Dişi Robotumuzu Gördünüz mü

Ortaöğrenimde turizm dersi alan oldu mu?

Ben aldım:)

Sınav sorularımız da çok komikti. Yerli turist nedir, yabancı turist nedir, turistlere nasıl davranmalıyız, neden? Turizmin faydaları nelerdir? Bacasız sanayi ne anlama gelir? Döviz nedir? bla bla..

Tüm bu dersler öyle işe yaradı ki; Avrupa'nın en fakir ve en yaşlı turistleri buraya gelir oldular. Ruslar akın akın, aktılar. Boğazlardan geçirmedik ama, sıcak denizlerimizi kendi ellerimizle ikram ettik.

Ülkemizi dışarıda tanıtmak gibi  bir kompleksimiz bir türlü son bulmadı. Türkiye'yi haritada gösteremeyen angut Amerikalının haline üzüldük, hep kendimizi suçladık.

Dışarıya giden her Türk vatandaşının omuzlarına, ülkemizi iyi temsil etmek misyonu da yükledik. Yerlere tükürmemesini, izmarit atmamasını, mümkünse Mehmet ÖZ gibi olmasını diledik.. 

Allahtan, son yıllarda bu işi bi yandan Gülen cemaati, diğer yandan Ermeni diasporası üstlendi de, biz biraz ferahladık..[Reklamın iyisi kötüsü olmaz!..]

***

İşte bu yüzden olsa gerek, son yıllarda kimsenin çok  da  iplemediği şu Eurovision şarkı yarışmasına da, ülkemizi tanıtım misyonu yükleyip, adeta milli mesele haline getirip, her yıl TRT başına kilitleniriz.

[Diğer yandan kemençe (lyra) ile katılan Yunanistan'a da okkalı küfürler sallarız. Bilmeyiz ki Pontian Lyra diye bir şey de vardır ve o küfrettiğimiz insanların bazıları, bir zamanlar  Trapezounta denilen yerlerde yaşamış ve kemençe eşliğinde  hala gözyaşı döken insanlardır]

Solistlerin giydiği kıyafetleri günlerce tartışırız, yerel ezgilerimiz, göbek dansı, Türkçe sözler meselesi derken, nihayetinde komşu komşuya oy verir, biz de gurbetçi sms'leri sayesinde ilk dörde girer geliriz.

Neyse, bu yıl ki temsilcimiz Manga, evet, hoş bir şarkı yapmış..

Şovlarını da dün gece yapılan yarıfinal elemesinden sonra youtube'dan izlemek fırsatı buldum. 1983'te opera ile yatıp, opera ile kalkan, paçalarından batı kültürü akan güzel ülkemiz, artık dişi robotlar kullanır olmuş. Dikkatli izlerseniz, şarkının sonuna doğru soyunan (stiriptiz mi desem ne desem bilemedim)  robotun içinden Türk kızını temsilen sarışın bi fıstık çıkıyor, bu atraksiyon, imajımız için gayet iyi bişey mesela!

Diyeceğim o ki; aferin çocuklar!

Sayenizde, cahil (!!) Avrupa'lılara, kadınımız hakkındaki önyargılarının ne kadar yanlış olduğunu da göstermiş olacağız..

Ondan sonra, gelsin  sarı sarı  örolar, sterlinler hatta Norveç kronları...



Yıl 1983 / Opera- Çetin Alp





Yıl 2010/ Manga- We could be the same

dedikodu

ve, ya ile, küstü dün !

ama, barıştılar bugün..

hâlbu da, ki'yi çok özlemiş,

fakat, utanmış, söylememis.

oysa, yeter, öyle de, ki'ye âşık,

hatta, durum  biraz karışık!

ile, nikâh memuru oldu,

yâhut, ve ile evlendi,

meğer ve ise'nin arası bozuldu,

hangi; si, miz, niz, leri doğurdu.

amma ve lâkin, huzurevinde;

hakezâ, mamafih, rahmetli oldu.

hülâsa, dedikodu buydu..





dinlemelik:

erkin koray-deli kadın

erkin koray- cemalım

erkin koray-seni her gördüğümde

erkin koray-anma arkadaş

Yaşamın Ucuna Yolculuk- syf: 57-58, Tezer Özlü

[..]Sordukları zaman, bana ne yaptığımı, evli olup olmadığımı, kocamın ne yaptığını, ana- babamın ne olduklarını sordukları zaman, ne gibi koşullarda yaşadığımı, yanıtlarımı nasıl memnunlukla onayladıklarını yüzlerinde okuyorum. Ve hepsine haykırmak istiyorum. Onayladığınız yanıtlar yalnız bir yüzey, benim gerçeğimle bağdaşmayan bir yüzey.
Ne düzenli bir , ne iyi bir konut, ne sizin “medeni durum” dediğiniz durumsuzluk, ne de başarılı birey olmak ya da sayılmak benim gerçeğim değil. Bu kolay olgulara, siz bu düzeni böylesine saptadığınız için ben de eriştim. Hem de hiçbir çaba harcamadan. Belki de hiç istediğim gibi çalışmadan. İstediğiniz düzene erişmek o denli kolay ki... Ama insanın gerçek yeteneğini, tüm yaşamını, kanını, aklını, varoluşunu verdiği iç dünyasının olgularının sizler için hiçbir değeri yok ki.. Bırakıyorsun insan onları kendisiyle birlikte gömsün. Ama hayır, hiç değilse susarak hepsini yüzünüze haykırmak istiyorum.


Sizin düzeninizle, akıl anlayışınızla, namus anlayışınızla, başarı anlayışınızla hiç bağdaşan yönüm yok. Aranızda dolaşmak için giyiniyorum. Hem de iyi giyiniyorum. İyi giyinene iyi yer verdiğiniz için. Aranızda dolaşmak için çalışıyorum. İstediğimi çalışmama izin vermediğiniz için. İçgüdülerimi hiçbir işte uygulamama izin vermediğiniz için. Hiçbir çaba harcamadan bunları yapabiliyorum, bir şey yapıldı sanıyorsunuz.

Yaşamım boyunca içimi kemirttiniz. Evlerinizle. Okullarınızla. İş yerlerinizle. Özel ya da resmi kurumlarınızla içimi kemirttiniz. Ölmek istedim, diriltiniz. Yazı yazmak istedim, aç kalırsın, dediniz. Aç kalmayı denedim, serum verdiniz. Delirdim, kafama elektrik verdiniz. Hiç aile olmayacak insanla bir araya geldim, gene aile olduk. Ben bütün bunların dışındayım. Şimdi tek konuğu olduğum bu otelden ayrılırken, hangi otobüs ya da tren istasyonuna, hangi havaalanına ya da hangi limana doğru gideceğimi bilmediğim bu sabahta, iyi, başarılı, düzenli bir insandan başka her şey olduğumu duyuyorum.[..]

Yaşamın Ucuna Yolculuk, syf 57-58

Tezer Özlü
“Yaşamım, ölümüm her yaşam, her aşk ve her ölüm olmalı” diyen Tezer Özlü 18 Şubat 1986’da İsviçre’nin Zürih kentinde kanserden öldü. Sezer Duru ve Demir Özlü’nün kardeşi olan Tezer Özlü, 1943’te Simav’da doğdu, ortaöğrenimini Avusturya Kız Lisesi’nde yaptı. 1960’tan sonra dergilerde yayımladığı öykülerinin bir bölümü yeni öyküleriyle birlikte Eski Bahçe (1978) adıyla kitaplaştırdı.


Leyla Erbil’in söylediği gibi, “İlk öykülerinde başlayan yalnızlık, ihtiyarlık, intihar ve ölüm izlekleri ya da korku, onu yaşamının sonuna kadar kovaladı.” 1980’de yayımlanan Çocukluğun Soğuk Geceleri adlı romanında kendi yaşam deneyiminden yola çıkarak “Akıl ve çılgınlık arasındaki ufak, yıldırım hızına sahip atlayışı”, büyük bir incelik ve keskin bir alaycılıkla sözcüklere döktü. 1984’te çıkan Yaşamın Ucuna Yolculuk’ta çok sevdiği üç yazarın, İtalo Svevo, Kafka ve Pavese’nin doğdukları, yaşadıkları, öldükleri yerlerde ve yazılarında izlerini sürerek yaşamın anlamını sorguladı. Önce Auf den Spuren eines Selbsmordes ( Bir İntiharın İzinde) adıyla Almanca yazdığı bu kitap 1983’te Marburg Edebiyat Ödülü’nü kazandı; Türkçe çevirisini kendisi yaptı. Güven Turan’a göre, “Tıpkı Pavese’nin romanlarındaki gibi Yaşamın Ucuna Yolculuk’ta da hüzün, duygusallık, gizli bir eleştiri, geçmişin korkusuyla geleceğin ürküntüsü, umutla umutsuzluksarmalı dev bir yumak oluşturur.” Bu özgür yazarın dostu Leyla Erbil’e yazdığı mektuplar, Tezel Özlü’den Leyla Erbil’e Mektuplar adıyla kitaplaştı (1995). Kendi yapıtlarından yola çıkarak 1983’te kaleme aldığı senaryosu Zaman Dışı Yaşam ise 1998’de Sezer Duru’nun çevirisiyle yayımlandı. 





Atatüyk öldü biliyoy musun'a cevap gelmiş:)

10 Kasım 2009'da yoruma kapalı olarak, 'Atatüyk Öldü Biliyoy musun' başlığıyla, bir video asmıştım buraya..

Küçük Elif'e cevap olarak, minik Ayşe  konuşmuş (belli ki ailesi tarafından iyice öğretilmiş, ezberletilmiş)   izleyelim:)




ps:
Videodan haberdar eden Bülent bey'e teşekkürler..

Referandum öncesi, Anayasa Paketi'ni Okuyalım

Anayasa değişiklik paketi, karşılaştırmalı tablo için tıklayınız

***

Referandum öncesi hissiyatım;

*'Baykal'ın seks kasedi varan-1' diye dün gece internete sürülen görüntüleri, AKP'nin verdiğini sanmıyorum. AKP bunca yıl ezici çoğunlukla iktidarda kalabildiyse; bunu biraz da beceriksiz CHP'nin vizyonsuz Genel Başkan'ına  borçluyken; onu koltuğundan edebilecek böyle bir belaltı hamle,  pek de işlerine gelmez! 

*Diğer yandan, 'bu görüntüler Uzanların arşivinden mi acaba?' kuşkuları dolanıyor.. --Küçük bir ihtimal de olsa, Uzanların şirketlerine el koyanların, gizli kasalarda ya da evlerinde saklanan her türlü kirli dosyaya da ulaşmış olabilecekleri ihtimal dahilinde..

*Böylesine bir zamanlama, CHP ve Baykal'ı mazlum duruma mı düşürür, yoksa oy artışına mı neden olur onu da zaman gösterecek.

*28 Şubat döneminde,  Fadime Şahin'in şeyhiyle yatakta basılma görüntülerini boy boy verenlere rövanş niteliğinde gibi  görünen bu belaltı saldırı ve  Vakit gazetesinin de bu işe aracı olması, belli ki o kesim için ayrı bir mânâ ifade ediyor.

*Eğer görüntüler gerçekse ve oradaki mâlum kadın, sözkonusu evli milletvekili ise; 'Cumhuriyet Kadını' diye bize pazarlanan, çağdaş ve modern kadın imajının büyük bir yara aldığını söyleyebiliriz. Siyaset dediğimiz çarkın da,  ne kadar kirli ve ne kadar kepaze ilişkilerle döndüğünü bir kez daha teyid etmiş oluruz..


*'Olcay hanımın çiğnenen onuru' diye bir başlık atıp, yetmiş küsür yaşındaki adama saydırmak da mümkünken; en az yaşanan çirkinlik kadar, o mekana gizli kamera koyup, şantaj maksatlı çekim yapanlara da ne kadar saydırsam yetersiz kalacağından, "bunu da gördük Türkiye'm" deyip, çürümüşlüğümüzün resmidir diyerek susmanın, belki de en doğru şey olacağını sanıyorum..

*Ve son olarak, olayın tüm aktörlerine kocaman bir tükrük yolluyorum!

Tütün Empatisi Deneyi




Ahan da yazıyorum şuraya: Ya siz de bırakırsınız, ya ben de başlarım:))

Sorumlusu da, sırayla, Bülent bey, EA bey, twitter ahalisi, blog ahalisi, solcu abiler, aplalar, şairler, hatta Humprey Bogart diye de mezar taşıma yazdırırım..

Bugün aldım bi paket: Davidoff Slims (blue)..

Elmalı nargileyi de çok merak ediyorum ve ölmeden dünya gözüyle onu da deneyeceğim..

Hiç rakı içmedim, kokusu bile beni kusturabilir diye tahmin ediyorum, büyük konuşmamak gerek, alkol kullanmayan şu bünye, belki bigün onu da kabul eder:)

İç ses: Utan Y.Ö. utan!  Bi de organik besleneceğim diye duvarlara tırmanıyosun!

Kadriye Latifova-Sigaramın Dumanı

The Invention Of The Jewish People

ENEL ÂLEM Bey'in Tercümesi ve yorumudur:

Israil'de uzun zaman boyunca 'en cok satilan' listesinde tepeleri isgal etmis olan 'The invention of the Jewish people' kitabinin Ingilizcesinin ciktigini haber alir almaz siparis verdim. Sanki kapi komsumda stoklaniyormus gibi, 2-3 gun icinde geldi..

Kitaba daha yeni basladim; henuz baslarindayim. Yavas yavas okuyorum. Hem tadina daha iyi varmak icin, hem de fontlari benim acimdan biraz fazla kucuk oldugundan, ister istemez yavas okuyorum.

'Tadina varmak'tan kasdim, yazarin kuru-yavan bir akademik dil yerine, aralara hafif/muphem kinayeler serpistirmis olmasindan ve bunlari yakalamak icin dikkatli okumak gereginden kaynaklaniyor. Bu uslubu oldum olasi sevdim.

Neyse.

Baskalarini bilmem, ama ben Israil hakkinda pek fazla bir sey bilmiyorum. "Ahalisi nelerden mutesekkildir?", "halk-devlet iliskisi nasildir?", "halk ne dusunur devletleri ne?" gibi suruyle sorunun cevabini bugune kadar hem cok merak etmedim, hem de bu konuda 'resmi gorus' sayilmayacak cok sey okumadim.

Israil'deki muesses nizama bir miktar muhalif gozle de bakabilen Prof. Shlomo Sand'in bu kitabini hayli samimi buldum.

Kitaba, klasik tarih incelemelerinde pek rastlanmayan bir yaklasimla, birkac insan portresi cizerek basliyor. Bunlar, ya Israil'e goc etmis, ya da Israil'de (veya Filistin'de) dogmus buyumus insanlar.

Bir tanesinin hikayesini (ve anlatimini) cok hos buldum. Kisa oldugu icin, buraya da [yalap-sap bir tercume ile de olsa] aktarmak isterim:

Buyudugunde 'Dov' ismini kullanacak olan Bernardo, 1924 yilinda Barcelona'da dogmus. Annesi, her ne kadar sinagog degil de kilise mudavimi olsa da, tipki Shulek'in [1] annesi gibi, butun hayati boyunca dindar/mumin bir kadindi. Babasi ise, zamanin isyankar Barselona'sindaki metal iscilerinin cogu gibi, manevi dunyaya yonelik saplantilari terketmis ve Ateizmi tercih etmisti.

Ispanyol Ic Savasinin ilk evrelerinde, anarsist-sendikal hareketin kooperatifleri genc sosyalist cumhuriyeti desteklemis ve bir muddet de Barselona'da idareyi ele almisti. Fakat, daha sonra, sagci Frankocu kuvvetler sehre varinca, genc Bernardo --tipki babasi gibi-- Barselona sokaklarinda carpisa carpisa cekilmek (ricat etmek) zorunda kalmisti.

Ic Savasin bitimini muteakip askere alinan Bernardo'nun yeni rejime bakisi pek de yumusamis degildi. 1944'te, musellah (eli silahli) bir askerken, Pirene daglarina firar edip digerlerinin (Fransa'ya) siniri gecmelerine yardimci oldu. Butun bu zaman boyunca da, Amerikan kuvvetlerinin gelip Musollini ve Hitler'in bu acimasiz muttefikini (Franko'yu) alasagi etmesini bekledi durdu. Fakat, 'demokratik ozgurlestiriciler' bunu denemediler bile. Bu hayal kirikligi ile, son care olarak, o da --otekiler gibi-- Fransa'ya gecip bir haymatlos (vatansiz) olmagi secti.

Bir muddet Fransa'da madenlerde calistiktan sonra, Meksika'ya kapagi atmak umidiyle, bir geminin kargo bolumunde yola cikti. Fakat, New York'ta yakalaninca, zincirlenip Avrupa'ya iade edildi.

Boylece, 1948'de yine Marsilya'da, bir tersanede calismaga basladi. Mayis ayinin bir aksami, tersanedeki bir kafede, bir grup heyecanli delikanli ile karsilasti. Genc metal iscisinin hayallerini hala daha Barselona'daki devrimci kooperatiflerin insani boyutlari susluyordu; ve o hayalin genc Israil devletinde kurulmaga baslanan 'kibbutz'larda [2] gerceklestirilebilecegine ikna olmustu.

Yahudilik veya Siyonistlikle zerre kadar iliskisi, bagi olmamasina ragmen, Hayfa'ya giden gemideydi.

Iner inmez, onu Latrun Vadisi'ndeki cepheye gonderdiler. Savasta cok sayidaki silah arkadasini kaybetti ama o sagdi ve --Marsilya'dan beri hayalini kurdugu uzere-- derhal bir 'kibbutz'a katildi. Orada hayatinin kadiniyla karsilasti ve --baska ciftlerle beraber-- toplu bir dugunde hahamlar nikahlarini kiydi. O gunlerde, hahamlar, alakasiz luzumsuz sorular sormaksizin nikah kiyiyorlardi.

Icisleri Bakanliginin, ciddi bir hata yapildigini farketmesi cok surmedi: Bernardo, simdiki adiyla Dov, Yahudi degildi.

Her ne kadar evliligini iptal etmediyseler de, gercek kimligini tespit etmek amaciyla, Dov'u Bakanliga cagirdilar.

Yonlendirildigi devlet dairesindeki ofiste, basinda buyukce bir siyah kippa olan bir memur oturuyordu. O devirde, Ic Isleri Bakanligi, dinci-Siyonist Mizrahi partisinin titiz ve dikkatli ellerindeydi. Henuz, 'milli' sinirlar ve kimlik dislamak siyasetinde israrci degillerdi.

Iki kisi arasindaki diyalog asagi yukari soyle gerceklesti:

Memur [M] "Siz bir Yahudi degilsiniz."
Dov [D] "Yahudi oldugumu hic iddia etmedim zaten."

[M] "Oylese sizin kimliginizi degistirmemiz gerekecek"
[D] "Olur. Nasil isterseniz"

[M] "Tabiiyyetiniz (uyrugunuz) nedir?"
[D] "Israili." (Israil vatandasi)

[M] "Oyle bir uyruk yoktur."
[D] "Nicin?"

[M] "Cunku, 'Israili' diye bir milli kimlik mevcut degildir"..
[M] "Dogum yeriniz neresidir?"
[D] "Barselona'da."

[M] "Iyi o zaman, Ispanya vatandasi oldugunuzu yazabiliriz."
[D] "Fakat, ben Ispanyol degil, Katalan'im; ve Ispanyol addedilmegi reddediyorum. Hem babam hem de ben bu ugurda savastik ustelik."

[M] "Peki. O zaman, biz de uyruk hanesine Katalan yazalim."
[D] "Kabul."

[M] "Simdi.. Dininizi de yazmamiz lazim. Dininiz nedir?"
[D] "Ben, laikci bir ateistim."

[M] "Ateist yazamam. Israil devleti boyle bir kategori tanimiyor. Annenizin dini nedir?"
[D] "En son godugumde, hala daha Katolik idi."

[M] "Oldu; sizin din hanenize Hiristiyan yazabiliriz."
[D] "Bakin, memur bey, ben Hiristiyan yazan bir kimlikle dolasamam. Bu hem benim prensiplerime aykiri, hem de --kendisi bir anasist olup, Ic Savas boyunca Ispanya'daki kiliseleri atese veren-- babamin hatirasina hakaret olur!"

Bunun uzerine, zorda kalan memur, kafasini kasidi, dusundu tasindi ve sonunda kararini verdi: Din hanesine de 'Katalan' yazdi.

Boylece, Israil devleti, dunyada Katalanya'nin bir devlet oldugunu kabul eden ilk devlet olmakla kalmadi, ustune ustluk, bir de 'Katalan' isimli bir din de icad etmis oldu.

Bu da boylece halledildikten sonra, Dov'in tek yapmasi gereken sey, bu garip kimligin yetismekte olan kizlarinin gelecegini olumsuz yonde etkilememesi icin dikkatli davranmak oldu. Cunku, Israil'deki ogretmenlerin, bazi ogrencilerin ya da ogrencilerin ebeveynlerinin oyle olmamak ihtimalini gozardi ederek, surekli "biz Yahudiler" dediklerini biliyordu.

Dov, din karsiti oldugundan; --daha da onemlisi-- karisi da sunnet olmasina karsi oldugundan, onun Musevilik dinine girmesi sozkonusu bile olamiyordu. Bu yuzden, bir zaman boyunca --bu problemi kokunden halletmek amaciyla--, sanal da olsa 'Morrano'larla [3] bir bag kurmaga calisti durdu.

Boyle bir bag bulamadi. Gecen zaman icinde birer yetiskin olan kizlari, babalarinin Yahudi olmayisinin onlar icin bir sorun olmadigini soyleyince, aramaktan da vazgecti.

Cok sukur ki, baska butun Israil topluluklarinin aksine, kibbutz cemaatinin Yahudi olmayanlari otomatik olarak citin disina ya da Hiristiyan mezarligina defnetmek aliskanligi yoktu. Bu sayede, o da diger kibbutz mensuplarinin yattigi mezarlikta yerini aldi. Nufus kagidi ise, ciktigi nihai seyahatte yanina almis olmak ihtimali dusuk olmakla beraber, ortadan kayboldu.

Gel zaman, git zaman.. iki muhacirin --Shulek ve Bernardo'nun-- kiz torunlari oldu.

[1: 'Shulek', kitapta portresi cizilen bir baska karakter]
[2: Israil'de, genellikle ziraatle ugrasanlarca, kollektivist prensipler cercevesinde olusturulan topluluklar]
[3: Ispanya'da Endulus Emevi Devletinden sonra Hiristiyanliga donen Museviler. Bizdeki Sabetayistlere benzer sekilde, kamusal alanda Hiristiyan, kendi iclerinde Musevi olan bir grup.]


Bu kisa hikaye boyle.

Okurken, hem kasila kasila guldum --Aziz Nesin'in 'Yasar Yasamaz' hikayesi de aklima geldi--, hem de icim buruldu.

Israil ahalisinin, Osmanli Bakiyesi Turkiye ahalisine hayli benzedigi ortada.
Fakat, hem devlet hem de ahali olarak, cok daha agir bir kimlik bunalimi yasadiklarini soyleyebilirim zannedersem.

Ilginc olan, ya da benim ilginc buldugum, Turkiye ile ilgili baglamda, bu kimlik bunalimi (sovenizm ve diger baglamlarda) uzun zamandir gundeme getirilebiliyorken, Israil ile ilgili olarak bu tur seyleri pek/hic duymuyor olusumuz.

Halbuki, hepimizin bildigi uzere, Yahudiler/Museviler dunyanin en okur-yazar ahalisinden sayilir. Bu konuda ele gelir pek bir sey yazmamis olmalari ilginc.

Bu kitap o boslugu da dolduracak benim acimdan.

Okuyorum..






Sanaldan Gerçeğe: Pınar


Bugün, Sevgili Pınar'la buluştuk (çok âni oldu) ve harika bir gün geçirdik:)

Tarihi unutmamız biraz zor ama, ben yine de lâfın gelişi 'tarihe bir not düşmek'  ve bana aldığı begonyayı da fotoğraflayıp; hem ona, hem de konu komşuya göstermek istedim.. (Saksısını değiştirip, güneş alan bir yere koyacağım daha..)

Bu da arabada dinlerken, farkında olmadan hafiften mırıldandığı şarkı;)




'1 Mayıs 2010' için çok teşekkürler Pınar cığım, seni seviyorum..




[sırada Handan var:)]
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...