Ne KPSS, ne de LYS'de faydasi olacak, lüzumsuz bilgi

Bir vesile ile, google'a sordugunuzda, karsiniza iki farkli kisi cikiyor; biri cizgi roman üstadi Yildiray Cinar..

Digeri, bizim neslin pek de tanimadigi, 70'li yillarda meshur olmus, türkücü olan Yildiray Cinar..

'54 filmde başrol oynayan, 12 altın plak ödülü bulunan 1960-1980'li yılların ünlü Türk halk müziği ses sanatçısı ' diye tanitilan  Çınar, 2007 yilinda, 67 yasindayken vefat etmis.

Simdi google yonlendirmesiyle dustugumuz sitesini de, yegeni Metin Erten hazirlamis..

Buraya kadar ilginc bisey yok zaten..

Fakat,  sabredip,  sitenin, 'Hosgeldiniz' baslikli yazisini, okursaniz, Adnan Menderes'in de dahil oldugu, (bana gore) ilginc bi hikayeyi paylasiyor sizinle..

Ilginc diyorum, cunku, ben Menderes'in bir ucak kazasi gecirdigini biliyordum ama, ondan sonraki gezilerinde deniz yolculugu yapmak zorunda kaldigini ilk kez bu vesile ile ogrenmis oldum..


Askerlik döneminde (Sanatçı Erkut Taçkın’ın babası) Tuğamiral Namık Taçkın Paşa, Yıldıray Çınar’ı yakından izler. Dönemin Başbakanı Adnan Menderes, İngiltere’deki uçak kazasından sağ kurtulması ile yolculuklarını artık deniz yolu ile yapma kararı alır. Adnan Menderes ve beraberindeki heyet bir seferinde Franko’nun davetlisi olarak İspanya’ya gitmektedir. Başbakan Adnan Menderes bu davete “Giresun ve Gemlik” adlı muhriplerle çıkmaya karar verir. Bu ekiplere moral olsun diye Yıldıray Çınar’a saz çalıp türkü okuması görevi verilir. Türkiye’nin en hüzünlü Başbakan’ı Menderes Yıldıray Çınar’a “Nerelisin?” diye sorar. O’da “Samsunluyum sayın Başbakan’ım” der, Menderes’in “o zaman bize Samsun’dan bir türkü oku bakalım” demesi üzerine Yıldıray Çınar, Menderes’in huzurunda ilk kez “Çarşambayı Sel Aldı”yı okur. Türkü çok beğenilir. Mükafat izni olarak Ankara Radyosu’nun sınavlarına izinli gönderilir.



Ne diyelim, sansli adammis vesselam;)


38 yorum:

  1. Site sahibi Metin Erten, yegeniymis..

    YanıtlaSil
  2. Dusundum de, ya Erdogan'in ucak korkusu(fobisi) olsaydi:)

    Demokrasilerde careler tukenmez gerci, Msn'den one minute cekmeyi filan bile deneyebilirdik belki:p

    YanıtlaSil
  3. Bence oradaki en trivia asagidaki su cumle:

    "Dönemin Başbakanı Adnan Menderes, İngiltere’deki uçak kazasından sağ kurtulması ile [sonrasinda -ea] yolculuklarını artık deniz yolu ile yapma kararı alır."

    Bunu pek kimsenin bildigini sanmam --ben bilmiyordum, mesela.

    Bir de yazinin basligi hakkinda: "Ne KPSS, ne LYS'de faydasi olmayacak" degil de "Ne KPSS, ne LYS'de faydasi olacak" seklinde olmasi gerekmez miydi?

    YanıtlaSil
  4. EA bey;

    Turkce/imlâ/dilbilgisi üstadimiz sizsiniz:)

    Haklisiniz..Bunu bize 'Anlatim Bozuklugu' basligi altinda ÖSS hazirlikta da gosterdilerdi ama, daha once de soylemistim, ben anlatim bozuklugu sorularinda hep tökezlerdim:)

    Tesekkur ederim, duzeltiym hemen..

    YanıtlaSil
  5. Mükafat izni olarak Ankara Radyosu’nun sınavlarına izinli gönderilir.

    Ankara Radyosu da, SIKIYOSA almasin kadroya bakalim;)

    YanıtlaSil
  6. EA bey;

    'Ne KPSS, ne de LYS'de faydasi olacak, lüzumsuz bilgi' yaptim basligi. Dahi anlamindaki -de yi de ekledim;)

    Bu vesile ile, LYS'de lazim olacak bilgiyi de siz vermis oldunuz:)

    YanıtlaSil
  7. EA bey iskalamis, ama ben düzelttim:)

    soyle demisim:

    [..]ben Menderes'in bir ucak kazasindan kurtuldugunu biliyordum ama,[..]

    (kurtulmasa ölürdü zaten:P)

    [..]ben Menderes'in bir ucak kazasi gecirdigini biliyordum ama,[..]

    diye düzelttim:)

    YanıtlaSil
  8. Bulent MurtezaogluNisan 26, 2011

    Hic alakasi yok, ama Mavioglu'nu da 'alacaklar' galiba yahut baska bir sey gelecek basina. SSO ve Kurkcu icin de bu tur seyler beklemek lazim. Zaman biraz sansurlemis, soyle, orjinalinda Kuba dernegi filan da var, soyle.

    YanıtlaSil
  9. Bulent bey,

    Ilginc tabii. Adam hakkinda cinayet iddiasi varmis; ama, mahekemeye cikarilmis mi, ceza mi almis birakilmis mi, yazmiyorlr.

    Dahasi, 1980'den beri kirk tane af kanunu cikti; dolayisi ile, bunlarin hangisi bugun de gecerli kilinacak suctur; belli degil --zaman asimi var mi, o da belli degil.

    Diger dedikleri de (kesin ifadelerle soylenmis olsa bile) muglak.. "Tespit edildi", "saptandı" vb.ler ne anlama geliyor. Madem o kadar kesindiler, neden (en yenisi 7 sene oncesine ait olan bu 'suclar' icin) bugune kadar bir sey yapilmadi?

    Kisacasi, ikna edici gelmedi bana onca sey; ama, evet, suyun basinda durup "ben seni yiyecegim, cunku suyu kirletiyorsun" demek anlamina geliyor gibi.

    YanıtlaSil
  10. 'Hic alakasi yok'lara bir tane de ben ekleyeyim:

    Su yazidan [ 'Şah-mat dediler: Durum çok vahim!'] alintiliyorum:

    Olayları bütün boyutlarıyla görmeye çalışanların işi gerçekten zor. Tarafların hepsi sizi suçlayacaktır. Öyle de oluyor.

    Bireysel ve toplumsal vicdanımız bu ülkede ezilenlerin yanında. Acı duyuyoruz ve çok endişeleniyoruz.

    Ancak, farklı ihtimalleri, senaryoları bugün tartışamazsak, yarın çok acı çekeceğiz. "Ne oldu bize, neden oldu, şimdi ne yapacağız" şeklinde ağıt yakmaktan başka seçeneğimiz kalmayacak.

    Libya, Kaddafi despotluğuna karşı ayaklandı. Haklı bir dava. Bugün Libya hem iç savaş yaşıyor hem işgal ediliyor.

    Bu işgali durdurabilecek ya da ömrünü kısaltabilecek miyiz? Elbette hayır. Belki on yıl sürecek ve Irak benzeri trajediler yaşayacağız.

    Suriye ayağa kalktı. Baas yönetimine başkaldırdı. Onlarca yıllık eziyete bakınca son derece haklı talepler.

    Yarın Suriye de Libya gibi iç savaşa sürüklenirse, ardından müdahale gelirse, yapacak hiçbir şeyimiz kalmayacak.

    Bazı aklı evveller, bir hafta öncesini ve bir hafta sonrasını düşünemeyenler için bu cümlelerin hiç bir anlamı yok, biliyorum.

    Ve yarın, Ortadoğu'da, Türkiye'nin öncülük etmeye çalıştığı her şeyin silinip süpürüldüğünü, bölgenin kapılarının Türkiye'ye kapandığını gördüğümüzde ne yapacağız?

    Unutmayın; birileri şah-mat dedi. Bunu, onlarca yıldır ezilen halkların üzerinden, onlarca yıldır yönettikleri rejimler üzerinden dedi.

    Sadece bu ülkelere karşı değil, Türkiye'ye karşı da dedi.

    Hadi, rejimlere duyduğumuz öfke kadar, en az o kadar bu oyunu kuranlara karşı da yürüyelim. Var mısınız?

    YanıtlaSil
  11. Bulent MurtezaogluNisan 26, 2011

    EA bey, o adamin da hapis yatmis olmasi lazim ama tutuklu mu hukumlu mu bilmiyorum/bakmadim.

    Bu solcularin bir sekilde biraz daha goz onune cikmalarina da cok mana veremiyorum. Diger kesimlerin basini iyice tirsti diye belki otekilerin 'gormedikleri' haberler vardir yayinlarina filan bakiyorum ben bir zamandir ama benim davranisim ne derece olcudur bilmiyorum.

    Bir de garibime giden bir sey var, evvelki gun SSO beni niye yasaklamadilar diye sorunca aklima geldi. Bu adam iktidar karsiti olmadigini anladigim bir yerde programa cikiyordu. O zaman agzindan ciktigi icin kendisini 301lik etmeyen veya 'hakaret' vs. diye basina is getirmeyen laflari oldugunu hatirladim. Vaktiniz/merakiniz varsa bakabilirsiniz kalima gelenlerden biri soyle. Turkiye degisti filan denmesinin manasiz oldugunu dusunmuyorum ama hala bu kadar langir lungur (hatta isim vererek) konusulabilinen bir yer de degil herhalde. Nasil oluyor bunlar? (Evvelce bunlara bir taraftan 'yuru' dendigi, sonra obur taraftan ve devletten sopa yedikleri de malum. Sevimli adam, konussun boyle, ben sikayetci degilim ama mana veremiyorum.)

    YanıtlaSil
  12. Bulent bey,

    Bu solcularin bir sekilde biraz daha goz onune cikmalarina da cok mana veremiyorum.

    Adina 'solcu' dedigimiz bazi 'tip'ler esasen 'maden kanaryasi' karakteristigi sergileyen kisiler.. yani, sistemdeki/gidisattaki gariplikleri/bozulmalar/kandirmacalari ilk farkedenler. Ve, bir kismi da cok kidemli olmus bu konuda --neredeyse 'meslek edinmisler' diyebilecegimiz turden.

    Bu bakimdan, one cikmalarini ben pek yadirgamiyorum.

    Diger kesimlerin basini iyice tirsti diye belki otekilerin 'gormedikleri' haberler vardir yayinlarina filan bakiyorum ben bir zamandir ama benim davranisim ne derece olcudur bilmiyorum.

    Butun ozgurluklerin daha gonca bile olmadan once kendiliginden budanmasi icin en kolay yontem, guvenlik endisesinin one cikarilmasidir. Bu sebeple, kendilerini her an birilerine satilacak durumda goren diger basin mensuplarinin tirsmasini cok da yadirgamamak lazim galiba.

    Bir de garibime giden bir sey var, evvelki gun SSO beni niye yasaklamadilar diye sorunca aklima geldi. Bu adam iktidar karsiti olmadigini anladigim bir yerde programa cikiyordu. O zaman agzindan ciktigi icin kendisini 301lik etmeyen veya 'hakaret' vs. diye basina is getirmeyen laflari oldugunu hatirladim. Vaktiniz/merakiniz varsa bakabilirsiniz kalima gelenlerden biri soyle. Turkiye degisti filan denmesinin manasiz oldugunu dusunmuyorum ama hala bu kadar langir lungur (hatta isim vererek) konusulabilinen bir yer de degil herhalde. Nasil oluyor bunlar? (Evvelce bunlara bir taraftan 'yuru' dendigi, sonra obur taraftan ve devletten sopa yedikleri de malum. Sevimli adam, konussun boyle, ben sikayetci degilim ama mana veremiyorum.)

    Baskalari icin konusmadan once, yakin sayilabilecek bir zaman geriye gidip blogistandaki bir deney veya tecrubemi hatirladim simdi.. Basortusu ozgurlugunu talep eden kitlenin becerip soyleyemedigi seyleri ve mevcut sistemin sakat/yanlis taraflarini rahatca dile getirebildigim icin, istemedigim kadar populer olmustum.

    Bunun ilginc bir yansimasi daha vardi: (simdi burada aradabir pencereye tas atip kacan cocuk misali gorunup kaybolan zat-i muhteremin rahatsizligina kaynak oldugu uzere) kutsal dediklerinin de tutarsizliklarini/adaletsizliklerini (bir cesit, "hasmimin hasmi dostumdur"un sevk-i tabii ile olusmus hali gibi) ifade etmeme de kimse ses cikarmiyordu..

    Daha sonra tabii ki degisikler oldu --ben o kimlikten siyrildim, 'Minyeli Abdullah'lar da hizla 'Becerikli Abdullah'lara donustu.. kendilerine 'gate crushing'de yardakci aramalari gerekmiyor artik; parti artik onlarin partisi, iman ve musmaha vs gibi lakirdilarin aslinda dereyi karsiya gecinceye kadar oldugu asikar oldu.

    SSO da, bir bakima, o tur bir donemde, Islami gakguklar uzerinden dunyevi iktidar/kudret kazanma yarisinda yer almak isteyen taifenin peskeslerinin mesrulasmasi surecinde aralarinda yer aldi. Ama, devir degisti/degisiyor; dolayisi ile, farkli bir safta olmasi zorunlu oldu.

    Turkiye, bu acilardan bakarsam, aslinda degismis sayilmaz; sadece domuzlar insanlastilar. Bu kadar hizli olmasi biraz sasirtici olmkla beraber, geri kalani pek de sasirtici degil aslinda.

    YanıtlaSil
  13. cek sperowNisan 26, 2011

    eee!bir dönemin 'insan'ları divan-ı harbi örfi'de domuzlara dönüştüler, gayrı müslim yağmacılığının müsebbipleri olarak yargılanmadan salıverildiklerinden beri ; 'ata'larının zekice startejileriyle dük oldu athırsızları, mezar soyuncuları...ama domuz kaldılar, yargılanmadıkları ve kara(n)lıklarının bedelini ödemediklerinden.

    şimdi olsa olsa bu domuzlukla yüzleşilmesi gerekiyordu; değişen de bu sanırım. domuzların kara parası aklanıyor yüzlerine accık un çalarak...e müslimlerin eliyle oluyor, oldu olacak hindularla olmasını bekleyenlere de sözümüz yok; inancın izahını talep etmek abes.

    rafineri gibi, boktan insan yaratan düzen...hepimiz barıştan yanayız nasılsa. vergi barışı,sgk barışı,yolsuzlık barışı,kan ve talan barışı...bu yüzden gayrı da olsa gayrısız da olsa 'müslim' hep bu işin bir ucunu tutacak.

    yhm(yanlış hesap maymunu bağdata haybeye yürürmüş)'nun duasını dinlemekten sıkıldık ama o sallamaktan utanmıyor.

    insanın azıcık yüzü olsa utanır da, ama domuzların dünyasında taamı hacetten çıkara çıkara bir değişmeyen bıraktınız memlekete ibretlik: domuz hacete usanmaz;dolaysız olarak...

    YanıtlaSil
  14. Aha.. o velet gene peydahlandi.

    Hayir yani, sevimli de olabiliyor bazan; fakat, huyum olmamakla birlikte, az da olsa, acima hislerimi deprestirmiyor da degil.

    Akil kumanya paketlerinden yeterince nasibini almamisligin verdigi tutunamamislik hissinin ne oldugunu pek de anlamasam da, empati yapmak adina kendimi bir tur mecbur da hissediyorum; kolay olmasa gerek, civelek piyadeligini yaptigi mutedeyyin sipahilerin talana sira geldiginde adam yerine koymamisliginin verdigi isyani mumin bir facade ardinda gizlemege ugrasmak. Insanda derin travmalar yaratir herhalde.

    Fakat, umit dunyasi.. Olur a, gun gelir de insafa dururlar diye bir sey diyememek; ve sokma aliskanliklarin zorlamasiyla, hala da olmayan bir seylere hucum etmege devam etmek zorunda kalmak.. hep bir Sancho Panza rolunde kalmak, mustazaf kalmak..

    Zor olsa gerek.

    Iyi de, bu sosyal yaranin musebbibi ben degilim ki..

    On yil oldu.

    Esek olsa adam olurdu bunca zaman icinde.

    Ki, olanlar da yok degil.

    Bkz. namzetler icin Mustafa Akyol, Rasim Ozan..

    YanıtlaSil
  15. cek sperowNisan 27, 2011

    en çok da şu ahlaksızlığınızı örtme yani 'erdem'miş gibi sunma çabanıza bayılıyorum. tıpkı papağan fıkrasındaki 'adam'ın kaşıntısından kurtulamaması gibi...

    bize anlatmanıza gerek yok, biz işlerin cemaziyelevvelini biliriz,dolayısıyla iş'adamı'nın da...hani evvelce buralarda epey debelenmiş idiniz "yok ben öyle değilim de...böyleyim de..."

    sen var git bu hikayelerinle sırtından beslendiklerini avut. besin zincirinden bağımsız, abilerinden bağımsız 'olmuş'sun olmuşsun;kırabayıra çıkma zamanıdır karta çalmadan...

    beni derd etme, ben seyretmeyi seviyorum para akışını. nehrin başına oturup üzerinde gemi yüzdürenlere sövmekle yatışıyor hasedim...değilmi ki 'abilerim' açıp kapatıyor nehrin vanalarını...

    nasılsa nehrin başında ahlaklı ve erdemli kalmak da mümkün değil; madem öyle "ehveni şer" yapıyorum ben de...

    abileriniz vermez bunca nasihatı size bilesiniz; çünkü yalaktan kafayı kaldırıp hiç bakmadılar bu değirmenin suyu nereden geliyor diye. şimdilerde eski günler ne zaman geri gelir diye ergen gibi hayallensinler...en az yüz sene sonra; o da, okumaya gidenler anlamayı da öğrenirlerse, paris kafelerinde manita yapmaktan vakit bulup da...

    yanaş yamacıma, beraber sövelim; iyi gelir, hiç değilse hasedimiz yatışır...

    YanıtlaSil
  16. cek sperowNisan 27, 2011

    yakalamışken biraz da kanırtayım;

    "...Akil kumanya paketlerinden yeterince nasibini almamisligin verdigi tutunamamislik hissinin ne oldugunu pek de anlamasam da, empati yapmak adina kendimi bir tur mecbur da hissediyorum; kolay olmasa gerek..."

    anlamadan işin özetini çıkarmayı öğrenmişsin ama "ezik"lik öyle kolay örtülmez dostum, yaralar iz bırakır; hele senin gibi profesyonellerde daha derin...

    YanıtlaSil
  17. "Bekara kari bosamak kolaydir" derler ya, eline disi sinek bile konmamislarin iskembeden capkinlik tevaturler savurmalari hepsinden kolaydir.

    "O uzerinden beslendiklerim"i ben iyi bilirim.. iclerinde 'kendi isini kurmus ve batirmis'lar hic de az sayida degildir.

    Bunlari arasinda, "aman yarabbi, sonunda benim de senelik iznim diye bir sey olacak; cok sukur ki, ay sonunda kimin bana borc takacagini bilmeyip cep delik cepken delik eve gitmek zorunda kalacak degilim" diyenleri de bilirim.

    Dahasi, kimse Genel Kurmay Askere Alma Dairesi'nin kurayla tayin ettigi taifeden degil; aksam cikip ertesi gun gelmezse gelmeyebilir de.

    Kisacasi, oyle, 70'lerde bile kimsenin yutmadigi fakir fukarayi ezen patron lagalugalarini bana degil; o edebiyatlari hic duymamislara anlatin siz.

    Ertesi ay-sene-onyil icinde onlarin maaslarini hala daha verebiliyor olmanin endisesiyle birilerini geceleri uyku tutmazken, --"kac para veriyorlar ki zaten" murayiligi ile-- gozu saate olanlarin yamacinda ot mu bitermis ki, beraberinde sovmek icin dahi kaale alinabilir olsun.

    Aldigim siparisin, verdigim siparisin, aldigim kredinin, verdigim teminatin, yaptigim yatirimin, bilmem kac yuz kisinin (iclerinde karakola duseninden tutun, dogumdu-dugundu-cenazeydi, izindi-hastalikti, is kazasiydi, esiyle/kardesiyle/ebeveyniyle arasi bozuldugu icin morali bozuk olan taifenin) bin turlu derdinin rizikosunu muhatabi ben olacagim; ve, ne pekmez icmis ne Antep gormus megafonlu amator bir siyasetci namzedi cikacak ve bana ufuk turu yaptiracak.. he mi?

    E. Olur tabi. Neden olmasin.

    Ama, burada degil; paralel bir baska evrende.

    YanıtlaSil
  18. cek sperowNisan 28, 2011

    'rab patron'

    bu jargonun en sevdiğim bölümü, tüm zamanların istisnasız bütün filmlerinde tekrarlanan şu repliktir:

    "...bilmem kac yuz kisinin (iclerinde karakola duseninden tutun, dogumdu-dugundu-cenazeydi, izindi-hastalikti, is kazasiydi, esiyle/kardesiyle/ebeveyniyle arasi bozuldugu icin morali bozuk olan taifenin) bin turlu derdinin rizikosunu muhatabi ben olacagim..."

    tamam şimdi bulduk: Hulusi Kentmen

    siparişleri nereden alıyorsunuz? hangi murtezikalık mukabilinde 'AKAPE' rejiminde endişeli modernlikten bir gömlek üstte rablik zincirinde nehrin üstünde akıyorsunuz?

    bakıyorum dil accıkın kaymış, projeleri tutmuşsunuz; hesaplayabilecekmisiniz maliyetini, abiler yollasın mı bir danışman brifing alsınlar hazır "beğen/bal" butonunun üstündeyken parmaanız?

    ezdirmeyin kendinizi...büyük adam olmuşunuz bakın buralarda can sıkısına olur olmazla poleene girmek yakışırmı sizin gibi ağa kısmısına?

    boş muhabbetle vaktinizi heder ederken elin oğlusu "ağaoğlu" oluyor; kulvarınızda konuşunuz lütfen, siz neryesun?

    "yıllarımı verdim, gecegündüz saçımı süpürge ettim, işçimin sigortasını bir gün bile aksatmadım; evime süt götürmedim, onların aşını eksik etmedim...." uzatalım mı?

    tek kelimeyle ayıp. görgüsüzlük. ne yediğinizi de anlatın isterseniz cümle aleme? rakı-balık yaparım boğazda, param var ya! bahşişte veriyonuzdur komi gısmısına...

    bir an günahınızı mı alıyorum diye düşünmüştüm ama bu jargon da sokma; başkasının lokmasını sayacağınıza ağzınızdakinin dadına varın derim. bu jargon, eziklerin elinden tutulmuşunun ağzına sokulanından; benimkinden de geri anlayacağınız...

    şöyle ki:

    benimkiyle gurup terapi mümkün, çok kişiye faydası var. sizin ki ergen işi tek kişilik, dostunuzda yoktur sizin çıkar hesaplarından başka sunuma bakılırsa? e tabi; bu kariyere onca merdiven dost sırtına basılmadan ladin tahtasıyla çıkılmasa gerek...

    paralel evrende size çok gülen olacak; hem de o ekmek kırıntılarıyla beslediğinizi iddia ettikleriniz var ya; tam da bunları söyleyecekler size, şimdi yüzünüze karşı içlerinden sayıyorlar, pararlel evren dışa vurum evreni...çekinmeyin,gelin siz yamacıma çok tur attırırım ben size...

    inanmıyorsanız hz. googleye bay george pullman'ın hikayesini sorun. o rablik meselesinde efsane bir fenomendi; kırıntıyı kafeste dini ayin eşliğinde veriyordu ama nankör işçiler ne yaptılar dersiniz?

    onlara kırıntı, su, kafes, inanç, en doğru yol... bahşeden bu büyük insanı amerikan tarihinin en büyük gerviyle ödüllendirdiler.

    yüzlerce adamın rabbi bir yarı tanrıya sosyoloji dersini beleş veriyor olmam bazılarına tuhaf gelebilir ama ben yarıtanrıların korkularını bildiğimden acılarını artırıyorum sadece...cehalet mutluluktur...

    YanıtlaSil
  19. Okuma-yazma yetmiyor, 'anlama' egitimi de vermek lazim: "Dahasi, kimse Genel Kurmay Askere Alma Dairesi'nin kurayla tayin ettigi taifeden degil; aksam cikip ertesi gun gelmezse gelmeyebilir de." cumlesinin neresi Turkce degildi; neresinde "kullarim, benim emrimde, benim rizam icin bana bes vakit namaz kilarlar" yaziyordu?

    Hakkinda konustugunuz konuya butun asinaliginiz Hulusi Kentmen rollerinden mulhem olunca, karisinin basina elma koydurup yaptigi atis talimleriyle kendini ahir zaman William Tell'i sanan irgat ufuklu Yilmaz Guney triplerinin sonucunda ortaya cikan sey, lafi kaale alinacak bir sosyolog filan degil, tibben 'cirkin kral'dan fakli bir ismi olan bir haldir..

    Oyle bir haldir ki bu, hic bir sey uretmeyen her mustazaf muptezeli, gordugu herkesi --Yesilcam uzerinden--, kelime anlamini dahi daha dun ogrendigi, murtezika sanmak illetine ducar eden acinasi bir manzara haline donusturur.

    Durum bu olunca, bu beles sosyolog bozuntulugunun kiymetini takdir etmek babinda yapabilecegim en samimi hareket, tedavisi icin uygun birisini onermek olabilirdi herhalde.

    Olabilirdi, de.. uzmanlik saham degil.

    O sebeple, sonuctan umitsiz olsam da, dil ucuyla bir "Allah sifa" versin demekle yetinmek kafi gorunuyor.

    YanıtlaSil
  20. cek sperowNisan 28, 2011

    anladınız siz onu...

    inşallah Allah yakın gelecekte devlete zeval verir de, kolluk güçlerinin sizin adınıza kaim kıldığı korkuyla üzerinde egemen mavraları çevirebildiğiniz rafinerideki arkadaşların sizi şöyle bir yılmaz güney repliğiyle karşılaması mümkün olur:

    "...len maybaş! ne geziniyon buralarda sopasını kaybetmiş bey sıpası gibi.ya geç banda çalış, ya da topla tası tarağı imtiyazlı günler bitti; mgk sohbet(oraya buraya darbe plan senaryosu üretim çiftliği) toplantısı mı la burası?..."

    -ama siparişler...

    sipariş, dolayısıyla iş belirleme tekeline son verildi; tarıları vardiyaya topladılar...işler yürüyor: mezar taşlarının "ben olmasam..." gizli öznesinde de beyan olunduğu üzre...

    ha! buralarda bize öfkelenip acısını kırıntı dağıttığınız insanlardan çıkarmayın sonra... marks, 'burjuva ahlaksızlığı' dersinde emekten bağımsız sermaye olmadığını anlatırken, kalıtsal ayrıcalıklar temelinde yükselen bu ahlaksızlığın gayrı meşruluğunun örtbas edilmesi için yukarıda da örneğini gördüğümüz 'rab patron!' mitoslarının topluma eğitim yoluyla aşılandığından bahsediyor.

    yukarıda, kölesini ve ahfadını ondan daha çok düşündüğünü dışa vuran repliğin de işaret ettiği 'baba patron!' metaforu, aslında aile içinden rol çalarak soyacağı adamı koruyacağı vaadiyle istismar etmenin anahtarıdır.

    modern devletin ve onu oluşturan kurumların anahtar kavramı "paternalizm" sahte babacılık, bir sapığın toplumun tüm sübyanlarına egemen olma stratejisini gerçekleştirmede bir nevi'elma şekeri' mesabesindedir.

    eğitim yoluyla bunu nasıl başarıldığının delili görmek, 'ulu ata' mitosunun körpecik dimağlarda felce uğrattığı parçalardan patalojik araştırma için parça almakla pekala mümkündür. hem de öyle cımbızla denek aramaya da gerek yok. elinizi nereye atsanız tutabileceğiniz her denek bu sapkınlığın bir kobayıdır.

    size buralarda niteliğinizden yola çıkarak bir isim vermemiz gerekirse "kamçılı susak" olmalı; EA hiyerarşideki yerinizi değil, hayallerinizi işaret ediyor. burada saygısız birisiniz; sizi bir de sipariş alırken görmek isteriz...ince, kıvrak, nazenin

    YanıtlaSil
  21. Hay Allah da sizi guldursun; e mi..

    Ne zaman olacagi, olup olmayacagi hic bilinmese de; rejim (ah bir) degistiginde, tavsana niyet cektirip, sokaktan adam toplayacaklar ve yetersizlik hiyerarsinin tepesine sizi oturtacaklar degil mi..

    Bugday ambarindaki ac tavuk misali, Yasar Yasamaz pisirikligiyla, "rejim bir degisirse gununuzu gorursunuz" tehdidimsi beddualariniz hayli eglenceli oluyor --daha sanatsal ve biraz daha yetiskin seviyesinde olmak kaydiyla, devamini beklerim.

    Taifei-i Hariciyyundan aparilmis, Marxist mugalata soslarina bulanmis, kifayetsiz muhteris tasrali entellektuel muzahrafatlarinizi da ilk denemeler icin dahi cesaret kirici bulmaniz gerektigini kaydetmeliyim.

    "Cala cala bir havaya benzer" deseler de, inanmayin; bunun sonundaki en mukemmel hali bile bu kadar berbat bir edebiyat mahrumiyetidir. Yani, ekmek cikmak ihtimali yok, bir artiz ajani sizin kandirabilir yine de; o yuzden --aklinizda olsun-- (varsa) mevcut isinizi bu ugurda birakmasaniz iyi olur.

    Siparis meselesine gelince.. Bugune kadar, ihtiyaci olmayan kimseye mal satmadigimiz icin, satarken oyle egilip bukulmek ihtiyaci hic duymadik. Ihtiyaci olanlar da arar bizi bulur zaten. Yani, isimiz harci alem don fanila uretmek olmadigindan, pazarlama degil satis yapariz.

    O sebeple, zat-i aliniz endise buyurmayiniz.

    Saygi meselesine gelince, seklen degil sebepli saygidan bahsediyorsak, evet, saygi duymak icin cok sebep goremiyorum.

    YanıtlaSil
  22. cek sperowNisan 28, 2011

    bu hikayeyi daha evvel de yazmıştınız. evet biliyoruz; zor bir işe talip olduğunuz için hikayesi...hepimizin böyle bir hikayesi yokmudur, pazarlamak zorunda kalmamayı yedirirsek, satış yapabilmek için...zaten ben asıl bu hikayeye bayılıyorum; AK Parti'nin bile alternatifinin bulunabileceği bir dünyada; sizin nakaratla söylersek çala çala "selver selver oy selver ... boncuklu selver..." işini bulmuşunuz, kedi gibi iyi saklayın ki taklitlerinden sakındırasınız...yoksa elde çanta çok bükülürsünüz.

    sipariş alma işini abartıyla vurgulayınca siz, ne bileyim otu,.oku,yok'u pazarlıyorsunuz sandım.

    rejim meselesine gelirsek; bir dahaki seçimlerde partiler heykelleri kimin daha çabuk imha edeceğinin yarışını yapacaklar. yol, su, elektrik meselesi kapanacağından felsefi tartışmalar yapacak adaylar, koro halinde 'ulu' lanetleyecekler...baksanıza arap devrimleri suriye'yi de 'düşürdü'. buna bakılırsa hepten yakın yaklaşmakta olan...

    entelektüel girişimlerimi küçümsüyorsunuz ama onların anafikrini geçen hafta okuduğum "komünist manifesto" dan apardım. tavsiye ederim hidayetinize vesile olabilir. şımarık beyimizin sebep göremediği yer 'yok' hükmündedir zati; keyfinize bakın paşam!



    öy

    YanıtlaSil
  23. EA bey-CS bey tartismasinda da, -bence- su noktaya gelindi gibi..

    YanıtlaSil
  24. cek sperowNisan 28, 2011

    YÖ hanım;

    bağlantıda noktadan fazlası çıkıyor karşımıza. bendeniz söylediklerimin anlaşılamayacağından iki bakımdan eminim.

    1- henüz türkiye'de sosyoloji literatüründe pek az insanın bilip konuştuğu bir durumdan bahsediyorum

    2- haklı olduğunuz; muhatabın kapasitesi...kurulu saat gibi, murtezika..

    bir de şikayet duyuyoruz: "murtezika"yı öğretmiş beyimiz.

    yalan mı dedik?

    herşeyi erbabında öğrenmek şiarımız oysa...

    YanıtlaSil
  25. cek sperowNisan 28, 2011

    tabi bir gerçeğin de altını çizmek gerek. rejimin olmgunlaşmalarına izin vermediği 'çocuk' insanlarla iş yapmanın zorlukları da ortada. el oğlunun 'çocuk'lara minimum iş bırakmak için otomasyona yönelmesine karşın ülkemizin vaziyeti ortadayken ve rekabeti ancak kaliteli zanaatkarlıkla aşmamız gerekirken EA bey'e gereğinden fazla da yüklenmek haksızlık olabilir. bence her halükarda onunki gibi işletmeler bu ülkede toplumsal yaşamı ayakta tutmaktadır ve bu sebeple saygı değerdir...

    anlatmaya çalıştığı "bakım" durumunu anlamakla beraber, fazla da şişinmesin için kendisine bir de iyilik yapayım istedim.

    birden hidayete geldim...ölecekmiyim acaba?

    YanıtlaSil
  26. CS bey;

    Valla takip ettigim bloglarda tesadufen rastladigim yorumlariniza bakiyorum ara sira da, masallah seker gibi bi adam profili ciziyorsunuz.

    Ama, ayni adam, CS olup, kilic kusanip benim bloga gelince, bambaska bi tip cikiyor ortaya;)

    Yani, EA beyden sikayetci oldugunuz kimi ozellikler sizde de var bence. Ya da gercekte yok ama ekrandan oyle yansiyor belki.

    Ben koskoca insanlara, âdab, usûl ogretecek konumda ya da yasta degilim. O yuzden, Bulent beyin verdigi o linkteki yaziyi dönüp dönüp okuyorum ki, kendime de pay cikarayim, bi faydasi olsun..

    Demek istedigim, ikinizin bu ben seni yendim, sen beni yendin sürtüsmesinden, paylasim adina sifir fayda ve yetmezmis gibi de, her defasinda negatif duygular yükleniyorum..

    Simdi siz buna bile tepki verebilirsiniz belki ama inanin abartisiz soyluyorum, boyle yansiyor.

    EA beyin de bu konuda yatacak yeri yok zaten;) Cogu zaman sizi kasitli kiskirttigini ve sizin de bu voltaya geldiginizi dusunuyorum..

    YanıtlaSil
  27. cek sperowNisan 28, 2011

    aslında çok da büyütecek bir şey değil. türk usulü eğlence böyle bir şey...sidik yarıştırmanın kelimelerle yapılanı...

    ben iyilik yapıyorum...burda böyle dayak yemeyi sevmese seslenmez bana...bizim dövüş kulübümüz de burası. sizi de eğlendirdiğimizi düşünüyorum karagözle hacivatın blog versiyonu.

    bir de şöyle düşünün; böyle bir adamla dostane bir ilişki kurmak lüzumsuz. çünkü kendisi bu bloga sallamak için giriyor,gerçeği falan aradığı yok,öyle rahatlıyor; ben de kendisini hidayete ulaştırıyorum ertesi gün işine mutlu gidiyor. ta ki öbür akşama kadar veya iş yoğunluğuna göre fıkrada dile geldiği gibi:)

    aslında başka bloglara da yorum yazmıyorum pek.sanıyorum burada şahsın fiyakasını bozmam sizin de hoşunuza gidiyor, teşekkür ederim...birinin böylelerine dur demesi lazım, yodanın ankriyumdaki anıtmezarı adına.

    nihayetinde hepimiz sanal insanlarız, bu da başka çeşit bir terapi. ben mesela, birçok şeye bakmam nette; ama buraya mutlaka bakarım, ring açılmış, dövüş başlamış mı diye...yine de sizi bu akşam kırmamayı başarmış olduğum için kendimle gurur duyuyorum. tabi bu tür sözleri uzatırsam, ring açılır:)))

    YanıtlaSil
  28. Herkese merhaba,
    Daha yeni duydugum ve guldugum bir hikayeyi sizlerle paylasayim istedim :

    Kümese müdür aranıyormuş.
    Tilki de müracaat etmiş...
    Tilki'yi çok beğenmişler ve işe almak istemişler ve
    'Ne ücret istersin? ' diye sormuşlar..
    Tilki; 'Ben gülmekten söyleyemeyecegim, artık siz ne verirseniz, verin.

    Saygilar,

    YanıtlaSil
  29. sipariş alma işini abartıyla vurgulayınca siz, ne bileyim otu,.oku,yok'u pazarlıyorsunuz sandım.

    Bilmemege saygi duyulmaz; ogrenmek gayretine duyulur.

    Sizinki de --tam da-- ogrenmek gayreti olmaksizin bilmemekle lagaluga etmenin iyi bir ornegi.

    Anlatayim:

    Hicbir seyin --en azindan, sonsuza kadar-- tekeli olmaz; dogrudur. 'Allah'a da, 'din'lere de alternatifler hep olmustur, hep de olacaktir.

    Fakat, yine de, bazi seylerin 'tekele yakin' sahipleri vardir.

    Bu sahiplik de, dayatmalarla, oligarsik yapilanmalarla olmaz.

    Neyle mi olur?

    Basit: Yaptiginiz seyi, baskalarindan acik ara mesafe ile, daha iyi yaparsiniz; talep ettiginiz bedel ve teslimat sureniz de uygun ve tutarlidir; kisacasi, ne konusmussaniz onu --zamaninda ve eksiksiz-- teslim edersiniz.

    Bu kadarini becerebiliyorsaniz, siz o konuda tekel, hatta 'tek tabanca' olursunuz.

    Benim boyle tanidigim, bildigim duzinelerce isletme vardir. Kimisi cok kucuktur, kimisi orta, kimisi de buyuk..

    Ornek vereyim: Su siralar bir otomasyon isi yaptiracagim. Ne yaptiracagimi --incik cincik detayina kadar-- ben biliyorum, sabahlara kadar dersimi calistim cunku.

    Ama, bunu eksiksiz ve zamaninda teslim edecek birilerine ihtiyac var. Isteneni anlayacak, anladiktan sonra da, bilgi cinsinden de katma degeri olacak bilileri.

    Boyle ararsaniz, koskoca Turkiye'de 2 firma zor cikar. Bir tane belki bulursunuz. O da, sizin baktiginiz yerden 'tekel'dir.

    Gider --veya cagirir-- gorusursunuz. Fiyatta, teslim suresinde ve baska herseyde anlasirsiniz --o kolaydir.

    Ama, sizi bir listede siraya alirlar: Bazan alti ay sonrasina, bazan da bir sene sonrasina gun verirler, baslamak icin.

    Istediginiz kadar kivaranin, yalvarin veya yuksek fiyat verin; cogu zaman farketmez: Karsinizda ciddi bir firma vardir ve siraya aradan birilerini aldiklari anda bilirler ki itibarlari on paralik olur; yapmazlar.

    Tercih size kalir: Ya, piyasadaki sarlatanlardan birisi ile yola cikip daha erken baslamakla birlikte hic bitirememek, ya da bekler adam gibi bir sey yaparsiniz.

    {devam..}

    YanıtlaSil
  30. {..devam}

    Sarlatanlarin bini bir paradir; reklam da verirler, pazarlama da yaparlar [*]. 'Burnundan kil aldirmayan' o 'tekel' ise bunarin hic birini yapmaz.

    Sarlatanlar mantar gibi dogar olur, sizin gozunuzde 'tekel' olan ise hic issiz kalmaz; 'IYI' yapilan her isin 'ZOR' oldugunu, oyle aksamdan sabaha piyasadan sizi silecek rakiplerin cikmayacagini, cikamayacagini bilir; sessiz sakin yola devam eder.

    Bu kadar basittir.


    Ama, siz bunu anlayamayabilirsiniz.. normaldir; hayatta hic 'en iyi' olmak icin cok uzun ve bir o kada da mesakkatli bir yolculuga cikmamissaniz bilemezsiniz.

    Bilmeyince de, "kudret dilidir soyler" misali, konusmaktan ve komunist manifestolardan bir seyler aparip nefes tuketmekten oteye bir seyler yapamazsiniz.

    Mesela, aniden sizin matah sandiginiz o komunist manifestolarin en heyheyli donemlerinden birinde (1964–82) isbasinda bulunan Leonid Brejnev'in bile, Stalin tarafindan batili orneklerine rakip olsun diye peydahlanan --dandik-- 'Zil' marka bir limuzin degil, kolleksiyonunda 50 tane Rolls-Royce, Cadillac, Porsche, Jaguar ve Maserati vardi. Utandiklari icin, zamaninda kimse cikip bunu aciklayamamisti tabii ki.

    Tipki 'Beluga Havyari' icin Batililarin da SSCB'nin kapisina dizilmeleri gibi; ama 'en iyi' olmak hep de boyle degil midir zaten; hasminiz bile kapiniza gelir...

    Sonuc?

    Sonuc su: Butun ayineniz, kulaktan duyma, bloglardan aparma lakirdilarla carpici --size ait olmayan-- laflar etmekten ibaretse --zor degildir--, icini dolduramiyorsaniz, birileri farketmezse bile birileri farkeder ve o bosluk siritir; ve saygi bekliyorsaniz hayak kirikligina ugrarsiniz.

    Simdi, umarim, 'patron rab' filan gibi, sokma akil bile sayilmayacak yavelerinizi de yeniden gozden gecirir ve sonunda anlamli bir seyler soylemek icin uzun ve mesakkatli bir yolculuga cikarsiniz.

    [*: Ha, bu arada, ek bilgi icin: Isini iyi yapanlar 'marka' olurlar, otomatik olarak. Ama, piyasadaki sarlatan pazarlamacilarimiz/reklamcilarimiz ise 'marka' olmanin yolunun daha cok reklam vermekten veya daha mahir tekniklerle musteriyi kandirmaktan gectigine suzme salak ahaliyi ikna etmekle mesguldurler. Onlara kanarsaniz, marka filan degil, kisa zamanda rezil olursunuz. Merak ediyorsaniz soyleyeyim: Agaoglu, FiYapi filan gibiler de bu yola girmisler arasindadir; 'bir gunun beyligi de beyliktir' modunda, cok surmeyecek bir yoldur bu.]

    YanıtlaSil
  31. cek sperowNisan 29, 2011

    iyi şişindiz; ara pasım iyiydi diimi?.kendimi tebrik ediyorum,kendinizi ifade imkanı sunduğum için.sizi de süzme 'en iyi' olduğunuz için tebrik ediyorum.

    geçenlerde ülker için bir makine yaptık derceye girdik ama benim işimi çok iyi yapıyor olduğumu kim biliyor? hiçkimse!(vesileyle asiye sayesinde kendi önemimi de iyice belirtme imkanı oluştu) rantını kim yiyor şarlatan 'patronum' sabrioğlumuratti...bendeniz at hırsızı ile zanaat erbabını ayrıdedebilenbiriyim; dolayısyla ağaoğlu ve fiyapı en kötü ihtimalle birer ülker olacaklar...

    bu arada ahali 'süzme salak' mı bilemem ama sizin küstah ve hased olduğunuza şüphe yok

    YanıtlaSil
  32. 1) 'IYI' birseyler yapiyorsaniz, bunu yapmaga devam edeceksiniz. En az 20 sene boyunca 'IYI' olmak zorundasiniz. Bir makinalik, bir mevsimlik, bir yillik 'IYI' olmak yetmez.

    2) Sizi, eserinizde calisacak isciler, onlarin ustalari, ustabasilari takdir ederlerse, ardindan da sefler filan zaman icinde farkeder. Mudurlerin farkedecegi zamana kadar zaten isminiz kulaktan kulaga yayilir --"ben/biz de soyle bir makina yaptirtmak istiyoruz/m, bundan memnun musunuz" diye ilk kime sorarlar saniyorsunuz?

    3) Ulker'leri tanimam etmem. Tek yakinligim, ta 40 sene once, onlarin (bir/ana) fabrikasinin bulundugu cografi bolgede olmasi idi bizim de isyerimizin.

    Bir makinamiz bozulmustu, sorup etmistik, Ulker'de calisan bir ustanin yapabilecegini ogrenip haftasinu onu cagirmistik. Tamir isi sirasinda da biraz laflamistik. Patronunu sormustum. "Sabahin ilk isiklarinda isinin basindadir. Biskuvi hamurunun tadina ilk o bakar. Diger herseyi de tek tek takip eder. Gece yarisina kadar da isin basindadir" turunden takdir edici lakirdilar etmisti.

    Gecmiste, sendikal hareketlerden sakinmak icin 'dinci'/'ulkucu' taife ile yakin durdugunu biliyorum; ama, bu onlarin --biraz da zorunlu-- bir tercihiydi herhalde. Ondan baska, Ulker hakkinda bugune kadar --ciddiye alinacak derecede-- negatif bir sey duymadim. Kimsenin parasinin ustune yattiklarini, bozuk mal satip ortadan savustuklarini, siparis alip musteriyi yuz-ustu biraktiklarini filan hic duymadim.

    Belki vardir; ama, ben duymadim. Zaten, sektorde de degilim.

    Buna karsilik, islerini iyi yaptiklarini; yeniliklere acik olduklarini, urun ve teknoloji acisindan yenilikler getirdiklerini gozlemleyebiliyorum.

    3) Size Ulker'in ne yaptigini --tabii ki-- bilmiyorum. Ama, anladigim kadariyla, ya sizin istediginiz parayi vermemisler, ya da istediginiz zamanda vermemisler. Neden boyle oldugunu bilmiyorum; kabahatin sizde mi onlarda mi oldugunu da bilmiyorum. Dolayisi ile, hukum beyan etmem zor.

    Ama, Ulker'in --bugunku cesameti de dikkate alinirsa-- ne (tek basina) sizin makinanizla abad olacagini, ne de --buyuk bir ihtimalle-- Sabri Ulker'in sizin probleminizden haberi oldugunu dusunuyorum. Kademeler arasinda (yani, sizin jargonunuzla, 'sirket-ici murtezika'lar arasinda) bir yerlerde sorun yasadiginizi tahmin ediyorum.

    Iliskileriniz nasildir bilemem; ama, her zaman olacagi uzere, tatli dili denemenin (ve ust kademelere eristikce artarak tatli dilli olmanin) daha faydali olacagini dusunurum..

    Ticari alemde 'sorun cikaran' tedarikci/imalatci vb olarak isim yapmis olmak pek akillica olmaz; hele de sorunlari mahkemeye (veya Internet alemine) tasiyan olmak hic.. Cozulecegi varsa bile cozulmez hale gelir.

    [Not: Bunlar bedava ve uzaktan/alakasiz nasihatlerdir. Dikkate alinmalari beklenmedigi gibi, alinmalari halinde cikacak sonuclardan bu nasihatler icin odediginiz bedel kadar --yani hic-- sorumluluk kabul etmem.]

    4) Kustahlik konusuna gelince: Daha dunku bir veledin bana hayat dersi vermege yeltenmesi kustahlik sayilmiyorsa, varsin benimki kustahlik oluversin.

    5) Hased meselesi: Kimin nesine hased edecegim. Ne yapmak istedim de yapamadim ki?.. Hic. Ben, sadece 'IYI' olanlara gipta ederim; hased degil. Gipta ettiklerimden de istifade ederim.

    YanıtlaSil
  33. cek sperowNisan 30, 2011

    "...Buna karsilik, islerini iyi yaptiklarini; yeniliklere acik olduklarini, urun ve teknoloji acisindan yenilikler getirdiklerini gozlemleyebiliyorum..."

    bir de bu yeniliklerin cemaziyelevvelini bilseniz; hamur tatma mistifikasyonunun kimlere yedirilmek için üretildiğini ve tıkabasa yedirildiğini de anlayabilirdiniz. 'büyüklük', çirkinlikleri örter atasözünün de beyan buyurduğu üzere, tarihi 'kazananlar' yapar...

    ülker'in bir adetçik bile orjinal ürünü yoktur; yapmaya çalıştıysa da tutmamıştır. ülkerin arge stratejisi, piyasası oluşup raftan akan mamulün taklidini yapmaktır...belirli tekelleri kontrol edebildiğiniz bir ülkede belirli ürünleri kopyalama lüksü de sizindir haliyle...

    neyse. sizin bahsini ettiğiniz "namuslu iş" bu tip 'büyük'lerin reklam repliği dışında konusu değildir, doğası gereği olamaz...

    insanların ölümleri halinde bile seslerini duyuramadıkları, sesleri de ezebilen silindir gürültüsünün kulaklara 'melodi' olarak işlendiği bir dünyada;

    "... Ulker hakkinda bugune kadar --ciddiye alinacak derecede-- negatif bir sey duymadim. Kimsenin parasinin ustune yattiklarini, bozuk mal satip ortadan savustuklarini, siparis alip musteriyi yuz-ustu biraktiklarini filan hic duymadim..."


    cümlesi çok da yanlış sayılmaz. ama bu cümleler, "küçük dünya"larımızda üretebileceğimiz önermelerdir; dışımızda neler olduğunu izah etmezler.

    sabri'nin beni duymadığı konusunda haklısınız, şaron da beni duymuyor ama her ikisinin ortak duyamayışı sembiyotik alemin mahluklarına dönüşüp "araf" ın konusu olmalarındandır.

    murat'ın burnunu sürtebileceğimi umuyorum. "kırık cam" teorisine inanıyorum çünkü ve arap devrimleri bu inancımı daha da kuvvetlendirdi.

    mesela işini iyi yapan sizin bile, işinizin tekniğinden ziyade topluluğunuzun algısına hükmedebilmek konusunda daha hünerli olduğunuzu düşünüyorum ama bu, birgün bir başkasının ortaya çıkıp algılar açısından sizden daha iyisini (ama işleriniz açısından daha kötüsünü) yapabileceği gerçeğini ortadan kaldırmaz...bir leh valessa çıkar, kimbilir?

    neyse yaralarım konusunda konuşmak canımı acıtıyor; belki burada bu konuya dair sıkça konuştuğumdan olsa gerek, kırıcı da olabiliyorum..sağlık olsun (yö hanımın merakına da cevap olmuş olsun)

    YanıtlaSil
  34. [DIKKAT. UZUN YAZI]

    bir de bu yeniliklerin cemaziyelevvelini bilseniz; hamur tatma mistifikasyonunun kimlere yedirilmek için üretildiğini ve tıkabasa yedirildiğini de anlayabilirdiniz.

    O 'hamur tatma efsanesi'ni ben dogrudan dogruya Ulker'de calisan, Ulker'i reklam etmek icin cok da sebebi olmayan bir ustadan duymustum gerci.

    'büyüklük', çirkinlikleri örter atasözünün de beyan buyurduğu üzere, tarihi 'kazananlar' yapar...

    Bu hem dogrudur hem de degildir.

    Her 'buyuk'un (kendisine zimnen taninmis) bir zulum kotasi vardir.

    Bu kotayi asmadigi muddetce, sizin tasvir ettiginiz gibi yazilir tarih.

    Ama, o esik asildiginda, allak bullak (tepetaklak) olur hersey.

    [Bkz. Yavuz Sultan Selim Han.. Kac (yuz) bin Kizilbasi kestirdigi bilinmiyor.. ama, herkesin kalbinde ozel bir yeri vardir. Ote yandan, Osmanli da, sonunda, Alevilerin reyi ile lagv edildi. Kota dolmustu cunku.]

    ülker'in bir adetçik bile orjinal ürünü yoktur; yapmaya çalıştıysa da tutmamıştır.

    Buna cok da sasirmadim.

    Birakin Ulker'i, Turkiye'de gercekten orjinal denen urun yapabilmis kac sirket var?

    Ya da soyle soyleleyim: ABD'de de, mesela, Microsoft icin benzer seyleri soylerler.

    Benim kasdettigim 'yenilik', illa sifirdan 'yeni' bir sey uretmek degildi.

    Urun gamlarina --onlar icin-- yeni olan seyler eklemeleri ve bunlari da tutarli bir sekilde ureteleri idi.

    Bu konuda basarili olduklari ortada --tipki Microrosft gibi.

    ülkerin arge stratejisi, piyasası oluşup raftan akan mamulün taklidini yapmaktır...

    Kapitalizme hosgeldiniz..

    Ben size, Hz Ford'dan beri bu tur o kadar ornek sayabilirim ki, zaman ve yer yetmez...

    Fikrin veya urunun calinmasi, daha dogrusu acikca calinmasi degilse bile, pazara erisim vb gibi imkanlari kullanarak ayni/benzer urunu yaparak (piyasaya daha yeni giren bir potansiyel fakat) kucuk rakibin silinmesi vaka-i adiyelerdendir.

    Turkiye'de de bir suru ornegi vardir --hem de sadece 'kucuk'lerin degil, cesametli firmalarin/gruplarin birbirlerine neler yaptiklari cinsinden.

    {devam..}

    YanıtlaSil
  35. {..devam}

    belirli tekelleri kontrol edebildiğiniz bir ülkede belirli ürünleri kopyalama lüksü de sizindir haliyle...

    Evet. Malesef oyledir.

    'Fikir Mulkiyeti' kanunlari filan da bu konuda pek bir sey ifade etmezler.

    Karsinizdaki rakip eger yeteri kadar gucluyse, dava acsaniz bile bir yere varamayabilirsiniz: Hukuk sistemi icinde sizi yillarca mahkemede oyalayip batmaniza yol acabilirler.

    Kapitalizmin Kabe'si olan ABD'de bu tur durumlar icin, onemli bir yenilik peydahlamis sirketler, kendilerine bir 'war chest' (harp hazinesi/'kese'si) ayirirlar --hukuk ve diger mucadelede harcamak icin. Boyle bir kaynak ayiramayanlarin sonu mezarliktir.

    Tabii, bu 'kese' de 'para' demektir cogu zaman; ya da guclu bir iliskiler agi.

    Ve, evet, bu da, fikir sahibinin bir baska para babasi grubun kucagina oturmasi --oyle birileri ile ortaklik yapmak mecburiyeti-- anlamina gelir.

    Adil oldugunu soyluyor degilim; sadece realite budur demek istiyorum.

    neyse. sizin bahsini ettiğiniz "namuslu iş" bu tip 'büyük'lerin reklam repliği dışında konusu değildir, doğası gereği olamaz...

    "Cok laf yalansiz, cok mal haramsiz olmaz" lafinin cuk isabetli oldugu bir konudur bu.

    'Namuslu is'ten kasit, benim bir onceki yazimda tasvir ettigim kapsamla sinirlidir.

    Daha fazlasini beklemek anlamli degil --verili realite cercevesinde.

    Benim basima gelmis midir?

    Evet. Ilk aklima gelen bir ornek su: Isim vermeyeyim; kac sene onceydi. Buyuk gruplarimizdan birisi, bir sey urettirmek icin bize geldi. Uretilecek urun yuksek adetli (milyonlarca) fakat zor bir urundu --uretim prosesinde cok fazla fire veriliyordu. Benim ilgimi cekti. Bir iki ay bunun uzerinde calistim ve yeni bir uretim sekli buldum. Makina parkimiz bu uretim seklinin denemesini yapmak icin de musaitti. Numuneler de yaptirdim. Yuzde yetmisleri asan bir tasarruf elde edilebiliyordu (hem hammadde firesinden hem de daha sonraki isleme sureclerinden tasarruf cinsinden).

    Cagirdik 'musteri'yi ve numuneleri gosterdik; prosesi de anlattik. Sonra? Sonra, adamlardan tek ses cikmadi. Dusunun, yude yetmis veya daha fazla tasarruf edecekler ama ilgilenmiyorlar... Kazin ayagi oyle cikmadi: Adamlar, prosesi iyice anladiktan sonra, sirf bu amacla bir yatirim yaptilar --makinalar aldilar, kaliplar filan yaptirdilar ve kendi bunyelerinde urettiler..

    Ben de, "habu baga ders olsun" demek zorunda kaldim.. Ne yapabilirdim ki.. Hukuk surecine girsek dahi sonucta elde edecegimiz cok sey yoktu. "Turk sanayine katki yapmis" saydik kendimizi ve yola devam ettik --bir daha benzer bir seyi tekrar etmemek icin dikkatli olacagimiza kendimize soz verdik tabii ki..

    [...] cümlesi çok da yanlış sayılmaz. ama bu cümleler, "küçük dünya"larımızda üretebileceğimiz önermelerdir; dışımızda neler olduğunu izah etmezler.

    Disimizdaki dunya da ideal degil ki.. hangi onermeyi yaparsak yapalim, karsiliginda baska onermeler gelir ve 'buyuk dunya'yi yeterince tarif etmek icin verecegimiz ugras, kaybdecegimiz zamana degmez cogu zaman.

    {devam..}

    YanıtlaSil
  36. {..devam}

    sabri'nin beni duymadığı konusunda haklısınız, şaron da beni duymuyor ama her ikisinin ortak duyamayışı sembiyotik alemin mahluklarına dönüşüp "araf" ın konusu olmalarındandır.

    Yukarida benim basima gelen bir 'yamuk yeme' olayini anlattim. Ama, "benzerlerini ben/biz yaptik mi?" diye sordugum zaman, buna "hayir, yapmadik/m" demem mumkun degil. Kendi yaptigi makina icin degilse bile, "sizin su prosesinizi cok daha verimli soyle bir makina yapar" diye onumuze (temsilcisi oldugu bir firmanin) bir katalog koymus birilerine bunu muhakkak yapmisimdir. Bunu bugun (yani, su saat itibariyle) de yapiyorum: Bahsettigim otomasyon projesinde mesela. Projenin bir halkasinda kullanilmak uzere bir komponent oneren birilerinin dedikleri uzerine arastirip, ondan cok daha iyi/ucuz bir baska alternatifi bulmaga gayret ediyorum.

    Temelden bakarsak, benim bu yaptigim da bir tur 'calmak' degil midir?

    Sizin durumunuzla tipatip ayni degil tabii ki --oneren kisinin istikbalini calmak kadar radikal degil, ama yine de 'calmak'tir. Fakat, hayat ve muhendislik de hep bu degil midir?

    Bunlari derken, derdim Ulker'i ya da Sabri/Murat beyleri aklamak degil --herkesin gunahi kendi boynuna--; ama, zaman icinde bu tur seylerin olabilcegini (bunlarin hayatin realiteleri olabilcegini) ogreniyor insan --bazan da zor yoldan ve zarar gorerek.

    murat'ın burnunu sürtebileceğimi umuyorum. "kırık cam" teorisine inanıyorum çünkü ve arap devrimleri bu inancımı daha da kuvvetlendirdi.

    Eminim haklisinizdir.. da, bir de fayda/maliyet hesabina bakmak lazim. Sizin Ulker'e vereceginiz 'zarar' karsiliginda elde edeceginiz 'fayda', gosterdiginiz cabaya (odeyecginiz ekstra bedele) degecek mi?

    Ben degecegine emin degilim; cunku, hic bir sey gecen zamanin yerine gecmiyor; intikam bile --alindiginda-- sizi zamanda geri goturup yeniden baslamanizi saglamiyor.

    mesela işini iyi yapan sizin bile, işinizin tekniğinden ziyade topluluğunuzun algısına hükmedebilmek konusunda daha hünerli olduğunuzu düşünüyorum ama bu, birgün bir başkasının ortaya çıkıp algılar açısından sizden daha iyisini (ama işleriniz açısından daha kötüsünü) yapabileceği gerçeğini ortadan kaldırmaz...bir leh valessa çıkar, kimbilir?

    Leh Valessa konusuna pek girmeyelim; cunku o da hic bir sekilde 'temiz' degildi --CIA'nin bir masasi olarak, cok daha buyuk bir kavgada birilerinin ayakcisi oldu ve kendisi de ayrica baska pisliklere bulasti. Yani, o da ne 'abad' oldu, ne de 'saygin'.

    Fakat, isaret ettiginizin ne oldugunu tahmin edebiliyorum. Edebiliyorum; ama, sonunu cok da basarili gormuyorum.

    Diyelim ki dediginiz sekilde bir 'kalkisma'ya yol acmak basarisi gosterdiniz --imkansiz olmadigini soylemek zor degil. Fakat, (eger basarili olursaniz) bunun sonunda, karsinizdaki tuzel kisilik hayatta kalmak mucadelesine girecek ve buna uygun refleksleri devreye alacaktir; yani kendince 'mesru mudafa'..

    Bu refleksler ile, beraberinizdeki bir suru insana da zarar verecegini gorur gibi oluyorum.

    Sormak gereken soru: Sizce --sizin acinizdan-- 'hakli' olan mucadelenizde baska insanlarin basini yakmaniz ahlaki midir? Yani, bir gayr-i ahlaki davranisi 'duzeltmek' icin (aileleri, coluk cocugu olan) kac 'piyon' feda edeceksiniz?

    {devam..}

    YanıtlaSil
  37. {..devam}

    neyse yaralarım konusunda konuşmak canımı acıtıyor; belki burada bu konuya dair sıkça konuştuğumdan olsa gerek, kırıcı da olabiliyorum..

    Tahmin edebiliyorum. Dahasi, siz beni --anladigim kadariyla-- Ulker'in size yaptiklarinin timsali olarak goruyorsunuz: Var olus gerekcesi baskalarini somurmek olan, gozu paradan baska sey gormeyen, insanlarin kiymetini birakin bedelini dahi bilmeyen birisi..

    Oyle degil esasinda. Siz dahil, herkes bir seyler yapmak icin yola cikiyor. Onune engel ciktiginda, bunu bir sekilde ekarte etmenin yollarini ariyor --gaye yok etmek degil, engeli 'engel olmaktan cikarmak' sadece ama yolda kazalar da oluyor.

    Birisine carpip onu yaralayabiliyor veya oldurebiliyorsunuz; haberiniz dahi olamayabiliyor, farkinda bile olamiyorsunuz bazan.

    Carptiginiz kisiye verdiginiz zarari anlayamayabiliyorsunuz da --160 kg'luk bir azmanin kosarken kazara bir cocuga dizinin carpmasi sonucunda ne olacagini anlayamayisi gibi, o kosusuna devam ede dursun, cocuk olur ve onun haberi bile olmaz misali..

    Birisi cikip da "bak, senin carptigin cocuk oldu" dediginde de, onu diyenin size --rakipleriniz adina-- iftira attigini dusunerek, yirtici bir vahset ile savunmaya geciyor hucum da edebiliyorsunuz..

    Cunku sizin odaginizda da, kendi bakis acinizda, buyumek ve hayatta kalmak var ve sizi yavaslatmak ihtimali olan herseyi engel olarak goruyorsunuz...

    Bu boyle.. kisisel olarak sizin icin de, yeri geldiginde, bunun gecerli olduguna eminim. Mesru ya da ahlaki oldugunu soylemiyorum; ama bu 'insan'...

    Tuzel kisilikler de, kurum ve kuruluslar da 'insan'dir --baslarinda (eger 'basarili' olacaklarsa) hep bu tur insanlar vardir.

    Burada, tek fark, bu 'kosmak' isini ne kadar hizli yapmak istediginizde yatiyor. Yani, daha yavas kosup daha az sayida 3nc sahislara zarar vermek ile, son hizla kosup hedefe daha cabuk varmak arasinda bir tercih yapmak olabilir.

    Realite bu.

    Melekseniz ya da melek ariyorsaniz, is dunyasina bakmayacaksiniz.. manastirlar, tekkeler, zaviyeler filan belki; ama, isdunyasi 'melek'lerin barinabilecegi yerler degildir malesef.

    Bu realiteye kin duyarak cok uzaga varamazsiniz. Bunun yerine, kendinizi tarfikte yol aliyor dusunun; diger butun otomobil suruculerinin de beceriksiz veya (manyak derecesinde) hirsli oldugunu farzedin.

    Ona gore araba kullanin. Ya da, trafige hic cikmayin.

    Baska bir cozumu yok, malesef.

    YanıtlaSil
  38. ben, kendim de dahil insanların çok yüksek potansiyelleri olduğunu farkettim. bunları bir süredir deniyorum. mesela 'para kazanmak' konusunda başkalarınca belirlenmiş proseslerle hareket etmenin insanın kendisi için son derece zararlı olduğunu keşfettim. ama bunlardan farklı bir veri /tecrübe olarak faydalanmak ayrı ve zaten lüzumlu. yüklem ve nesne'de sorun yok; sorun, öznenin kim olacağı ya da hiç değilse özneliğin nasıl paylaşılacağı?

    'belirlenmiş proses'ten kastım, kendilerini bir tür tanrısal buyruğun uygulayıcısı zanneden insanların kendilerini kurban ettikleri soyut mekanizmaların kaçınılmaz olarak kaderlerine dönüşmeleri üzerinde tüm etkiyi "kurum"lara atfettikleri; şekillendirilmiş algılarını değiştirebileceklerine dair hiçbir ümitlerinin olmayışı ve "etki" oluşturmak konusunda son derece edilgen oluşları bilinmeyen bir konu değil. ama nedense ilginç hayaller kurmaktan vazgeçmiyorlar. ki bana göre kurdukları hayal değil, bizzat uygulandıklarında gerçeğin ta kendisi olabilecekken, bunu gerçekleştirecek cesaretten yoksunlar. bunda da şaşılacak birşey yok; çünkü çevreden aldıkları sinyaller hayallerini gerçekleştirme imkanından yoksun olduklarını düşünmelerini sağlayan mesajlarla dolu. ki bu aslında önleyici bir propaganda. hayallerimizi gerçekleştirmenin önündeki en büyük engel, bu tür mesajlara kulaklarımızı tıkayamamaktan kaynaklı, düşüncelerimizi örgütleyememek. tasarlamıyoruz. tasarlayamayacağımız zannettiğimizden değil, gerçekleşmeyeceğine olan kuvvetli iman. oysa ki kurumlar adına en olmayacak şeyleri bile tasarlayabiliyoruz; çünkü bu tasarımı gerçekleştirilebilir bulduğumuzdan ya da buna iman ettiğimizden böyle davranıyoruz. benim keşfim çok basit. departmanlar arası örgütlenmeyi sağlıyorum: "gidip onunla konuşursan bunu yapıp yapamayacağınıza kendiniz karar verebilirsiniz. bunu beraber konuştuğunuz için suç ortağısınız." ve bu giz üzerinden kurulan ilişki enteresan potansiyelleri etkileyip, yeni bir bilgi akışı üretip aynı alanda paralel üretimlere imkan tanıyor. üretimden doğan artı değer üreticilerin cebine akmaya başladığı için son derece radikal bir cesaret ortaya çıkarıp kuruma ortak olmayı mümkün kılıyor. eğer kurumun sistemi işliyorsa sizinki pekala aynı banttan paralel yürüyecektir; her adam kendi bulunduğu yerin vendettasıdır, hiç kimse orada ondan daha iyi olamaz. şimdi bu insanların hayatlarını tehlikeye mi atmış oluyorum? 15 yıldır patrona çalışıp bir otomobil dahi almasına yetmeyecek tazminatın hesabını yapan adam,6 ay gibi uzun vadede hem otosunu alıp hem de onunla keyfince gezecebileceği imkana ulaşıp; gezecek zaman sıkıntısı yaşıyorsa sistemin başarısını görüyoruz, ahlaksızlığını değil.

    ben hiçbirşey yapmıyorum. sadece inovasyon. hasedin yönünü akım şiddetini ve geçeceği yeni yolu yani nötr kablonun nerede olduğunu gösteriyorum; gerisi herkesin zaten mükemmelce işlettiği sisteme ne kadar kısa devre yapacağıyla alakalı; bunu da sanırım adam şimitin ihtiyaçlar teorisi belirliyor; ben gerçekten paralel evrenlere inan biriyim...

    YanıtlaSil

If you’re reading my blog, you’re probably not incredibly famous, though.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...