Biliyorum ki, dar çevremde yapabildiğim bu gözlemler; laboratuara verdiğimiz kan numuneleri gibi değiller ve vücuttaki tüm hastalıklarımızı göstermiyorlar. Fakat, en azından kadın popülasyonunun genel seyr-ü seferine dair, doğruya yakın, minik bulgular elde edebildiğimi sanıyorum..
Yıllardır, ayağımıza dolanan ve böyyük adamlarımızca da, 'türban sorunu' olarak literatürdekini yerini alan başörtüsü meselesine, farklı bir yerden yaklaşıp, ev hanımı olmayı tercih etmeyip, özel sektörde öyle ya da böyle iş kurabilmiş, para kazanan, bir şekilde varolmaya devam eden kadınlara yer verdim bu blogda.
Kimisi okul hayatına yasaktan dolayı son vermiş, kimisi direnip yurtdışında okumuş, kimisi de girişte başını açıp, çıkışta kapatarak, şimdiki konumlarına ulaşmışlardı..
Her birinin ayrı bir hikayesi olan ve herşeye rağmen başlarını açmayıp, direnen kadınların dışında, farklı da bir güruh var ki; görmezden gelemezdim:
Yıllarca başörtülü olup, kendiliğinden başlarını açan, okumuş ve kariyer sahibi kadınlar...
Bunlardan, bizzat tanıdığım Ş.K, fizik tedavi uzmanı bir tıp doktoru. Lise ve üniversite yıllarında başörtülü okumuş. İhtisasını kazandığı yıllarda ise yasak başlamış ve açmak durumunda kalmış. Kendisi gibi doktor olan biriyle evlendikten sonra, başörtüsü kullandığı süre, günde 1 saate kadar düşmüş. Anlattığı kadarıyla, evde ve tüm gün zaman geçirdiği hastanede zaten başı açık olduğundan, sadece eşiyle eve gidip gelirken otomobillerinde örtülü olması saçma gelmeye başlamış. Bir süre sonra eşiyle de konuşarak, ortak bir karar almışlar ve tamamen açmaya karar vermişler. Şu an bu hikayesini bilen fazla kişi de yok..
Yine bir tıp doktoru olan H.A. ise, şu an jinekolog. O da ihtisasını kazandığı zaman başını tamamen açmayı tercih etmiş ve daha sonra bir deniz yüzbaşısı ile evlendi/ril/ğinden hala daha başı açık yaşıyor. Gülen cemaati ile bağlantılı. Kardeşinin anlattığına göre, hepsinden daha fazla namaz kılıyor, hatta bir tür vicdan azabı yaşadığından, geceleri bile ibadet ediyormuş.
Okulda birlikte okuduğum sınıf arkadaşım S.Y. ise, bize ortaokulda gittiği imam hatip okulunda çekilmiş başörtülü vesikalık fotoğrafını gösterdiğinde hepimiz çok şaşırmıştık, çünkü, sınıfın röfleli saçlı, en bakımlı ve süslü kızının bir zamanlar örtülü olduğuna inanamamıştık. Anlattığına göre, lisede imam hatipe gitmemiş, fakat, yine başörtülü gezmişti. Daha sonra ailesiyle konuşup, açmaya karar vermiş ve üniversiteye de öyle gelmişti. Namaz kılmıyordu ve dindar biriyle evlenmeyi asla düşünmediğini söylüyordu.
S.Y'nin ev arkadaşı olan ve birkaç kez muhabbet etme imkanı bulduğum, Güzel Sanatlar fakültesi resim bölümünde okuyan A.? ise; memleketi Bolu'ya giderken başını örtüp, okulun bulunduğu şehre geldiğinde açıyordu. Ben cesaret edip nedenini sorduğumda, babasının olmadığını ve ağabeyinin bu konuda çok katı olduğunu, okul bitene kadar böyle idare etmesi gerektiğini söylemişti. Namaz kılmıyordu, dindar değildi.
Benim şahit olduğum bu vakalar dışında, benzer tercihte bulunan kadınlardan, medyadan takip edebildiklerimin verdikleri röportajlara ve beyanlara baktığımda da, farklı farklı hikayeler ama sonuç olarak aynı söylemlere rastladım.
Bunlardan biri; diş hekimi Reyhan Boz.
12 yaşında örtünüp, 38 yaşında başını açmaya karar veren Reyhan hanımın bu konudaki beyanı şu şekilde olmuş:
***
İzmit’te 15 yıldır özel muayenehanesi bulunan diş hekimi Reyhan Karaaslan Boz, siyasi istismar konusu yapılmasına tepki göstererek 26 yıl sonra başörtüsünü çıkardı. İmam - hatip kökenli olan 38 yaşında evli ve 2 çocuk annesi Reyhan Karaaslan Boz, “Saç örtmenin örtünme olmadığına karar verdim. Ben yine müslümanım. Başörtüsünü çıkarıp başını açan dinden çıkmıyor” dedi.
Türkiye'nin ilk başörtülü spikeri olarak bilinen ve 1995 yılında çıktığı Kanal 7 ekranlarından tanınan Serpil Öcalan ise; kişisel tercihi sonucu başını açmış ve mesleğine artık başı açık olarak devam etmekte..
Şuradaki yazıdan anladığımız kadarıyla, Serpil hanım eşinden ayrıldıktan sonra iş bulamamış ve bu yüzden başını açmak durumunda kalmış.
***
Başörtülü olarak ekranlardan tanınıp, açarak devam eden bir diğer spiker de, Kübra Doğru.
Kübra hanımın başını açma gerekçesi ise; başörtüsünün kariyerine engel olmasıymış. Balçiçek Pamir'in, Söz Sende programına katıldıktan sonra da, kendisine tehditler yağmış!
***
Emel Abidin Algan, Almanya Milli Görüş teşkilatı kurucusu Yusuf Zeynel Abidin'in kızı ve 30 küsür yıl başörtülü yaşadıktan sonra açma kararı almış, -bence- bu konudaki en ilginç hikayeye sahip olan kadın.
Açma gerekçesini açıklarken kullandığı argümanlar, pekçok kült dini görüşü diskalifiye edecek kadar ilginç, sıradışı. Emel hanımın dediğine göre, başörtüsü ayeti olarak gösterilen ayetin iniş sebebi 'sakar bir çapkından' başkası değil!
Şöyle diyor Algan:
Tartışmaların içinde iki tane büyük eksiklik buldum. Kasten, insanların bir çözüme ulaşmaması için, bence çok önemli iki konu ortadan kaybolmuş gibi davranılıyor. Ben bunu keşfettim, öğrendim. Kıyaslama yapabildim. Örtünmeyle ilgili iki sure; biri Nur, diğeri de Ahzap suresi. “Esbab-ı nüzul” çok önemli bir mesele. Kuran 23 senede tamamlanmış, 6660 ayetten oluşuyor. Bunların içinde sadece 2 ayet kıyafetle, kapanmayla, vücutla ilgili. Bilinmesi gereken çok önemli diğer bir konu da şu: İki kapanma ayeti de Medine zamanında nüzul olmuş. Medine zamanı, İslamiyet’in ilerlemiş dönemi. Onu da bir düşünmek lazım. Zamanında neydi, şimdi ne oldu? Şimdi çok dengesiz bir hale gelmiş.
Bu ayetlerde örtünme nasıl tarif ediliyor peki?
Bir ayette, “Müslüman kadınlar, dışarı çıktıkları zaman cilbablarını geniş şekilde üstlerine örterek çıksınlar; ta ki tanınıp rahatsız edilmesinler” diyor. Cilbab kelimesiyle ilgili çok açıklamalar oldu, aslında önemli değil. “Üstlerine birşey örtüp öyle çıksınlar, ta ki tanınıp görünmesinler” diye, o kadar. Bu ayet bu kadar. Tabii tesfirleri de var, ama oraya hiç girmeyelim. Ben size “Esbab-ı nüzul”ü açıklayayım. Peygamber efendimizin hanımlarından bir tanesi, Sauda, bir akşamüstü evden çıkıp tuvaletini yapacak. Dışarı çıkıyor, Hz. Ömer onu görüyor ve diyor ki “Ya Sauda ben seni tanıdım, git örtün”. Hadise bu kadar. “Esbab-ı nüzul”, yani o ayeti gerektiren hadise bu.
İkinci ayete gelelim. Uzun ayetin içinde bir cümle, “Mümin kadınların eşarp uçlarını göğüslerine çekmelerini” tavsiye ediyor. Bir olay oluyor. Sokakta bir erkek, bir kadının güzel süslenmiş gerdanına bakayım derken, bir yere çarpıyor; artık duvar mı, direk mi her neyse, burnu kırılıyor. Kanlı burunla Peygamber efendimize gelip diyor ki; “Efendimiz, bakın ne hallere girdim!..” Ondan sonra “Kadınlar sokakta gerdanlarını kapatıp, eşarplarının uçlarını bağlasınlar” diye ayet iniyor.***
Kazara örtündük yani...
Çok hoş... Aslında bu işin içinde mizah var . O kadar çatışmamıza gerek var mı? Gülelim, kendi halimize de gülelim yani. Neydik, ne olmuşuz... O zaman kadınlar güzelliğe, süse kıymet veriyorlardı. Bakın, bu sözünü ettiğim Medine döneminden...
1500 yıl öncesinden...
O zaman erkeklerin başka işi de yoktu herhalde, içki de içiyorlardı zaten. Başka işleri de olmadığı için o süslere dalıyorlardı, süslü kadınlara dalıyorlardı herhalde. Eşarp konusu var ya, başlarındaki eşarp konusu. O zaman herkesin, kadının da erkeğin de başında eşarp vardı. Yahudisi, Hıristiyanı, Müslümanı, hepsinin... Eşarpların uçları arkaya atılırdı. Bir gruba veya bir din topluluğuna bağlılığın simgesi değil, çöl hayatının şartlarına uyum için kullanılan bir kıyafetti yani. Kuran’da da nasıl geçiyor, “Gerdanlarınızı eşarplarınızın uçlarıyla kapatın” sözü geçiyor. İlk ayette eşarp konusu yoktu.
Ve herkesin yakınen tanıdığı, oldukça ünlü bir hanım: Reyhan Gürtuna
Reyhan hanım da, tıpkı Emel Algan gibi, başını açmadan önce bir süre şapka takmayı tercih etti. Sonra bir baktık ki, artık şapka da takmıyor ve saçını açmış!
O da, okuyup araştırıp, İslamiyette başörtüsü zorunluluğu olmadığına karar verip, açmaya karar verenlerden ve bakın neler diyor:
Bizim de ülkemizde örtünün kabul edilme biçimini çok iyi sorgulamamız lazım. O kadar çok şey var ki üzerine tartışacak, kafa yoracak. Bir de kaç yüzyıldır din kitaplarını erkekler yazdığı için de bu böyle...Son 5-10 yıldır. Çok okumaya başladım. Zaten sade bir yaşam sürerim, pek sosyal değilim, kendimi tamamen kitaplara verdim. Bu tabii içsel yolculuğumun çok zenginleşmesine sebep oldu. Önce iki yıl şapka taktım. Türkiye’de de, yurt dışında da kamusal alana uyum sağlayacak bir görünüm içinde olmak istedim.****
Yine medyadan tanıdığımız, Necla Nazır, 26 yıl sonra başını açtı. Özel kanallardan teklif alamadığını ve ekmek parası için çalışmak zorunda olduğunu beyan etti..
***
Mehmet Ali Ağca'nın nişanlısı olarak ünlenen, şimdilerde İtalya'da yaşayan Rabia Kazan Licursi de, henüz başı örtülü yaşıyor, ama, verdiği röportajdan anladığım kadarıyla, bir tür iç kavga yaşamakta -bence- açacağının sinyallerini de vermiş durumda. Kazan;
Bazen eşofmanla başıma şapka takıp, bakkala gittiğim oluyor. Bazen açmayı düşünüyorum başımı ama bunu anlatmadan yapamam. Benim gibi çok kız var tanıdığım, onlara anlatabilmeliyim. Çok araştırma yapıyorum. Dünyanın her yerinde İslamiyeti araştıran insanlarla ilişki içindeyim. Ama başımı açabileceğimi Kuran'ı Kerim'i okuyunca anladım, bu bir gerçek. İslamın şartı değil, imanın şartı değil. Küçücük önemi olmayan bir cümle. Çeyrek bir uslupla anlatılmış. Çöl kültüründen çıkmış. Bizim öz kültürümüz değil. Arap kültürü bu. Şu an bunları ouyunca kızan insanlara soruyorum "Siz hiç Kuran'ı Kerim'i okudunuz mu?"diyor..
***
Evet, her birinin farklı farklı hikayesi ve gerekçesi olan bu kadınların ortak özelliği, okumuş ve kendilerine yetebilen kadınlar olmaları.
Yani, gündelikçi ya da asgari ücretle çalışan konfeksiyon işçisi varoş kadını değiller.
Onların böyle radikal bir karar alıp hayata geçirebilme şanslarının olduğuna çok da ihtimal vermiyorum doğrusu.
Zira, bizim toplumumuzda, saçörtüsü; eşarp, yaşmak, tülbent, çevre, ferace gibi pek çok değişik isimle yeralan, kadına ait mecburi bir giysidir aynı zamanda. Onu başından atmak demek, dinle ilgili bir hesaplaşmadan maada, sosyoekonomik anlamda kast sistemine bir meydan okuma anlamına gelecektir.
Sonuç olarak, ülkemizi 90'lı yılların başında kasıp kavuran 'Yalnız Değilsiniz' türü islami filmlerin de etkisiyle, öbek öbek örtünen okumuş kadınlarımızın bazıları, şimdilerde değişik nedenlerle de olsa, bu hallerinden memnun değiller ve tam tersi yönde karar alıp başlarını açıyorlar.
Kimbilir, 'Yalnız Değilsiniz-2010' versiyonu da başını açma kararı alıp, bu yüzden çevresinden tepki gören kadınlar için çekilebilir..
Dinlemelik:
Mehtap Demir- Rain (rast makamı)
Mehtap Demir- Underwater (saba makamı)
Mehtap Demir- uzun hava
Mehtap Demir-Gün Ola










