Julian Assange: Dünyanın neden WikiSızıntı'ya (WikiLeaks) ihtiyacı var?



Suradan:

Chris Anderson: Julian, hoşgeldin Söylenen o ki, çocuğun sayılan WikiLeaks sitesinde dünyanın geriye kalan bütün medyası aracılığı ile bugüne dek ortaya konulandan çok daha fazla gizli belgeyi yayınlamışsınız. Bu doğru olabilir mi?

Julian Assange: Bu mümkün mü, evet... Bu bir endişe aslında, değil mi? Medyanın tümünün bu kadar kötü iş çıkarırken küçük bir grup aktivistin bu tarzda bilgileri içeren dökümanları dünyanın toplam medyasından daha fazla yayınlaması düşündürücü.

CA: Bu iş nasıl oluyor? İnsanlar bu belgeleri nasıl açığa çıkarıyor? Mahremiyeti ve gizliliği nasıl sağlıyorsunuz?

JA: Bunlar, benim söyleyebileceğim kadarıyla-- klasik muhbirler. Ve bize bilgiyi iletebilmeleri icin bir kaç yol takip ediyoruz. Yani sadece şifrelendirme sanatını kullanarak internette bilgi iletiyor, izlerimizi saklıyoruz, İsveç veya Belçika'nın yasaları sayesinde yargının içinden sıyırılıp hukuki engelleri aşabiliyoruz.

Bilgileri normal posta ile alıyoruz, bildiğiniz normal posta, şifreli veya şifresiz farketmez sıradan bir haber gibi hazırlıyoruz, formatlıyoruz-- ki bunu bazen yapabilmek oldukça da zor oluyor aslında konuşurken kolay ama burada çok büyük bilgi database'ları söz konusu-- daha sonra bunu kamuya yayınlıyor ve kendimizi de kaçınılmaz olan yasal ve politik saldırılara karşı savunmaya başlıyoruz.

Yani bu belgelerin yasallaşması için belli bir emek harcıyorsunuz. Ama aslında kaynağın kimliği hakkında neredeyse hiç bir zaman bilginiz yok.

JA: Evet öyle. Çok nadiren belki ama neredeyse hiç. Ve eğer bir noktada da bu ortaya çıkarsa o bilgiyi olabildiğince çabuk ortadan kaldırıyoruz. (telefon) kahretsin..


CA: Arayan CIA sanırım, TED üyeliğinin kodunu soruyor olmasınlar.


Şimdi cidden bir örneğe girelim. Bu önemli bir şey. bir kaç sene önce bilgi sızdırdınız O belgeyi şimdi alabilir miyiz?... Bu sizin bir kaç sene önce Kenya'daki hikayeniz. Burada neyi sızdırdığınızı ve ne olduğunu söyler misiniz?

JA: Bu Kroll Raporu. Bu Kenya hükümetinin 2004'te seçilmesi sonrasında onlar tarafından yapılmış gizli bir istihbarat raporuydu. 2004 öncesinde, Kenya 18 yıldır Daniel arap Moi tarafından yönetilmekteydi. Kenya'nın yumuşak diktatörlerindendir. Kibaki yetkiyi devir alınca-- Kenya'daki yolsuzlukları temizlemeye çalışan güçler koalüsyonu aracılığı ile bir rapor hazırlatıldı ve ilişkili bu rapor için yaklaşık 2 milyon pound harcandı. Ama sonrasında hükümet bu raporun üstüne oturdu ve Kenya'da hala da en zengin kişi olan Moi üstünde politik baskı kurmaya başladı. Bu Kenya gazeteciliğinin kutsal kasesidir. 2007'de ben oraya gittim ve 28 Aralıktaki ulusal seçimlerin hemen öncesinde bu raporu ele geçirmeyi başardık. Raporu şu nedenle yayınladık, başkanlığının üçüncü gününde Kibaki, güya ortadan kaldıracağı yolsuzluklarını temizleyeceği kişi olan Daniel arap Moi ile arkadaş olmaya başlamıştı. Ve bu rapor da başkan Kibaki'nin boynuna dolanmış ölü bir albatros'a dönüşüverdi.

CA: Ve kısaca anlatacak olursak-- Kenya'ya bu rapordakiler resmi medya ile değil indirek yoldan yansıtılmış oldu. Ve size göre de gerçekten de Kenya seçimlerinin yönünü değiştirdi.

JA: Bu rapor Guardian gazetesinde manşet oldu ve Kenya çevresindeki ülkelerde basına yansıdı, Tanzanian ve kuzey Afrika basınında kullanıldı. Ve aslında bilgi dışarıdan geldi. Ve bir kaç gün sonrasında Kenya basını da bunlar hakkında yazmaya başladı. Kenya TV'sinde aralıksız 20 gece haberi yapıldı, ve Kenya istihbaratına göre de oyları da yaklaşık %10 civarında etkileyerek seçim sonuçlarını değiştirmiş oldu.

CA: Yani bu sızıntı aslında özünde gerçekten de dünyayı değiştirdi.

JA: Evet.


CA: Şimdi-- size Bağdat'a yapılan CA: hava saldırısının videosunu göstereceğiz. Videonun kendisi daha uzun. Bu kısa bir klibi. Bu--şiddet içeriyor.. Sizi uyarmalıyım.

Telsiz; ...lanet olsun sadece, üstlerine gel ve onları deş. Elemanı gördüm, of, dört tane Humvee jip var, işte orada... Görüş net. Tamam. Ateş ediyorum. Onları hellettiğinde haber ver. Ateş edelim hadi. Hepsini ışınlayalım. Hadi, ateş! (makinalı tüfek sesi) Ateşe devam. Ateşe devam. (makinalı tüfek sesi) Ateşe devam. Otel... Çalıların Efendisi iki-altı, Çalıların Efendisi iki-altı, hareket etmeliyiz, şimdi! Tamam, tamam sekiz şahısla bağlantı kuruldu. Evet, iki kuş görüyoruz (helikopter), hala ateş ediyoruz. Anlaşıldı. Onları gördüm. İki-altı, burası iki-altı, hereketliyiz. Hop, Özür dilerim. Neler oluyor? Lanet olsun, Kyle. Neyse, hahaha. Onları vurdum.

CA: Peki, bunun etkili yanı nedir?

JA: Üstünde çalışan kişiler için etkisi çok, çok ağır bir etki. Bağdat'a iki kişi yolladık ve bu konuyu hikayeyi daha detaylı araştırdık. Bu, bu alanda olan toplam üç tane saldırının sadece birincisiydi.

CA: Yani, demek istediğim, bu atakta 11 kişi öldü ve bunlardan ikisi de Rueters muhabiriydi?

JA: Evet. İki Reuters çalışanı, iki genç çocuk da yaralandı. Yani birlikte 18 ve 26 kişi ölmüş oldu.

CA: Ve bunun yayınlanması da çok yaygın bir harekete neden oldu. Buradaki asıl anahtar eleman aslında bu hareketin başlamasına neden oldu, ne diyorsun?

JA: Bilmiyorum, sanıyorum insanlar güçler arasındaki inanılmaz uyumsuzluğun farkında. Sokakta arkadaşlarınla sakince yürüyorsun, sonra bir Apache helikopter 1 km uzakta havadan herkesin üstüne 30 mm çapında kurşunlarını ateşliyor-- bunu yapmak için bir bahane bekliyor-- ve yaralanan kişiyi kurtaranları da öldürüyor. Ve orada tam gün gazeteci olarak çalışan, isyancılardan olmayan iki gazeteci de var.

CA: Demek istediğim, Amerikalı istihbarat analizcisi Bradley Manning tutuklandı. Ve bir sohbet odasında bu videoyu 280.000 gizli US elçilik telgrafi ile sana sızdırdığını itiraf ettiği konusunda söylentiler var. Yani, yaptı mı?

JA: Biz bu telgraf kayitlarini aldığımızı reddettik. Suçlu bulundu, yaklaşık 5 gün önce, 150.000 telgraf kaydini  ele geçirip 50 tanesini sızdırdığı söylendi. Şimdi bu senenin başlarında Reykjavik ABD elciliğinden bir telgraf sızdırmıştık. Ama bunlar bağlantılı değildi. Yani o elçiliğin bilinen bir ziyaretlçisiydim zaten.

CA: Yani eğer binlerce ABD elçiliğinin diplomatik telgrafini ele geçirmiş olsaydın...

JA: Şimdiye kadar çoktan sızdırırdım. (CA: Yapar mıydın?)

JA: Evet. (CA: Çünkü?)

JA: Çünkü asıl gerçekleri anca böyle şeyler ortaya koyabiliyor, yani söz gelimi Arap hükümetleri aslında o hükümetlerdeki gerçek insan hakları ihlalcileri. Eğer tasnif edilmemiş yayınlara bakarsanız, bu tarz materyalleri görüyorsunuz.

CA: O zaman bu konuda az daha detaya girelim. Yani, genel anlamda, felsefen nedir? Neden gizli bilgilerin açığa çıkmasını desteklemek gereklidir?

JA: Aslında önemli olan hangi türden bilgilerin dünya için önem taşıdığı ve hangi türde bilginin bir reform yapabileceği. Ve çok fazla bilgi var aslında. Yani özellikle organizasyonların özellikle ekonomik çabaya girerek üstünü örttüğü bilgi bizim için olumlu bir sinyal bu tarzda bilgi dışarıya sızdığında bayağı işe yaraması da söz konusu. Çünkü konuyu en iyi bilen organizasyon, yani içeriden dışarıya biliyorlar, ve kapatmak için çaba harcıyorlar. Ve pratikte de bununla karşılaşıyoruz. Gazeteciliğin tarihi de bundan ibarettir.

CA: Ama bunun bazı riskleri var, bireylerle ilgili veya büyük ölçekte tüm toplumla ilgili bu bilgi sızdırmanın amaçlanmayan bazı sonuçları da olabilir.

JA: Şimdiye kadar sızdırdıklarımızla ilgili böyle bir şey olmadı. Yani bizim zarar bağışıklığı politikamız var. Bizim elimizdeki bilgi ile ilgilenirken bir çeşit kişisel bir yaklaşımımız var-- kişisel olarak bilgiyi tanımlıyoruz. Ama bazı yasal sırlar var-- yani, doktorunuzdaki kayıtlarınız gibi, bunlar yasal sırlardır. Ama bizler aslında doğru şekilde motive olmup öne çıkan muhbirler ile ilgileniyoruz.

CA: Yani iyice motive olmuş haldeler. Peki ya şöyle birine ne dersin, örneğin, birisinin anne-babasına-- diyelim ki oğulları ABD ordusunda çalışıyor, ve diyor ki, "Biliyor musunuz, bu bulduğunuz şey, birilerinin teşviki ile bulunan bir şey aslında. Bu ölmüş insanlara gülen bir askeri olsun. Bu öyle bir izlenim veriyor ki--böyle bir izlenim verdi ki dünyadaki milyonlarca insan artık ABD askeri insan değilmiş gibi hissediyor. Ama değil. Öyle değiller. Oğlum öyle değil, bu ne cesaret?" Buna ne cevap verirsin?

JA: Evet, bunlardan çok duyuyoruz. Ama anımsayın, Bağdat'taki o insanlar, Irak'taki o insanlar, Afganistan'daki o insanlar-- onların bu videoyu seyretmesine gerek yok; onlar bunu her gün görüyor. Yani bu onların fikrini değiştirmez. Algılarını değiştirmeyecektir. Her gün gördükleri şey bu çünkü. Ama tüm bunların hesabını veren kişilerin algılarını ve fikirlerini değiştirecektir. Ve umudumuz da budur.

CA: Yani sen şirketler ve hükümetlerdeki bu tarzdaki karanlık sırların üzerine ışık tutmanın bir yolunu buldun. Işık iyidir. Ama şu ironik olan da bu ışığı tutabilmek için aslında senin, kendi kaynaklarının çevresinde bir çeşit gizlilik yaratmak zorunda olduğun gerçeği.

JA: Aslında hayır, demek istediğim, henüz wikileaks karşıtına denk gelmedim. Kaynaklarımız diğer kaynaklara henüz hiç karşı çıkmadı. Eğer bu olursa durmum bizim için aldatıcı bir hale geliyor demiştir. Ama tahminim öyle bir şekilde hareket ediyoruz ki insanlar ahlaki açıdan misyonumuza devam etmemizi ve kendimizi batırmamamızı istiyor.

CA: Aslında merak da ediyorum, yani şimdiye dek duyduğumuz kadarı ile-- TED izleyicilerinin fikrini önemsiyorum. Yani WikiLeaks ve Julian hakkında bir kaç fikir olacaktır diye düşünüyorum. Yani, kahraman--kişilerin kahramanı-- bunu gün ışığına çıkarıyor. Tehlikeli bela yaratan. Kim kahraman olduğunu düşünüyor? Peki kim tehlikeli bir bela çıkarıcı olduğunu düşünüyor?

JA: Hadi ama. Birisi olmalı.

CA: Bu yumuşak bir kalabalık Julian, yumuşaklar. Daha iyi olalım. Bir örnek daha gösterelim onlara. Şimdi henüz sızdırmadığın bir şey var, ve sen TED için böylesin. Yani az önce olan çok şaşırtıcı bir hikayeydi, değil mi? nedir bu?

JA: Yani bu bizim her gün yaptığımız şeyin bir örneği aslında. Geçen sene sonu--geçen sene kasım ayında-- Meksika körfezindeki muhbirlikteki gibi çok büyük olmasa da Arnavutluk'ta da bir seri bilgi sızdırıldı. Ve bir de rapor aldık-- olan biten ile ilgili analiz mühendisliği gibiydi-- söylenene göre, aslında birbiri ile rekabet eden petrol şirketlerinin güvenliklerinin verdiği bilgiye göre, bu şirketler kendi yük araçlarını patlatıyorlardı. Ve Arnavutluk hükümetinin bir kısmı da bu işin içindeydi vs vs... Ve mühendislik raporunun üstünde hiç bir şey yazılı değildi. Bizim için inanılmaz zor bir dökümandı. Kimin yazdığını ve konunun ne olduğunu bilmediğimiz için soruşturmakta zorlandık. Ve acaba rakip bir petrol şirketinden gelen ve gerçek dışı bir konu olabilir mi diye de şüpheye düşmüş olduk. Bu temelin üstünde "bak biz bu konuda şüpheye düştük. Bilmiyoruz ki, ne yapalım Aslında bilgi gayet güzel, gerçek gibi duruyor ama bunu doğrulayamıyoruz" yazıp belgeyi sayfaya koyduk. Ve aslında raporda ismi belirtilmemiş olan bu şirketten bu belgenin kaynağını soruşturan bir mektup aldık-- (kahkahalar) şöyle diyordu, "Hey, belgenin kaynağını bulmak istiyoruz" Bizde cevap verdik "Oh, daha fazlasını anlatsanıza tam olarak hangi dökümandan bahsediyorsunuz ki? Bu döküman ile ilgili yasal bir hakkınız olduğunu gösterebilir misiniz? Gerçekten size mi ait?" Onlar da bize belgenin yazarının Microsoft Word kimliği ile görüntüleyen bir ekran print-screen'i yolladı. Evet... Bunu çok sık yaşıyoruz aslında. Bu bizim kimliği ortaya çıkarmamızın yollarından birisi--yani materyalin içeriğini doğrulama yolu, bu adamların bize mektup yazmasını sağlıyoruz.

CA: Evet. BP'nin içinden de aldığın bilgi var mıydı?

JA: Evet, hem de çok, yani şu anda bir takım ciddi mühendislik ve maddi destek toplama çabası içindeyiz. Son bir kaç ayda toplumdan gördüğümüz inanılmaz ilgiden dolayı kullandığımız sistemlerin mühendisliğini yenilerken yayın sayımız ve hızımız biraz azaldı. Bu aslında sorun. Yeni başlayan ve büyümekte olan her organizasyon gibi kendi büyümemizden dolayı boğulmuş haldeyiz. Bu aslında çok fazla sayıda muhbirden çok fazla sayıda bilginin büyük yetenekle sızdırıldığı anlamına geliyor ama bu bilgiyi işleyecek araştıracak yeteri kadar insana sahip değiliz.

CA: Yani sık boğaz olduğunuz şey temelde yeterli sayıda gönüllü gazeteci ve/veya gazetecilik maaş bağışına sahip olmamanız.

JA: Evet. Ve bir de güvenilir kişilere. Yani biz bir organizasyonuz çabuk büyümek zor bir iş özellikle ilgilendiğimiz materyal yüzünden böyle. Bu nedenle yeniden yapılanıp yüksek ulusal güvenlikle ilgilenecek ve sonra da güvenlikle ilgili vakaları azaltacak kişilere ihtiyaç duyuyoruz.

Bunu kişisel olarak nasıl yapmaya başladığını anlamamız için bize biraz yardımcı olur musun? Doğru okuduysam çocukken 37 farklı okula gitmişsin. Bu doğru mu?

Ebeveynlerim film işindeydi ve bu arada da bir tarikatten kaçıyorlardı, bu ikisi birleşince de...


Yani, bir psikolog bunun paranoya üretmek için bir reçete olduğunu söyleyebilir.

JA: Hangisi, Film işi mi?


Ve ayrıca da-- Yani sen çok erken yaşlarda hacker olmuşsun yetkili kişilerle de erken tanışmışsın. JA: Evet, ben gazeteciydim. Yani çok küçük bir yaştayken de küçük bir gazeteci ve aktivisttim. Bir magazin yazdığım için daha ergenliğimde soruşturuldum. Bir hacker ile dikkatli olmalısınız. Yani, pek çok şey için kullanılabilen bir metod olabilir. Ne yazık ki şu anda bu daha ziyade rus mafyası tarafından büyükannelerimizin banka hesaplarını çalmak için kullanılıyor. Yani deyim yerindeyse-- eskisi kadar iyi bir şey değil.

CA: Evet, ben kesinlikle kimsenin büyükannesinin banka hesabını çaldığını düşünmüyorum. Peki ya temel değerleriniz neler? Bize temel değerlerinizin neler olduğu ve bunları belirlerken yaşadıklarınızla ilgili bir parça bilgi vermeniz mümkün mü?

JA: Yaşadıklarım konusunda emin değilim Ama temel değerlerim; iyi, becerikli ve yüce gönüllü erkekler kurbanlar yaratmazlar; kurban olanları iyileştirirler. Ve bu aslında babamdan gelen bir şey ve hayatıma giren diğer becerikli ve yüce gönüllü erkeklerden kaynaklanıyor.

CA: Becerikli, yüce gönüllü erkekler kurban yaratmazlar kurbanları iyileştirirler mi?

JA: Evet, bilirsiniz, Ben hırçın biriyim, ve aslında iyileştirme konusunda çok iyi değilim. Ama bir şekilde-- Kurbanları iyileştirmenin başka bir yolu da var, bu da suç faillerine karşı polislik yapmak. Bu benim karakterimde çok uzun zamanlardan beri var olan bir şey.

CA: Peki bize çok hızlı bir son dakika hikayesi anlatın; İzlanda'da ne oldu? Orada bir şey yayınladınız, ve bir banka ile sorun yaşadınız, ve oradaki haber servisleri bu hikayeyi yayınlamaktan men edildi. Bunun yerine, sizin reklamınızı yaptılar. Bu da izlanda da sizi bayağı meşhur etti. Sonra ne oldu?

JA: Bu harika bir vakaydı. İzlanda'da finansal bir kriz yaşandı. Dünyadaki bütün ülkelerden daha büyük bir hasar aldılar. Banka sektöründeki GDP ekonominin geri kalanından 10 kat daha fazlaydı. Geçen sene haziran ayında biz bu raporu yayınladık. Ve ulusal televizyon kanalı yayına girmesine beş dakika kala men edildi. Bir filmmiş gibi, mahkeme emri haber masasının üstüne konuldu ve haber spikeri de şaşkın "Bu daha önce hiç olmamıştı. Şimdi ne yapacağız?" diye sordu. Bizde yayın boyunca arka planda kendi web sitemizi gösterdik. Ve izlanda'da çok meşhur olduk, İzlanda'ya gidip konu hakkında konuştuk. Toplumda öyle bir duygu vardı ki sanki bu asla olmamalıydı. Sonuç olarak, bazı İzlanda politikacısı ile birlikte çalıştık daha sonra da uluslararası yasal bir kaç uzmanla ve birlikte İzlanda özgür basınına açık denizde sığınacak bir liman sunan bir yasa paketi hazırlamış olduk, dünyadaki en güçlü gazetecilik korumasıyla birlikte konuşma özgürlüğü için yeni bir de Nobel Ödülü geldi. İzlanda da Norveç gibi bir İskandinav ülkesi ve yine Norveç gibi sistemin içine dokunabiliyor. Ve henüz 1 ay önce bu izlanda parlementosundan oybirligiyle  geçirildi.

CA: Wow.


Son sorum, Julian. Geleceğe bakınca ne görüyorsun, Big Brother (hükümet) üstümüzde daha büyük bir kontrol ve gizlilik mi uyguluyor, yada bizler, Big Brother'ı mı izliyoruz veya bunların ikisi birden mi devam ediyor?

JA: Hangi yolla devam edecek emin değilim. Yani dünyada şu anda konuşma özgürlüğü yasası ve şeffaflık yasası için inanılmaz bir baskı uygulanıyor-- EU içinde, Çin ve ABD arasında. Hangi yöne gidecek görmek çok zor. Bu nedenlerle bunlar de yaşamak için çok ilginç günler. Çünkü sadece bir parça çaba ile bu yollardan birine de diğerine de yönelmek mümkün.

CA: Julian sanıyorum izleyenlerin de fikrini yansıtıyor olacağım lütfen dikkatli ol ve tüm güçler seninle olsun.

JA: Teşekkürler, Chris. (CA: Teşekkürler.)

Başörtülü Milli Savunma Bakanı

Basbakanimiz, 'Başörtülü vekil olabilir' demis..

Bunu ulemâya danisarak(!) soyledigini sanmiyorum,  ama, eger danisacak olur ve kapi aralarsa simdiden soyleyelim ki en cok da kendisinin olmak uzere, hepimizin basi fena halde agriyacaktir..

Cunku, tarih boyunca erkek egemen 'ulemânin' verdigi fetvalar/izinler/cevazlar kadar sosyallesebilen (fetva verebilen kadin âlime rastlamadim henuz, varsa lutfen bilgilendirin beni) dindar kadinlarin, siyasi mecrada nereye kadar soz sahibi ola/bilecegi ve idarecilik alaninda erkeklerin uzerinde bir konumda bulunmalarinin dine uygun olup olmadigi, malesef, hâlâ tartismali bir konu.

Hatta, bir kisim erkek âlimler(!) bir hadise dayanarak, bunu kiyamet alameti bile saymaktalar!

Acikcasi, kimseye bu konuda yol gosterecek kadar dini birikimim yok, buna ragmen,  kadinlarin devlet idaresinde bulunabilecegine dair olumlu kanitlar bulup yayinlayan bazi insanlarin yazilarini okumuslugum oldugundan, onlara Kur'an daki Neml suresinde gecen ve Sabâ melikesi Belkis'in kissasi olarak bilinen kralicenin Allah tarafindan ovuldugunu hatirlatmak ihtiyaci hissediyorum..


Hatta konuya iliskin tazece yazilmis, bir yazi da buldum..

Yazida, Belkis kissasi uzerinden kadinlarin idareci olabilecegini destekler tarzda seyler soyluyor ama, dogrulugu kesin midir bilinmeyen bir hadise deginmeden de gecemiyor.

Diyor ki;

Hadis-i Şerifin sebeb-i vürudu şöyledir:
Peygamberimiz (SAV) M: 628 (H:7) senesinde hükümdarları İslam’a davet etmek üzere mektuplar gönderdi. Abdullah bn. Huzafeyi de İran Kisrası Perviz ibn Hürmüz’e göndermişti. Perviz elçiye hakaret etti. Peygamberimiz (SAV)’in mektubunu da yırttı.
Abdullah durumu Peygamberimiz (SAV)’e bildirdi. Peygamberimiz (SAV) de ellerini açtı ve beddua etti.
“Ya Rabbi, o nasıl mektubunu paraladı, sen de onu ve mülkünü parala” diye ferman etti.
Aradan bir sene geçmeden Kisrâ Perviz’in oğlu Şireveyh babasını yatağında öldürüp tahta oturdu. Kardeşlerini de bu hırsla öldürdü.
Kendisi de altı ay sonra öldü. Yerine geçecek sülalesinden erkek kalmadığı için Şireveyh’in kızı Buran’ı tahta geçirdiler.
Bunu işiten Peygamberimiz (SAV): “İşlerini kadına bırakan kavim iflah olmaz” buyurdular.

Goruldugu gibi, bir yanda bu hadis, diger yanda tam aksini destekleyen Kur'an derken, basbakanin ulemâsi her kimseler, onlar da bu isin icinden zor cikarlar!

Iste bu yuzden en iyisi, dini bu ise hic bulastirMamak..

Birakalim, kadinlar basortulu ya da basi acik ayrimi yapilmaksizin, vasifli ve durust olduklari surece, istedikleri alanda kariyer yapabilsinler..

Bu konuda lutfen hayal gucumuzu alabildigine zorlayalim ve kendimizi alistiralim..

Ve, basortulu bir Milli Savunma Bakanini bile hayal edebilelim..

Hâsili, bu kadar laf ettikten sonra sunu da soylemeden edemeyecegim:

Aslinda bu konuyu tartismanin  'abesle istigal' bir tarafi da var..

Niye derseniz, simdiye kadar, mudur, rektor, vali, kaymakam, bakan, basbakan olan Turk kadinlari da muslumanlardi!

Füzenin düğmesi sorunsalı


19 Kasim 2010 (bugun) itibariyle Lizbon'da baslayacak olan gorusmeler hakkinda, buraya wikipedia'dan ve gazetelerden okudugum/aklimda kalan bazi cumleler aktaracagim ki, bir suredir ilkogretimde basortusu ve ithal anguslarla mesgul emektar beyin neronlarimiza da biraz hava degisikligi olsun.

***
NATO ( North Atlantic Treaty Organization) yani Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü'nün kısaltması.

Resmen açıklanmasa da II. Dünya Savaşı sonrası oluşan politik ayrımda, İngiliz Lord Ismay'ın deyişi ile "Rusları dışarıda, Almanya'yı alaşağı edilmiş halde ve ABD'yi içeride" tutmak için kurulmuştur. 
Yani, NATO bir bakima komunizm bahanesiyle SSCB ve Dogu bloku ulkelerini tehdit olarak gormus ve oyle kurulmus,   dogal olarak onlar da bos durmamislar ve 1955 yilinda Varsova Paktini imzalamislar.

(E, kronik okyanus otesi ABD yalakalari olarak biz ve Yunanistan da, 1952 yilinda NATO uyesi olmusuz. )

(Ayrica bknz: Ne yaptin Hatice Teyze)

Boylece 1991 yilinda Varsova pakti lagv edilene kadar, iki blok arasinda, 'Soguk Savas' dedigimiz sey suregelmis.

Biz, NATO uyesi olarak her daim 'Komunizmle mucadele eden tarafta' yer almisiz ve ulkemizdeki askeri darbelerin hemen hemen hepsinde en buyuk darbeyi sol orgutler yemis..

Ayrica bakin bu NATO ne menem biseymis ki neler neler DE yapmis:

NATO'nun etkinliği dış güvenlik ile sınırlı kalmamıştır. 1950'li yıllarda İtalya'dan başlayarak NATO ülkelerinde gizli Özel Harekat daireleri kurulmuştur. Gladio adı ile anılan bu birimler ülkelerdeki devrimci sol hareketler başta olmak üzere her tür muhalefete karşı bir önlem olarak oluşturulmuştur. Bu birimler aynı zamanda Derin Devlet kavramının da ortaya çıkmasında büyük rol oynamıştır. Pek çok ülkede daha sonra bu birimler ortaya çıkarılarak sorumluları yargılandıysa da, Türkiye dahil çoğu ülke bu süreci henüz yaşamamıştır. NATO, Soğuk Savaş sonrası Gladio kurumlarının dağıtıldığını iddia etse de, bu birimlerin şu anki durumu hakkında kesin bir bilgi bulunmamaktadır.
Gladio'nun Turkiye'deki varligini bildigim kadariyla resmi olarak ilk kez Ecevit'in agzindan duymustuk. Sonra piyasaya bolca kitap cikti ve az bucuk okuduk, ogrendik. (Benim zihin kodlarima Abdullah Catli ismi ile yerlesmis durumda mesela)

Neyse, gel zaman git zaman SSCB dagilmis ve Dogu bloku ulkelerinin pek cogu da saka gibi ama 2004 yilinda NATO'ya katilmislar. (bknz: NATO'nun genislemesi)

Soguk savasin sona ermesiyle kurulus amaci neredeyse ortadan kalkan NATO, dagilmak yerine kendine yeni hedefler ve gorev sahalari edinerek yoluna devam etmis!

Ornegin, 11 Eylul saldirilari sonrasi 'Uluslararasi Terorle Mucadele Etmek' ana hedefi haline gelmis..




Bu kadar laftan sonra geldik fuzelerin dugmesi sorunsalina..

Kapisinda mum oldugumuz ve bir turlu kabule layik bulunmadigimiz Avrupa Birligi'nden, NATO genel sekreteri Rasmussen diyormus ki:
30’dan fazla ülke balistik füze sistemlerine sahip ve bunların bazıları Avrupa ve Atlantik bölgesini vurabilecek durumda bulunuyor.
Bu otuz ulke ile kimleri kastettiklerini bilmiyorum ama mutlaka icerisinde Iran, Cin, Rusya da var.

Atmis yildir NATO uyesi olan ve 60-70'li yillarda binlerce gencini komunizmle mucadele adina feda eden Turkiye de dogal olarak AB'nin yaninda yer almak durumunda. Yani, AB'nin g.t korkusunun giderilmesi icin olusturulacak fuze kalkanini bizim topraklarimiza kurmak istiyorlar..

Basbakan da ozet olarak bknz> Milliyet haberi; 'Eyvallah kurariz ama komuta bizde olmali, fuzenin dugmesine siz degil, biz basacagiz' diyor..

Peki NATO'dan cevap ne oluyor dersiniz?

"Düğmeye NATO basar"..

Benim kit aklimla anlayabildigim; bizim Rusya ve Iran'la baslattigimiz ve yurutmeye koydugumuz, komsularla sifir sorun planini aksatacak olmasi  endisemiz yani sira, bir de bu fuzelerin bir gun musluman ulkeler uzerine bizim topraklarimizdan ateslenmesi ihtimali var sanirim..

Sade vatandas olarak icimin almadigi, midemi bulandiran kismi ise; bizi adam yerine koymayan bu AB'yi  korumak konusunda niye insiyatif aliyoruz? 

Allah'in bir salagi biz miyiz?

Yuksek Okce etimoloji sozluk: Angus>agus>oguz>okuz>öküz

tarihe not:

Avam olarak, 2010 yilinda  Uruguay'li anguslarla tanistik.

(Havaslarimizin ayricaligini ellerinden aldik, piyasayi ucuzlattik.)

****

Yerli uretici, hadim edilmis hayvandan kurban olmaz derken;

(Muhtemelen Allah da bize guldu ve "orasi benim bilecegim is" dedi..)

***

Kurban bayrami oncesi klasigi olarak angusun biri trafige karisti.. 

(Buna ragmen, 'Angusun metrobuse baktigi gibi' lafi henuz sozluklere girmedi..)


ve,

angus= öküz

ise sozluklerdeki karsiliklari da soyle:

Uludag sozluk, 21. yorumcu:
itiraf com kadınlarının kocaları.

hepsi kocalarını öküz diye tanımlar...
Selahattin Duman sozluk:

yani boğa adayının huyu suyu dört beş yaşına kadar çekilir.. ondan sonra cinsel açıdan zaptedilmez hale gelir.. çaresi kasap bıçağıdır. haaa! bir çaresi daha var.. hayvanın husyeleri burulur.. yani cinsel hayatı bitirilir.. “dişilere ilgi duymayan” bütün erkekler gibi onlara da “öküz” derler..

eksi sozluk: 

antik çağlarda güç ve kudretin sembolü bir hayvan.
halikarnas balıkçısı insanların eski çağlarda bu hayvana çok önem verdiklerini ve kendilerine isim olarak bu hayvanın adını aldıklarını söyler. örneğin oğuz kağan'ın adı öküzden gelmekteymiş. ağustos ayına adını veren augustus adlı imparatorun adı da öküzden gelmekteymiş. ayrıca oxford da öküzün geçtiği yer demekmiş.

ihsan oktay anar da puslu kıtalar atlası'nda öküz geçidi olarak bahseder oxford'dan.

burada sözcüklerin farklı dillerdeki benzerlikleri de dikkat çekicidir.
Nisanyan sozluk:
Toh okso/okäs sığır, özellikle iğdiş edilmiş sığır << HAvr *ukwsō- a.a.

● Aynı kökten Sans uksán/auksá, EYun oksos, Alm ochse, İng ox (öküz). Moğ üker (a.a.) benzer bir kaynaktan veya Türkçeden alıntıdır.
TDK sozluk:


ekuz
Öküz  ( Zonguldak,Bartın,Karabük )
Zonguldak Bartın Karabük

hökuz
Öküz ( Keban,Baskil,Ağın )
Keban Baskil Ağın Elazığ

höküz
Öküz ( Elazığ Yöresi )
Elâzığ ve yöresi

okuz
Erzurum

okuz
Kırşehir

öküz
< ET öküz: öküz. || okuz || oküz || ögüz || ököz ( Erzurum )
Erzurum

ôkûz
Çüngüş, Çermik Diyarbakır

öküz
< ET öküz: öküz. || okuz || oküz || ögüz || ököz ( Erzurum )
Erzurum

okuz
Öküz [ Artvin ]
Artvin Yusufeli Uşhum köyü

öküz
< ET öküz: öküz. || okuz || oküz || ögüz || ököz ( Erzurum )
Erzurum

"Bu da bizim Da'mız"

"Bu da bizim Da'mız.." lafi, Haluk Bilginer'in canlandirdigi Haci Gumus karakterinin, kizi Jasmin'in nisanlisi, yani damadi Thomas'i takdim ederken, Bitlis sivesiyle kullandigi bir replikten aklimda kalan kismi..

Evet, dun merak basima vurdu ve  suru psikolojisine kapilip, "New York'ta Bes Minare" filmi icin sinemaya gittim.

Benden onceki seanstan cikan, ergen ve biraz uzeri yaslardaki kizlarin bazilarini gozu yasli gorunce, finalinde yurek yakacak sahneler ya da diyaloglar olacagini da tahmin ederek (merakim da cidden tavan yapmis bir halde) koltuguma oturdum..

Iki saatin sonunda film bittiginde, ne gozumde yas vardi, ne de "Vuvvv! Ne filmdi ya!" filan tarzi bir etkilenmislik.

Yasadigim hayal kirikliginin daha abartilisini da, arkamda yuruyen genc bir kadindan, "bes para etmez, kesinlikle bes para etmez bi film!" seklinde duyunca, bu konuda yalniz olmadigimi anladim.

Halbuki, Beyaz Melek'ten cikarken herkes nasil da durgundu ve derin dusuncelere dalmis bir haldeydiler.

Bikere, film super sahnelerle basliyor ve bir gazetecinin arabasi havaya ucuruluyor. Hizbullah oldugunu tahmin ettigimiz bir orgutun hucre evi basiliyor ve o sahnelerde de urpertici bir gerceklik hissediyorsunuz.

Ama sonra..

Hersey corbaya donuyor!

Soyle ki;  zihinlerimize, terorist baglantilari olmakla haksiz yere suclanan, bariscil, cici musluman  Haci Gumus uzerinden Fethullah Gulen sempatisi pompalamaya  gayret ederken, dupeduz gercek disi, hatta komik bir tip ortaya cikiyor.


Tamam, daha once, Mahmut Fazil Coskun da muezzini rahibeye asik etmisti belki, ama, orada en azindan bir gerceklik hissediyordunuz ve bu kadar abartili, igreti durmuyordu filmde..

Kirmizigul ise, tutmus, dinlerarasi diyalog ve hosgoru mesaji vermek kaygisiyla, hepten abartili, artiz kilikli, Firdevs hanim dublajli,  onca yila ragmen tek kelime Turkce bilmeyen ve boynunda hac tasiyan bir afetle evlendirmis Bitlis'li Haci Gumus'u..

Bu Haci Gumus topal ariya bal verecek cinsten, o kadar merhametli ve melek bir adam ki; emrinde calisan ve  bir elinin hareketine bakacak kadar itaatkar silahli  adamlarinin, onu  FBI'in elinden olaganustu ek$in sahneleriyle kurtarip,  saklayabilmeleri de "dogal" haliyle!! (Karizman yerlerde FBI)

Neyse, bir de kafa kesen, insanlari din adina kan akitmaya, cihada cagiran, cirkin suratli, uzun sakalli bir deccal portresi koymus hocaefendinin karsisina ki, kiyas yapalim, tu kaka edelim ve gonlumuz Haci Gumus'ten yana olsun. 

Uzatmayayim, filmde IEM binasinin icini, incik cincik gorme firsati buluyoruz. Fakat, tum o ihtisama ragmen, bence, polisimizin karizmasini bir guzel ciziyor film. Spoiler olmasin diye daha fazla konusmayayim ama, hani soyle diyeyim, Firat karakteri bir guzel kandiriyor koskoca emniyeti..

[Karakterin adini Firat yerine Hanefi koysaydi, gise rekoru kirabilir ve  hah simdi oldu filan diyebilirlerdi de birileri:)]

Sonuc olarak, Mahsun K. filmlerini izlemeye devam edecegim..

Bundan sonraki senaryosunu bu kadar kalabalik ve daginik tutmak yerine; biraz daha odaklanabilecegimiz, akici bir sekilde ilerletir ve mantikli bir finalle de bitirirse, bence benim diyen yonetmenlere nanik de yapabilir..

Hadi hayirlisi..

Ane Brun

Stop'la baslayin dinlemeye, tanidik bir sarki ne de olsa..

Cok sevdigim, huzur veren bir ses Ane Brun.




Hepimiz Tatil için (mi) çalışıyoruz







Elif Şafak'in Tüccarlığı

Hayranlari kusura bakmasinlar lutfen ama, benim kotu bir huyum var,  bir insandan sogudum mu tam soguyorum ve 'Elif Shafak' da onlardan biri su siralar..

Kendisi icin kayip sayilmam esasen, zira, oteden beri hayrani filan da degildim, belki, 'sadece bir musteri kaybetti' demek daha dogru ifade eder hâlimi.

Edebi elestirilerini de konunun ustadlari yapsinlar,  benim boyumu asar, fakat, en ticari duygularla piyasaya surdugu KAGIT HELVA'sini almadigim gibi,  az once twitter sayfasindan,
Yakında yeni bir kitapta buluşacağız okurlarla. Makalelerimden oluşan bir seçki. Kapağını ilk defa burada göreceksiniz. İsmini de tabi ki...
duyurusunu yaptigi mustakbel secki kitabini da, kendimce protesto edip almayi dusunmuyorum dogrusu!

Sakizdan, Turk kahvesine herseyin uzerinde Ulker markasi gormekle benzer bir duygu uyandiran bu marka pazarlayiciligi son derece irrite edici cunku..

Bu secki serisine, KAGIT HELVA'dan sonra nasil bir isimle devam edecegine  P&R calismalarini yurutenler coktan karar vermislerdir gerci ama, umarim PAMUK HELVA, ELMA SEKERI filan gibi zihnimde guzel hisler canlandiran seyleri bu seriye isim diye koyup, patentlemezler!

Sevan Nişanyan'a Aşık Olmak



Kafama esti, Agos yazilarini arsivledigi bloguna ugradim bugun..ve sirf gulmek icin, evet sadece birazcik gulebilmek icin, Domuz Semra baslikli yazisini bir kez daha okudum..
Sonra, hemen altindaki Oral Otel basligina tiklayip, bir de onu..

Niyedir bilmiyorum, yine kikirdadim durdum. Cikamadim siteden ve yaklasik iki saat boyunca o basliktan, o basliga ziplayarak,  Matematik koyu nasil kuruldu yazisiyla tamamladim turumu..

Blog sayfasini tam kapatiyordum ki, son anda profiline gozum takildi, ve;
Otelci, lokantacı, çiftçi, gezi yazarı, kaçak inşaatçı, taş yontucu, dilbilimci, sözlük yazarı, köşe yazarı, Bilgi Üniversitesi'nde öğretim görevlisi, üç çocuklu, bekâr. (2010 edit: dört çocuklu, evli.)
...

Budur!

Bastim kahkahayi..

Icimden gecen sadece suydu o an:

"Allam ya! Nasil bir seytan tuyu var bu adamda ki, daha kavanoz hadisesinin kokusu bile burnumuzdayken, yeni biriyle evlenmis, bir de bebek yapmis, helal olsun !"

Kadin meragim durttugu icin oylece birakmadim ve hemen googledan haber taramasi  yaptim tabiî..


En son, 'basip gittigi Etiyopya'da, bir manastirda kafa dinlerken' biraktigim hikayesine, Hurriyet gazetesine verdigi roportajla devam ettim..

53 yasindaki Sevan bey, kendisinden 25 yas kucuk Aynur hanimla evlenmis, dorduncu kez baba olmus, roportajin sonunda kadinlara dair de bir iki kelam etmisti.

Taraf’ın anketinde “En çok zevk veren kötü huyum kadınlara düşkünlüğüm” demiştiniz. Hala böyle mi? - Valla yaşlanıyorum.

Yaşlandığını düşünen bir adam 53 yaşında dördüncü kez baba olmaya hazırlanır mı?
- Sadece hatunlarla mutlu oluyorum, bütün hayatım boyunca da böyleydi. Hayatla mücadale ederken kadınlara koşuyorum.

Kadınlar ayrı bir mücadele alanı değil mi sanki?
- Öyle olduklarında başka bir kadına sıvışıyorum. O bana ağır geliyor.

Otoriteyle mücadele etmekten de mi ağır?
- Kesinlikle çok daha ağır. Çünkü ciddiye almadığın bir şeyle mücadele etmek insana zevk verir ama kadınlarla böyle değil. Aslına bakarsanız şu hayatta kendini kadınlara beğendirmekten daha önemli bir şey yok, bunu beceremediğinizde kıvranıyorsunuz.

Yine de meydan muharebesi gibi bir boşanmanın ardından yeniden evlenmek gözünüzü korkutmamış...
- Korkuttu biraz ama bunlar ince konular, boşver. Bu soruyu kimseyi kırmadan yanıtlamamın imkanı yok çünkü.

Dördüncü kez baba oluyorsunuz.
- Çocuk sahibi olmayı çok önemsiyorum. Korkulacak hiçbir şey yok, Allah rızkını verir. Cinsiyeti kız, adı Anahit olacak.

Üç kez evlendiğiniz düşünülünce hayatı zorlaştırır bu. Şimdiki karınız Aynur Hanım da sizden epeyce genç. - Evet, 25 yaş...

Sizin gibi biriyle hayatını birleştirmek istediğine göre gözükara olmalı.
- Kadınları hiç tanımıyorsunuz galiba siz. Genellikle renkli bir kişiliği olan, cesur ve güçlü imajını veren erkeklerden hoşlanıyorlar. Kendi aralarında, “Aman canım, asla” deseler bile yüzyüze geldiğinizde öyle olmuyor.

Üstelik sizin ilişkileri bitirmek etmek konusunda kötü bir ününüz var.
- Allah Allah, nereden çıkarıyorsunuz bunu? İlk eşim Amerikalı ve hala görüşürüz. Geçmişteki sevgililerimin çoğuyla da öyle. Bir kadın bana hangi önyargıyla gelirse gelsin, beş dakika sonra görüyor ki, öyle bir adam değilim. Beni seven ve hoşlanan hayli kadın oldu.


Himm! 

Goruldugu uzre, Sevan bey, hem tevazuya gerek gormuyor hem de bu isin sirrini cozmus. 

Neymis?

"Kadinlar, renkli bir kisiligi olan, cesur ve guclu imajini veren erkeklerden hoslanirlar.."

Dogru soze ne denir :)



'Renkli kisilik' semsiyesinin altina toplanan ozellikler gorecelidir ve herkesin sevdigi renkler de farklidir elbette, ama, Nisanyan'in renklerine kisaca bir goz attigimizda, onun, bu ulke topraklarinda cok ama cok nadir bulabilecegimiz turden bir cicegin goz alici renklerini tasidigini gormezden gelmek de mumkun degil dogrusu..

Devletle ve resmi ideolojimizle bitmek bilmez muzip kavgasi bir yana,  imrenilecek turden bir kulturel birikimi ve yatirimi var kendisine dair.

Bir kere, kafasina koydugu herseyi yapacak kadar azimli ve gozu kara biri.

Yillar once Karl Marx'in, Grundrisse kitabini cevirmeyi kafasina koyup, Burgaz ada'ya kapanip, 3 ayda hem Almanca ogrenip, hem de kitabi cevirdigi seklindeki dilden dile dolasan hikayesini,  kendisi de dogrulamis..

80’li yıllarda bizim çevremizde sizin Almancayı, Karl Marx’ın "Grundrisse" adlı kitabını çevirmek için öğrendiğiniz konuşulurdu. Burgazada’daki evinize kapanıp... Doğru mu bu?
Evet. Ben üniversitede felsefe okudum. Özellikle de 19’uncu yüzyıl Alman felsefesi. Dolayısıyla Almanca bilgim çok komik bir bilgidir. Bir hayli zor, akademik metinleri okurum da "Otur, sohbet et" deseniz, zorlanırım. Fransızcam, İngilizcem iyidir, Latince rahat okurum, modern Yunancam iyidir, klasik Yunancam yüzeyseldir. Arapçam iyiydi, Profesör Rosenthal ile iki sene Kuran okudum. Klasik yazı Arapçası konusunda biraz paslanmış olabilirim. Ermenice bilirim, klasik Ermenice de etüt ettim. İspanyolca bilirim. Doktora tezi konum Latin Amerika politikasıydı, altı ay Peru’da gazete arşivlerinde geçirdim vaktimi. İspanyolca, Latince, Fransızca bilince insana, İtalyanca, Portekizce faso fiso geliyor.


Evet, 12 dil biliyor Sevan bey.

Bu, biz fâniler icin hic de siradan bir hadise degil. Ayrica laf arasinda soyledigi, "..alti ay Peru'da gazete arsivlerinde gecirdim vaktimi" cumlesi de, aradan bas bas bagiriyor dogrusu..

Bu kadar cok dili ogrenince (latince de var bunlar arasinda) aralarindaki akrabaliklari da farkediyor ve bazi komik kelimelerin etimolojisine merak sariyor, derken, bir tutku haline donusen bu ugrasisinda aldigi notlar yigilmaya baslayinca, ben bu ise 5-6 yilimi ayirip ancak derli toplu bir kitap haline getirebilirim diye dusunurken, Sirince Evlerine yaptigi restorasyondan dolayi hapse giriyor.

Iceride gecirdigi o on ayini, Allah'in bir nimeti olarak goruyor ve devletin verdigi cezayi, odule cevirmeyi de basariyor..
Cezaevinde 10 ay boyunca yıllardan beri kavuşamamış olduğum bir konsantrasyon düzeyinde günde net 15 saatlik bir tempoda sözlüğümle ilgilenme imkanını buldum. Eski İran dillerinde zayıftım, Aramicede çok zayıftım. Bunları öğrenme, yani yüzeyini tırmalama imkanını buldum. Koca koca Arapça, Osmanlıca kitaplarla çalıştığımı gördükçe bana "Gavur Hoca" diye bir lakap buldular.


Herhalde siz mahkumlara; koğuşa hediye edilen yeni, büyük ekran bir televizyon gibi gelmişsinizdir. Bu kadar çok anlatacak şeyiniz olduğu için.     Onlara buradan bir selam göndereyim. Koğuştaki dini bütün bir arkadaşımıza Kuran öğrettim. Birlikte oturup Kuran okuyorduk. Ben cezaevine girdikten birkaç ay sonra Susurluk davasının önde gelen mahkumlarından üçü bizim Selçuk Cezaevi’ne geldiler. Önce biraz birbirimizi kestik ama sonra can ciğer dost olduk.
Buraya kadar nasil?

(Derli toplu haline Wikipedia'dan da bakabilirsiniz.. )

Gayet renkli ve olaganustu bir hâl goruyoruz degil mi..


Mujde hanim, Ayse Arman'a verdigi roportajda soyle demis mesela..

İyi de nesine vuruldunuz, çarpıldınız, tutuldunuz?

- Olağanüstü bir hatiptir mesela. 198’inci kez aynı şeyi anlatsa da her seferinde aynı keyifle, aynı zevkle sanki ilk kez duyuyormuşum gibi dinlerim. Felsefe bilir, matematik bilir, siyaset bilir, satranç bilir, 6 dil bilir, müzik bilir, resim bilir. Müthiş bir adamdır, derin bir adamdır. Beni etkileyen canlılığı. Olayları şablonlar dışında görebilmesi, değerlendirmesi. Yeni tanıştığımızda Latince bildiğini öğrendim, dalga geçiyor zannettim, gittim Latince Deyimler Sözlüğü aldım, bazı deyimlerin anlamını sordum, hakikaten biliyordu, bunlar da etkiledi beni. Çok çok büyük bir enerjisi vardır Sevan’ın. Bu enerjiyi pozitif kullandığında, Şirince’de olduğu gibi muhteşem bir dünya yaratabilir. Ama negatif kullandığında, yandınız, dehşetengiz bir tahribat gücü vardır. Ortalığı yakar yıkar. Bu gücü karşısında hep irkildim.
Boyle siradisi bir adam, rasati saglam her kadinin ilgisini ve sempatisini cekebilir. Nitekim, yazilarinda bahsettigi Gabriele'in,  Mujde hanimin ya da Aynur hanimin kendisine a$ik olmasi ve ondan cocuk yapmak istemesi de son derece dogal bir sonuc..

Gelgelelim, boylesine hiperaktif, ele avuca sigmaz, egilmez bukulmez tabiri caizse, pervasiz bir ruha a$ik olduktan sonra, isi evlilige goturmek akillica bir karar midir, iste bu konuda ciddi suphelerim var..

Sevan Nisanyan'la evli olmak demek, her an hapse girebilecek bir kocanin yolunu gozlemeyi de goze almak demek..

Sizden her an bunalmasini ve bastirip baska bir hatuna sivismasini da..

Ya da,  kontrolsuz ofkesine maruz kalip, kafaniza kavanozla diskisini bosaltmasina da..

Simdilerde, bir daga anit mezar oydurdugu icin basi beladaymis yine, ben bu haberlerini tebessumle okuyorum ama, yeni dogum yapmis karisi olsaydim hangi hislerle ba$etmek durumunda olurdum Allah bilir..

Psikiyatr degilim, a$k gurusu ve iliski uzmani da..

Nacizâne, bir kadin olarak diyebilirim ki, boyle siradisi dehalara a$ik olmak,  sanirim  basimiza gelebilecek en buyuk kazalardan biridir ve eger mazosist filan degilsek, tadinda birakip uzaktan izleyip alkislamak da, yapilacak en makul istir diye dusunuyorum:)




ps:

Yazar olmak isteyenlere de soyle tavsiyeleri varmis:

"bir: çok bol okuman lazım. özellikle zor kitapları, manyak kitapları, uç kitapları, insan zihninin ve ruhunun sınırlarını zorlayan kitapları oku. bildiğin şeyleri ya da bildiğini zannettiğin şeyleri pekiştiren kitapları değil, tahmin bile etmediğin ufukları açan kitapları oku.

iki: söylemek için yanıp tutuştuğun bir söz varsa yaz, yoksa yazma. söylediğin her sözün yeni (daha önce söylenmemiş) bir söz olmasına dikkat et. ister dünyanın sınırlarından söz et, ister dün yediğin patatesten, farketmez. daha önce hiç kimsenin söylememiş olduğu taze bir şey söyleyebiliyor musun, ona bak."



http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/9524117.asp?yazarid=12

http://www.hurriyet.com.tr/pazar/14877943.asp

http://www.yeniasir.com.tr/HayatinIcinden/2010/04/03/cakma_kaya_mezari
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...