dikkat çekmek istiyorum. Bahsini etmek istediğim husus kabaca bu davaların nasıl hem zekamıza hakaret eder tarzda bir takım absürd dinamikleri ihtiva ettiği, hem de Zaman vs’nin sadece yalan yaymakla kalmayıp söylem ve olgu oluşturma görüntüsü içerisinde olması.

Bunlar bilinmedik şeyler değil, ama ben biraz daha yakından bakmak istiyorum. Biraz uzun olacak ama derlediğim bir şeyler oldu, tefrika gibi parça parça koymaya çalışacağım. Gözümden kaçan ya da istemeden yapılmış bir hata varsa lütfen düzeltin. Vakit ayırıp okuyan herkese ayırdığı zaman için teşekkür ederim.

Zaman ve Taraf yayın politikaları (oralarda çalışan herkes kesinlikle demiyorum; ama bugün artık özellikle Zaman’da yazanların, o geçmişten gelmiyorlarsa şayet, cemaati daha iyi anlamaya çalışmak dışında bir sebeple yazıyorlardıysa, artık neden hala orada yazdıklarını merak ediyorum), Ergenekon, Balyoz ve aslında biraz daha gözünü açıp bakanların en azından acaba diye sorabilecekleri gibi KCK [1] davaları da (Kurmanbek Allahverdiyev, kulaklarınız çınlasın) kamuya yansıdığı şekliyle bu kafa karışıklığına katkıda bulunuyor.

Hemen atlamaya hazır olanlar için söyleyeyim: ben derin devlet dediğimiz ve bir devlet içinde muktedir bir grup olduğuna inanıyorum ve bunun peşinden dürüstlükle giden herkese de bu katkıları bağlamında çok büyük saygı duyuyorum.

Ancak şu anda olan bitenin, büyük ölçüde eski derin devlet bildiğimizden ziyade, devlet içinde muktedir bir başka grubun yaptıkları olduğuna kaniyim.

Bu bağlamda, “Zaman Gazetesi’nin yalanlarıyla mücadele zamanı” başlıklı kısımda özellikle Zaman’a ve temsil ettiği Gülen güruhuna (ki cemaatle gönül bağı olan ya da cemaatte alt kademelerde olan, kimsenin hakkını yememiş, kimseye iftira atmamış o tertemiz ve iyi niyetli insanları kesinlikle tenzih ederim) biraz daha yakınen dikkat çekmek istiyorum.

Zira bu gazetedeki yayınlar burada da ifşa edildiği gibi sadece yalan yaymıyorlar. Kelimelerin anlamlarının içlerini boşaltarak yeni gerçeklikler de kuruyorlar. Yani kısacası belirli bir strateji izleyerek kavramların, olayların, olguların anlamlarını değiştirip resmen ya tarihi yeniden yazıyorlar, ya olmayan şeyleri yalanla olgulaştırmaya çabalıyorlar, ya da gelecekteki bazı şeylerin habercisi gibi söylem yaratıyorlar. Hem de fütursuzca. Bunu da her zaman kendi gazetelerinde yapmıyorlar. Ama sızdırılan belgeler, kayıtlar, vs daha sonra dönüp dolaşıp onların sahifelerinde yerlerini buluyor. Ya da onların argümanlarını kuvvetlendirici unsurlar olarak belleklere serpiliyorlar, tohumlar gibi. Vakti gelince de o tohumdan çıkan ağaca işaret ediyorlar.

Tuhaflıklar, tutarsızlıklar, yalanlar, akıllara zarar mantıksız gelen abuk sabukluklar, bir de üstüne kendi yaptığını baskasına “sen bunu yapıyorsun” demeler, ki bu sonuncusu belki bilinçli bile yapılmıyor olabilir, ama mesela Ahmet Altan’ın burada alıntılanan “Bakmazsan” yazısı (hani kendi bakmadığı gibi başkalarını görmemekle suçladığı yazısı) bir örnek olarak sayılabilir.

Bu bağlamda aslında bir şeylere anlam vermekte güçlük çekmemizin en önemli sebeplerinden birisi referans noktalarımızın şaşması. Yani ben bir şeye (şimdi çok alakasız ve başka siyasi, ideolojik, vs anlamlardan yoksun olduğu için ne söylemek istediğimi vurgulamak adına bu örneği vereyim: portakal) “portakal” diyorsam, onun referans noktası portakal meyvası ise, bugün “portakal” dediğimde şu yorumlarla karşılaşma ihtimalim oluyor ki bunlar da iletişimi ve konuştuğunu/dinlediğini/okuduğunu anlama mekanizmalarını kopartıyor:
• o meyvenin neden şimdiye kadar aklıma gelmediği (bu doğru ya da yanlış, önemli değil, ama bu hesap bir soruluyor, senin konuşmaya hakkın yok deniyor bir kere); tabii o meyve kendisinin aklına ne zaman gelmiş onu bilemiyoruz (ama zaten önemli de değil, çünkü bu argüman zaten baştan sakat).
veya
• gözlerimle gördüğüm o meyveye bana “portakal” dedirtmek için insanlara kitap yazdırıldığı/sipariş ettirildiği (yani sırf benim, yani “portakal” diyenin değil, portakaldan bahseden yazarın da bir maşa olduğu) ve portakal diyen benim bir oyunun parçası haline döndüğüm.
veya
 • ben dezenformasyonu aslında karşımdakinin yaptığını düşünürsem ve bu konuda sesimi de çıkarırsam benim de dezenformasyon yaptığım ve bu konuda konuşmamın da tam propaganda olduğu.
Tanıdık geldi mi? Mesela, bu tarz söylemler çok dönüyor, ama bütün bunların hepsini en güzel Ahmet Şık olayından sonra Ekrem Dumanlı’nın yazdığı ve akıllara ziyan bir yazı ihtiva ediyor. Ahmet Şık tutuklandıktan sonra ve kitaba sahip olanların da Ergenekoncu sayılacakları tuhaflıgından sonra, kendisişunları kaleme almış “Tam bir operasyon” yazısından:
“Şimdi kanaatim daha da netleşti: Cemaat aleyhine yoğun ve kara bir propaganda yapmak için kitap(lar) yazdırılıyor ve o kitapların her safhası psikolojik bir harekât olarak planlanıyor. Önce belgeler üretiliyor, insanlar hakkında çok ağır suçlamalar yapılıyor, sonra bunlar şaşaalı bir şekilde neşrediliyor, neşredilemezse daha büyük gürültü koparılıyor, sonra emniyet teşkilatında meydana getirilecek dalgayla Ergenekon davası gibi hukuki süreçlerin önü kapatılıyor.
Daha ötesini de söyleyeyim. Hanefi Avcı’yla başlayan o insafsız süreçte kitap operasyoncularına sonuna kadar destek veren bazı kişileri bugünden itibaren izleyin. Göreceksiniz, bunların önemli bir kısmı soluğu yabancı basın mensuplarıyla sohbette, yabancı diplomatlarla muhabbette alacak ve şu an hiçbir somut bilgiye dayanmaksızın yaydıkları cemaat algısını ve hükümet düşmanlığını yurtdışına da taşımak için çırpınıp duracaklar. Kimisi Washington’a kapağı atıp düşünce kuruluşlarında AK Parti ve cemaatin düşünce özgürlüğünü yok ettiğini, Ergenekon ve Balyoz davalarının fasa fiso olduğunu anlatacak, kimileri de AB üyelerine bu dezenformasyonu zerk edebilmek için olağanüstü bir gayret sarf edecek…”
Bu alıntının yorumunu aşağıda girerek açacağım.
***
[1] Mesela en son KCK kapsamında bazı üniversite sosyoloji öğrencilerine baskın yapıldı ve bir tanesinin ders programı örgüt belgesi sanılarak el konuldu. Aslında o iddianamenin tamamını (sadece yanlış hatırlamıyorsam yüz küsür sayfalık bir bölümü bulunabiliyor) bekliyordum, ama henüz bulamadım.

Bu blogu okuyup da KCK davasına farklı bakan varsa şayet, adalet herkese lazım lafını hatırlatır, orduyu da kimse pek masum bulmuyor ama biz sizi dinliyoruz, derim.  [Buraya tıklayın]
Ve şunu da eklemek isterim: hiçbir davayı birbiriyle eş tutma durumda değilim, haddim de değil zaten, sadece tuhaflıklar, iddianameler, vs şeklen çok benziyorlar ve bunlara dikkat çekmek önemli diye düşünüyorum.
***
Ekrem Dumanlı’nın yukarıda alıntıladığım yazısını okuyunca, aslında bugüne kadar olan biteni belirli bir bakış açısından, referans noktalarını değiştirerek (yani Türkiye’nin gündemini son birkaç yıldır meşgul eden davalar, olaylar ve şikayetlerin asıl görünürdeki muzdaripleri yerine isim değiştirip cemaati koyarak) çok güzel anlattığını düşündüm. Aşağıda da kendisinin aşama aşama tarifini ettiği olayları, kademeleri, kendi kanaatimce asıl referans noktalarına geri iterek, yani Ekrem Dumanlı’nın saydığı etaplara (belge üretmek, propaganda, vs) başka örnekler vererek ele almak istiyorum. Diğer bir deyişle, Dumanlı’nın tasvir ettiği aşamaları başka örneklerle açmak, o aşamaların benim şahsi kanaatimce asıl referans noktalarını geri koymak istiyorum.

Aşağıdaki kısım da kanımca son derece önemli ve meşru sorular sormak olarak okunmalıdır.
Öncelikle, Ekrem Dumanlı bu yazıyı, belli ki Ahmet Şık gibi cemaat hakkında yazanların kendilerini hedefe koyarak yazdıklarını düşünerek yazmış. Ancak bu tarif ettiği basamaklar bence aslında çok şey söylüyor.

Yakından bakalım:

1) Yogun ve kara propagandadan bahsetmiş Dumanlı. Burada önce söylediğinin içeriğine bakıp, ardından Zaman’ın bazı faaliyetlerine ve haberciliğine gönderme yapıp, bambaşka bir tuhaflığa bakarak birkaç noktaya değinelim:

a) O dediği cemaatle ilgili yogun propaganda nasıl olacak bilemiyoruz, hele ki son zamanlarda cemaatin son yıllardaki faaliyetlerini bugüne bağlayarak eleştirenler, onların götürdükleri söylemleri bozanlar eğer Türkiye vatandaşı iseler çeşitli sebeplerden tutuklandıklarına göre, hangi yoğunluk hangi kara propaganda bilmek zor. Hele ki buna dair Ahmet Şık’ın kitabının bulundurulması bile Ergenekonculuk sayılacak diye karar çıkmışken, kendisinin “şimdi kanaati[...] daha da netleş[miş]” ki cemaat aleyhine kara propaganda kitapları yazdırılıyormuş. Şahsi kanaatidir tabii.

b) Bu bağlamda, yoğun propagandavari, yani karalamaya ve yıpratmaya yönelik neşriyatlar deyince, ben bu blogda da sık sık dile getirilmiş bir şeyi hatırlatayım şimdi, ama bunu yaparken illa Zaman gazetesini kast ettiğim düşünülmesin lütfen, sadece genel olarak ortama, internet sitelerine gazetelere baktığınızda son yıllarda göze çarpanlar:

Mesela asker ailelerini ve özel yaşamlarını ifşa eden siteler ve yazılar, linç kampanyaları, Yahudi damatlar, yabancı damatlar ırkçılıkları, şahısların sırf eşleri ekalliyetlerden veya başka dinlerden diye TC kimlik nolarını ifşalar, servis edilen şahsi konuşmalar. Bunlar herhalde bu şahıslara bayılındığı için yapılmıyor herhalde? Alenen hedef alınıyorlar. Subayların işle ilgili icraatleri üzerinden değil, ki eğer yasayı çiğnemişse onun haberi yapılmalı kendisi yargılanmalı, özel yaşamları, aile efratları, aile efratlarının özel yaşamları izdivaçları, uyrukların fişlenmesi üzerinden yapılıyor bunlar. Bunun adını ne koyarsanız koyun, iğrenç bir kampanya olduğu açık. TC kimlik numaralarının, şahsi ortam konuşmalarının, şahsi dosyaların resimlerin toplanabileceği kaç yer vardır bilmiyorum, ama gösterdiği adresler sorular uyandırmaktadır.

Bitmedi.

Yine bu sefer Zaman’dan bir örnek:

Zaman ile Today’s Zaman’da Dani Rodrik’e karşı girişilmiş linç kampanyası ve genel olarak bazı yalanları: [Buraya, buraya, buraya, buraya, ve buraya tıklayın]
Bunun adını ne koyuyor Ekrem Dumanlı bilmiyorum, ama kara propagandaya yakın bir şey olsa gerek.

c) Bu arada bir tane de ben ekleyeyim, bu da Sabri Uzun hakkında, ancak Hrant Dink ve Zirve’yi de ilgilendiriyor, burada dursun:
20.2.2011′de Oda TV baskınıyla ilgili Zaman haberinden:
“KİTABA EKLEME YAPMAYA KORKMAYIN
‘Sabri Uzun’ adlı Word belgesinde ise şu ifadeler yer aldı: “Şık-Sabri kitap başlıklı belgede Sabri’nin kitap konusunda çekincesi var. İkna etmeye çalışalım. Kitabı seçimden önce yetişmeli. Nedim, Ahmet Şık konusunda görüşsün. Kitaba çalışırken, cesur olun. Çıkarma ve ekleme yapmaktan çekinmeyin. Bu kitap Simon’dan daha kapsamlı olmalı. Nedim’i kutlarım. Ahmet’i çalıştırsın. Hanefi çıkacak ve Sabri’ye katılacak. Emin ve Sabri’ye moral verin. Sabri adıyla çıkmasına zorlayın. Seçimden önce yetişsin.” Bu belgeyi de Soner Yalçın haberi olmadığı iddiası ile kabul etmedi.
Emniyet Genel Müdürlüğü eski İstihbarat Daire Başkanı Sabri Uzun, Hanefi Avcı’nın yakın arkadaşı. Avcı’nın kitabı için Ankara’da düzenlenen imza gününe de katılmıştı. Uzun, Hrant Dink cinayeti sırasında istihbarat daire başkanıydı. Nedim Şener’in yazdığı kitapla ilgili davada ise tanık olarak yer aldı. Altında görev yapan meslektaşlarını suçladı. Dönemin İstihbarat C Şube Müdürü Ali Fuat Yılmazer’di. Ancak bakanlık tarafından yaptırılan dört ayrı soruşturma Sabri Uzun’u yalanlıyordu. Soruşturma, Yılmazer’in herhangi bir ihmalinin bulunmadığını ortaya koydu.”
OdaTV baskınında cıkan ve şaibeli bir belge olduğu tartışılan Medya 2010 belgesinden bahsederken, Zaman besbelli Sabri Uzun’a ayrıca yer ayırmış. Hadi diyelim, o “belge”de (şaibeyi vurgulamak için tırnak içine aldım) Sabri Uzun’a ayrıca bir yer ayırmış diye oldu, ama Zaman muhabiri hızını alamamış.

Her bir mundarlık Sabri Uzun’dandır demiş olsa gerek, bir de tarihi yeniden yazarak Hrant Dink cinayeti esnasında emniyet istihbarat daire başkanı yapmış. Oysa o dönemdeki istihbarat daire başkanı Sabri Uzun değildi, Ramazan Akyürek idi. Hani Zaman’in toz kondurmadığı, telekulak skandallarında adı geçen, Rakel Dink’in Başbakan Erdoğan’a mektup yazarak Ramazan Akyürek’in kendi istihbaratcısı Erhan Tuncel ile ilişkisini araştırmasını istediği, görevden alınan ancak bir hafta önce bu kararın iptal edildigi Ramazan Akyürek.

Bu belki de bir hata desek, olabilir, ama hem Zaman’ın yalan haber yaptığını biliyoruz, hem de bu hata Nedim Şener tarafından düzeltilmişti ancak hala sitede o dönemki istihbarat daire başkanı olarak Sabri Uzun duruyor.

Elbette Zaman’ın gelecekten de haber veren haberler yapabildiğini düşünürsek, Sabri Uzun’un hedeflerinde olduğunu düşünmek hatalı olmayabilir. Ayrıca nedense Zaman’da Dani Rodrik’e karalama yapılırken Hrant Dink adı geçmişti yine, yani yukarıda linkini verdiğim 24 Ocak tarihli yazıda şöyle geçiyor:
“Is he doing this out of a humanitarian responsibility for generals, who are not subversive in the least? The fact that the assassination of Turkish-Armenian journalist Hrant Dink could not be solved in four years means nothing to him. Doesn’t the National Security Council’s (MGK) study on missionary activities, conducted in 2003 and repeated in 2009, mean anything to him? Doesn’t he see the process by which Dink was silenced?”
Burada, generallere yardım ediyor ama Zirve Cinayeti ve Hrant Dink, Rodrik’in umurunda değil deniyor özetle. Hatta 4 yıldır Dink cinayetinin çözülememesi Dink cinayetinin Rodrik’in umurunda değildir deniyor. Bu konuda takip edenler bilir, yeni gelişmeler oldu.

Şunu ekleyeyim yalnız, olayın askeri kesimine odaklanılarak ele alındı–Adem Yavuz Arslan kitap yazdı, tehdit edilmiş kendisi geçmiş olsun diyelim bu vesileyle. Bir de yazdığı kitabın içinde yeni belge olduğu yazılmış, gerçekse faillerin arkasındaki tetikçilerden asker kanadına ulaşılacaksa bu harika bir haber. Ancak olayın polis kanadına bir türlü dokunulamıyor. Ramazan Akyürek’in kendi kurduğu ve Dink’lerin avukatı Fethiye Çetin’e gore yasal olmayan şekilde muhbir olarak istihbarata katılan Erhan Tuncel ilişkisi bir türlü didiklenip ortaya çıkarılamadı.
Şimdilerde Hrant Dink davası silbaştan haberleri çıkıyor, ama bu, bu şekliyle oldukça tuhaf görünüyor. Zira olayın emniyet kanadı eksik. Ogün Samast’ın Istanbul’a geldiğinde yanında birkaç kişi daha (yanlış hatırlamıyorsam üç) olduğu haberi üzerine, oradaki mobese kamerasının bozuk olduğu haberine de rastlamıştım ama bulamadım şimdi. Ve teyit edemedim, ama birisi bakar da doğru mu diye yazarsa müteşekkir olurum.

Dahası da var, zaten yakın zamanda Kemal Bey bu konuda yazmıştı.

Neresinden baksanız tuhaf olan Hrant Dink davasını Zaman sahiplenmiş gibi görünse de, Ramazan Akyürek etrafındaki bulut görmezden geliniyor, Nedim Şener’in yazdığı ve emniyetin bu işteki durumunu ele alan kitabına karşılık Zaman gazetesi’nin öne sürdüğü “Bi Ermeni var” adlı kitap için Kürşat Bumin Yeni Şafak’ta, Fethiye Çetin gibi devlet kurumlarının elinde bulunan belgeleri tutup yeni servis edildiğini düşündüğünü belirterek soyle yazmış:
“”Esrarlı sözler” ettiğim kanaatine varılmasın. Okuduğunuzda siz de göreceksiniz ki, bu kitap bugüne kadar cinayet dosyasında adı geçen bazı kişi ve kurumları “temize çıkartmak”, bazılarını ise doğrudan işaret etmek amacıyla yazılmış.
Mesela cinayete ilişkin adları geçen üç kurum: Polis, Jandarma ve MİT. Kitap bu üç kurumu da –şöyle bir- gözden geçiriyor. Varılan sonuç ise şöyle: “Polis”in de ihmalleri vs var ama bu polis İstanbul Polisi. Hatta “İstanbul Polisi”nin tamamı da değil, oranın istihbarat dairesinin başındaki kişi… (dönemin İstanbul Emniyet Müdürü’ne de söz yok; o sadece “yanıltılmış” durumda) Ayrıca, İstihbarat Daire Başkanlığı gibi yine “Polis”in içinde yer alan ve bugüne kadar suskunluğunu korumuş olan önemli birimin de hiçbir günahı yok… (Özellikle bu kurumun hiçbir günahı yok!) MİT derseniz, bu kurumun sorumluluğu-sorumsuzluğu da bazı kişilerle sınırlı. Tahmin ettiğiniz gibi geriye kalıyor “Jandarma”. Ve yine kolaylıkla tahmin ettiğiniz gibi, Trabzon’da Rahip Santora cinayetiyle başlayıp, Hrant’ın canını aldıktan sonra Malatya’da “Zirve” yapan bütün bu “misyonerlikle mücadele” bahanesiyle işlenen cinayetler “Jandarma” ve onun içine sızan grupların eseri. Kitap kendisini (kimilerini) açıkça işaret etme ve (kimilerini) koruma amacına kaptırmış ki, dönüp dolaşıp Başbakanlık Teftiş Kurulu tarafından hazırlanan raporun –ve de müfettişlerin- hatalarından ve “ideolojik kimlikleri”nden söz ediyor.”
Today’s Zaman’da mesela bu kitaptan şöyle söz edilmiş: [buraya tıklayın]
Ben gizli tarafların ortaya çıkarılmasından hoşnudum. Ancak şunu anlamıyorum:

1) Nedim Şener bu konuda yazdığı kitapla 17 yıl, Ogün Samast 20 yıl istemiyle yargılanmaktaydılar.
2) Nedim Şener emniyetle ilgili sorunlara daha çok bakarken, Yavuz jandarmaya bakmış. Tamam çok güzel. Birbirlerini tamamlasınlar. Ama biri yargılanırken ve sonra da Ergenekonculuktan içeri girerken öbürünün kitabından yola çıkarak olması gereken oluyor ve savcı bu kitabın doğrultusunda araştırmaya giriyor.

Birinin yazdığı kitapta dikkat çektiği kurum belli ve kendisi içeride, hatta kaleminin tam da Ekrem Dumanlı’nın kara propaganda diye niteleyebileceği bir maşa olduğu imalı suçla. Diğerine tehdit gelmişti, “ölürsün” babında mermi ve Ogün Samast’la özdeşleşen beyaz bere gönderilmiş. Hatta Zaman 27 Ocak’ta şu haberi yapmış: [buraya tıklayın]

Ancak herşey bir yana, bir ay kadar sonra, Samanyolu savcının kitaptaki iddiaları araştırdığını söylüyor: [buraya tıklayın]

Evet, tehdit çok korkunç. Neden bunun menşeini araştırmadılar o zaman? Hele ki Hrant Dink de öldürülmüştü ve bu dava ihmale de bakan bir dava; ayrıca savcı Arslan’ın kitabındaki belgeleri araştırıyorsa, bu çok olumlu. Nedim Şener’in kitabındaki iddiaları araştırmak yerine neden kitabı dava ettiler peki?

Bu arada Nedim Şener’in kitabının ucunun dokunduğu Ramazan Akyürek ise geçen hafta itibariyle göreve dönebilir. Ama o konu doğru dürüst araştırılmadı ki?

Zaman’ın desteklediği, Arslan’ın anlattığı versiyon, yani sadece jandarmaya yüklenen ve MIT ve emniyet ve istihbaratı göz ardı eden ve Yeni Şafak yazarı Kürşat Bumin’in bir tarafı aklamaya çalıştığını ileri sürdüğü kitap.

Eğer Bumin ve Fethiye Çetin’in düşündüğü doğruysa, o zaman Adem Yavuz Arslan’ın kitabına konu olan öbür belgeleri eğer devlet kurumları tutmasaydı ve sonra da servis etmeseydi bu davanın değişik boyutları ortaya çıksaydı.

Ayrıca ilginç bir şey daha var, kendisi de Ilhan Cihaner’le ilgili haber yapmak dahil değişik davalar hakkında haber yapmaktan yanlış hatırlamıyorsam 100 yıl kadar hapis istemiyle yargılanan Ismail Saymaz ilginç bir haber yapmıştı: Nedim Şener aslında Zaman ve güruhunun iyice merceklerine oturduğu belli olan [ve aslında gerçekten de iyice araştırılması gereken ama nedense Zaman ve şürekasının merceğine doğru sebeplerle oturduğuna ikna olamadığım (bkz. Dink Cinayeti hakkındaki kitaplar ve duruma dair takındıkları tutum)] Zirve ve Santoro cinayetlerinden Santoro cinayetini de araştırmaya hazırlanıyormuş aslında.
Bu üç şık altında bu genel tabloya bakınca benim gördüğüm, Zaman ve efradının kara propaganda diye ona buna laf edip, yalan haberden saldırganlığa, kara propagandavari linç kampanyaları güden yazılara ev sahipliği yaptığı.

Ayrıca bir başka gördüğüm, Zaman şürekasının, Hrant Dink davasına sahip çıkıyormuş gibi yaparken, olayın polisle ilgili kısmının hasır altı edilmesine çanak tutuyor izlenimini vermesi, hatta olayın sırf jandarma kanadını inceleyen (ki incelemeli de elbette, ama sırf jandarma mı?) ve emniyeti özellikle aklamaya çalıştığı havası veren bir kitabı hararetle savunması.

Dani Rodrik’e yabancı damat diyerek antisemitizm dahil söylemlerle saldırırken, Adem Yavuz Arslan’ın kitabındaki iddiaları (kitap tam ne zaman basıldı bulamadım, belki önce basılmıştır) özümsemişcesine, Hrant Dink ve Zirve’yi diline dolayarak Dani Rodrik’e generalleri savunuyorsun üzerinden sadece güya kendisinin ne kadar demokrat olduğunu gösterme çabası değil (bakın hem Zaman’da yazıyorum, hem farklı dinlerden olanların davalarına ben sahip çıkıyorum, tam bir interfaith dialogue), aynı zamanda tam da seçtiği bu iki örnek üzerinden “bakin ben müslüman olmayanlara da sahip çıkarım” babında okunabilecek bir de ders vermeye soyunmuş görünüyor. Tuhaf tabii.

Sonuç olarak, burada değişik örneklerle Ekrem Dumanlı’nın şikayetçi olduğu kitaplar ve medya üzerinden propaganda yapma konusunun içini açmak istedim biraz daha. Tablo pek hoş değil. Simetrik hiç degil.

Bu yine uzun oldu. Devamı aşağıya gireceğim.
***
Yukarıda #17 ve 18′de ele almaya çalıştığım ve bir süredir sözünü ettiğim yazının devamı–neden bu kadar kafa karışıklığı yaratan anlam kargaşası yaşıyoruz, hiçbirşeyi anlamak kolay görünmüyor sorularına Zaman ve şürekasının yayınları özelinden yola çıkarak daha genel Ergenekon, vs yelpazede bakarak yanıt aramaya çalıştığım kısmın devamını giriyorum. Ancak belki de link verdiğimden, yazdığım kısımları işaretleyici logo yukarıda çıkmadığı için, şimdi böyle girip aşagıya gireceğim gerisini.

Bu yazıya ilham olan Ekrem Dumanlı’nın “Tam bir operasyon” yazısının ilgili kısmını tekrar alıntılıyorum, tam link en yukarıda #17′de, ancak kısaca Ekrem Dumanlı Radikal gazetesine gidip orada dijital Imamın Ordusu kopyası aradığı için herkes “cemaat!” demeye başladı diye şikayetine başlayarak hedef haline getirildiklerini söyledikten sonra, Ahmet Şık’ın kitabına dair iki çift lakırdısını (yukarıda içini açmaya çalıştığım propaganda ve kitap meselesi)da ekliyor ve Radikal’e polis gitmesine baskın denmemesi gerektiğini, delil olmadan cemaat denmemeli diyerek şöyle diyor:
“Bu ülkede biz ne gazete baskınları gördük. 1999′da bir gazetecinin yazısı dayanak yapılarak basılan Akit gazetesini ve arkasından hiçbir şey çıkmamasını ne çabuk unuttunuz? Yeni Şafak gazetesini onlarca polis bastığında, gazete binasındaki her bir ferdi saatlerce taciz ettiğinde neredeydiniz? Hadi ondan vazgeçtim, Nokta Dergisi, ‘darbe günlükleri’ni yayınladığında, yapılan baskına neden sesiniz çıkmadı? O gün de çıkıp ‘daha basılmamış günlüklere savcı yasak koyuyor’ diye neden kükremediniz? O gün bilgisayarlar sökülüp götürüldü, askerî savcının talebiyle. Ve Nokta Dergisi kendini kapatmak zorunda kaldı. O zaman da uluslararası camia ayağa kalkmış, ‘ülkenin imajı’ yerle bir olmuştu.”
Ben Ekrem Dumanlı Nokta dergisi basıldığında neredeydi bilmiyorum, ama propagandacı olduğunu işaret ettiği Ahmet Şık’ın nerede çalıştığını biliyorum: Nokta dergisinde[1]. Oksimoronlara böylece bir tanesini daha katan Dumanlı iyice 28 Şubat karşıtlığına sahip çıkacağım derken, göz çıkarıyor. Bu anlam kargaşasını da not ediyor, kafamız nasıl karışmasın böyle mantıkla diyor, yukaridaki #17 ve 18′e Zamanla ilgili girdiğim yorumlarıma esin kaynağı Dumanlı yazısının o kısmını tekrar alıntılıyorum:
“Şimdi kanaatim daha da netleşti: Cemaat aleyhine yoğun ve kara bir propaganda yapmak için kitap(lar) yazdırılıyor ve o kitapların her safhası psikolojik bir harekât olarak planlanıyor. Önce belgeler üretiliyor, insanlar hakkında çok ağır suçlamalar yapılıyor, sonra bunlar şaşaalı bir şekilde neşrediliyor, neşredilemezse daha büyük gürültü koparılıyor, sonra emniyet teşkilatında meydana getirilecek dalgayla Ergenekon davası gibi hukuki süreçlerin önü kapatılıyor.
Daha ötesini de söyleyeyim. Hanefi Avcı’yla başlayan o insafsız süreçte kitap operasyoncularına sonuna kadar destek veren bazı kişileri bugünden itibaren izleyin. Göreceksiniz, bunların önemli bir kısmı soluğu yabancı basın mensuplarıyla sohbette, yabancı diplomatlarla muhabbette alacak ve şu an hiçbir somut bilgiye dayanmaksızın yaydıkları cemaat algısını ve hükümet düşmanlığını yurtdışına da taşımak için çırpınıp duracaklar. Kimisi Washington’a kapağı atıp düşünce kuruluşlarında AK Parti ve cemaatin düşünce özgürlüğünü yok ettiğini, Ergenekon ve Balyoz davalarının fasa fiso olduğunu anlatacak, kimileri de AB üyelerine bu dezenformasyonu zerk edebilmek için olağanüstü bir gayret sarf edecek…”
Yazının tamamına linki yukarıda vermiştim. Ben bu kısmına odaklanıyorum, zira sözünü ettiği kategorilerden “propaganda”yi ve kitap konusunu yukarıda #17 ve #18de açmaya çalıştım. Buradan da sonraki kısımlara bakarak Dumanlı’nın muzdarip olduğunu iddia ettiği şeylerle (propaganda, kitap yazdırma, vs) bizim muzdarip olduğumuz (kafa karışıklığı, tuhaflıklar, mantıksızlıklar) şeyler arasında bağlantı var mı diye sorgulamaya çalışıyorum. Uzun oldu. Aşağıdan devam edeceğim.
***
[1]Konuyla ilgili Alper Görmüş’ün T24 nokta com nokta tr’deki 11 Mart 2011 tarihli görüşleri okunabilir.
***
Efendim, yukarıda “kara propaganda” olayına girmiştim biraz. Şimdi Ekrem Dumanlı’nın yazısının esin perisi vazifesi gördüğü yazıya devam edeyim:

2) Dumanlı, cemaati hedefleyen yayınları psikolojik harekat olarak görmüş, bundan şikayetçi. Yani tabii kara propaganda ile psikolojik harekat çok ayrı olmasa gerek. Bu durumda sırf birisini veya bir grubu hedef alırsınız, değil mi?
Mesela bu hem okuduğunuz metinlere yeni kılıflar hazırlayarak onlara yeni anlamlar türetme (Ahmet Şık’ın, Hanefi Avcı’nın, Nedim Şener’in kitapları yazdırıldı söylemi; Taraf eski yazarı Önder Aytaç sağolsun), hem de sesinizi yükseltmeye sorular sormaya kalkarsanız yıpratılarak susturulma (Dani Rodrik’e yapılmaya çalışıldığı gibi) ve konuşma sahasının kısıtlanması—ki daha önce Today’s Zaman ve Taraf’ta yazan Emrullah/Emre Uslu’dan twitter örneği vermiştim bu blogda, şöyle:
“Sırf Balyoz hakkında Radikal’de yazı dizisi yayınladı diye Ezgi Basaran ve Eyüp Can Sağlık için Emrullah/Emre Uslu’nun Twitter’da yazdığı
Merakımı giderecek var mı: Eyüp can ve Ezgi Başaran “Balyoz”da yararlanılacak gazeteciler arasında var mıydı yoksa update edilmiş listede? 7:02 AM Jan 16th via web’”

Yani onlara bir şekilde baskı yapma. Hoş Emrullah/Emre Uslu biraz fazla konuşan birisi gibi görünüyor. Belki Özgür Mumcu’yla Ahmet Şık’ın kitabına dair girdiği polemikte Uslu, “benden özür dilemezse sokağa çıkamaz hale gelir” tarzı bir şey yazmıştı. Bu yani bir nevi aba altından sopa gösterme gibi bir sey. Aldığı tepki üzerine de “utançtan” (sokağa çıkamaz hale gelir) diye ekleme yapmıştır.

Nitekim Özgür Mumcu “Kara Propagandayi kim yapıyor?” yazısında Ahmet Şık’ın kitabı ve sorgusu hakkında yazarken, Emrullah/Emre Uslu, Özgür Mumcu’nun Kara propagandayı kim yapıyor sorusuna “Ben!” dese böyle çarpıcı bir başlık atıp aynı şeyi düşündürtemezdi herhalde, akıllara ziyan bir başlıkla Abdullah Öcalan ve Özgür Mumcu’ya cevabımdır diye yazmış. Yani ikisinin adını yanyana görünce yatabileceği etkiyi hesab edememiş olmalı herhalde diye düşünelim biz yine de. [Mumcu'nun cevabı: buraya  tıklayın]

Buna karşılık, şahsen cemaat ile Ergenekon’u ilintilendirmenin Ergenekonculuktan sayılması Nisandan önce hızla gidilen istikamet gibi idi. Bu bağlamda örneğin şimdi burada yapılan yorumlar aslında BM insan hakları beyannamesi tarafından güvence altına alınmış ifade ve düşünce özgürlüğünün kapsamında iken, anlaşılan işin içinde eleştirel boyutu olunca, Ekrem Dumanlı gibiler tarafından propaganda, psikolojik harekat kapsamına giriyormuşcasına yorumlanması isteniyor. Ahmet Şık’ın kitabı mesela propaganda unsuru olarak nitelendiriliyor.

Zaten o konu çok katmerli:
a) Birinci katmerde belgeler üretilip servis ediliyor diyor Dumanlı.
b) Ikinci katmerde kitaplar yazdırılıyor diyor hem Dumanlı hem de  Mehmet Baransu ve fmeraklı’nın buraya daha önce taşıdığı ve konuştuğumuz “Karargah’ın tespih taneleri” yazisinda.
c) Üçüncü katmerde de cemaate saldırılarak (eleştiri olabilir mi o saldırıların bir kısmı? hem zaten artık cemaat konusunda fazla yazabilen de kalmadı sanıyorum) kara propaganda yapılması.

Ben cemaate bu faaliyetlerinden dolayı kuvvetli duygular içinde insanlar yok demiyorum; olduğuna eminim. Ama belki de Dumanlı biraz özeleştiri yapmak ister bu konuda… nacizane bir öneri benimkisi.
Herneyse, devam edelim ve önce şu Dumanlı’nın sözünü ettiği ilk katmere gelelim: belge hususuna. Zira “Önce belgeler üretiliyor” demiş Dumanlı.
Herşey bir tarafa, Ahmet Şık’ın kitabı üzerine yazılmış bir yazı bu ve tam da bu yüzden bu yorum çok tuhaf.

Şöyle ki:
Kitap taslağında hemen hemen herşey (birkaç şahsi görüşme hariç) zaten polis, istihbarat, mahkeme tutanaklarından, veya basılmış gazete haberi veya kitaplardan yazılmış idi? Hadi basılmış kitapları/dergileri bıraktım (ki kitap taslağında bir haber eğer herhangi bir rapora dayalı çıkmamışsa, onu da yazıyor); diyelim ki değil ama Dumanlı haklı olmuş olsun ve bu kitaplar dayanaksız. Iyi de öbürleri üretilmiş belge değil ki? Emniyet, mahkeme, istihbarat raporları?

Hem de Hanefi Avcı elindeki bilgileri/belgeleri paylaşacağını açıklamıştı gibi hatırlıyorum (yalnız teyit edemedim şimdi, yanılıyorsam biri düzeltsin) ve tam konuşmasına birkaç gün kala tutuklanmıştı gibi hatırlıyorum. Neden? Eğer üretilmiş ise belgeler, bu infial niye? Dava açarsınız olur biter.

Ancak bir noktada haklı Dumanlı. Üretilmiş belgeler var. Mesela bu blogun defalarca sahteliğini ortaya koyduğu gibi Balyoz’da. Ve kimbilir başka kaç davada da vardır ama orada böyle uğraşan bulan yok, bilemiyoruz. Ayrıca Zaman gazetesi’ni yakınen takip etmemiz gerektiğini, kendilerinin “gaipten” belge haberleri verme huyları olduğunu biliyoruz:

Bu blogda verilmişti mesela böyle tuhaf bir ornek Zaman Gazetesi Gölcük’ten belgeler çıkar çıkmaz daha nelerin çıkacağını ilan etmişti; blog yazarları da şöyle demişti: “çıkanların hangi davalarin ek klasörlerine gireceğini ve bu yeni bulguların diğer davalardaki iddiaları nasıl doğrulayacağını şimdiden kestirebiliyor.”

Bir de iki ayrı yerden çıkan flash bellek var mesela, emniyet ile ilgili, deliller, belgeler ile ilgili soru işaretleri uyandıran.
“Sehven” yapılmış yüklemeler de var.

Buna yine Ekrem Dumanlı şöyle demişti ve bu blogda soyle yazılmıstı, benim vurgulamak istediğim sey açısından önemli olan kısmını alıntılıyorum:
“Dumanlı şu iddiasında da tamamen yanılıyor:
‘Olayı emniyet fark ediyor ve düzeltiyor. Onlar düzeltmese ve düzeltmeye dair tutanak tutmasa hiç kimsenin haberi olmayacak.”
Emniyet bu konudaki raporunu ancak mahkemeden talep geldikten sonra hazırlıyor.”
Ayrıca ben de şunu ekleyeyim: doğru olsaydı bile, emniyet içinde bu kadar güç savaşı varken, birisinin oyununu öbürünün düzeltmesi olası. Ama ondan hiç bahsedilmiyor tabii. Ayni bana “onurlu subay”ın teslim ettiği bavul (markasının “faith” olması da ilginç bir tesadüf eğer markasını doğru hatırlıyorsam) dolusu “belge”nin de aynı güç savaşının bir parçası olduğu ama belki de aslında olanın tam tersi olduğunu düşünmeye davet ediliyor olabiliriz.

Ayrıca mesela, Kemal Bey’in bir tespiti vardı: 17 nolu CD’den Tübitak raporuna göre Suga belgesi çıkmamasına rağmen, iddianamede defalarca 17. CD’deki suga belgeleri ifadesi geçiyor olması. Daha önce de iddianamenin emniyet raporundan birebir kopyalandığı epey sayıda bir sayfanın olduğu ortaya çıkmıştı. Hatta fmerakli bir arkadaşına sormuş ve bunun rutin olduğunu söylemişti; KCK davası ile ilgili de benzer şikayetler yazıldı çizildi. Savcılarımız sırf aleyhine değil lehe de delil toplamalı değil midir? Emniyet raporu olduğu gibi geçecekse, bu size sanık-suç-savcı-yargı dörtlüsü arasında nasıl bir bağ olduğunu düşündürtüyor?

Tabii bundan bağımsız söylüyorum, zira Kemal Bey’in bulduğu o söz konusu iddianame sayfaları emniyet raporundan kopya mı bilemiyorum; ama gerçekten de neden 17 nolu CD’de Suga çıkacagı varsayımı mevcut? Sehven deseniz, bir kere olur, oysa Kemal Bey’in bulduğu gibi defalarca geçiyor aynı ibare. [Buraya tıklayın]

Son katmer kara propaganda da enteresan:

Bir de kendim açıkçası OdaTV’nın çizgisinden genel bir rahatsızlık duymama rağmen, mesela sahte delilcilikle ilgili görüntüler yayınlamışlardı sitelerinde, onu hala meraktayım. O gün baskın yapıldığında bu görüntüler epey kafa karıştırıcı şeyler ortaya koyuyor gibiydi. Hem yok oldular hem de sözleri edilmez oldu… ya da belki de benim gözümden kaçtı. OdaTV’nin de namı çok temiz olmadığı için sonrasını bilemiyorum.

Ancak sonra OdaTV’den çıkan Medya 2010’da çıkan ibarelerde yine mantığa aykırı gelen şeyler vardı. Bu konuda Altan Alpay’ın bir yorumu vardı, buradaki direktif tadındaki şeylerin nasıl kendisine mantıklı gelmediğine dair, fmerakli’nin alıntıladığı Medya 2010 belgesindeki metne:
““Hanefi’nin kitabı ne durumda referandum öncesi yetiştirilmeli. Nedim’i sıkıştırın hızlandırsın. Referandum sürecinde cemaati yıpratmalı ve kamuoyu üzerinde güvenilirliğini azaltmalı. Hanefi kullanılmalı. Böyle bir şeyi kendini ortaya koyarak teklif etmesi önemli. Avcı ile direkt görüşmeyelim. Yayın sonrası dürüstlüğü ön plana çıkarılmalı. Sabih üstat, İlhan Cihaner olayı kitapta muhakkak işlenmeli diyor. Cihaner’i bayraklaştıralım. Doğu, Hanefi’nin ağzından Ergenekon boş bir dava olarak anlatılmasını sağlamalı” (fmerakli’nin bütün girdisi surada, okumak isteyenler için).
Buna Altan Bey’in cevaben yazdıkları:
“fmerakli
“Eğer yukarıdaki ifadeler doğru ise” bende IQ seviyesi bayağı düşük bir şakirtin milletin zekasıyla dalga geçtiğini düşünürüm.
Acaba kendi aralarında bir cümleye en fazla ergenekoncuyu kim sığdıracak diye bir yarışma mı yapmışlar? Maaşallah 3 cümlede Sabih’inden Doğu’suna, Nedim’inden Hanefi’sine hepsi elden geçmiş.
Paragrafı okuyunca tamamen tribünlere yönelik yazıldığı izlenimi veriyor. Yazanlar ayrıca -kafalarının- parmak izini bırakmışlar. Üstelik 3 cümlede 50 tane mantık hatası da çabası.
“Referandum sürecinde cemaati yıpratmalı ve kamuoyu üzerinde güvenilirliğini azaltmalı.”
Eee zaten Soner bunu hep yapıyor, koskoca Soner Yalçın’ı tetikçi yandaş gazeteciler gibi YIPRAT komutu mu bekleyecek? Kurulduğu günden beri cemaat hakkında yazıyor. Soner’e bu şekilde bir direktif vermek hakkaten zekasına hakaret.
Ama bu cümleyi tersine çevirirsek cümleyi yazan hakkında enterasan bir resim çıkabilir:
“Referandum sürecinde hanefi yıpratmalı ve kamuoyu üzerinde güvenilirliğini azaltmalı” derseniz yandaş medya tetikçilerinin bir anda sanki bir yerden emir gelmiş gibi Hanefi Avcı’yı itibarsizlaştırmaya operasyonuna nasıl başladıklarını daha iyi anlayabilirsiniz.
Paragrafın birinci cümlesi ile gerisi mantıksal açıdan uyumsuz. ilk cümlede Avcı’nın kitabının yazılmaya başlandıktan sonra bir zaman dilimi söz konusu fakat ikinci cümleden sonra sanki kitap yazdırılması fikrinin tartışıldığı -yani yazıma başlanmadan önceki bir zaman dilimi- izlenimi alınıyor.
Hanefi kitabı yazmaya başladığına göre “teklif etmesi önemli” niye desin, teklif etmiş sende kabul etmişsin, adam yazmaya başlamış.. Yine “Hanefi kullanılmalı” derken zaten kitap yazdırarak kullanıyorsun veya kitap yazması zaten kullanıldığı anlamına geliyor, niye “Hanefi kullanılmalı” demek zorunda hissediyorsun, kaşında geri zekalı mı var?
Senaryo biraz aceleye gelmiş gibi gözüküyor, her türk filminde olur böyle şeyler, izlemeye devam.
Dursun Çiçek’in yazdığı söylenen planda da ‘kara propaganda yapılacak’ deniyordu. Bir grubun kendi davası hakkında ‘kara’ demesi garibime gitmişti. Pentagon bile öldürdüğü sivillere colleteral damage falan gibi kibar nitelemeler yaparken ‘kara propaganda’ lafı bana sanki cemaate toz kondurmadan tribünlerin anlacağı şekilde yazıldığı izlenimi doğurmuştu. Bilmem sizde aynı izlenimi aldınız mı?”
Bu kara propaganda ve belge üretimi kısmı bu yorumda sorgulanıyor. Elbette daha ABD’nin Türkiye eski büyükelçisi Edelman’ın, kendisine sahte darbe belgeleri tasıdığını ifade ettiği Fethullah Gülen cemaatinden birisi olduğu haberi de yalanlanmadı.
Devamını getirmeye çalışacağım. Dinlendikten sonra vakit bulur bulmaz. Bundan sonrasında da anlam kaymaları, referans noktalarının şaşması gibi noktalara biraz daha değinmek istiyorum.
Çok uzun oldu. Ama konu uzun, bitmedi bir türlü. Vakit ayırıp göz gezdiren herkese tesekkürler.

Devamı sonra…

ekler:

Burada sunu not edeyim: aslinda ben cemaat guc kaybederse olabileceklerden oldukca endiseliyim. Cunku aslinda parcasi olduklari sey bir guc savasi goruntusunde, bunun bir baska kutbu veya kutuplari daha var ki, onlardan da ben cok rahatsizim. Ve eger bu guc kaybetme durumu olur da olursa, ki hicbir sey baki degil, bence olacagina bakin, ama o ortamda ayni kendilerinin yaptigi goruntusu cizen kurunun yaninda yas yakmanin onlara da yapilacagindan endise etmekteyim. Vicdanen bunlari yazarken, aslinda cemaatin icinde ve alt kademelerde yer alan temiz, iyi niyetli, vefali ve idealist insanlar icin icim gercekten uzuluyor.
Dilerim cemaatin elitleri de bu gidisin iyi bir gidis olmadigini ve bu kendilerine gonul vermis insanlari biraz olsun dusunuyordur.

Bu sebeple yukarida yazdiklarim, su ortamda neler dondugunu anlamaya calisirken ortaya cikan ve birlikte dusunulmesi gerektigine ikna oldugum noktalar. Ancak altini cizeyim: bu noktalari bir arada gordugumde nahos bir tablo cikiyor ve bu noktalarin arasindaki iliski seffaf bir sekilde *arastirilmalidir* diyorum.

Sadece Hrant Dink davasi ve Zaman’in ne yapmaya calistigi, bir kisim ifsa edilirken aslinda kimlerin neden korundugu sorgusu icindeyim. Bunun cevabinin cok basit bir sekilde sadece cemaat mi yoksa yapilmis baska ittifaklar mi sorusu ise hala cevapsiz. Trekking rumuzlu okuyucu asagida alinti yaparak belirtmis, ben obur geleneksel derin devlet denen yapilanmanin ya iyice yer altina indiginden ya da Ergenekon surecinde aslinda dogru isimlerin ozensiz iddianamelerle aslinda tam bir laf kalabaligi icerisinde (ki kimsenin emek verip yazdigi iddianameye laf uzatmak degil amacim, emege saygisizlik degil, ama icine cocuk boyama kitabi dahil eklerin konmasidir ve binlerce sayfadir sorun olan) gercek suclari uzerinde dusunulmeden iceri alinmis olabilecegini dusunuyorum. Bu sahislarin yeniden at kosturmasini *istemiyorum*. Ama su anda olanlari da gormek istemiyorum.
Butun bunlari goz onune alarak aslinda endiselerimi, gozlemlerimi paylasirken hem bu sikintilari tasiyorum, hem de bunlari dile getirmenin artik ecnebilerin tabiriyle odadaki fili gormezden gelmeyi birakmak adina onemli olduguna kaniyim.

Sunu da acayim:
“aslinda ben cemaat guc kaybederse olabileceklerden oldukca endiseliyim.” Ben bu oynandigi gorunen oyundan oldukca muzdaribim ve bitmesi gerektigini dusunuyorum. Bu, benim sahsi gorusum, kimseyi de baglamaz elbette. Ancak, bu oyun bittiginde uzerlerine cullanmayi bekleyen, dis bileyen, ayni istahla onlari yok etmek isteyen bir enerji biriktiginden de hic suphem yok. Iste o zaman yine kurunun yaninda yas yanarsa cekincem mevcut. Sadece kirli islere bulasmis sahislar yargilanmalidir. Kastim budur.
Yorum tarafından acracia — 17 Mayıs 2011 @ 19:50 | Cevapla

Komplo teorilerinden gayet rahatsiz olan birisi olarak sunu soyleyeyim, tekrar okudugumda Baransu’ya gelen bavuldan bahsederken yanlis anlasilmaya acik bir sey yazdigimi gordum. Netlestirmek isterim: bavulun markasinin bu isaret ettigim konularla bir baglantisi var demiyorum. Bunu aciklamak bile komik geliyor ama o kadar yanlis anlamalarla dolu bir ortam var ki, olur da bavulla ilgili bir ima yaptigimi dusunebilecek birileri cikarsa sasirmam. Dolayisiyla dedigim sey su idi: bu kadar “suna inaniyorum”,”buna inanmiyorum” uzerinden tartisilan Balyoz davasi belgeleri bile kaderin cilvesine bakin ki “inanc” markali bir bavulda gelmis diye dusunuyordum. Aciklayayim ki komik taraflara cekilebilecek anlamlar cikmasin.
Yorum tarafından acracia — 17 Mayıs 2011 @ 22:28 | Cevapla

duzeltme:
“Ve yapmaya calismadigim ve oyle okunmasini istemedigim husus da su: bu noktalarin ortaya cikardigi tablo hos degil.”
Cumlemi yarim birakmisim. Soyle olacakti:
“Ve yapmaya calismadigim ve oyle okunmasini istemedigim husus da su: bu noktalarin ortaya cikardigi tablo hos degil ama bunun iste bu noktalari hemen birlestirelim manasinda okunmasini istemem. Ancak saibeli gordugum, sikinti veren, celiskili seyleri ortaya koymaya calistim. Bu noktalar arasindaki bagi sorusturmak da bana dusmez elbette hukuki makamlarin isidir. Ancak bu noktalar arasindaki iliskinin acikliga kavusturulmasi gerektigine inaniyorum. Tesekkur ederim.
Yorum tarafından acracia — 17 Mayıs 2011 

  • Turkcelestirirken bazi harfler karismis. Yakalayabildiklerim:
    “Bu arada Nedim Şener’in kitabının üçünün dokunduğu Ramazan Akyürek ise geçen hafta itibariyle göreve dönebilir. Ama o konu doğru dürüst araştırılmadı ki?”
    üçünün degil, ucunun olacakti.
    Bir de Nişandan degil, Nisandan olacakti.
    Ayrica:
    Dani Rodrik’e hitaben yazilmis Zaman yazisindaki benim elestirerek Hrant Dink’ten dem vuruldugunu soyledigim kisimdaki parantez icindeki kisim, hani interfaith dialogue kismi tamamen benim sahsi okumam ve soylemin satir arasindan cikardigim manadir. Kimse katilmak elbette zorunda degildir.
    Yorum tarafından acracia — 17 Mayıs 2011


  • Yeni duzeltme:
    “Kimseyi zan altinda birakmak istedigimin” elbette ki isteMEdigimin olacakti.
    Bir de suradaki son yarim kalmis cumle olmayacakti:
    “Ilk yazdigim yerdeki netlestirme eklerini de asagiya giriyorum simdi.
    Sonrasinda netlestirmek icin girdigim”
    Yorum tarafından acracia — 17 Mayıs 2011 

Kaldigim yerden devam etmek isterim, ancak blog yazarlarindan ricam bunu ayri yere tasimasinlar. Bunlar bir butun halinde okunmali; zaten buraya tasidiginizi gormeden evvel obur sahifede trekking rumuzlu okuyucu sizden benim bu yazima ayrica yer acilmasini istedigi vakit de dedigim gibi buraya tasinmasina itirazim olmamakla birlikte, yorumlarin bir butun olarak kalmasi gerektigini dusunuyorum.

Bu yuzden uzun olmasina ragmen tamamini korudugunuz icin tesekkur ederim. Ancak simdiki yorumlarimin burada yorum olarak kalmasini rica ediyorum; yukarisiyla bir butun olarak okunmasini tercih ederim.

Bir de tabii kendisi “ihtimal” rumuzuyla yazan okuyucunun beni bir kutba itmeye calisirken sizin beni bir kutba oturttugunuz gibi safsatalara meydan vermemek icin aslinda yorumlarimin yorum olarak kalmasi daha iyi olur diye dusunuyordum. Sevgili Demokrat rumuzlu okuyucu, gecen gun takdir ve iltifatla ilgili etik boyutu da var demistim, iste yeri geldi ve soyluyorum: iltifat almadiginiz surece daha bagimsizsinizdir. Sonucta burada yazdiklarim, ancak okumak ve anlamak istedigini anlayacak insanlar tarafindan oldugu kadar, dilerim bazi sorularin sorulmasinda ve su anda bence Turkiye’nin en cok ihtiyaci olan seffaflik hakkinda dusunmek isteyebilecek ve ama iyi ama kotu kendimce yaptigim bu naciz analizle bulusabilecek birileri tarafindan da okunur. Hic bir tarafin komplo teorisyenleriyle de anilmak istemedigimi dile getireyim.

Ancak sunu duzelteyim, matematikci oldugunu soyleyen Ihtimal icin:

referans vermek baska seydir, alinti yaparak dusunmek ayri–ben ikisini de yapiyorum mesela. Mesela ulkuculuk uzerine yaziyorsam, referanslarimda Nihal Atsiz varsa ben O’nun fikrini mi paylasmis oluyorum yani? Oyle sacma sey olur mu, okumadan nasil bilecegim? Ama tam ikna olmadigim, yine de beni dusunduren seylere de yer verebilirim. Bu acikcasi sozel alanlarda boyledir. Ayrica ben blog yazarlarini temsil etmedigim gibi, onlar da beni etmiyor. Eger Trekking’in ricasi uzerine onemli sorular sordugumu dusunmuslerse, onu bilemem. Ben kendi adima bu sorularin onemli oldugunu dusunuyorum.

Burada beni rahatsiz ettigini soyledigim ve arastirilmasi gerektigini vurguladigim hususlar aslinda dogrudan Balyoz ile ilintili degil, beni burada okuyanlar da genelde Balyoz’dan daha fazla zamani etik uzerine, basin uzerine tartismakla gecirdigimi, iletisim hakkinda yazdigimi, tartismalardaki uslup ve argumanlar hakkinda yazdigimi, siyaset uzerine fikir yuruttugumu, haksizlik oldugunu dusundugum noktalarda konustugumu bilirler. Su anda yazdigim yaziya gelince, benim icin yine basin uzerinden Turkiye’nin dinamiklerini anlamaya calisirken cok uzun zamandir beni dusunduren ve bana ters gelen sorulari buraya yazmak.

Bu noktalari tespit ederken dusuncem, bunlarin arasindaki iliskinin seffaf bir sekilde irdelenmesi ve hukuki bir seffaflik icinde yurutulmesidir. Kimsenin durduk yerde “iste, cemaat!” (ya da “iste ordu!”) demesini istemedigim gibi, eger ortada saibeli bir durum varsa bunun incelenmesi gerektigine kuvvetle inaniyorum. Burada aylardir Zaman’dan sikayet ediyorum. Herhalde benim bu sorulari sormam surpriz olmasa gerek blog ahalisi olan bizler icin?

Ifade ozgurlugu tanimina da acip bakilmasini tavsiye ederim. Ihtimal yasakci bir zihniyet icerisinde gidiyor saniyorum, kendisi gecenlerde Kanada’daki secimlerden bahsetmisti, herhalde orada, ben de ifade ozgurlugunun ne boyutlarda oldugunu gorebilmesi icin su ornegi vereyim. Bu sahislar bu tarz protestolari yapiyorlar hep, haklarini da ABD engellemiyor gibi gorunuyor. Ben cok sakil buluyorum ama o ayri. Her neyse, bu aciklamayi yapayim, burada dursun.

Sonuc olarak, goruyorum ki Ihtimal nedenini bilmedigim bir sekilde heyecanlanarak (unlemlerden bahsediyorum) bitmemis bir yorum uzerine heyecanla atlayip hem dava acmakla ilgili seyler soylemekte hem de tehditvari konusmakta. O yuzden her ne kadar sozunu ettigim yorumlari boyle baslik altina tasimakla ilgili dusuncelerim olsa da, su anda belki boylesi daha iyi oldu diye dusunuyorum.
**************************
Devam ediyorum:

Ekrem Dumanli’dan yaptigim alintiyi ozur dileyerek tekrar girecegim, zira yukarida cok uzakta kalmis. Oysa uzun suredir zihnimi mesgul eden sorulari, sorunlari masaya yatirmamda yardimci olan bir alinti o, orada tasvir edilen noktalara, kategorilere bakarak degisik dinamikleri sorgulamaya calistigim icin, ekliyorum:

“Şimdi kanaatim daha da netleşti: Cemaat aleyhine yoğun ve kara bir propaganda yapmak için kitap(lar) yazdırılıyor ve o kitapların her safhası psikolojik bir harekât olarak planlanıyor. Önce belgeler üretiliyor, insanlar hakkında çok ağır suçlamalar yapılıyor, sonra bunlar şaşaalı bir şekilde neşrediliyor, neşredilemezse daha büyük gürültü koparılıyor, sonra emniyet teşkilatında meydana getirilecek dalgayla Ergenekon davası gibi hukuki süreçlerin önü kapatılıyor.
Daha ötesini de söyleyeyim. Hanefi Avcı’yla başlayan o insafsız süreçte kitap operasyoncularına sonuna kadar destek veren bazı kişileri bugünden itibaren izleyin. Göreceksiniz, bunların önemli bir kısmı soluğu yabancı basın mensuplarıyla sohbette, yabancı diplomatlarla muhabbette alacak ve şu an hiçbir somut bilgiye dayanmaksızın yaydıkları cemaat algısını ve hükümet düşmanlığını yurtdışına da taşımak için çırpınıp duracaklar. Kimisi Washington’a kapağı atıp düşünce kuruluşlarında AK Parti ve cemaatin düşünce özgürlüğünü yok ettiğini, Ergenekon ve Balyoz davalarının fasa fiso olduğunu anlatacak, kimileri de AB üyelerine bu dezenformasyonu zerk edebilmek için olağanüstü bir gayret sarf edecek…”

3) Kitap yazdirma meselesi:

Yukarida degisik dinamiklere bakarken, OdaTV’den cikan ve herkesin kafasini karistiran tuhaf belgeye dair Altan Bey’in, orada gecen ibarelere dair mantik yuruttugu ve bence de hakli olarak sordugu sorulara dikkat cekmek istiyorum; hemen atlamaya hazir eshas icin: o alintiyi yapmamin en onemli sebebi sordugu sorularin dusundurucu oldugunu dusunmem.
Ekrem Dumanli’nin su yazdiklarina takildim aslinda:
“…sonra bunlar şaşaalı bir şekilde neşrediliyor, neşredilemezse daha büyük gürültü koparılıyor, sonra emniyet teşkilatında meydana getirilecek dalgayla Ergenekon davası gibi hukuki süreçlerin önü kapatılıyor.”
Sasaali bir sekilde nesrediliyor mu bilmem, benim gordugum bilakis, insanlarin sasaanin aksine cekindikleri? Evet bugune kadar Fethullah Gulen hakkinda kitaplar yazildi, su son Ergenekon davalarindan beri kendileri hakkinda yazilmis ve elestiri iceren kitaplara acilan davalar var ve o sahislara bir sey olmad deniyor. Her ne kadar bir suru kisiye davalar acilmis olsa da, bu cok dogru ve yerinde bir yorum.

Soru ise su:

Hanefi Avci’ya gelene kadar iclerinden saydiklari gorunen birisi bu tarz bir kitap yazmamisti. Benim anladigim bir arkasindan vurulma hissiyati icine girildigi. Hakan Yavuz bu kitap cemaat icin sonun baslangici olabilir demisti, bu demek oluyor ki bir zamanlar Gulen cemaatiyle yakin olan Hakan Yavuz dahil bir cok kisi icin bu kitap biraz daha farkli gorunuyor. Ornegin, Taraf eski yazari Onder Aytac soyle demisti ve bu blogda da alintilanmisti:
“‘Ben demedim mi size Hanefi Avcı’nın (ç)enesi ve para(digma)ları söz konusu diye. Adam her haliyle; ‘…küçük dağları ben yarattım, büyükleri amcaoğlu…’ diyor. Ama kabahat sende değil. Bende ve benim gibi olanlarda. Çünkü senin g…tünü biz kaldırdık. Ama kalkan g…ünü indirmek de benim boynumun borcu-dur Hanefi Avcı… Ve sen kimsin ya!.. Böylesi saygısızca bütün adli sistemi karalamaya çalışıyorsun…”
‘Biz senin g…tünü kaldırdık… Ama kalkan g…ünü indirmek benim boynumun borcudur”
[...]
“Hatta medyatörlerin, DHA ve NTV’yi bile Hanefi Avcı’ya kullandırmalarından kaynaklanan, buralarda Ergenekonvari çalışma yapan bazı gazetecilerin bile sorgulanır duruma gelmeleri söz konusu olacaktır.”
Bu aslinda, aciktan cemaat hakkinda elestirel yayin yapilmasini “Ergenekonvari” gordugunu ve bu tarz yayinlar icin hukuki surecin baslayacagini ifade etmek. Samanyolu’nun bu yaziyi kufur icerdigi icin kaldirildigini soylemisti yanlis hatirlamiyorsam Altan Bey.

Bunun disinda ben aslinda Hanefi Avci’nin cidden kimseye zarar vermek yerine uyarmaya calistigini dusunuyorum. Zira kendisi kitabina dava acilsin istiyordu. Ihtimal gibi dusunursek, Fethullah Gulen’in en basta o kitaba dava acmasi gerekir. Bakindim ve gorebildigim kadariyla acmiyor (eger acmissa beni lutfen duzeltin), niye?

Bu kitap yayimlandiktan sonra sunlar oldu (eksik bir liste veriyorum, ama zaten maksadim bir neden sonuc iliskisi kurmak degil, sadece neler oldugunu derli toplu soyle genelce bir araya koymak):

1) Hanefi Avci ile ilgili bir kadin skandali cikti.
2) Bu konuyla ilgili Ankara Cumhuriyet Bassavciligi inceleme baslatti ancak bu dava ne oldu, o savci hala yerinde mi teyit edemedim. O yuzden ancak bu kadarini biliyorum, bilen baskasi varsa lutfen eklesin.
3) Kitabin basimindan sonra Devrimci Karargah’a yardim sucuyla iceri alindi.
4) Tutuklanmadan once, Hanefi Avci’nin burosuna polis baskini yapildi, dinleme bantlari ele gecirildigi soylendi. Bazi unluler, ses bantlarindaki kayitlarda kendilerinin kaydedildigini gorunce kendisi hakkinda suc duyurusunda bulundu. Hanefi Avci ofisini bosaltmis oldugunu soylerek bantlarin kendisine ait oldugunu inkar etti. Hatta Ahmet Şık bu konuda soyleyazmis. (Ornegi Ahmet Şık yazdi diye veriyorum). Samanyolu da soyle bir haber yapmis ve ayni zamanda Ergenekon iddianamesinin belkemigi vesikalarin ciktigi Tuncay Guney’in iskence kaydi da Hanefi Avci’dan cikti haberi yapmis.
5) OdaTV’den cikan word dokumaninda yazanlar (ki yukarida sanirim alintilanan kisimla ilgili) dogrultusunda Hanefi Avci Devrimci Karargah’tan sonra Ergenekon’dan da tutuklandi.
6) Zaman’da “Teroristlerin okudugu kitap” baslikli su haber cikti.
Dahasi da var. Bu baglamda Hanefi Avci’nin kitabini kendi yazmadigi, Ahmet Şık’a da kitabin siparis ettirildigi soylendi.

Hatta Karargah’in tespih tanelerinde soyle yazmisti:

“Avcı, yine aynı kitabında Dink cinayetiyle ilgili olarak da “Dink cinayeti her yönüyle en ince teferruatına kadar araştırılmıştır, karanlıkta kalan hiçbir yanı bulunmayan bir olaydır” demişti. Zirve katliamını, Hrant Dink cinayetinde askerlerin rolü, Avcı’dan daha güzel, bir başka isme kamufle ettirilip, kapattırılamazdı. Yapılan da buydu zaten.
Şık’a yazdırılan kitapta da tıpkı Avcı’ya yazdırılan satırlar gibi onlarca bölüm var. Soruşturmaları kapatıp, gerçek katillere ulaşılmasını engelleme çabası satır satır kendini ele veriyor. Kimse bana İmamın Ordusu kitabının, cemaatle ilgili olduğu palavrasını anlatmasın. Kimse de kitabı okumadan konuşmasın. Hrant Dink’in gerçek katilleri ortaya çıkarılana kadar siz yeni proje kitaplara da hazırlıklı olun derim.”
Uzun oldu, devami asagida.
Yorum tarafından acracia — 18 Mayıs 2011 

Yukaridaki ikinci paragraftaki ilk “siz” blog yazarlarina hitaben yazilmisti, yani sizin beni kutba oturttugunuz kismi. Netlestireyim.
Her neyse, devamini giriyorum, ancak daha bitmedi.
Oncelikle dikkatinizi cekiyorum; Mehmet Baransu da Hrant Dink cinayetindeki askerlerin rolu diyor ki tamam o arastiriliyor ve arastirilsin da zaten, yukarida sozunu etmistim, ama ya polisin rolu?

Baransu niye boyle bir cumle sarf ediyor?

Ayrica kitabi Nedim Sener’in yazdigi iddia edilmemis miydi? Avci’ya yazdirmakla Şık’a yazdirmak ayni sey degildi ki iddialarda? Şık’a siparis verildi diye okumustum iddialarda, ancak Hanefi Avci’ya ise Savci’nin kendisi zaten Nedim Sener’in yazdigi iddialarina dayanarak kendiniz mi yazdiniz diye sormustu:
“KİTABI NEDİM ŞENER Mİ YAZDI SORUSU
Adliye kaynaklarından ulaşan bilgilere göre kitabı kendisinin yazdığını belirten Avcı’ya , “Kitabın ilk bölümünü yazdıktan sonra basmışsınız. Bu baskıda kitabın kapağı, içindekiler kısmı ve yayınevi farklı.Daha sonra kitap ikinci bölüm eklenerek, farklı yayınevinden ve farklı kapakla yeniden basılmış. Kitabın eklenmemiş, ilk hali soruşturma dosyasında var. Kitabın 2. kısmının Ergenekon terör örgütünün faaliyetleri kapsamında Doğu Perinçek’in talimatı ile Nedim Şener tarafından yazıldığı tespit edilmiştir. Bu konuda neler söyleyecek siniz?” şeklinde bir soru daha yöneltildi. Avcı’nın bu soruya da , “Hayır bunlar doğru değil. Kitabı ben yazdım” diye yanıt verdiği öğrenildi.”

Gene dedigim gibi, bazi seylere anlam verememize sasmali cunku tutarsiz bir suru sey var. Ancak yukarida girdigim hani Zaman’in mercegine girdigini soyledigim Santoro, Zirve, vs cinayetleriyle ilgili ilginc bir detay daha, Fmerakli’nin buraya daha tasiyarak uzerinde konustugumuz Mehmet Baransu’nun “Karargahin…” makalesine birkez daha donunce cikti:
“Şimdi cinayetlerin ardındakilerin, soruşturmaların gerçek katillere –yani kendilerine- ulaşmaması için neden bir biri ardına proje kitaplar hazırlattıklarını anladınız mı? Gerçek aslında çok uzakta değil, bir adım yakınımızda. Hanefi Avcı kitabında Zirve katliamının ardından şu minvalde cümleler yazmıştı; “Bu soruşturmaları cemaat yürütüyor ve hâkimler, savcılar, polisler görevden derhal alınmalı.”
Sonuc olarak:
Bu iddialar dogru mu bilmiyorum. Hanefi Avci, Nedim Sener, Ahmet Şık’i sahsen tanimiyorum, dogru mu soylerler, nedir bilmiyorum. Ancak tuhafliklar var:

a) Durum karmakarisik ve referans noktalari surekli yerinden oynuyor. Mehmet Baransu’nunki gibi celiskiler tasiyan (bkz yukarida verdigim ornek, bir anda kitap bu sefer Hanefi Avci tarafindan yazildi) ve ayrica da Hrant Dink cinayetinde sadece askerlere vurgu yapan (yineliyorum, jandarmanin rolu ciksin, ama emniyetle ilgili, istihbarat ile ilgili saibeler varsa ona niye atifta hic bulunmuyor, Akyurek’ten niye burada bahsetmiyor?) ayrica da “kimse kitabin icerigini okumadan konusmasin” diyerek aslinda sansure sicak baktigini ima eden bir yazi karsisinda, neresinden tutsaniz dokulen bir tuhafliklar silsilesi icinde adeta bir anda Hanefi Avci patlamasi yasayarak sahsin basina neredeyse gelmedik bir deprem bir de sel felaketi kalmisken, bir de teroristin okudugu kitap diye baslik atilarak haber haline getirilmisken Zaman gazetesinde, propaganda sozunun referans noktalari sasiyor.

b) Kaldi ki diyelim dogru olsa ve bir propaganda soz konusu ise bile bu yazilan kitaplarda, kendi kendime “eee?” diyorum. Bunu da gercekten kotu niyetle soylemiyorum; sadece Turkiye zaten herkesin birbiri hakkinda yalan yanlis bir suru sey yazdigi bir yer. Diyelim ki ben Ergenekon’un balon dava oldugunu dusunuyorum. Benim ne dusundugumun niye onemi var? Ve bu davalarin surdurulus bicimine bakilirsa kamuoyunun Ergenekon hakkinda ne dusundugune onem veriliyor, peki de niye? Ne dusundugumuz degil, propaganda varsa olsun onemli olan o da degil, asil davanin seffaf bir sekilde faillerin suclarini ispat ederek guvenilirlik kazanmasi gerekirken, sen bunu dusundun, o sunu dusundu, idisi bidisina kitap yazdirdi diye konusup duruyoruz.

Bu kitaplarin kamuoyu olusturacagindan korkuyorlarsa, yazar tutuklatip basilmamis kitaplari imha ettirip, bulundurani da Ergenekoncu ilan ettireceklerine asil yapacaklari icerigiyle ilgili sorusturma acmak: cidden boyle bir cemaat yapilanmasi var mi, cidden bu yapilanma iktidar savasinda mi, cidden bu yapilanma sorunlu mu? Eger icerigi yalan ise, zaten ifsa olunur, kamuoyu da olusmaz. Onun yerine tersinden gidilip sen ona yazdirdin, bu sana yazdirdi demek aslinda iki seyi isaret ediyor:

i) Bir seyi bu sekilde yapmak, biat kulturu icerisinde olur. bu ideolojik, dini, kurumsal ne olursa olsun. Buna birisi oyle olmadigini soyledigi halde hala israr etmek de belki benzer bir seylerin gostergesidir.

ii) bu bir kisir dongu ve nedense icerige dokunmamak icin bir aygita donusmus duruyor. Nitekim adeta bu icerige dokunmamak icin etrafta bir suru laf salatasi oluyor. Diyelim ki Nedim Sener yardim etti ve yazdi, bircok ulkede profesyonel yazar olmayanlar kendileri yazarken yardim aliyorlar zaten? Kendi imzalariyla cikiyormesela bu ornekteki gibi. Eger icerigi de kendi uydurdu diyorsak, o zaman o icerige bakalim? Yalan haber mi? Degilse ve oburunun yazmada yardimi ispatlanmissa dahi iceriginin *seffaf* bir sekilde sorusturulmamasi ne anlama gelir?

Hatta Baransu gibi kimse icerigini okumadan konusmasin demek de sansur edilmeli dusuncesine dolayli da olsa destektir. Zaten yazdigi da gosterdigim gibi sorular uyandirmaktadir. Hem Hrant Dink ve Santoro cinayetlerindeki gibi bir hedef kaydirmasi goruntusu, ki Baransu da yine sirf askeriyeye o konuda vurgu yaparak polisi goz ardi etmis ve saibeyi arttirmis Dink davasindaki istihbaratin ve polisin neden uzerine cok gidilmedigi konusunda.

Soyleyeyim: asil bu davalarin sayginligini bizim ne dusundugumuze neden bu kadar kafa takildigi, bu davanin su veya bu sekilde icinde sorunlar barindirdigina parmak basanlarin bunlari kendi iradeleriyle yazmadigi ama yazdirildigina bu kadar bakilirken iceriginin uzerine *ayni* israrla gidilmemesi gibi sebepler aslinda zedeliyor.

Soyle ki:
Iceriklerindeki dogrulari yanlislari, yapilanmalari tartisacagimiza, sorusturma acilip seffaf bir sekilde ve uzerine *ayni kararlilik ve israrla gidilerek* yurutulecegine su oluyor: referans noktalari surekli kaygan bir zemin, bir turlu asil odaga yani cemaat yapilanmasini *acik ve seffaf bir sekilde ayni kararlilikla inceleyememek* tuhaflik yaratiyor.

Ben acikcasi cemaate kendim karsi degilim. Hicbir cemaate karsi degilim. Isteyen nasil dogru biliyorsa, nasil huzur ve mutluluk buluyorsa onu yapmalidir. Yuzyillarca degisik cemaatler Osmanli icerisinde faaliyet gosterdi. Benim rahatsiz oldugum bu saibeler, bu saibelere her ne sebeple olursa olsun isaret etmeye calisanlarin linc kampanyasi dahil (Ahmet Şık ve Nedim Sener nispeten daha az, hos Sener’in esinin kalp amelyatina galiba laf etmislerdi ama yaniliyor olabilirim) herseyin gelmesi ve savcilarin biz sade vatandasin bu davanin sulandirilmasi hakkinda ne dusundugumuze neden bu kadar onem verdiginden mutevellit bu dusuncelerimizi yikmanin en kolay yolu seffaflik ve kitaplarda seffaf ve kararlilikla gudulen davalarda icerik arastirmasi yaparak “bakin hepsi yalan” diyerek cope atabilmekken kitabi bulundurmanin bile Ergenekonculuktan sayilacagi durumuna kadar getirerek aslinda davaya en buyuk zarari vermis olmalari.

Tabii Şık’in kitabi sadece bir taslak, icinde bir suru tutarsizliklar olabilir ve normaldir, ayrica internette gordugumuz nushada oynama yapilmis midir bilmiyorum.

Bu da aslinda cok ilginc, cunku her tuhaflikta “dava sulandiriliyor” denirken, bu davada kitabi bulundurmanin Ergenekonculuk sayilmasi ve bunun resmen (yukarida linkini verdim) aciklanmasi
uzerine “sulandirmak” kelimesini herseye yapistirmaya hazir kisiler bir sey diyememislerdir.

Cikan OdaTV medya notunda daha once o minvalde seyler soylemis olan Avci’ya Ergenekon’la ilgili hafife alici seyler soyletilmesi gerektigi, kitabinin referandumdan once yetistirilmesi, vs, bunlar iyi guzel hos da O oyle soyleyince neden onemi var ki?

Referandumdan once cikti kitap, evet, ama gorduk ki bir etkisi yok o kadar referandum uzerinde en azindan, zira yine de evet cikti, ki o zaman daha OdaTV word dosyasi bulunmus da degildi. Bu da bu tur yayinlarin kamuoyunu etkileyecegi varsayimiyla hareket eder, ancak bunu zaten butun partiler yapar, birbirini karalar, acigini cikarir, sover (kibarca), yatak odasina dil uzatir, hepsini yapar. Zaten yanlis hatirlamiyorsam, ihlal ettigi bir tarafsizlik kanunu muydu secim oncesi, oyle bir seydi, TRT hakkinda suc duyurusu yapilmisti galiba. Ama yaniliyor olabilirim, lutfen yanlissam duzeltin.
Kara propagandanin zaten daniskasi yapiliyor nasil kaydedildigi bilinmeyen kayitlarla, oyle degil mi?

Kimin isine yaradiklarini da dusunmek lazim. Bunlarin uzerine gitmek de, zira bunlarin kayit edilis sekilleri, servis edilmelerinin kanuni olacagina ben ihtimal veremiyorum.

Bakin ben burada darbeciligi savunmuyorum ama propagandanin karasi aki zaten yapiliyor diyorum. Zaman da bana gore yapiyor, medyada rastlanan bir durum bu. Turkiye’de yok satan Hitler’in Kavgam’i kara propaganda yapmiyor mu? Rahatsiz oldugum sey hem Ahmet Insel’in de dile getirdigi gibi zihniyet polisligi, hem de neden bizim ne dusundugumuze bu kadar vurgu yaparak bu davalarin yurutulmesi. O zaman kitaplardaki cemaatci yapilanmanin insanlari tasfiye ettigi, iktidar savasina girdigi iddialarini curutun. Ancak bu iddialari ileri surenlere yapilanlar aslinda tam da o iddialari dogrular nitelikte. Ayrica eger dogru durust bir egitim sistemi oturtup daha duzgun ve elestirel dusunebilen, kara propagandaya gozu acik kusaklar yetistirip, baskisiz ortamda herkesi acikca elestirebilecek gazetecilere, her gorusu sunabilecek kisislere ortam hazirlayin. Yine bizi korumaya calismayin. Bu, bizi bize ragmen dusuncemizden korumak zaten ordunun darbelerde yaptigi bir seydi. Siz yapmayin. Her kimseniz bilmiyorum. Ama yapmayin.
*************************
Devamini asagida getirecegim, birazdan.
Yorum tarafından acracia — 18 Mayıs 2011 

Bu baskalarinin yaptiklarini iddia ettiklerini kendilerinin yaptiklari yonundeki kanaatim yukarida acikladigim gibi Ekrem Dumanli’nin bahsettigi kademelerden ve katmerlerden yola cikarak degisik ornekleri bir arada dusundugum ve neden ortalik bu kadar anlasilmaz tuhafliklarla dolu diye kafa patlattigim esnada gosterdigim gibi kendilerinin daniskasini yaptigi kara propagandavari yalanlarla dolu yayinlar gibi hatta kitaplarin yazilarak belirli tezlerin one suruldugu iddiasini one surerken kendi gazetelerinin reklamini yaptigi ve nedense simdi askerlerin Dink cinayetindeki rolu uzerine oldugu belgeler uzerine yazilmis ve neden simdi o belgelerin servis edildigi, neden polis ve istihbarati es gecip Baransu dahil olayin asker kismina vurgu yaparken diger kismini gormezden geldigi, bu sirada nasil olup da Ramazan Akyurek’in gorevden alimi iptali ciktigi, bunlar hep tuhaf seyler. Ergenekon’un onu tikaniyor diyor Ekrem Dumanli, iyi de bu tarafta da bunlar var, ne olacak?

Asil birileri mi kollanmaya calisiliyor saibesi vardir. Bir an once bu saibenin giderilmesi gerekir.
Asil tikanan goruntunun sadece bir kismini sunmakla geri kalanini gizlemeye calismak gibidir. *Hepsi* arastirilmalidir.

Tekrar alinti yapiyorum, tekrardan oturu ozur dileyerek:

““Şimdi kanaatim daha da netleşti: Cemaat aleyhine yoğun ve kara bir propaganda yapmak için kitap(lar) yazdırılıyor ve o kitapların her safhası psikolojik bir harekât olarak planlanıyor. Önce belgeler üretiliyor, insanlar hakkında çok ağır suçlamalar yapılıyor, sonra bunlar şaşaalı bir şekilde neşrediliyor, neşredilemezse daha büyük gürültü koparılıyor, sonra emniyet teşkilatında meydana getirilecek dalgayla Ergenekon davası gibi hukuki süreçlerin önü kapatılıyor.
Daha ötesini de söyleyeyim. Hanefi Avcı’yla başlayan o insafsız süreçte kitap operasyoncularına sonuna kadar destek veren bazı kişileri bugünden itibaren izleyin.”
Bu kisim uzerinden etraflica baska dinamiklere ve orneklere bakarak genel resmi anlamaya calistim.

Simdi asagidakine bakmak istiyorum biraz:

“Göreceksiniz, bunların önemli bir kısmı soluğu yabancı basın mensuplarıyla sohbette, yabancı diplomatlarla muhabbette alacak ve şu an hiçbir somut bilgiye dayanmaksızın yaydıkları cemaat algısını ve hükümet düşmanlığını yurtdışına da taşımak için çırpınıp duracaklar. Kimisi Washington’a kapağı atıp düşünce kuruluşlarında AK Parti ve cemaatin düşünce özgürlüğünü yok ettiğini, Ergenekon ve Balyoz davalarının fasa fiso olduğunu anlatacak, kimileri de AB üyelerine bu dezenformasyonu zerk edebilmek için olağanüstü bir gayret sarf edecek…”

Tamam guzel de, somut bilgilere dayali olabilecek kitaplarin icerigi uzerinde dava acilip cemaat sorusturmasi yapilmiyor. Hanefi Avci dava edilmek istedigini soylemisti de dava edilmiyordu diye hatirliyorum, onun yerine bu kitaplari kimlerin yazdirdigi, nasil yazdirdigi uzerine konusuyoruz. Ya da haklarinda yazilmis bir kitap taslagini bulundurmak Ergenekonculuk sayiliyor, korkutuluyoruz.

Cemaatin madem alni ak, neden kendileri hakkinda suc duyurusunda bulunmuyorlar? En azindan aklanirlar.

Neden ya da bu kitaplarin icerigi *seffaf ve kararli* bir sekilde dava edilip incelenmiyor?
Onun yerine ses kesme ve insanlari silme goruntusu hakim. Hanefi Avci’nin kitap yazdigindan beri olanlar baska turlu dusunmeyi zorlastiriyor. Nitekim bunlardan bagimsiz olarak bu belki cesitli sahislar tarafindan yapiliyor, zira kimin yaptigi belli degil, ama mesela Hanefi Avci’nin web sitesinde O’nun adina Facebook’tan kampanya yurutenler facebookta surekli hesaplarinin hacklenip kapatildigini soyluyorlar. Belli ki kim oldugu belirsiz bir baskalari da Avci’yi hedef almislar. Bunlar lise ogrencisi bile olabilir, bunu bilmek mumkun degil. Ama genel manzara tuhaf. Bu degismiyor.

Ayrica hemen gidip yabancilara cemaati sikayet edersiniz diyen Zaman, Ingilizce versiyonunda ayni teroristin okudugu kitap Hanefi Avci’ninki seklinde haber yapmis, hadi sikayet etmekten dem vurmusken bu gazetenin Dani Rodrik’i de Harvard’a ve Ingilizce konusan okuyuculara yalan haberlerle sikayet ettigini de unutmayalim. Bunlar hep baskalari yapiyor deyip kendi yaptiklari.

Su kisim da onemli:
“Kimisi Washington’a kapağı atıp düşünce kuruluşlarında AK Parti ve cemaatin düşünce özgürlüğünü yok ettiğini, Ergenekon ve Balyoz davalarının fasa fiso olduğunu anlatacak, kimileri de AB üyelerine bu dezenformasyonu zerk edebilmek için olağanüstü bir gayret sarf edecek…”

E insaf.

Kitap taslagi bulundurmak Ergenekonculuk, suc. Yayimlanmamis kitap imha edilip yok edilmeye calisiliyor. Telekulagin bini bin para. Hepsi de belirli guruhlari veya gruplari hedef alan ve sornadan servis edilen alan dinlemeleri, sahsi ve ozel hayat bilgilerinin hic de legal olmayan yollardan elde edilip ifsasi, internet filtreleri, youtube, bloglar, internetteki 130 kusur kelimenin engellenmeye calisilmasi, tehditler, polisin oldukca arttirilmis yetkileri, dusunceyi suc haline getiren Terorle Mucadele Yasasi ve daha yeni Emre Uslu twitter’da polislerin milleti gozlemeye aldigini yazdiktan sonra birileri cok kizdim falan yazinca yok oyle bir sey demesinin gercegi yansitip yansitmadigini bilmemenin, ama bu bakilan goruntuye gelince oldukca mumkun olabilecegini bilmenin agizda biraktigi aci tat, gazeteciler uzerindeki baskilar, cemaatin elestirilmesinin adeta kamusalda tabu haline donustugunu gosteren bazi yayin sansurleri, ihtarlar, uygulamalar…

Bunlarin hicbiri uydurulmadi.

Hepsi gercek.

Ancak Dumanli sirf bircogunu Zaman’in yaptigiyla tescilli ancak baskalarinin yaptigini soyledigi seyleri, kendilerinin bizzat yaptiklarini tarif etmis. Ayrica yurtdisina sikayet kisminin kendilerince onemini de acik etmis. Aslinda sirf o degil, tribunlere oynadiklarini, baska kamuoylarinin ne dusunduklerine onem verdiklerini de acik etmis kanaatindeyim.

Bu hakli olarak yukseltilecek sesleri Ergenekon’a sahip cikarak, Balyoz’a sahip cikarak bu davalari “sulandirmak” anlamina gelecek, bunlari esdeger tutar bir sey soylemis. Aslinda yukarida saydigim dusunce ozgurlugu ile ilgili kisim (ki zaten burada da tehdit ediliyoruz) oldukca ayan beyan ortada bir sikinti iken, Dumanli bunlar yokmus gibi yazarak, ardindan da Balyoz ve Ergenekon davalarini ayni duzlemde ekleyince, aslinda bunlarin da icini bosaltip aralarinda paralellik kurarak aslinda ayni duzleme cektigi, olmadigini ima ettigini fark etmemis, bunu “sehven” yapmis olmali. Ancak cemaatin kolladigi, kollandigi saibeleri mevcut. Onu da soyleyeyim.

Bu saibelerden aklanmalari sart. Aklanamazlarsa, yaptiklari tescillenmis olacak bu sikintili faaliyetlerle insanlari daha da kutuplastirdiklarini, kendi cemaatlerindeki masumiyetinden suphe etmedigim onca insani zan altinda birakacaklarini suphesiz ki biliyorlardir.
****************************************************************************************************
Sonuc olarak:


Benim burada yapmaya calistigim, bir anlamda neden hicbir sey anlasilmiyor, hersey cok tuhaf dedigimizi dusunurken son zamanlarda, saibeli gordugum seyler uzerinden beni rahatsiz eden soru isaretlerini ortaya koymak, celiskileri irdelemek idi. Ancak bundan “iste, cemaat!” anlami cikip onlara saldirilsin diye de yazmadim. Bu ortaya konan celiskileri, vs nokta nokta buraya koyup bunlarin arasindaki iliskinin seffaflikla ve kararlilikla hukuken incelenmesi gerektigini vurgulamak istedim. Bunlar acikliga kavusmadikca bu saibe devam edecek. 

Sunu da ekleyeyim, bu analizler “Zaman gazetesi’nin yalanlariyla mucadele zamani” baslikli blog girdisinin altina yazilmisti; yani konu Zaman idi, Balyoz degil. 


Yazma motivasyonum da bu kadar tutarsizligin beni artik cileden cikarip, zekama hakaret sayabilecegim bazi hasiralti etme, hedef degistirme, referans noktalarini saptirma, icerik yerine icerigin disinda kim kime ne yazdirdiyi tartisma dahil icerik haric baska herseyi tartisma ortamina biraz olsun hangi noktalar benim neleri anlamami guclestiriyor sorusuna cevap aramamdir.


Yazdiklarim, Zaman ve Ekrem Dumanli’nin yazdiklari uzerinden daha genis bir yelpazeye bakmak ve sorgulamak olarak okunmalidir. Bunlar bir an once aydinlatilmali, bir sekilde bu hal ve cesitli hukuki sorunlar yuzunden bu kadar kutuplasmaya sebebiyet vermis olanlarin cezayi cekmeleri–hangi kurumdan olursa olsun–gerekir. Bu seffaflasmaya toplum olarak acilen ihtiyacimiz var.


1) Cemaat topyekun kotudur ve yok olmalidir demiyorum. Bunu zaten istemiyorum, cunku iclerinde cok idealist insanlar birseyler yapmaya ugrasanlar var.


Ama sunu soyluyorum:


Seffaflasmalidir diyorum. Yani: Mesru (kanunen) bir zemine oturmali, uyeleri kimler kayitli olmali,
bunlar bilinmeli. Bu sirf cemaat degil, her tur cemiyet, cemaat, tarikat icin olmali. Bunlara uyelik artik bir suc olmamali. Hukuksuzluk, hile, yalan suc olmali. Bu tarz bir seffaflasma eminim kamuoyunda daha olumlu karsilanacaktir.


2) Ayrica bu yukarida saydigim celiskiler, baskalarini sucladiklari seyleri aslinda referans noktasi sasirtarak kendilerinin yaptiklari goruntuleri [ki okudugum Şık kitap taslaginda, mesela degisik kaynaklari okuduktan sonraki sentezde soyle bir seyden bahsediliyordu: tasfiye edilmek istenen emniyet mensuplarinin karsisinda kendilerini ulkucu, laik, vs gosterip tasfiye etmek istediklerine "Fethullahci" damgasi vurduklarini ve o donemde yine imzasiz ihbar mektuplari ucustugunu anlatiyordu. O zaman supheyle okumustum, belki de abartiyorlardir demistim, ancak sonrasinda burada da yazdigim okuduklarimdan cikan sonuc kendilerini gizleyip kendi yaptiklarini baskalari yapiyormus gibi referans noktasi sasirtmak oldugunu dusundugumde, bunun cemaat acisindan en azindan benim nezdimde bir saibe olusturdugunu dusundum. Bunu da soyleyeyim] kararlilikla ustune gidilen bir surecle bir an once seffaflastirilmali, saibeler ortadan kaldirilmalidir.


3) Ancak bu saibeler ortadan kaldirilacak diye kim kimi yazmis, vs bunlardan ziyade iddialarin icerigi uzerine kararlilikla gidilmelidir


4) Cemaat emniyette bir seyleri kolluyor goruntusu cizen bu durumunu bir an once acikliga kavusturmalidir. Hrant Dink davasi tuhafligi bir an once seffaflasmalidir.


Butun bunlar onemli noktalar. A-B’ye gider onermeleri yapmak istemem, her tasin altindan cemaat cikar anlamini da vermek istemem. Ama iste saibeler var saydigim doktugum uzere, cemaat elitlerine nacizane dostane tavsiyem uzerine dusen sorumlulugu yerine getirip bir an once seffaflasmali, hukuki sureclere, elestirilmeye acik olmasidir. Baskalarini sucladigi seylerin, kendi temsilcisi gazete tarafindan baskalarina yapilmamasi gerektigini dusunerek bunu yapmamasidir. Karakter linci kampanyalari, yalan, vs gibi goze batan davranislari temizlemeli, her zaman sozcusu oldugunu ileri surdugu demokratik degerleri herseyden ustte tuttugunu ispatlamalidir. Bunu da birilerinin yaptiklarini gizlemeye calisiyormus goruntusu vererek askerlerin yaninda polis istihbarat ve MIT’in de Hrant Dink cinayetindeki, Santoro cinayetindeki paylarini gormezden gelmemeli, demokratligi adaletseverligi butun hepsinin durup durduk yerde surekli Zirve, Hrant Dink, ve Santoro cinayetlerini gundeme tasiyip sadece buralardaki suc unsurlarini sadece bir tarafa, tek bir kuruma odakladigi goruntusunun hem hukuken arastirilmasi gerektigi, hem de kendilerinin belki de bunu bir daha dusunmeleri gerektigidir.


Maksadim zan altinda birakmak degil, bana tuhaf gelen noktalari bir araya getirerek zaten var olan saibelere dikkat cekmek, bunlarin arasindaki iliskinin bir an once kararlilikla ustune gidilerek seffaflasitirilmasi ve hukuken arastirilmasi gerekliligidir.


Bunlar da daha once sordugum sorularla yakinen ilintili, ancak son olarak hep askeri otoriter yapidan sikayet ederken simdi de sivil otoriter yapiya sıkıstigimizdan dem vurdugumu hatirlatarak, gonul isterdi ki askeri vesayetle hesaplasirken bu saibelerin altinda yapmasak diye eklemek isterim. Adaletin herkese lazim oldugu prensibinden hareketle, dilerim en kisa zamanda bu detayda bir blogu da KCK davasi icin birileri acar. Bu yazdiklarim, komplo teorileri uretmek yerine seffaflasma ve hukuki sureci berraklastirmak icin dusunme malzemesi ve ortaya koydugum noktalarin arastirilmasi itibariyle daha adil bir ortam icin en azindan birkac soru uyandirip bu onemini vurguladigim seffaflasma surecine birazcik olsun malzeme olabilirse kendimi sansli sayacagim.


Son olarak, bu seffaflasmanin, ordu dahil butun kurumlar icin de elzem oldugunu hatirlatmak isterim. Bu surecten cikarilacak ders bana yapildi ben de yapayim diyerek bir kisir dongu olmamali. Birbirine dis bileyip kafasini ezmeye calismak olmamali. Cikarilacak ders adaletin herkesin lazim oldugu ve gecmisle yuzlesmenin elzem oldugu belki.


Zira obur turlu bu dongu surup gidecek. Olan bize olacak. Daha once dedigim gibi, soruyorum: biz milletce illa bu iki gucun arasinda sıkısıp kalmak zorunda miyiz?

Vakit ayiran herkese tesekkurler, hata bulursaniz da lutfen duzeltin.
Yorum tarafından acracia — 18 Mayıs 2011
 devami icin bknz lutfen: (link )Suradan

3 yorum:

  1. yüksek ökçe kendine güvenilir bir yer ayarla derim. Ben de aynını yapacağım. :):):)

    YanıtlaSil
  2. Sir Aenas;

    Valla, ben sadece merakli ve olan biteni kavramaya calisan bi 'concerned citizen'im:)

    Ayrica, goruldugu uzre topu da Acracia hocaya atmis bulunuyorum..

    Yanilmiyorsam o da zaten ABD'de yasiyor ve guvende:)

    YanıtlaSil
  3. Cemaat için arada iyileri de var, toptan kötücül değil demiş.

    ..Ama madem bir sürü iyi yönün var/Dikeceğiz seni iyi bir duvarın dibine/İyi tüfeklerden çıkan/İyi kurşunlarla vuracağız seni/Sonra da gömeceğiz/İyi bir kürekle/İyi bir toprağa.

    Konuyla ilgili tek icraatım bu yönde olacaktır.

    YanıtlaSil

If you’re reading my blog, you’re probably not incredibly famous, though.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...