Ayşe Böhürler'in tarihe not düsen yazisi

12 Haziran 2011 genel secimleri oncesi, 'Basörtülü aday yoksa, oy da yok' kampanyasi sebebiyle baslayan ve bu kampanyaya imza ile destek verenleri, dolayli da olsa itham eden Zaman gazetesi yazari Ali Bulac'a cevap niteliginde olan, 'iceriden' birilerinin yazmis olmasi bakimindan da ayrica dikkat cekici olan yazilardan birkaci gercekten tarihe kayit düser nitelikteydi..

Bu yüzden, AKP kurucu üyesi de olan Ayse Böhürler'in son yazisini, ben cok önemsiyorum ve
gelecek nesil genc kizlarimizin, örtünme konusundaki kararlarini etkileyebilecek kadar da carpici tespitler icerdigini dusunuyorum..

Nitekim bu yaziyi, muhafazakar camiadaki erkek hegemonyasina bir tür baskaldiri olarak da  okumak mümkün..

Bu arada, sozkonusu inisiyatifin bugunku duyurusu da su sekilde:


“Başörtülü Milletvekili İstiyoruz” İnisiyatifi olarak yeni anayasayı yapacak mecliste başörtülü vekil(ler) olması hususundaki toplumsal duyarlılığı ve çoğulcu desteği göstermek amacıyla elimizden geleni yaptık, yapmaya da devam edeceğiz. Kampanya metnimizde beyan ettiğimiz gibi seçilecek yerlerden başörtülü aday göstermeyen partilere oy vermeyeceğiz.
Başörtülü kadınları yok sayanları, biz de yok sayıyoruz.

“Başörtülü Milletvekili İstiyoruz” İnisiyatifi


Önce ilke...

BAŞÖRTÜ TARTIŞMALARI her geçen gün başka bir boyut kazanıyor. Bu meselenin başından beri sürekli altını çizdiğimiz şey "daima iki cephede savaştığımız gerçeği" idi. Bu son tartışmalarda bu her cepheden erkek sesiyle teyit edildi. 

Yani hem kendi mahallemizde hem de karşı mahallede mücadele veriyoruz. Aslında dava arkadaşlarımız olarak tanıdığımız, aynı inancı paylaştığımız erkeklerin sadece dindaşlarımız olduğunu, her kritik durumda tanıklık etsek de her seferinde "kedidir kedi" deyip sineye çektik. Bu nedenle şaşırmadık. Bu tarz tepkiler ne ilk ne de son olacak. Menfaatlerine dokunan her konu, dindar erkeklerin karşı cepheye düşmesine sebep olabilir çünkü. 

Baş örtmenin muteber ve yaygın olmadığı bir dönemde başımı örttüm. Başörtüsünün yadırgandığı, tepki gördüğü ve başörtülülerin kamusal alanda hiç bir şanslarının olmadığı bir dönemde... Her kadının yapabileceği birçok şeyi yapamayacağımı, birçok kapıdan giremeyeceğimi biliyordum. Belki de bu sebepledir ki, o dönem, sonradan bulduğum az sayıdaki başörtülü arkadaşlarım ile birlikte engellendiğimiz hiç bir konuyu, hiç bir zaman mağduriyet olarak sunmadık, kendi adımıza hiç bir zaman mağdur söylemini benimsemedik. Kendimizi mağdur gibi hiç hissetmedik. Bizim bir davamız vardı ve onun uğruna bedel ödüyorduk. O dönemin gençleri olarak, hepimiz bir davanın bedel ödemeden gerçekleşemeyeceğini bilen bir kültürden geliyorduk.

Hayatım boyunca "ben başörtüsü yüzünden mağdur oldum" cümlesini kurmadım. Engellendim, yok sayıldım, hakarete uğradım ama mağdur olmadım. Belki de bu nedenle inandığım değerler etrafında sabit ve eğilmeden durabildim. Hiç bir mevkii, statü ve durum beni bundan alıkoymadı. Birçok başörtülü arkadaşımın da benzer duruşu sergilediğine yakından şahidim.

Tam tersi şahitliğim, bizim camianın erkekleri için geçerli ne yazık ki... 

Tüm bunları niye yazıyorum? 28 Şubat mağduru olduklarını gerekçe göstererek, birçok kapıyı açmaya çalışan, tıkladıkları kapılardan giremeyince o kapıları aleyhine çalışan muhafazakâr erkek güruhunun başörtü düşmanlığının gerekçelerini anlamaya çalışıyorum. Muhafazakâr erkekler neden başörtülülere düşman oldular? Başımızı örtmek gibi dini bir emri yerine getirmek için mücadele verelim, onların mevkii ve itibar sahibi olacakları durumlar için mücadele verelim, ahlaki zaaflarını dini manada görmezden gelelim, ama kamusal alanda varoluşumuzu güçlendiren bireysel haklarımızı savunmayalım. Toplumsal adaleti savunmayalım, vicdanı savunmayalım. 

İslami harekete 25 yılı bulan tanıklığım içinde gördüm ki; erkekler, İslami değerlere sahip olmayı en çok, kadınlara ikinci hanımın İslam'a uygun bir durum olduğunu onaylatmak, yaptıkları işlere bahaneler üretmek olarak gördüler. Kapitalizme karşı durdular ama en önce onlar kapitalistleşti. Mevkii, statü, itibar deyince onlar geldi. Statükoya karşılardı ama en önce onlar statükoyu savunur hale geldiler. Başörtüsünü savundular ama başörtülü eşlerini başı açık kadınlarla aldatmayı erkeklik hakkı olarak gördüler. Elbette inanç ve değerlerine sahip çıkan dindar erkekleri bunların dışında tutuyorum.

Biz her zaman yardımcı durumunda kaldık. Çalıştık, ürettik, düşündük, yazdık ve onlardan bir şey istemedik. Şimdi yine onlardan bir şey istemiyoruz.

Sadece bir hakkın savunuculuğunu yapıyoruz, aynı inancı paylaşan insanlar olarak da onlardan sadece engel olmamalarını istiyoruz. 

İsim vermek istemiyorum ancak uzun bir tarihimiz var. Biz onları, gazetelerde yazmaya başlayınca da, 28 Şubat'ta da, 27 Nisan da, Ak Parti kurulduğunda da gördük. Özel hayatları ile savundukları fikirler arasındaki çelişkileri, kadınlar söz konusu olunca insanlığı ikinci plana attıklarını, 28 Şubat mağduru olmayı kapıları açmak için nasıl kullandıklarını, aynı zamanda darbe dönemlerinde nasıl sindiklerini de gördük... Şimdi de başka bir sürece tanık oluyoruz. 

Ak Parti kurulduğunda partiye, Tayyip Erdoğan'a ağır eleştiriler yapanların, partiyi küçümseyenlerin, şimdi partiyi kapattırmak üzerinden başörtülü kadınlara eleştiri yapmalarına tanık oluyoruz. Hidayet Tuksal'ın deyimiyle "muhafazakâr körlüğe" tanık oluyoruz. Star gazetesi, Kanal 24 başta olmak üzere bir kısım muhafazakâr medya, başörtülü vekil tartışmalarına ekranlarını, sayfalarını kapatmalarına taraf oluyoruz. Galiba onlar da erkek tarafı....

MİLLETVEKİLİ OLMAK İÇİN BAŞINI AÇMAK...
Bir müddet örtülü olup sonra başlarını açan çok arkadaşım, dostum var. Çünkü örtmeyi tercih etmek kadar açmayı tercih etmek de bireysel ve kişisel bir tercihtir. Buna müdahil olmayı, eleştirmeyi dahi kişilik haklarına tecavüz gibi algılarım hep. Bu arada başörtüsü elbette çıkarılabilir. İnsanlar psikolojileri, ruh halleri, hayat koşulları itibarı ile başörtüsünü taşıyamaz hale gelebilirler. Bazen başörtüsü sadece hayatımıza değil ruhumuza da prangalar vurabilir. Bazen de başörtüsünün dini bir emir olduğuna inancımızı yitirebiliriz. Bunların hepsi anlaşılır gerekçelerdir.

Tam tersi bir duruma, hizmet için başörtünün açılmasının tavsiye edilmesine ise itirazım var. 

Milletvekili olmak için başını açmaya fetva verilebilir mi?
Başörtülü bir kadının TBMM'ye girmek için başını açması aynı zamanda birçok başı açık ama kadın haklarını bizden iyi savunan kadınlara güvensizliği de gösteriyor.

Bunları, milletvekili olmak için başını açmayı düşünenler ya da bu nedenle şimdiden açanların sayısının az olmadığını gördüğüm için yazıyorum.

Ben ilkeleri savunuyorum, mevkileri değil. Başörtülü vekil tartışması da bana göre temel bir ilke savunusudur. Mevkii değil.

14 yorum:

  1. Lise sonda dersaneye giderken, geometri dersinde hoca beni siniftan atmisti. Gerekcesi, agzimda sakiz olduguydu ama ben cidden agzimda sakizla derse girecek bi ogrenci degildim. Dagittigi teste odaklanmistim ve arkadaslrimin dedigine gore, etutlerde de agzim zaman zaman oynuyordu vs. Adami ikna edemedim ve gozlerim dolu dolu disari ciktim. Gururum kirildigi icin de uzunca bi sure dersine girmedim:)

    Daha sonra, ayni sekilde ben alinganlik ettim ve agzinda sakiz gordugum iscilerden kizdiklarim filan oldu.

    En son Sarkozy - Melih Gokcek olayinda da gorduk, agzinda sakizla gezmek, karsindaki tarafindan hakarete ugramakla bir tutuluyor.

    Bir kac gundur de, Sumeyye Erdogan'in tiyatroda agzinda sakiz oldugu halde oyun izlemesini, sahnedekilere ve sanata saygisizlik olarak addeden bir kisim insanlar var ve kizin (belki de gereksiz alinganlik gosterdigi olayda) agzindaki SAKIZ bu kez basortusu tartismasinin ortasinda buldu kendini:)

    Bende de merak uyandi ve sakizin tarihcesini arastirmaya niyet ettim, bakalim neler bulabilecegim:)

    Hay bin sakiz!

    YanıtlaSil
  2. Sumeyye Erdogan'a ait oldugu soylenen, facebook mektubu buymus.(Ben bu mektuba supheyle bakmistim ama kendisinden yalanlama gelmedi halen daha)


    Oyuncuyu dolayli da olsa savunan bi yazi da surada:

    [..]Oysa soruşturmalar açılmış, oyuncu hedef gösterilmiş, hatta özür dilemeye bile götürüldüğü söyleniyor (utanç nereye saklandıysan çık!) İş güvenliği yok. İfade özgürlüğü yok. Sahnede doğaçlama özgürlüğü yok yahu, daha ne olsun?

    Ha bir de oyuncu, sahnede söylenen şarkının “halkın çoğu aç, azı toksa” kısmında toklara örnek olarak “bariz bir şekilde eliyle” onları göstermiş. E, yalan mı? Halkın çoğu aç, azı tok, inanmıyorsanız kendi istatistik kurumlarınızın verilerine bakın. Sümeyye ve arkadaşının yoksul ve aç çoğunluktan olmadığını herhalde kendileri bile kabul eder. Komşularının çoğu açken kendileri tok yatıyorlar, zaten öte dünyada başları belada, bari bu dünyada bunu inkâr etmesinler.[..]

    [..]Bugün seyirci (yahut başbakan kızı) oldum diye böyle bir hürmet bekleyenlere ise oyuncu olarak söyleyebileceğimiz şu: “Burası bizim özgürlük alanımız. Doğru ya da yanlış, istediğimiz şeyi söyleriz. Beğenmezseniz karşı çıkın. Ama babanıza şikâyet edip oyun çıkışında bizi dövdürmeye çalışırsanız, ayıp edersiniz. Tiyatro riskli bir yer, riski göze alıyorsanız gelin, almıyorsanız evinizde oturup dizi izleyin.”
    [..]


    [..]Bir başörtüsü kaç kuş vurur?

    Sümeyye Erdoğan’ın bir cümlesini okuyunca çok güldüm: Sakız çiğnemek “[onun] için çok normal bir şey”miş. Bir insan sakız çiğnemenin kendisi için “normal bir şey” olduğunu neden söyler? Sakız çiğnemek bazı insanlar için” anormal bir şey” mi ki?

    Biraz düşününce ve bu çevreye daha yakın insanlarla söyleşince, milletvekili aday listeleri açıklanmadan iki gün önce yapılan bu ‘sakız açılımı’nın pek de masum bir şey olmadığı sonucuna vardım. Bir doğaçlama pasajına başörtüsü tepkisi süsü vererek bütün tiyatro dünyasını seferber eden iktidar, milletvekili adayları arasında, çok sevdiği başörtülü kadınlardan yalnızca ikisine yer vermişti ve, elbette, seçilemeyecekleri sırada.

    Anlaşılıyor ki, “Başörtüsüyle tiyatroya bile giremiyoruz, meclise hiç giremeyiz, sizi o yüzden liste dışı bıraktık,” diyerek bir taşla iki kuş vurulmuş:

    Zaten hiçbir zaman samimiyetle alakadar olmadıkları başörtüsü sorununu başlarından savacaklar.
    Bu kuş kırımından haberdar olmayan kitleleri de “mağdur olduk” çığlıklarıyla kendi seçim sandıklarına kazanacaklar.
    [..]

    YanıtlaSil
  3. Bu da oyunu daha once izlemis biri olarak, Can Dundar yazisi

    [..]Yanlışlıklar silsilesi
    Buraya kadar, herkesin yanlışları apaçık görülüyor.
    Oyuncu belki rolünü biraz abartmış.
    Sümeyye Erdoğan aşırı alınganlık göstermiş.
    Korumalar gereksiz yere topa girmiş.
    Devlet Tiyatroları soruşturma sonucunu beklemeden oyuncusunu günah keçisi haline getirmiş.
    Ama sonrasında bu yanlışlıklar, artarak sürdü.
    Oyun kaldırılmadı, oyuncu oyundan alınmadı, ama malum interaktif sahne, oyundan çıkarıldı.
    Oyunu bilmeyen, taraflarla görüşmeyen birçok yorumcu, tarafına ve meşrebine göre peşinen ya Sümeyye Erdoğan’a ya Tolga Tuncel’e yüklendi.
    İş hızla “laik tiyatrocular-mürteci seyircilere karşı” vodviline dönüştürüldü.
    Daha da fenası, başta medyada haber olan olay, bir “telefon trafiği”yle, aniden İnternet sitelerinden çıkarıldı, Sümeyye Erdoğan’ın açıklaması facebook’tan kazındı, konu gündemden düşürülmeye çalışıldı.
    Kültür Bakanı, “Oyuncuyu çağırdım uyardım. Ondan başkalarının da yakınması varmış” diyerek soruşturma sonucunu beklemeden, daha önce o rolüyle ödül almış bir sanatçıyı 2,5 yıldır oynadığı rolden dolayı mahkûm etti.
    Devlet Tiyatroları Sanatçıları Derneği’nden henüz bir ses çıkmadı.
    Başta dedim ya, bir gün “2011 Türkiye’sini anlat” deseler bunu anlatırım diye...
    Haksız mıyım?[..]

    YanıtlaSil
  4. Bulent MurtezaogluNisan 14, 2011

    İslami harekete 25 yılı bulan tanıklığım içinde gördüm ki; erkekler, İslami değerlere sahip olmayı en çok, kadınlara ikinci hanımın İslam'a uygun bir durum olduğunu onaylatmak, yaptıkları işlere bahaneler üretmek olarak gördüler.

    Valla bu ikinci evlilik isini bilemem de ayni paragrafta makasladigim yerde dediklerini gormek icin 25 seneye de 'hareket'in icinde olmaya da luzum yoktu. Ozellikle bu 'yaptıkları işlere bahaneler üretmek' kismini netten dahi gormek kabildi, sacmalayan insanlara sacmadiklari soylenince aninda 'biz Muslumanlar, soyle boyle' diye o kalkani kaldirirlardi. (Hala da oyledir belki?)

    Ayse Bohurler de bana SSO gibi gayet sevimli gelen birisi. Tonton yanakli, akilli akilli laflar eden insanlara kizamiyorum o kadar galiba. O oyle de, kendisi bu sekilde notunu verdigi insanlarin aralarinda ne ariyormus o kadar senedir onu merak etmemek zor. Isleri filan mi vardir AKP ile gordugu?

    YanıtlaSil
  5. Bulent MurtezaogluNisan 14, 2011

    Haberim var YO hanim, baska yerde TV roportaji linkini bile sattim.

    YanıtlaSil
  6. Bulent bey;

    O oyle de, kendisi bu sekilde notunu verdigi insanlarin aralarinda ne ariyormus o kadar senedir onu merak etmemek zor. Isleri filan mi vardir AKP ile gordugu?

    Ben bu yazi son yazisi olabilir diyordum ama sanirim tepkilerden cekindiler.

    Böhürler hayal kirikligi yasiyor olabilir ve bu konuda yalniz da degil.

    Dava dedigi sey icin yillarca emek veren ve simdilerde camianin erkek tarafi icin benzer dusunen kadin sayisi giderek artiyor gibi.

    Turbanli Erkekler kitabindaki kariyer sahibi okumus basortulu kadinlarin soyledikleri seylerin hepsi buna benzerdi.

    Fakat, ne yapacaklar ki baska? Alternatifleri ne? Hangi partiye oy verecekler?

    Kimileri Taraf gazetesi ve liberal denilen tayfanin pesine takildilar bi ara ama bence orada da tokatlandilar ve yavas yavas koptular.

    Bir de bazen bi hipnozdan uyanmaniz icin 30 yilinizi vermeniz de gerekebiliyor. bknz Nurettin Veren ornegi..

    YanıtlaSil
  7. Bu arada Ali Bulac'in oglu da istanbul 1.bolgeden adaymis, suradan okudum

    YanıtlaSil
  8. Sozkonusu Etyen Mahcupyan yazilarini henuz okuyamadim ama Ali Bulac'in cevabi surada..

    YanıtlaSil
  9. Ali Bulac'in en temel yanilgisi sanirim su kabulle yola cikmasinda yatiyor.

    O zannediyor ki; butun dindar erkekler, karilari/esleri ev hanimi olsun isterler, cocuklari kreslerde heba olmasin dilerler, calisan es istemezler.

    Teorik olarak dogru da olabilir belki ama, artik muhafazakar dedigimiz kesim de (yakinlarimdan biliyorum) evlenecek es adayi bakinirken, universite mezunu olsun, eve cift maas getirsin, mumkunse devlette garantili bir isi olsun, vb sartlar istiyorlar.

    Bulac ise, 'kres eken, huzurevi bicer' diyerek, insanlara ideal olarak, kadinin yeri evdir mesajini dikte ediyor. Fakat, gercekler ve modern yasamin dayattigi aci gercekleri de gozardi ediyor.

    Cift maas olmayan bir evde, kiraydi, dogal gazdi, mutfak masrafiydi oydu buydu derken, Bulac'in huzurlu aile denklemindeki taslarin nasil da yerinden oynadigini cok da kaale almiyor.

    Kendi parasini kazanmaya alismis bir universite kampusu, yurt hayati vs gormus bi kadinin, evlendikten sonra evinin hanimi olmakla ve komsulariyla(buyuk sehirde o da mumkun degil) sosyallesmekle tatmin olamayacagini da..

    YanıtlaSil
  10. Temmuz 2011 secimleri yazmisim, secim 17 Haziran 2011'deymis. Hicbiriniz de uyarmadiniz:))

    YanıtlaSil
  11. Ya 12 Haziran'da degil miydi?

    YanıtlaSil
  12. Nihat bey, pardon, evet evet 12 Haziran olacakti:)

    YanıtlaSil
  13. Kürt raporuna bakmak icin TESEV sitesine ugramisken (PDF dosyasi seklinde), bi sure okuyup, bunalip, yine oradaki Başörtüsü Yasağı ve Ayrımclılık: Uzman Mesleklerde Başörtülü Kadınlar raporunu actim, 3. bölümden sonrasi, ilgilileri icin oldukca guzel mülakatlar iceriyor, tavsiye ederim..(Pinar hnm, Vavien hnm vaktiniz oldugunda bi bakin mutlaka)

    YanıtlaSil

If you’re reading my blog, you’re probably not incredibly famous, though.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...