Göksel- Hayat Rüya Gibi (tadımlık)
Eylülde Gel:
Deli etme beni aşk deli etme:
Ölsem de bir kalsam da bir:
Kıskanıyorum:
Palavra:
Sevil neşelen:
Olmayan psikoloğuma mektup...
Vaktiyle İstanbul'un en iyi liselerinden sayılan bir kız okulunda, yatılı olarak okutuldum ben.
Orada zaman zaman eşyalarımız çalınırdı..
Çok net hatırlıyorum; birinin "şuyum çalındı" diye ağlamaya başlaması ile ortaya çıkan ve buz gibi bir hava esmesinin hemen akabinde, dolap araması için yatakhaneye geçtiğimizde; yakın arkadaşlarımdan birinin bunu yapmış olmasından deli gibi korkar, böyle bir gerçekle yüzleşmemek için içimden dualar ederdim.
Nitekim, çalınan hiçbirşey dolap aramalarında bulunamazdı ve top temizlikçi teyzelerin üzerinde kalır dururdu..
İtiraf ediyorum, bu ihtimal ve şüphe, biraz da içimi rahatlatan birşeydi.
Hırsızlık olayının çok büyük bir günah olması bir yana; arkadaşlarımdan herhangi birinin bu günahı işlemiş olMAması, gece gündüz birlikte yaşadığımız birlikte büyüdüğümüz o kapalı ortamda, sıkı sıkı tutunduğum güven hissimin zedelenmemesi, herşeyden daha önemliydi demek ki...
Büyükler suçluydu, çocuklar suçsuz..
Şimdilerde nasıl mı?
Aynı yine..
Yok, öyle, ' biz büyüdük ve kirlendi dünya' ayağına filan yatmıyorum, biliyorum, büyüklerin dünyası zaten her zaman kirliydi, temiz olan benim çocuk zihnimdi, çocuk kalbimdi..
Mesela; Dicle hocayı bu dünyadan göçüren ve 'Akıl krizi' denilen şey tam olarak nedir bilmiyorum..
Bazen empati ile içselleştirip, balıklama daldığım öyle haberler okuyorum ki; sonucunda, nihilizmin pençesinde çaresizce kıvranıp, debelenirken, benzer bir krizi geçirmeye ramak kalıyor..
Başedemediğimde ise, bu dünyanın çarkına tükürüp, onun gibi not bile bırakmadan, sessizce çekip gidesim geliyor..
Önce, yeme- içme iştahım kaçıyor..
Pollyanna mekanizmam tamamen iflas ediyor ve sonsuz bir güven hissi ihtiyacında olduğum insanlara karşı tüm acıma, merhamet ve sempati duygularımı yitirmeye başlıyorum..
En kötüsü de mizah duygumu yitiriyorum..
***
Bugün de öyle oldu..
Bilinçaltıma hapsettiğim, unutmak için de çaba gösterdiğim ne kadar kötü olay varsa hepsi su yüzüne çıktı yine..
Hani 17 aylık bebeğe tecavüz etmişti birileri..
Günlerce zihnimle savaşmıştım, nasıl olur, yalan haberdir, böyle birşeyi insan dediğim mahluk yapamaz diye inanmayı reddetmiştim. O bebeğin canını yakan mahluğu, ellerimle boğma isteğimi bünyemde barındırdığıma inanamamış, içimdeki canavarı sakinleştirebilmek içinse çok güvendiğim (!) beddualarıma sığınmıştım.
Bir süre sonra, Pippa Bacca'ya da tecavüz edilince, pedofililer ve tecavüzcüler için 'hadım yasası' diye bir yasa çıkartılması için kendimce blogcu tepkisi de vermiş, Alev Alatlı'ya emaille niçin itiraz ettiğini sormuş, o kadar izahına rağmen ikna olmakta da zorlanmıştım..
Bugün n'oldu mu?
Savcının yayın yasağı koydurduğu bir haber, nihayetinde basına sızdı ve bende yine kayışlar koptu.
Siirt'te fakirliğin ve çaresizliğin kurbanı ilköğretim öğrencisi çocuklara, şehir halkından onlarca erkek(!) tecavüz etmişti. Ve olay, çocukların rehber öğretmenlerine anlatması ile ortaya çıkmıştı.
Ne yapılabilir bilmiyorum..
İnsanlar, hem de aynı ülkede yaşadığım insanlar niye bu kadar kötüler?
Çocukların dünyalarını niye kirletirler?
Beddua etmekten ve cehenneme güvenmektense niye adalete güvenemiyorum ben?
Belki silerim bu yazıyı da...
Orada zaman zaman eşyalarımız çalınırdı..
Çok net hatırlıyorum; birinin "şuyum çalındı" diye ağlamaya başlaması ile ortaya çıkan ve buz gibi bir hava esmesinin hemen akabinde, dolap araması için yatakhaneye geçtiğimizde; yakın arkadaşlarımdan birinin bunu yapmış olmasından deli gibi korkar, böyle bir gerçekle yüzleşmemek için içimden dualar ederdim.
Nitekim, çalınan hiçbirşey dolap aramalarında bulunamazdı ve top temizlikçi teyzelerin üzerinde kalır dururdu..
İtiraf ediyorum, bu ihtimal ve şüphe, biraz da içimi rahatlatan birşeydi.
Hırsızlık olayının çok büyük bir günah olması bir yana; arkadaşlarımdan herhangi birinin bu günahı işlemiş olMAması, gece gündüz birlikte yaşadığımız birlikte büyüdüğümüz o kapalı ortamda, sıkı sıkı tutunduğum güven hissimin zedelenmemesi, herşeyden daha önemliydi demek ki...
Büyükler suçluydu, çocuklar suçsuz..
Şimdilerde nasıl mı?
Aynı yine..
Yok, öyle, ' biz büyüdük ve kirlendi dünya' ayağına filan yatmıyorum, biliyorum, büyüklerin dünyası zaten her zaman kirliydi, temiz olan benim çocuk zihnimdi, çocuk kalbimdi..
Mesela; Dicle hocayı bu dünyadan göçüren ve 'Akıl krizi' denilen şey tam olarak nedir bilmiyorum..
Bazen empati ile içselleştirip, balıklama daldığım öyle haberler okuyorum ki; sonucunda, nihilizmin pençesinde çaresizce kıvranıp, debelenirken, benzer bir krizi geçirmeye ramak kalıyor..
Başedemediğimde ise, bu dünyanın çarkına tükürüp, onun gibi not bile bırakmadan, sessizce çekip gidesim geliyor..
Önce, yeme- içme iştahım kaçıyor..
Pollyanna mekanizmam tamamen iflas ediyor ve sonsuz bir güven hissi ihtiyacında olduğum insanlara karşı tüm acıma, merhamet ve sempati duygularımı yitirmeye başlıyorum..
En kötüsü de mizah duygumu yitiriyorum..
***
Bugün de öyle oldu..
Bilinçaltıma hapsettiğim, unutmak için de çaba gösterdiğim ne kadar kötü olay varsa hepsi su yüzüne çıktı yine..
Hani 17 aylık bebeğe tecavüz etmişti birileri..
Günlerce zihnimle savaşmıştım, nasıl olur, yalan haberdir, böyle birşeyi insan dediğim mahluk yapamaz diye inanmayı reddetmiştim. O bebeğin canını yakan mahluğu, ellerimle boğma isteğimi bünyemde barındırdığıma inanamamış, içimdeki canavarı sakinleştirebilmek içinse çok güvendiğim (!) beddualarıma sığınmıştım.
Bir süre sonra, Pippa Bacca'ya da tecavüz edilince, pedofililer ve tecavüzcüler için 'hadım yasası' diye bir yasa çıkartılması için kendimce blogcu tepkisi de vermiş, Alev Alatlı'ya emaille niçin itiraz ettiğini sormuş, o kadar izahına rağmen ikna olmakta da zorlanmıştım..
Bugün n'oldu mu?
Savcının yayın yasağı koydurduğu bir haber, nihayetinde basına sızdı ve bende yine kayışlar koptu.
Siirt'te fakirliğin ve çaresizliğin kurbanı ilköğretim öğrencisi çocuklara, şehir halkından onlarca erkek(!) tecavüz etmişti. Ve olay, çocukların rehber öğretmenlerine anlatması ile ortaya çıkmıştı.
7 KÜÇÜK KIZA TECAVÜZ, 100 SORGU
Hürriyet Gazetesi'nde bugün yer alan haberde Siirt’te dördü kardeş, 7 ilköğretim okulu öğrencisi kıza 14-70 yaş arası onlarca erkek tecavüz edildiği iddia edildi.
Habere göre, 10 Nisan’da Siirt Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talimatıyla, kızların ifadelerinde adı geçen erkeklerden 100’ü sorgulandı, 17’si tutuklandı, 25’i gözaltında. O günden beri bu olayla ilgili tek satırlık bilgi şehirden dışarı sızmadı. Adeta kasabanın sırrı söz konusuydu. Üstelik kız kardeşlerden ikisinin, iki yıldır çok sayıda erkeğin cinsel istismarına maruz kaldığı şehrin malumuydu.
Ne yapılabilir bilmiyorum..
İnsanlar, hem de aynı ülkede yaşadığım insanlar niye bu kadar kötüler?
Çocukların dünyalarını niye kirletirler?
Beddua etmekten ve cehenneme güvenmektense niye adalete güvenemiyorum ben?
Belki silerim bu yazıyı da...
Pazar, pazar, mutlu olabilme çabaları..
*Kabuklarıyla kızartılmış taze patateslere, biberiyeli, pul biberli, hardal tozlu, kurutulmuş sarımsaklı filan bir baharat karışımı denedim.
*Faruk Malhan imzalı çay bardağımla çok güzel bir çay içtim...Başım göğe ermedi ama keyifliydi..
*TV'yi açtım, bayrağımızın Ermenistan'daki yakılmış görüntüleri veriliyordu, sallamadım..
*Ekşi Sözlük'te "Dön bebeğim" başlığına baktım, sanırım sessiz sessiz kıkırdadım:)
*Saat 13:00 te Pınar'ın Rusça kursundaki kur atlama sınavı için kafasına kafasına rabbi yessirler yolladım, umarım postacı meleklerim Taksim trafiğine takılmamışlardır:)
*Karbonatlı, Falım ışıl sakız açtım bi tane, falımı okudum; 2095-"sesi güzel bülbül gibi" diye başlıyordu, "hadi ordan" çektim en kuvvetlisinden..
*Tezer Özlü'nün tüm kitaplarını okumaya niyetliyim ya, hayat hikayesine de baktım tabii, vikipedi göğüs kanserinden öldü diye yazmış ama, intihar ettiğini söylüyor herkes, ona takıldım biraz..
Nilgün Marmara için de aynı şeyi tercih etmiş ve nasıl öldüğünü yazmamış viki..!
Ekşi ise her zamanki gibi dobra, dürüst, aferin onlara..
Daha ilk entry pat diye söylüyor gerçeği..31 yaşında intihar etmiş, bence çok genç:(
(Geçen hafta da annemin çocukluk arkadaşı 54 yaşında bir teyze intihar etti. Hem de kendini iple asmış. )
*Ukalayım ya hani biraz, kadınların depresyona ve intihara daha yatkın olmalarının nedeni, her ay başetmeye çabaladığımız hormonlarımız diye düşünüyorum. O da olmadı menapoz dönemi var..Hep savaşmak zorundayız!
*Bu arada psikolog konusunda kesin karar vermiş değilim. İlkten Çetin'e karar verdim gibiydi, şimdi bir programda nöropiskiyatri hastanesi diye bir hastanenin varlığını öğrendim, belki oraya da bir bakarım..
*Annemin yeni peygamberi Ahmet Maranki hocaefendi hazretlerinin önerisiyle aldığı yeşim taşı bilekliği takınca, psikolojik rahatsızlıklar da geçiyomuş. Hatta 5 lt suda bekletip, suyunu içebiliyormuşum, banyoda saçıma dökünce beyaz saçım siyahlıyormuş, çiçeklere verince çiçekler canlanıyormuş..(suyu ile yoğurt bile mayalanabiliyormuş, hede hödö)
250 tl cik..Ben kullanmayı reddediyorum, bakalım zaman ne gösterecek...
*işte böyleyken böyle..
*Ha bir de Can Atilla dinliyorum, şimdilik tavsiye ederim..(yakında ben de bıkarım kesin)
*Faruk Malhan imzalı çay bardağımla çok güzel bir çay içtim...Başım göğe ermedi ama keyifliydi..
*TV'yi açtım, bayrağımızın Ermenistan'daki yakılmış görüntüleri veriliyordu, sallamadım..
*Ekşi Sözlük'te "Dön bebeğim" başlığına baktım, sanırım sessiz sessiz kıkırdadım:)
*Saat 13:00 te Pınar'ın Rusça kursundaki kur atlama sınavı için kafasına kafasına rabbi yessirler yolladım, umarım postacı meleklerim Taksim trafiğine takılmamışlardır:)
*Karbonatlı, Falım ışıl sakız açtım bi tane, falımı okudum; 2095-"sesi güzel bülbül gibi" diye başlıyordu, "hadi ordan" çektim en kuvvetlisinden..
*Tezer Özlü'nün tüm kitaplarını okumaya niyetliyim ya, hayat hikayesine de baktım tabii, vikipedi göğüs kanserinden öldü diye yazmış ama, intihar ettiğini söylüyor herkes, ona takıldım biraz..
Nilgün Marmara için de aynı şeyi tercih etmiş ve nasıl öldüğünü yazmamış viki..!
Ekşi ise her zamanki gibi dobra, dürüst, aferin onlara..
Daha ilk entry pat diye söylüyor gerçeği..31 yaşında intihar etmiş, bence çok genç:(
[..]görgü tanıklarına göre kendisini evinin balkonundan boşluğa bıraktığında hiç sesi çıkmamış, çığlık atmamıştır. dünyadan vazgeçebilmek için önce onu enine boyuna anlama gereğinden dem vurur şiirlerinin çoğunda. "...ey iki adımlık yerküre, senin bütün arka bahçelerini gördüm ben!"[..]
(Geçen hafta da annemin çocukluk arkadaşı 54 yaşında bir teyze intihar etti. Hem de kendini iple asmış. )
*Ukalayım ya hani biraz, kadınların depresyona ve intihara daha yatkın olmalarının nedeni, her ay başetmeye çabaladığımız hormonlarımız diye düşünüyorum. O da olmadı menapoz dönemi var..Hep savaşmak zorundayız!
*Bu arada psikolog konusunda kesin karar vermiş değilim. İlkten Çetin'e karar verdim gibiydi, şimdi bir programda nöropiskiyatri hastanesi diye bir hastanenin varlığını öğrendim, belki oraya da bir bakarım..
*Annemin yeni peygamberi Ahmet Maranki hocaefendi hazretlerinin önerisiyle aldığı yeşim taşı bilekliği takınca, psikolojik rahatsızlıklar da geçiyomuş. Hatta 5 lt suda bekletip, suyunu içebiliyormuşum, banyoda saçıma dökünce beyaz saçım siyahlıyormuş, çiçeklere verince çiçekler canlanıyormuş..(suyu ile yoğurt bile mayalanabiliyormuş, hede hödö)
250 tl cik..Ben kullanmayı reddediyorum, bakalım zaman ne gösterecek...
*işte böyleyken böyle..
*Ha bir de Can Atilla dinliyorum, şimdilik tavsiye ederim..(yakında ben de bıkarım kesin)
Sosyal Bilimler Lisesi
Yabancı okullar giriş sınavının kaldırılması nedeniyle, yeni sistemin nasıl olacağını merak edip araştırma yaparken, Sosyal Bilimler Lisesi adıyla açılmış okullar ilgimi çekti.
İstanbul'da bulunan, Prof. Dr. Mümtaz Turhan Sosyal Bilimler Lisesi'nin sitesine girip, enine boyuna inceledim.
Ne yalan söyleyeyim; etkilendim!
Bir devlet okulunun bu kadar güzel P&R çalışması yapması bir yana; öğretmenlerinin fen lisesi/ya da özel lise öğretmenleri gibi titizlikle seçiliyor oluşu, uluslararası bakalorya (IB) diploma programını uygulamaya hak kazanmış ve 'sosyal bilimci' dediğimiz taifeyi çekirdekten yetiştirecek olması, geleceğin 'aydın' taifesi ve siyasetçileri hakkında ipucu vermesi bakımından da ümit vericiydi..
Sonra, mezun öğrencileri nereleri tercih etmişler, n'apmışlar etmişler, memnunlar mıymış acaba diye de bakınırken, bir bloga düştüm.
Açıkçası, çok da iç açıcı şeyler okumadım.
SBS sınavları çok yaklaşmışken, bu konuda kararsız olan velilerin ya da öğrencilerin bu yazıyı okumaları gerektiğini de düşündüğümden, paylaşmak istedim.
Altını çize çize söylüyorum ki; ben özellikle OSMANLICA DERSİ konusundaki eleştirilerine asla katılmıyorum.. Bilakis, bir sosyal bilimcinin o dersi üniversitede yarım yamalak alıp, sırf dersten geçmek ve not için çalışacağına, hadi itiraf edelim, ağzına yüzüne bulaştıracağına; o yaşlarda öğrenip, üniversitede direkt kütüphane araştırmalarına başlayabilmesinin müthiş birşey olacağını düşünüyorum..
Yazı biraz uzun ama, çocuğu tercih yapacak bir velinin okumaya üşeneceğini sanmıyorum doğrusu..
Ben de okuma kolaylığı olması için bazı yerleri renklendirdim..
***
SOSYAL BİLİMLER LİSESİ HAKKINDA
HÜSEYİN ÇELİK-Türkiye'de yıllardır eksikliği hissedilen sosyal bilimler liseleri, beş yıllık liseler olarak açılmıştır ve Türkiye'de şu anda 5 adet sosyal bilimler lisesi açılmıştır. Genel Kurul Tutanağı 22. Dönem 4. Yasama Yılı 40. Birleşim 23/Aralık /2005 Cuma
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Ortaöğretim bursları 13 000 000'du, şimdi ise 40 000 000 Türk Lirasına çıkarıldı. Okulöncesi eğitimde yüzde 11 okullaşma oranı varken, şimdi, bu, yüzde 20'ye ulaşmış bulunuyor. Bunlar, hep, bu dönemin atakları ve okullarımızda demokrasi eğitimi ve okul meclisleri projesiyle, demokrasi kültürünün küçük yaşlardan itibaren kavranması ve özümsenmesi için yoğun bir gayret sarf edilmektedir ve yıllardan beri konuşulup gerçekleştirilemeyen sosyal bilimler lisesi, beş yıllık liseler olarak açılmıştır. Bunun yanında, inşallah, şimdi, spor liselerini de açmaya başladık ve spor liseleriyle de, spora yönelmek isteyen yavrularımız, buralarda bu fırsatları yakalayacaklardır. Genel Kurul Tutanağı 22. Dönem 4. Yasama Yılı 44. Birleşim 27/Aralık /2005 Salı
HÜSEYİN ÇELİK-"Ortaöğretimin son derece dağınık. Bu alanı yeniden planladık. Türkiye'de 76 çeşit lise var. Bu 76 çeşit liseyi 'genel ortaöğretim' ve 'mesleki ve teknik ortaöğretim' olmak üzere iki başlıkta topluyoruz ve mobiler bir sistem getiriyoruz.” (27.05.2004 Fatih Üniversitesinde yaptığı konuşma)
Sosyal Bilimler Liseleri, 2003-2004 yılında eğitim-öğretime açıldı. Sayın Bakan ve Başbaka’nın sözlerine bakılırsa 60 küsür yıllık bir özlem gerçekleştirilmiş. Nedense bu özlemi kimlerin duyduğuna dair bir açıklamada bulunmadılar. İkinci Dünya savaşı sonrasında teknolojide atılım yapma isteği bir fen lisesinin kurulmasını gündeme getirmişti. Bu düşüncenin karşıtı olarak, sosyal bilimler lisesinin de kurulmasından bahsedilmesine karşın böyle bir lisenin kurulması ciddi biçimde Bakanlığın gündemine getirilmemiştir.
Günümüzde lise eğitimin temel amacı öğrenciyi yüksek öğretime hazırlamaktır. Özellikle meslek liseleriyle açısından da böyle bir gelişim çizgisi hızla kabul görmektedir. Yönlendirme daha ileri yaşlara bırakılmaktadır. Gelişmekte olan ülkelerin ara eleman ihtiyaçlarını karşılama amacıyla kurulan meslek liselerinin yerini Meslek Yüksek Okulları almaktadır. Bizde de bu hedef benimsenmiştir. Nitekim, bazı meslek yüksek okullarının açılmasıyla birlikte, bazı meslek liselerinin kapatılması gündeme gelmiştir. Örneğin bu uygulamanın ilk örneği Sağlık Liselerinde hemşire yetiştirilmesine son verilmesi noktasında YÖK ile bu liselerin daha önceden bağlı olduğu Sağlık Bakanlığı arasında protokol imzalanmıştır.
Orta öğretimde bu gelişmeler yaşanırken ve üstelik lise sayılarının fazlalığından yakınılırken yeni bir lise açmaktaki amaç nedir?
Sosyal Bilimler Lisesi Yönetmeliği’nde bu okulların amaçları şöyle belirtilmiştir:
Madde 6 — Okul:
a) Edebiyat ve Sosyal Bilimler alanlarında ihtiyaç duyulan üstün nitelikli bilim adamlarının yetiştirilmesine kaynaklık eder.
b) Edebiyat ve sosyal bilimler alanlarındaki ilgi ve yetenekleri üst düzeyde olan öğrencileri bu alanlarda yüksek öğretime hazırlar.
c) Öğrencilerin bilimsel, kültürel ve teknolojik gelişmeleri izleyebilecek düzeyde Türkçe ve yabancı dil öğrenmelerini sağlar.
d) Öğrencilerde geçmiş nesiller ile çağdaşları arasında ortak duyguların uyandırılmasını sağlar.
e) Türk sanat ve kültür birikimini anlayıp yorumlayabilen, yeni bilgi ve projeler üretebilen bireyler yetiştirir.
f) Toplumun ekonomik ve kültürel kalkınmasına bilinçli bir şekilde katkıda bulunur.
g) Öğrencileri edebiyat ve sosyal bilimler alanlarında araştırmaya yöneltecek ve gelişmelere ilgilerini uyandıracak ortam ve şartları hazırlar.
Bu okul için belirlenen amaçların gerçeklikle hiçbir ilişkisi yoktur. Örneğin “a” fıkrasını ele alalım. Bizim eğitim sistemimizde Liseler, bilim adamlığına kaynaklık edemez. Çünkü, böylesi bir kaynak olma durumu sosyal bilimlerin ilgili alanlarında lisans düzeyinde eğitim veren fakültelere aittir. “c” fıkrası, tamamen anlamsızdır. Çünkü, “Öğrencilerin bilimsel, kültürel ve teknolojik gelişmeleri izleyebilecek düzeyde Türkçe ve yabancı dil öğrenmelerini sağlar hükmü” yabancı dil eğitimi veren bütün liselerimiz için geçerlidir. Aynı şey “d” “e” “f” fıkraları için de geçerlidir. Geriye “b” “f” fıkraları kalmaktadır. Bu amaçlar için ise farklı bir lise kurmak ancak bize özgü olabilir.
İlgililerin açıklamasından ve bu okullarla ilgili yönetmelikten de anlıyoruz ki bu okullar “fen liselerinin” sosyal bilimler alanındaki karşılığıdır. Bu paralelliği kurmak, fen bilimleri ile sosyal bilimler arasındaki farklılıklardan habersiz olmak demektir. Fen bilimlerinde deney ve gözlem ve buna bağlı olarak geçerliliği ve güvenirliği tartışılmayacak bir bilgi üretilirken, sosyal bilimlerde böyle bir şey söz konusu değildir. Sosyal bilimler doğrudan insanı, onun üyesi olduğu toplumu, yarattığı kültürü, tarihi, yaşadığı coğrafyayı içerir. Siz bunun da farklı bir lisesi ve farklı bir eğitimi olsun dediğinizde meslek liseleri haricinde var olan tüm liseleri anlamsız hale getirmiş olursunuz. Çünkü, sosyal bilimler eğitimi aynı zamanda bireyi yaşama hazırlamadır. Sosyal bilimler lisesi için belirlenmiş her amaç diğer liselerin de amacıdır. Bir oldu bittiyle kurulan bu liselerin kurulma sürecinde biz bunları tartışmadık. Böyle bir tartışma açılmış olsaydı, bugün bu liselerle ne yapılmak istendiğini kamuoyu daha iyi bilecekti.
Gelinen noktada bu liselerin, yönetmelikte belirtilen amaçlar için değil kendi ideolojik çizgileri için İHL dışında bir alternatif yaratmak olduğu çok açık. Bu durum, kurulan kimi okullara seçilen isimlerden, ders programından ve bu okullardan gelen şikayetlerden anlaşılıyor.
Örneğin Mümtaz Turhan, Mehmet Kaplan, Nurettin Topçu isimleri salt bilimsel çalışmalarıyla tanınan isimler midir?
Ayrıca, kendi akademik alanlarında Türkiye’nin en iyileri midirler? Türkiye’de sosyal bilimler denilince akla ilk gelen isimler bunlar mıdır? Mümtaz Turhan sosyal psikologdur. Sosyal Psikoloji denilince akla Muzaffer Şerif mi gelmektedir, Turhan mı? Mehmet Kaplan isminin seçilmesinde, bilimsel çalışmaları mı daha etkili olmuştur yoksa MEB Müsteşarının Doktora tez danışmanı olması mı? Yoksa Sayın Bakanın İstanbul Üniversitesindeki bölümünün uzun yıllar başkanlığını yapmış olması mı? Ahmet Hamdi Tanpınar ile Mehmet Kaplan’dan hangisi edebiyat alanında öne çıkar? Felsefe ve Sosyoloji’yi Kazanlı Nakşibendi Şeyhi Abdülaziz Bekkine'ye kendine şeyh kabul etmiş Nurettin Topçu’mu temsil etmeliydi? Ziya Gökalp dururken Topçu’nun ismini seçmek bir mesaj değil midir?
Daha isimde başlayan muhafazakarlığa yer açma ders programlarında da görülmektedir. Örneğin bu okullarda felsefe, mantık gibi derslerin ders saatinin daha fazla olması beklenir. Bir öğrenci bu okullarda mezun olana kadar 140 saat Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi alırken Felsefe dersinin toplamı bu süre içinde 70 saat.
Sosyal Bilimler adı altında Tarih, Sosyoloji, Psikoloji ve Coğrafya’nın tek ders olarak okutulması da doğru değildir. Ayrıca bu derse tek bir öğretmen giremez, çünkü sosyalbilimler öğretmenliği gibi özel öğretmenlik unvanı yoktur. Bu durumda ilk sınıfta tarih öğretilecek, sonra psikoloji veya bunların yeri değiştirilecek. Bunu, pedagojik açıdan savunabilmek mümkün değildir.
Bilgi Kuramı adlı ayrı bir ders var. Oysa felsefe dersinin ana konularından biri bilgi kuramıdır. Öğretmen, genel liselerde bu üniteye en az iki hafta (4 saat) ayırmakta. 35 saat bilgi kuramı adıyla ayrı bir ders vermek yerine felsefe dersinin ders saati arttırılması daha doğru olurdu. Yine Mantık dersinin ders saatleri de yeterli değildir. Osmanlıcanın Türkçe-Matematik alanındaki öğrencilere okutulmasının da doğru değildir. Ayrıca bu ders son sınıfta verilmeli ve seçmeli olmalıdır. Örneğin, tarih ve sosyoloji alanında okuyacak öğrenciler için Osmanlıca dersinin verilmesi bir nebze olsun anlaşılabilir, yarın psikoloji alanında yüksek öğretimi seçecek bir öğrenci için bu dersin hiçbir anlamı yoktur. Ders saatleri de fazla tutulmuştur. Bitirdiğinde 105 saat Osmanlıca dersi almış olacak.
Fen Liselerinde tek bir alan var iken bu okullarda iki alanın olması da ayrıca ele alınmalıdır? Neden sadece “Sosyal Bilimler alanı” değil de bunun yanında “Türkçe-Matematik alanı” konulmuştur? Bu liseler Sosyal Bilimler alanında bilim adamı yetiştirmek için kaynak olmayacak mıydı? Edebiyatçı, Tarihçi, Sosyolog, Psikolog, Coğrafyacı yetiştirmek asıl amaç değil miydi?
Böyle bir amacın olmadığı sadece bu liseleri kuranlar için değil, bu okullarda okuyanlar için de geçerli değildir. 2003–-2004 yılında öğretime başlayan Mümtaz Turhan Sosyal Bilimler lisesinde 2003-–2004 yılında öğrenime başlayan öğrencilerden 7 ’si Sosyal Bilimler alanını, 85’i ise Türkçe-Matematik alanını tercih etmiştir. Bu yıl tercih yapma hakkına sahip olan 96 öğrencinin tamamı ise Türkçe- Matematik alanını tercih etmiştir.
Bu öğrenciler yaptıkları alan tercihleriyle, başta hukuk, işletme, ekonomi vb bölümleri tercih edecekler. Oysa bu liselerde temel ders sosyal Bilimler adı altında birleştirilen tarih, sosyoloji, psikoloji ve coğrafya dersleridir. Dolayısıyla öğrencilerin büyük çoğunluğunun bu bilimlerle ilgili yüksek öğretim bölümlerini seçmeleri beklenmekte idi. Durumun böyle olmadığı anlaşılmakta. Tıpkı İHL’ de olduğu gibi.
Gerek Fen Liselerinde gerekse bu liselerde bir Bilim Danışma Kurulu bulunmakta. Yönetmelik, “Okulun eğitim-öğretim programlarının geliştirilmesi, öğretmenlerin hizmet içi eğitimde yetiştirilmesi, eğitim alt yapısının iyileştirilmesi, seminer ve projelerin nitelik yönünden geliştirilmesini sağlamak amacıyla Bakanlıkla iş birliği içinde çalışmak üzere üniversite öğretim üyelerinden Bilim Danışma Grubu oluşturulur. Bilim Danışma Grubu 3 yılı doldurduğunda her yıl bir üyesi yenilenir. İş birliğinin esasları, Bakanlık ve Üniversitelerle yapılacak protokol ile belirlenir.” Şu anda bu kurullarda görev yapanlar kimlerdir?
Sosyal Bilimler Lisesi Yönetmeliğini bu iktidar hazırladı. Yayınladıkları bu yönetmelikte iki kez kapsamlı bir değişiklik yaptılar. 5.4.2005 tarihinde yapılan bir değişiklikle bu okullar için “Uluslararası Bakalorya Programı (IB) uygulamasına da yer verilebilir” hükmü getirildi. Bu programa üye okullarda Matematik ve Fen Bilimleri dersleri İngilizce, Fransızca veya İspanyolca olarak okutulur. Türkiye bu programa üye 24 okul bulunmaktadır ve tamamı özel okuldur. Yabancı Dil öğretimine evet ama Matematik ve Fen Derslerinin yabancı dilde okutulması ne kadar doğrudur?
Sosyal Bilimler Lisesi Yönetmeliğini bu iktidar hazırladı. Yayınladıkları bu yönetmelikte iki kez kapsamlı bir değişiklik yaptılar. 5.4.2005 tarihinde yapılan bir değişiklikle bu okullar için “Uluslararası Bakalorya Programı (IB) uygulamasına da yer verilebilir” hükmü getirildi. Bu programa üye okullarda Matematik ve Fen Bilimleri dersleri İngilizce, Fransızca veya İspanyolca olarak okutulur. Türkiye bu programa üye 24 okul bulunmaktadır ve tamamı özel okuldur. Yabancı Dil öğretimine evet ama Matematik ve Fen Derslerinin yabancı dilde okutulması ne kadar doğrudur?
CHP Milletvekili- Murat İnce
Alev Alatlı: Hrant Dink'in ölümü üzerine mektup
Bu yazı, şu haber sonrası ve Alev Alatlı'nın toplantıda sarfettiği;
"Beni rastgele seçilmiş 12 kişilik bir halk jürisinin yargılamasından ise kendi akranlarım olan cumhuriyet yargıçlarının karşısına çıkmayı tercih ederim. Mesela ben Hrant'ı (Dink), güvenlir ve akran olarak hissediyordum ama Etyen'i böyle gördüğümü söyleyemem"
sözleri üzerine asılmıştır.
***
[TURNA]
----- Original Message -----
From: Alev ALATLI
To: turna@yahoogroups.com
Sent: 29 Ocak 2007 Pazartesi 14:30
Subject: Re: {TURNA} TB://Melâlin hükümsüzleþtirilmesi
Sevgili Yıldıray,
Doğrusunu isterseniz, neresinden tutacağımı bilemediğim için mektubunuzu yanıtlayıp yanıtlamamakta tereddüt ettim. Sorduğunuz sorulardan , daha doğrusu, örtülü suçlamalardan :-) çıkarabildiğim kadarıyla, alelacele gözattığınız, yani, kendi yargılarınızı doğrultmak amacıyla okur-muş gibi yaptığınız birkaç gazete makalesi dışında okurum değilsiniz.
Okurum olmak zorunda mısınız? Elbette, hayır!
Ne ki, tarafınızdan böyle bir gayret, üyesi olduğunuz grubun adının "turna" olmasından başlayarak, Hrant cinayetinin bir kez daha kışkırttığı bitmez tükenmez meseledeki tutumumu doğru değerlendirmenizi mümkün kılabilir, "Mesela siz hangi Türklerdensiniz?" diye başlayıp, "Samastçı, Kerinçsizci Türklerdenmisiniz?" şeklindeki sorunuzun utanç verici yersizliğinin farkına varmanızı sağlayabilirdi. Herneyse.
Fazla uzatmadan, size, Hrant Dink'in cep telefonumda kayıtlı numarasına gözlerim dolmadan bakamadığım eski bir dostum olduğunu hatırlatmalıyım. Size, Hrant'ın tarafınızdan "en alevli" yazılardan birisi olarak nitelendirilen Orhan Pamuk'a açık mektubun yayınlanması üzerine, telefon açıp kutlayacak kadar "rafine" bir adam olduğunu da hatılatmalıyım.
Kutladığı neydi, biliyor musunuz? Kutladığı, Ermeni halkının geçmiş bin yıllık çilelerini de üşenmeden ve saptırmadan kaleme almış olmamdı. "Milliyetçi" etiketime karşın, gelmiş geçmiş en "insan," melâle aşina Ermeni yazarı, William Saroyan'ın temsil ettiği dünya görüşüne duyduğum yakınlığı dillendirmekten kaçınmamış olmamdı. En önemlisi, kendi "Türk" kimliğimi yaygın , dilerseniz, "siyaseten doğru," rüzgârlara kapılarak, toptancı bir tutumla övmek ya da yermek yerine, fiili durum olarak sahiplenmekten gocunmamamdı. Yani, "sazlığını savunan turna duruşu", yani, "turna milliyetçiliği" dediğimiz tutum.
Sizden farklı olarak, sevgili genç arkadaşım, Hrant, beni, duruşumun telmihlerini doğru değerlendirecek kadar iyi tanıyan bir adamdı.
Biz, "Sarı Gelin" türküsünü, Tomris Giritlioğlu filminde kullanıp meşhur etmeden çok daha önce rahmetliyle birlikte söylerdik. Neden biliyor musunuz? Çünkü, ben Erzurum'da okudum. Bahçeye çıktığımda Erzurumlu gençler sarı saçlarıma bakarak, "bahçeye bak, bahçeye bak, bahçedeki sarı kıza bak" diye takılırlar, ardından da "Sarı gelin" diye türküye başlarlardı. Hrant, bunu duyduğunda "Zaten biliyordum sende de Ermenilik olduğunu" diye şakalaşabilecek, benim de "Ermeniler ne zamandan beri sarışın oldular?" çıkışıma "Diyaspora AB'ye girdikten sonra!" diye cevap verebilecek kadar yerli bir adamdı.
Şunu da bilin ki, Ermeni halkının çektiği acılara, uğradıkları haksızlıklara ilişkin değerlendirmelerimizde Hrant!'la aramızda görüş ayrılığı yoktu. Hrant'la aramızda Ermeni çetelerinin camilere tıkıp, diri diri yaktıkları Erzurumluların çektiklerine ilişkin hissettiklerimiz arasında da bir fark yoktu. Vardıysa farklı düşündüğümüz bir konu, o, savaş sırasında yaşananların faşist Avrupa'nın ırk ayırımı çıkışlı "soykırım" tanımına uyup uymayacağıydı. Ki, bu konuda, Hrant'ın mülâzahat hanesinin de açık olduğunu bilin. Aynı nedenledir ki, Fransızların "soykırım yoktur" diyenleri hapisle cezalandırma girişimlerine karşı çıktı. Yine aynı nedenle muhtelif "aydın"larımızın Boğaziçi üniversitesinde toplamaya kalkıştıkları konferansta "resmi tarih yanlıları" dedikleri Ortaylı, İnalcık gibi tarihçileri dışlayarak biraraya gelme girişimlerini alkışlamadı. Hrant, "ifade özgürlüğü"nü sadece kendisine yontan bir adam hiçbir zaman olmadı. O'nun Samast'ı bile dinleyeceğini bilin ve sanmayın ki, bu tutumu, Hrant'a kendi cemaati arasında itibar sağlayan bir tutumdu. Bizim yaşlarımızdaki insanların papuçları hâlâ delikse, durup düşünmek gerekir. "Güvercin kalbi" ona itibar sağlamadığı gibi, Hrant, belki de kendisini en çok acıtan dışlanmayı "Türkler" arasında değil, oradaki muhtelif klikler, çıkar çatışmaları, mezhep ayırımcılıkları ya da MHP'li olduklarını iddia eden kendi soydaşları arasında yaşadı. Evet, böyle birileri de var, bilesiniz.
Şimdi, gelelim, benim duruşuma. Evet, '70li yıllardan itibaren ölüler üzerinden siyaset yapıldığını göregelmiş birisiyim. Ölenin dirilerin elinde kaldığını, savunmasız cenazelerin dirilerin ideolojilerine bayrak edildiğini, onlara olmadık misyonlar biçildiğini, onların sahici inançlarının hiçe sayıldığını, üstünün örtüldüğünü, tahrif edildiğini, sağcının solcu, solcunun sağcı ilân edildiğini çok gördüm. Aynı fırsatçılığın izlerini ne yazık ki, Hrant'ın cenazesinde de gördüm. Sadece Etyen'in değil, muhtelif diğer mahçupyanların da Hrant'ın ölümünü kişisel nefretlerini kusmak için, kişisel emellerini gerçekleştirmek için, fırsat bilebildiklerini gördüm. Ve benim kitabımda, bu, savunmasız bir ölünün anısına yapılabilecek en büyük hakarettir.
Hrant, Mahçupyan'ın her iki yazısından fışkıran "öteki" nefretini asla duymayan, "güvercin" olmaktan yüksünmeyen bir adamdı. Etyen'in kendi yargılarını "akıl"la bağdaştırırken, Hrant'ın melâli anlayan "yürek"ini marjinalliğe mahkûm etmek çabası ise, kötücül. Bu çabada akıl/duygu ikileminin telmihinden (Türkler aptaldırlar ya) yararlanmaktan kaçınmamış olmasının, üstelik bu yola daha cenaze soğumamışken başvurabilecek kadar "kalpsiz" olabilmesinin işaret ettiği fırsatçılığın yöneldiği koyu karanlığı gördüm. Benzer çabaları, Türkiye toplumuyla şu ya da bu derdi olanlarda, "yeni" Avrupalılarda, AB aşıklarında, yeni mandacılarda da gördüm.
Sevgili Yıldıray, beni buraya kadar takip edebilmişseniz, Türkiye Ermenilerin Etyenleşecekler mi, Hrantlaşacaklar mı sorusunun bu topraklarda onlarla birlikte yaşayan bizleri çok derinden ve yakından ilgilendirdiğini teslim edersiniz. Ben herşeye rağmen güvercinlerden ve turnalardan yanayım, bir ifadesini de Mahçupyan gibi şahinlerden değil. Ya siz?
Günün sonunda, benim gibiler, cenazeye ölen için giderler, genç arkadaşım, şunun bunun onuru kurtarmak ya da siyasi bir duruş ilân etmek için değil. Matemin mahremiyetine saygı esastır. Gözyaşlarımı helâl ettiğimi söylemiş olmamla yetinmek durumundasınız.
"Lumpen milliyetçilik konusunda hangi pozisyonu aldınız" diye soruyorsunuz, binlerce sayfa yazı ve 1990 doğumlu potansiyel lumpenleri meslek sahibi yapacak bir okul. Ben ömrüme şimdilik bunları sığdırdım, siz kendi ömrünüzü nasıl istimal edeceğinizi planladınız mı?
Allah, iyiliğinizi versin, güzel günler göstersin.
----- Original Message -----
From: Yildiray Ogur
To: turna@yahoogroups.com
Sent: 27 Ocak 2007 Cumartesi 11:20
Subject: Re: {TURNA} TB://Melâlin hükümsüzleþtirilmesi
Alev hanım,
Bırakın Ermeniler Etyenleşeceklerine mi Hrantlaşacaklarına mı kendileri karar versinler. Kendi vicdanları akıllarıyla kendi muhsabelerini yapsınlar. Bu oncelikle onların işi.
Biz de oncelikle kendi işimize bakalım, başkalarını muhasebeye çağırmadan once kendi muhasebemizi yapalım
Mesela siz hangi Türklerdensiniz?
Samastçı, Kerinçsizci Türklerdenmisiniz? Yoksa vakur bir utanç duygusuyla cenazeye katılıp Türkiye'nin onurunuı kurtaran Türklerden mi?
Asıl meselemiz bu değil mi?
Siz milliyetçilik iddiasındakiler şoven, lumpen bir milliyetçilik karşısında hangi pozisyonu aldınız? Hangi duvarı ördünüz?
Siz Alev Alatlı,
Ermeni Konferansları, Orhan Pamuklar üzerine en alevli yazıları yazan siz!
Mahkeme onlerinde arkadaşınız Hrant Dink'in yüzüne milliyetçilik adına tükürülürken darb edilirken hangi pozisyonu aldınız?
Başka arkadaşlarınız söylemediği sözler yüzünden Hrant'ı kahraderken adaletten ahlaktan vicdandan yana bir "durun yapmayın" sesi çıkartabildiniz mi?
O Türklerden Türklüğünüzü kurtarmak için bir adım attınız, hiddetle kalemi ele alıp bir de içeriye doğru alevli bir yazı yazdınız mı?
Siz Peki hangi Türklerdensiniz Alev Hanım?
Bu insanlık sınavından siz kaç aldınız?
Arınç'ın Gelinine, Haber7'nin yorumcularından ilginç tepki
Valla ben genç çiftimize mutluluklar diliyorum da, AKP'nin tabanını temsil ediyor diyebileceğimiz Haber 7 okurları kızın gelinliğine ve şaşâlı düğüne takmış durumdalar:)
***
armut dibine düşmemiş! 2010-04-18 20:15:31
yoksa düşmüş mü?demek ki mum her zaman dibine ışık vermeyebiliyor.
***
akp ye bundan sonra oy yok 2010-04-18 20:14:08
ben ak partiye hizmet için oy veriyorum diyordum sonra anladım ki hizmet filan önemli değil hizmeti putin de olsa belkide bunlardan daha iyi yapar.. hizmette bir yerde bir şey ifade etmiyor.. takiyye yapmak ta bi yere kadar.. artık son yaklaşıyor mağduriyet alanlarıda bitiyor bakalım bundan sonra ne olacak
***
3-Arınça 2010-04-18 20:04:46
Bir Ahmedinejad kadar olamadınız.Adamda boy yok ama sizin gibi dava adamı dediklerimiz adamların topundan fazla mangal gibi yürek,islami ahlak ve yönetim var.AKP zihniyeti oy toplarken kendi çoluk çocuğuna,ailesine çeki düzen versin.Rabbim sen bizi münafık ve müşriklerden koru.AMİN
****
2-Arınça 2010-04-18 19:59:44
yönetimi değil mi! Bir de çıkıp insanların islami hassasiyetleri üzerinden ekranlarda gözyaşı döküp halkı aldatıyorsunuz.Türban üzerinden siyaset yapıyorsunuz
***
1-Arınça 2010-04-18 19:56:28
Sayın Arınç,Erbakanı bitiren en büyük etkenlerden biri kızına ve oğluna yaptığı lüks düğünlerdir.Biz sizleri farklı zannetmiştik ama hepiniz aynıymışsınız.İslami burjuvalarmışsınız.Milyonlarca insan asgari ücrete geçinmeye çalışırken sizin bu yaptıklarınız tam bir Hz.Ömer
***
Şeriat geliyor diyen kargalara kapak olsun!! 2010-04-18 19:54:13
Ula bunlar mı şeriatı getirecek? Ulusalcılar artık buna da takiyye diyecek kadar takiyyeci değillerdir. Bak sizin korktuğunuz sözde şeriatçilar. Bunlar sizce şeriat ülkesinde sizden önce isyan etmez mi? Arınç avukatlığı yıllarındaki arınç işte . Değişen bişi yok. Çağdaş evlatlar gelinler. Tc. den payda alındı. Cumhurbaşkanlaır düğünde. Siyasi dincilik zirve yapmıştır. Artık düşüşe geçer . İlerisi yok. Göğe yükselmek hariç. )
***
el insaf 2010-04-18 19:51:58
yorum yazan arkadaslar once kizkardeslerinin yada yakin akrabalarinin daracik kot pantolonlarina baksinlar, sonra yasantilarina. aksam ezani birazdan okundu. ikindiyi kilip kilmadiklarina bir baksinlar. sonra yazdiklari yorumlari tekrar degerlendirsinler..
***
NASIL YAŞARSANIZ ..... 2010-04-18 19:39:08
Bize meğer kimler BAŞÖRTÜSÜ için namus sözü verdi oyy oyy ört ki ölem, istemem artık kalsın.....ben kendi işimi kendim görürüm.......
***
allah yardımcımız olsun 2010-04-18 19:35:28
Şoktayım Allahım şokta...Şuurlu bildiğimiz ağebeyin kızının düğünü oldu,kızının gelinliğine bakmaya utandım,oğlunun düğünü oldu, gelinin giydiği gelinliğe bakarmısınız...ne diyeceğimi inanın bilemiyorum.Allah bizlere akıl fikir versin ,bizleri doğru yolundan şaşırtmasın.AMİNNN...
***
Yakışmadı 2010-04-18 19:31:55
Bu gösteriş, bu firavuni düğün ailene yakışmadı sayın Arınç. Umarım mutlu bir hayar sürerler.
***
arınç bugün mutludur diyene! 2010-04-18 19:30:46
senin çapın ne ki arkadaş bülent arınç gibi bir kişiliğe kelime oyunu yapıyorsun..yumruk olayını senin gibi sahte milliyetçiler yaptı 2 şehidin sorumlusuda senin gibi sahte milliyetçilerdir..bunun bülent arınçla bir ilgisi yok adma durduk yere iftira atmayın çok temiz namuslu ve milli muhafazakar bir temiz insadır kendisi
***
Mutluluklar dilerim 2010-04-18 19:24:12
Arınç ailesine mutluluklar dilerim.
***
alakası yok 2010-04-18 19:21:12
alakası yok
***
arınç bugün çok mutludur 2010-04-18 18:20:56
Arınç bugün çok mutludur.Lüks otelde kınalar yakıldı,doğu türküleri eşliğinde düğünler yapıldı.Yumruk olayının öcü de alındı.Arınç bugün çok mutludur çok.... Yorum yapın
Sevinmemek 2010-04-18 20:31:08
elde değil.. Demek ki " başörtüsü " davasında içtenlikle yaşayıp inatla direnenler grubu dışından da destekleniyoruz.. Kendimiz çalıp kendimiz söylesek daha mı iyiydi..
***
OLMADI... 2010-04-18 20:30:38
oğlunuzun düğünü değerlerinizle ters düşebilir. bu düğünü bütün insanlara ifşa etmeyebilirdiniz. ama böyle bir derdiniz yok gibi. O zaman sana ne benim baş örtümden, sana ne, sana ne...YAW
***
AKP Düşmanlığı 2010-04-18 20:28:11
Şu AKP düşmanlığı yapanları hayretler içinde izliyorum. Çamur atmak veya köteleyebilmek için sudan ucuz bahaneler üretip, hışımla saldırıyorlar. Bu AKP ve Tayyib Erdoğan düşmanlığı. Ya kardeşim size ne, adam istediği gibi ve istediği yerde düğün yapar. Düğün parası sizin cebinizden mi çıkıyor? derdi - telaşı sizi mi aldı?İnsanlar evde kendi eşine, çoluk çocuğuna söz geçiremiyor, çıkmış bilmem kimin gelininin giyimini eleştiriyor. Kusura bakmayın ama bu kadar körü körüne akp ve Tayyib Erdoğan düşmanlığı
***
malesef 2010-04-18 20:23:26
malesef şehit polis toprağa verilirken bunlar 5 yıldızlı otellerde paşalar gibi eğlendiler. hakkımız haram olsun bunlara.
***
canım beniiiiiiiiiiim 2010-04-18 20:22:44
bumu namus sözünüz kalsın istemeeeeeeeeeeeem
***
para yok falan filan 2010-04-18 20:19:30
Hani Hükümet memura işciye emekliye zam yaparken 1 kuruş iki kuruş hesabı yapıyor ya... falan filan ama maşallah Bülent Arınc gibi bir zatın düğününe bakın hepsi sosyete olmuş başı örtülüsüde aynı diğeride eh böyle saltanı kim görmüş tarih boyunca millet beğenmediğimiz cumhurbaşkanı sezeri arıyor bizimki maşallah iki yılda 61 ülke gezmiş gitmedik ülke kalmayacakmış bunların ne müslümanlıkla ne islamla bağdaşır bir yanı varmı acaba sayın akp liler
Stres Abi
Güncelleme:
*Tanıdığımız, takip ettiğimiz bazı blog sahiplerinin kitapları çıkmaya başlamış, hayırlı uğurlu olsun, bol kazançlar dileriz..
*İzlenimler sitesinin sadece yorumlar kısmından bile cilt cilt kitap çıkartabilecekken, uyumaya devam eden Fethi bey'e de gözünü açmasını salık veriyoruz.
*Bu arada Stres abi müstearıyla yazan huysuz adam, meğerse bizim Fethi bey değil miymiş!!
Çok şaşırdım desem inanır mısınız!!
[tabii ki şaka:) herkes gibi ben de en başından beri biliyordum, saklamadı da zaten]
*Halim selim, Eyüp peygamber sabrına sahip adam gitmiş; yerine stres küpü bir abi gelmiş..
Eee, Türkiye şartları mâlum, insanı ne hale getiriyor sonunda:)
Allah şifalar versin. (amin)
Bu da ispatı:
Diğer taraftan bu arkadaşlar bir de kitap çıkarmışlar. Tebrik ederim, işte benim yıllar boyu İzlenimler’de binlerce sayfa yazıp orada burada tembellikten küflendirdiğim yazılar gibi salaklık etmemişler eli yüzü düzgün olanları seçip bir kitap haline getirmişler. Kitaba Deniz Gökçe de bir önsöz yazmış, internette 10 papelin altında satılıyor. Adamlar Roubini’yi perişan etmiş, ben mi reklamlarını yapmayacağım, en fazla beleş bir kitap gelirse hayır demem o kadar.
bknz:
Stres Abi
İzlenimler
Cihangir'in Liberal Çocukları (!)
Oldukça tepki alan Enver Aysever'in bu yazısını ve aldığı tepkileri arşivleyeyim dedim..
****
Kaç zaman olmuş Cihangir’e gece vakti adım atmayalı. Bilenler bilir, Cihangir son dönem entelektüel cemaatin buluşma yeri(!) Bir takım liberal abilerin, ablaların buluşup sokak çocukları için, Kürtler adına, eşcinsel hakları uğruna yanıp tutuştukları, ahkam kestikleri ez cümle demokratik faaliyetleri yürüttükleri semtin adı Cihangir!
Kime dokunsanız hemen faşist uygulamalardan, hukuksuzluktan, insan onurunu aşağılayan bu düzenden falan söz eder. Her birinin ağzında parlak tümceler sallanır durur. Dayak yiyen kadınlar için en çok onlar gözyaşı döker, Tekel işçileri adına en çook onlar dertlenir, sokakta leşi bulunan çocuğun ağıtını da onlar yakar... Tek dertleri demokratik, özgür bir ülkede yaşamaktır(!)
Bunun için vesayet düzeni yıkılmalıdır(!)
Önce Mustafa Kemal’in adı tarihten kazınmalı, kendini kemalist sayanlar çarmıha gerilmelidir. Yetmez; işgalci(!) TC ordusu bir an önce tasfiye edilmelidir. O da yetmez dünyada tüm soykırımlar üstlenilmelidir. Hatta bir an önce kendini Türk hissedenler de mahkemelerde yargılanmalıdır....
Bunu başaracak tek siyasi iktidar AKP’dir.
Büyük devletlü başbakanın açılımlarına destek vermek gerekir. Toplantılarda garnitür olmak kabul edilmelidir. AB çizgisi adına giderek faşistleşen koca kıtaya boyun eğmek gerekir... ABD ziyareti alkışlanmalı, Hüseyin Obama ile başbakanın ilişkileri hızla geliştirilmelidir.
Bu Cihangir çocuklarının kısaca ideolojik eksenini tarif etmeye yeter...
Biri çıkıp yahu dini cemaatlerin topluma bu tür yön vermesi demokrasilerde var mıdır, diye sormaz, soramaz...
Asker devlet kötüdür de, polis devlete dönüşme süreci başladı, eski tip militarizm bitiyor, yeni tip militarizm geldi diyemezler...
Ermeniler’i kovan başbakana biri kafa tutamaz.
Meydanlarda dayak yiyen Tekel işçisinin yanında yer tutmaya yürekleri yetmez.
Tutuklu bütün askerleri salıveren hakimi hedef tahtasına oturturlar da, dilleri onları tutuklayan hakime bir çift söz etmeye varmaz...
Balbay bir yıldan fazla içerde yatar, bir yiğit çıkıp, bu nasıl hukuk tutukluluk tedbir uygulamasıdır, bu cezaya döndü, böyle adalet olmaz, AB de buna karşıdır diyemez...
JİTEM’in peşine düşen Cihaner içeri alındığında çıtları çıkmaz, yandaş medyanın vurun abalalıya korosuna gönülden katılırlar.
Daha iddianamesini görmeden ölen Ergenekon sanıklarının haklarını savunmak akıllarından geçmez, daha dün Van 100.Yıl Üniversitesi rektörü Yücel Aşkına yapılanlar asla gündemlerinde yer bulmaz...
Alevi köylerine yardım etmek, ziyaret etmek suç sayılır bir asker için, sırf asker olduğu için bu kişiye yargısız infaz yapılmasına ses çıkarmazlar...
Köşelerinden tüm Alevilere cuntacı derler, köylü, görgüsüz derler, utanmazlar...
Askeri darbelere karşıdırlar, siviline eyvallah derler...
Daha say sayabilirsen...
Bunların adı bazen Özgürlükçü Solcu Olur, kimi zaman Liberal, kimi zaman Demokrat!
Her yerde bulunurlar, koca koca köşeleri vardır, gazeteleri, televizyonları olur... En büyük zaafları para şıkırtısınadır. İşitince o sesi tahrik olur kendilerinden geçerler... Sipariş anayasa da yaparlar, üniversitede kurarlar, tez de yazarlar kitap da!
En büyük özgürükleri utanmazlıktır!
Hep bir arada görünürler. Birbirlerinin yüzlerine baktıklarında kendilerini görürler. O ayna hep güzel gösterir; bakan da ahlaksızdır, gören de!
Geçen akşam Cihangir’de yürürken garip isimli, lümpen, marjinal, hedonist barlardan dışarı bir dışkı gibi bunlardan taşıyordu...
Elindeki içkiyle, ağzındaki sigarayla yanındaki hatuna sırnaşan ünlü bir oyuncuyu gördüm. Ardından bir taksi durdu önümde abartılı boyanmış, kıçına kadar eteğini sıyırmış altmışlık hatunlar indi arabadan. Dudaklarını yalayarak ‘Merhaba’ dediler birbirlerine...
İçerdeki özgürlük seslerini işittim... Eşşek kadar olmuş bir Cihangir demokratının yaşgünüymüş meğer... İğrenç bir Happy Birtday şarkısı kustu hoparlörden, sonra kafalarına balon yağdı... Bunlar da kahkaha kıyamet zıpladılar, balonları patlattılar kutladılar liberal demokrasimizin bugününü ve yarınını...
Kim mi bunlar?
Bazen köşe yazarı olarak okursunuz onları, bazen ekranda yorumcu olarak görürsünüz... Sahnelerimizden taşarlar oyuncu, çalgıcı, baleci olarak...Bazen bir partiye yamanır kürsüden sızarlar aramıza... Velhasıl her yerde onlar....
Ama siz gidin onları evlerinde Cihangir’de görün, benden söylemesi!
****
Kaç zaman olmuş Cihangir’e gece vakti adım atmayalı. Bilenler bilir, Cihangir son dönem entelektüel cemaatin buluşma yeri(!) Bir takım liberal abilerin, ablaların buluşup sokak çocukları için, Kürtler adına, eşcinsel hakları uğruna yanıp tutuştukları, ahkam kestikleri ez cümle demokratik faaliyetleri yürüttükleri semtin adı Cihangir!
Kime dokunsanız hemen faşist uygulamalardan, hukuksuzluktan, insan onurunu aşağılayan bu düzenden falan söz eder. Her birinin ağzında parlak tümceler sallanır durur. Dayak yiyen kadınlar için en çok onlar gözyaşı döker, Tekel işçileri adına en çook onlar dertlenir, sokakta leşi bulunan çocuğun ağıtını da onlar yakar... Tek dertleri demokratik, özgür bir ülkede yaşamaktır(!)
Bunun için vesayet düzeni yıkılmalıdır(!)
Önce Mustafa Kemal’in adı tarihten kazınmalı, kendini kemalist sayanlar çarmıha gerilmelidir. Yetmez; işgalci(!) TC ordusu bir an önce tasfiye edilmelidir. O da yetmez dünyada tüm soykırımlar üstlenilmelidir. Hatta bir an önce kendini Türk hissedenler de mahkemelerde yargılanmalıdır....
Bunu başaracak tek siyasi iktidar AKP’dir.
Büyük devletlü başbakanın açılımlarına destek vermek gerekir. Toplantılarda garnitür olmak kabul edilmelidir. AB çizgisi adına giderek faşistleşen koca kıtaya boyun eğmek gerekir... ABD ziyareti alkışlanmalı, Hüseyin Obama ile başbakanın ilişkileri hızla geliştirilmelidir.
Bu Cihangir çocuklarının kısaca ideolojik eksenini tarif etmeye yeter...
Biri çıkıp yahu dini cemaatlerin topluma bu tür yön vermesi demokrasilerde var mıdır, diye sormaz, soramaz...
Asker devlet kötüdür de, polis devlete dönüşme süreci başladı, eski tip militarizm bitiyor, yeni tip militarizm geldi diyemezler...
Ermeniler’i kovan başbakana biri kafa tutamaz.
Meydanlarda dayak yiyen Tekel işçisinin yanında yer tutmaya yürekleri yetmez.
Tutuklu bütün askerleri salıveren hakimi hedef tahtasına oturturlar da, dilleri onları tutuklayan hakime bir çift söz etmeye varmaz...
Balbay bir yıldan fazla içerde yatar, bir yiğit çıkıp, bu nasıl hukuk tutukluluk tedbir uygulamasıdır, bu cezaya döndü, böyle adalet olmaz, AB de buna karşıdır diyemez...
JİTEM’in peşine düşen Cihaner içeri alındığında çıtları çıkmaz, yandaş medyanın vurun abalalıya korosuna gönülden katılırlar.
Daha iddianamesini görmeden ölen Ergenekon sanıklarının haklarını savunmak akıllarından geçmez, daha dün Van 100.Yıl Üniversitesi rektörü Yücel Aşkına yapılanlar asla gündemlerinde yer bulmaz...
Alevi köylerine yardım etmek, ziyaret etmek suç sayılır bir asker için, sırf asker olduğu için bu kişiye yargısız infaz yapılmasına ses çıkarmazlar...
Köşelerinden tüm Alevilere cuntacı derler, köylü, görgüsüz derler, utanmazlar...
Askeri darbelere karşıdırlar, siviline eyvallah derler...
Daha say sayabilirsen...
Bunların adı bazen Özgürlükçü Solcu Olur, kimi zaman Liberal, kimi zaman Demokrat!
Her yerde bulunurlar, koca koca köşeleri vardır, gazeteleri, televizyonları olur... En büyük zaafları para şıkırtısınadır. İşitince o sesi tahrik olur kendilerinden geçerler... Sipariş anayasa da yaparlar, üniversitede kurarlar, tez de yazarlar kitap da!
En büyük özgürükleri utanmazlıktır!
Hep bir arada görünürler. Birbirlerinin yüzlerine baktıklarında kendilerini görürler. O ayna hep güzel gösterir; bakan da ahlaksızdır, gören de!
Geçen akşam Cihangir’de yürürken garip isimli, lümpen, marjinal, hedonist barlardan dışarı bir dışkı gibi bunlardan taşıyordu...
Elindeki içkiyle, ağzındaki sigarayla yanındaki hatuna sırnaşan ünlü bir oyuncuyu gördüm. Ardından bir taksi durdu önümde abartılı boyanmış, kıçına kadar eteğini sıyırmış altmışlık hatunlar indi arabadan. Dudaklarını yalayarak ‘Merhaba’ dediler birbirlerine...
İçerdeki özgürlük seslerini işittim... Eşşek kadar olmuş bir Cihangir demokratının yaşgünüymüş meğer... İğrenç bir Happy Birtday şarkısı kustu hoparlörden, sonra kafalarına balon yağdı... Bunlar da kahkaha kıyamet zıpladılar, balonları patlattılar kutladılar liberal demokrasimizin bugününü ve yarınını...
Kim mi bunlar?
Bazen köşe yazarı olarak okursunuz onları, bazen ekranda yorumcu olarak görürsünüz... Sahnelerimizden taşarlar oyuncu, çalgıcı, baleci olarak...Bazen bir partiye yamanır kürsüden sızarlar aramıza... Velhasıl her yerde onlar....
Ama siz gidin onları evlerinde Cihangir’de görün, benden söylemesi!
Bugün Allah İçin Ne Yaptın?
-Bugün benim için ne yaptın ey müslüman?
-Feysbukumu kapattım yarebbim! Hemi de 3 gün..
Evet, Allah'a hakaret edilen Facebook sitesini protesto etmek isteyen 48 bin müslüman Türk evladı, ağalar gibi, koskoca 3 gün boyunca, pek bi hatta çok bi sevdiği feysbukundan vazgeçecek, oruç tutacakmış..
Yanında sıfır yok, yani yanlış yazmadım; öyle Ramazan ayı gibi 30 günlük bi oruç değil bu, bildiğiniz üç/3 gün..
Eee, Allah'ın hakkı üçtür mâlum!
Öbür tarafta sorarsa, göğsünü gere gere,
"Allah'ım biliyom, boyumca günahlarım var, ama herkeşler de şahittir, karı kız indirmek(!) için girdiğim feysbukumu senin için 3 günlüğüne kapatmıştım yarebbim!" diyebilecek..
Benim aktif bir feysbuk hesabım yok, fakat; eğer demokratik bir tavır sergilemek adına bir eylem ortaya koyacak olsaydım, öyle üç günlüğüne filan değil, kökünden kapatır, facebook yönetimine de okkalı bir küfür sallar arkama dahi bakmazdım..Millet canını veriyor Allah için, değmez mi yani!
Ammmaaa, benim Allah'ımın avukata ihtiyacı yok ne yazık ki!
O isterse facebook'u değil, dünyayı bile hackler.
Ha, müsade ettiğine göre de vardır bi bildiği, kendisi bilir yani..
bknz:
48 bin müslüman Türk Facebook hesabını üç günlüğüne kapatıyor haberi
dinlemelik:
amelie poulin-la valse d'amelie
amelie-j'y suis jamais alle
-Feysbukumu kapattım yarebbim! Hemi de 3 gün..
Evet, Allah'a hakaret edilen Facebook sitesini protesto etmek isteyen 48 bin müslüman Türk evladı, ağalar gibi, koskoca 3 gün boyunca, pek bi hatta çok bi sevdiği feysbukundan vazgeçecek, oruç tutacakmış..
Yanında sıfır yok, yani yanlış yazmadım; öyle Ramazan ayı gibi 30 günlük bi oruç değil bu, bildiğiniz üç/3 gün..
Eee, Allah'ın hakkı üçtür mâlum!
Öbür tarafta sorarsa, göğsünü gere gere,
"Allah'ım biliyom, boyumca günahlarım var, ama herkeşler de şahittir, karı kız indirmek(!) için girdiğim feysbukumu senin için 3 günlüğüne kapatmıştım yarebbim!" diyebilecek..
Benim aktif bir feysbuk hesabım yok, fakat; eğer demokratik bir tavır sergilemek adına bir eylem ortaya koyacak olsaydım, öyle üç günlüğüne filan değil, kökünden kapatır, facebook yönetimine de okkalı bir küfür sallar arkama dahi bakmazdım..Millet canını veriyor Allah için, değmez mi yani!
Ammmaaa, benim Allah'ımın avukata ihtiyacı yok ne yazık ki!
O isterse facebook'u değil, dünyayı bile hackler.
Ha, müsade ettiğine göre de vardır bi bildiği, kendisi bilir yani..
bknz:
48 bin müslüman Türk Facebook hesabını üç günlüğüne kapatıyor haberi
dinlemelik:
amelie poulin-la valse d'amelie
amelie-j'y suis jamais alle
İstikbâl Marşı
Bakma, dönmez şafak vakti yurttan kaçan o alçak!
Dönmeyip Amerika'da, arlanmaksızın yaşayacak!.
O benim milletimin hırsızıdır, yurdu soyacak,
Hortumladıkları benimdir, milletimindir ancak!
Çalma, kurban olayım hepsini ey hırslı çakal!
Gariban halkıma da bir pul bırakacak kadar al!
Olmaz sana götürdüğün paralar sonra helal,
Hakkını vermezsen burdaki ortaklarının behemehal!
Ben ezelden beri aç yaşadım,aç yaşarım!
Hangi hükümet beni kurtaracakmış,şaşarım!
Kurumuş musluk gibiyim, ne akar ne taşarım!
Yırtsam da bir tarafımı, hiç görülmez başarım!
Mali krizler, yoluna örmüşse çelikten bir duvar,
Benim .ceğiz, .cağız diyen bir hükümetim var!
Bağırsın korkma, na sıl işimize burnunu sokar?
'Avrupa Birliği' denen tekdişi kalmış canavar!
Arkadaş, Meclis'e namusuyla çalışanları uğratma sakın!
İşe aldıracakların, olsun hep sana yakın!
Gelecektir, cezanı vereceği günler Hakkın,
Kim bilir belki yarın, belki yarından da yakın!
Yaktığın yerleri 'orman' diyerek geçme, tanı!
Çalışanı işten at, doldur kadroya yatanı!
Gözleri açık yatır seni kurtaran atanı,
Satılmadik o kaldı, durma satıver şu vatanı!
Sermaye mutlu olsun, olsa da çevre feda!
Semizlettin Apo'yu, mezarında dönsün Şüheda!
Uydurma kanunlarla Meclis'ten getirin seda!
On bin Yıllık tarihe, yurdum ederken veda!
Cümlenizin bu yurdu yok etmek mi emeli?
Yediginiz herzelere başka ne demeli!
Oyuverin altını iyice sallansın temeli,
Yurdumun ki, sonunda vatandaş kükremeli!
O zaman durur belki gözümden akan yaşım,
O zaman doğrulur belim, yukarı kalkar başım,
O zaman boşa gitmez yıllarsüren uğraş ım!
HESABINI VERİP TE GİTTİĞİNİZ GÜN KARDAŞIM,
Dalgalanın dolar gibi sizde şimdi ey suçlular!
Olsun artık soyguncuya vurulacak bir yular,
Ebediyen, öyle yok hesapsız bir iktidar!
Hakkıdır 'garip yaşamış vatandaş'ın da gülmek,
Hakkıdır ezilmiş milletimin, aydınlık bir İstikbal!
Cem Yılmaz
Dönmeyip Amerika'da, arlanmaksızın yaşayacak!.
O benim milletimin hırsızıdır, yurdu soyacak,
Hortumladıkları benimdir, milletimindir ancak!
Çalma, kurban olayım hepsini ey hırslı çakal!
Gariban halkıma da bir pul bırakacak kadar al!
Olmaz sana götürdüğün paralar sonra helal,
Hakkını vermezsen burdaki ortaklarının behemehal!
Ben ezelden beri aç yaşadım,aç yaşarım!
Hangi hükümet beni kurtaracakmış,şaşarım!
Kurumuş musluk gibiyim, ne akar ne taşarım!
Yırtsam da bir tarafımı, hiç görülmez başarım!
Mali krizler, yoluna örmüşse çelikten bir duvar,
Benim .ceğiz, .cağız diyen bir hükümetim var!
Bağırsın korkma, na sıl işimize burnunu sokar?
'Avrupa Birliği' denen tekdişi kalmış canavar!
Arkadaş, Meclis'e namusuyla çalışanları uğratma sakın!
İşe aldıracakların, olsun hep sana yakın!
Gelecektir, cezanı vereceği günler Hakkın,
Kim bilir belki yarın, belki yarından da yakın!
Yaktığın yerleri 'orman' diyerek geçme, tanı!
Çalışanı işten at, doldur kadroya yatanı!
Gözleri açık yatır seni kurtaran atanı,
Satılmadik o kaldı, durma satıver şu vatanı!
Sermaye mutlu olsun, olsa da çevre feda!
Semizlettin Apo'yu, mezarında dönsün Şüheda!
Uydurma kanunlarla Meclis'ten getirin seda!
On bin Yıllık tarihe, yurdum ederken veda!
Cümlenizin bu yurdu yok etmek mi emeli?
Yediginiz herzelere başka ne demeli!
Oyuverin altını iyice sallansın temeli,
Yurdumun ki, sonunda vatandaş kükremeli!
O zaman durur belki gözümden akan yaşım,
O zaman doğrulur belim, yukarı kalkar başım,
O zaman boşa gitmez yıllarsüren uğraş ım!
HESABINI VERİP TE GİTTİĞİNİZ GÜN KARDAŞIM,
Dalgalanın dolar gibi sizde şimdi ey suçlular!
Olsun artık soyguncuya vurulacak bir yular,
Ebediyen, öyle yok hesapsız bir iktidar!
Hakkıdır 'garip yaşamış vatandaş'ın da gülmek,
Hakkıdır ezilmiş milletimin, aydınlık bir İstikbal!
Cem Yılmaz
ps:
Bana forward emaille geldi, nette baktım Cem Yılmaz'a ait olmadığı da söyleniyor.Muhtemelen biri yazdı attı denize, tıpkı Can Dündar'a maledilen yazılar gibi, bu da Cem Yılmaz'ın üzerine kaldı.
dinlemelik:
Aslı-Kördüğüm
"Cüzdanından mı Çaldım"
Erkek tarafı: Spermlerimi çaldı!
Kadın tarafı: Cüzdanından mı çaldım!
***
Memleketimin hatunlarına bi haller olmaya başladı. Kolayını buldular: Zengin adamlardan bebek yaptıktan sonra, aylık 10 bin lira nafaka bağlatıp hayatlarını garantiye almak gibi bir yolu keşfettiler sonunda..
Proje evlilikler, proje birliktelikler ve pazarlık aracı olarak kullanılan, dünyadan bi haber masum bebekler..
Dün okuduğum haberde zengin bir adam, rızası olmadan hamile kalıp; kendisine nafaka ve babalık davası açan kadın için "Spermlerimi çaldı" diyordu, bugün de kadın tarafı konuşmuş:" Cüzdanından mı çaldım"..
İyi de hemşirem; bu adam asgari ücretle çalışan bir işçicik olsaydı da, tedbirsiz bir şekilde yatağa girip hamile kalıp yine doğuracak mıydınız gerçekten? Yoksa, hesaplı kitaplı, adamı "korunuyorum" diye katakulliye getirip, "nasıl olsa hamile kalırsam nikahı basar" diye yola çıkıp, baltayı taşa mı vurdunuz?
Adam da ayrı bir vaka..
Çaldırmasaydın kardeşim kıymetli spermlerini madem! Tıp doktoru olmuşsun, doğum kontrol yöntemlerini bilmiyor musun hiç!
Kıssadan hisse:
Bu olay, spermleri kıymetli tüm erkeklerimize ders olsun lütfen! Gördüğünüz gibi, paranızı pencereden girerek çalmıyorlar artık, siz siz olun, asıl fermuarınızı kilitleyin geceleri :)
bknz:
Erkek tarafının avukatının hazırladığı dava metni:
Tolga Çandar-Deniz Üstü Köpürür
Tolga Çandar-Bodrum Hakimi
Kadın tarafı: Cüzdanından mı çaldım!
***
Memleketimin hatunlarına bi haller olmaya başladı. Kolayını buldular: Zengin adamlardan bebek yaptıktan sonra, aylık 10 bin lira nafaka bağlatıp hayatlarını garantiye almak gibi bir yolu keşfettiler sonunda..
Proje evlilikler, proje birliktelikler ve pazarlık aracı olarak kullanılan, dünyadan bi haber masum bebekler..
Dün okuduğum haberde zengin bir adam, rızası olmadan hamile kalıp; kendisine nafaka ve babalık davası açan kadın için "Spermlerimi çaldı" diyordu, bugün de kadın tarafı konuşmuş:" Cüzdanından mı çaldım"..
İyi de hemşirem; bu adam asgari ücretle çalışan bir işçicik olsaydı da, tedbirsiz bir şekilde yatağa girip hamile kalıp yine doğuracak mıydınız gerçekten? Yoksa, hesaplı kitaplı, adamı "korunuyorum" diye katakulliye getirip, "nasıl olsa hamile kalırsam nikahı basar" diye yola çıkıp, baltayı taşa mı vurdunuz?
Adam da ayrı bir vaka..
Çaldırmasaydın kardeşim kıymetli spermlerini madem! Tıp doktoru olmuşsun, doğum kontrol yöntemlerini bilmiyor musun hiç!
Kıssadan hisse:
Bu olay, spermleri kıymetli tüm erkeklerimize ders olsun lütfen! Gördüğünüz gibi, paranızı pencereden girerek çalmıyorlar artık, siz siz olun, asıl fermuarınızı kilitleyin geceleri :)
bknz:
Erkek tarafının avukatının hazırladığı dava metni:
“Biyolojik babanın açıkça tuzağa düşürülmesi, iğfal edilmesi, spermlerinin maddi kazanç hesapları peşindeki kadın tarafından irade dışı kullanılması çok tartışılan ‘sperm hırsızlığını’ ortaya çıkartıyor. Sperm hırsızlığı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Türkiye Anayasası’nın belirli hükümlerine aykırı olarak şu anki hukuk düzenimizde korunuyor. ‘Sperm hırsızlığı’ faillerine bir yaptırım öngörülmediği gibi konunun mağdurları ömürleri boyu devam eden sosyal ve hukuki bir yük taşımak zorunda kalıyorlar. Bunun dışında spermlerin doğrudan cinsel ilişkide değil de erkekten gizlice elde edilip, bilgisi dışında hamilelik için kullanılması faraziyesinde dahi medeni yasamız sperm hırsızlığını ödüllendirir, mağduru cezalandırır mahiyette hükümler içeriyor. Erkeğin iradesi dışında doğacak çocuğu süreç içerisinde evliliğe araç, maddi kazanç vasıtası ve bir nevi kendisini garantiye alma yöntemi olarak gören pek çok kadın, sperm hırsızlığı yapabilmektedir. Bir erkeğin, tecavüz edip hamile bıraktığı kadını doğuma zorlanması ile sperm hırsızlığı yapan bir kadının erkeği iradesi dışında babalığa zorlaması arasında etik olarak hiçbir fark yoktur.”dinlemelik:
Tolga Çandar-Deniz Üstü Köpürür
Tolga Çandar-Bodrum Hakimi
'Ali İle Ramazan': Beni Tokatlayan Kitap
Evet aynen öyle oldum ben..
Bir akşamda, toplamda bir film izlemeye ayrılacak kadar bir sürede bitiveren Ali ile Ramazan'ın hikayesini okuduktan sonra; hafiften mide bulantısı ve tokatlanmış bir suratla birlikte, iç yangısı diye tarifleyebileceğim bir sızı da bıraktı içimde.
Sert ve küfürlü bir dil kullandığını biliyordum, yazılarından da aşinaydım Mağden'in tarzına, ama, bir kadın yazarın böylesine bir sokak argosunu çekinmeden kullanabileceğini hiç tahmin edememiştim doğrusu..(Zaten, ondan başka, hiçbiri de cesaret edemez diye düşünüyorum!)
Homofobikler için şunu belirtmekte yarar var; sanıldığının aksine, bu kitap eşcinsel bir ilişkinin detaylarını değil; hergün gözümüzü kapattığımız ya da görmezden geldiğimiz bir dünyanın, bir foseptik çukurunun kapağını aralıyor ve sanırım sarsıcı olan da zaten oradan gelen kokuyu ciğerlerimizin köküne kadar boca edivermesi bir anda..
Anne baba yüzü görmemiş ve yetimhanede devlet babanın kucağına terkedilmiş güzel bir erkek çocuğun; müdür beyle başlayan cinsel istismar serüvenini fırsata ve mesleğe çevirmesi; öte yandan, kadın öğretmenleri dışında hiç ama hiç tanımadığı diğer cinse ilgi duyup duymamak konusunda kendini test etme imkanının dahi olmayışı, sonuçta mecburi bir cinsel tercihe zorlanmışlığın da mümkün olduğunu sorgulatıyor Mağden bize..
(Ali ile Ramazan normal bir ailede büyüselerdi, eşcinsel olurlar mıydı acaba?)
En kötü aile ortamının bile devlet babanın kucağından daha iyi olabileceğini, 18 yaşında kapıya konulan bu kimsesizlerin, o..u ve tinerci taifesine dahil olup nasıl da 'hiçleştiklerini' en acı haliyle hayale de zorluyor..
Dışarıdan çok parlak, entellektüel, saygın olarak tariflediğimiz hatta önünde eğildiğimiz, 'İNSAN' taifesinin, ne kadar da vahşi; düşmüşlerin hem bedenini hem ruhunu miken reziller olduğunu da..
Özellikle, Büyükada bölümünde vurgu yaptığı; [..] zengin Musevi ve Ermeni çocuklarını daha lisedeyken nişanlayıp, çocukların ailelerine, 'ibneyim annecim babacım, nesli burada keselim, bi zahmet devam ettirmeyelim' diyecek halleri yok ya. Türk çocukları da aynen öyle. Zengin kızlarıyla takılmalarını dayamışlar gırtlaklarına. Patlıyo ibneler yalandan dolandan yeminlen[..] diye ifade ettiği, iki yüzlü gerçeğimizi, yaz boyunca Ramazan'a olan talepten, meşhur olmasından, kazandığı paralardan bahsederek anlatıyor..
Nitekim; hikayenin sonunda, Ali ile Ramazan'ın 3. sayfa haberi olmasına neden olan ve Ramazan'ın bıçaklayarak öldürdüğü TSM bestekârı da, yine eşi ve annesi pazarda iken, masada bebeğinin ılık biberonu da duran adamın, Ramazan'ı bir iki saatliğine eve getirip para karşılığı kullanması da; bence Ali ile Ramazan'ın aşkından daha çarpık, daha tiksindiriciydi..
Hâsılı, bu kitabı Çocuk Esirgeme Kurumu'yla ilgili insanların mutlaka okumasını tavsiye ediyorum.
(Hatta midesi kaldıracaksa; en az üç çocuk yapmayı tavsiye eden Başbakanın da..)
Zira; sokaklara, aç kurtlar ruhlarını miksin diye biraz daha çocuk lazım!
dinlemelik:
beirut-nantes
beirut-sunday smile
Bir akşamda, toplamda bir film izlemeye ayrılacak kadar bir sürede bitiveren Ali ile Ramazan'ın hikayesini okuduktan sonra; hafiften mide bulantısı ve tokatlanmış bir suratla birlikte, iç yangısı diye tarifleyebileceğim bir sızı da bıraktı içimde.
Sert ve küfürlü bir dil kullandığını biliyordum, yazılarından da aşinaydım Mağden'in tarzına, ama, bir kadın yazarın böylesine bir sokak argosunu çekinmeden kullanabileceğini hiç tahmin edememiştim doğrusu..(Zaten, ondan başka, hiçbiri de cesaret edemez diye düşünüyorum!)
Homofobikler için şunu belirtmekte yarar var; sanıldığının aksine, bu kitap eşcinsel bir ilişkinin detaylarını değil; hergün gözümüzü kapattığımız ya da görmezden geldiğimiz bir dünyanın, bir foseptik çukurunun kapağını aralıyor ve sanırım sarsıcı olan da zaten oradan gelen kokuyu ciğerlerimizin köküne kadar boca edivermesi bir anda..
Anne baba yüzü görmemiş ve yetimhanede devlet babanın kucağına terkedilmiş güzel bir erkek çocuğun; müdür beyle başlayan cinsel istismar serüvenini fırsata ve mesleğe çevirmesi; öte yandan, kadın öğretmenleri dışında hiç ama hiç tanımadığı diğer cinse ilgi duyup duymamak konusunda kendini test etme imkanının dahi olmayışı, sonuçta mecburi bir cinsel tercihe zorlanmışlığın da mümkün olduğunu sorgulatıyor Mağden bize..
(Ali ile Ramazan normal bir ailede büyüselerdi, eşcinsel olurlar mıydı acaba?)
En kötü aile ortamının bile devlet babanın kucağından daha iyi olabileceğini, 18 yaşında kapıya konulan bu kimsesizlerin, o..u ve tinerci taifesine dahil olup nasıl da 'hiçleştiklerini' en acı haliyle hayale de zorluyor..
Dışarıdan çok parlak, entellektüel, saygın olarak tariflediğimiz hatta önünde eğildiğimiz, 'İNSAN' taifesinin, ne kadar da vahşi; düşmüşlerin hem bedenini hem ruhunu miken reziller olduğunu da..
Özellikle, Büyükada bölümünde vurgu yaptığı; [..] zengin Musevi ve Ermeni çocuklarını daha lisedeyken nişanlayıp, çocukların ailelerine, 'ibneyim annecim babacım, nesli burada keselim, bi zahmet devam ettirmeyelim' diyecek halleri yok ya. Türk çocukları da aynen öyle. Zengin kızlarıyla takılmalarını dayamışlar gırtlaklarına. Patlıyo ibneler yalandan dolandan yeminlen[..] diye ifade ettiği, iki yüzlü gerçeğimizi, yaz boyunca Ramazan'a olan talepten, meşhur olmasından, kazandığı paralardan bahsederek anlatıyor..
Nitekim; hikayenin sonunda, Ali ile Ramazan'ın 3. sayfa haberi olmasına neden olan ve Ramazan'ın bıçaklayarak öldürdüğü TSM bestekârı da, yine eşi ve annesi pazarda iken, masada bebeğinin ılık biberonu da duran adamın, Ramazan'ı bir iki saatliğine eve getirip para karşılığı kullanması da; bence Ali ile Ramazan'ın aşkından daha çarpık, daha tiksindiriciydi..
Hâsılı, bu kitabı Çocuk Esirgeme Kurumu'yla ilgili insanların mutlaka okumasını tavsiye ediyorum.
(Hatta midesi kaldıracaksa; en az üç çocuk yapmayı tavsiye eden Başbakanın da..)
Zira; sokaklara, aç kurtlar ruhlarını miksin diye biraz daha çocuk lazım!
dinlemelik:
beirut-nantes
beirut-sunday smile
29. Uluslararası İstanbul Film Festivali Başlıyor
Festivalde gösterilecek olan ve TV de sinema eleştirmenlerinin (Ali Hakan vs.) tavsiye ettiği filmlerin listesini, not alabildiğim kadarıyla burada da paylaşayım:
1)Matmazel
2)Aşkın Son Mevsimi
3)Fobidilya
4)Ajami
5)Hücre 211
6)Anlat Şehrazat
7)Rehine
8)Ufaklık
9)Akvaryum
10)Özel Hayatlar
11)Öksüz
12)Üstüne Alınma
13)Tehrun
14)Paris'te beş saat
15)Çağrı
16)Aşk Yuvası
17)Şişkolar
18)Rezervuar Köpekleri
19)Yedinci Kıta
20)Topkapı
21)Ah Güzel İstanbul
22)Korkuya Yolculuk
23)Kaç baba kaç
24)Heliopolis
25)Hergün bayram
26)İç bölge
Listenin tümüne şuradan bakılabilir..
Bilet fiyatları hafta içi gündüz seansları ve Türk filmleri: 3,5 TL
Festival sinemaları: Atlas, Yeni Rüya, Kadıköy, Beyoğlu, Sinepop, Nişantaşı Citylife(City's)(tıklayınız)
Diğer seansların ücretleri için şuraya bakılabilir..
Hangi sinemada hangi filmin gösterileceğine dair güzel bir çizelge de hazırlanmış: Şurada
Hangi sinemada hangi filmin gösterileceğine dair güzel bir çizelge de hazırlanmış: Şurada
İYİ SEYİRLER...
bknz:
iksv.org
Ispanaklı Kek-Pınar'ın tarifi
Kim demiş çalışan kadınlar beceriksiz olurlar diye:))
Pınar'ın 'Ispanaklı Kek' tarifini arşivlemesem olmazdı, bu başlık ona da sürpriz olacak..
Bunlar da çok sevdiği şarkılardan ikisi:)
Sertab E. - Bu böyle
Sertab E.-Açık adres
Pınar'ın 'Ispanaklı Kek' tarifini arşivlemesem olmazdı, bu başlık ona da sürpriz olacak..
Tarif:
4 yumurta ve 1,25 subardağı tozşekeri karıştırıyorsun. Sonra 1 subardağı sıvıyağ ilave ediyorsun. Bir yerde 200-300 gr kadar ıspanak yıkıyorsun. Bu ıspanakların yapraklarının rondada iyice küçülene kadar kıyıyorsun. Sonra bu ıspanakları şeker yağ yumurta karışımına ilave ediyorsun. 2 su bardağı un ve kabartma tozunuda ilave edip 180 C lik fırına koyuyorsun. (dikkat ettin mi süt yok hamurda) Hamur ince bir hamur olacak merak etme. Ama normal yuvarlak tepsilere çok gelir bu hamur. Ortalama büyüklükteki bir borcam için uygun bir ölçü. kek pişince (yüzü çok hafif kızardığında pişmiş oluyor) fırından çıkarıyorsun. Sonra bu keki tepsinin kenarlarından yarım cm kalınlığını bıçakla kesip alıyorsun. Ve rondoya koyup kıyıyorsun. Kek fırındayken 1lt süt, 1 su bardağı toz şeker ve 1 subardağı unu ocakta karıştırarak kaynatıyorsun. Fırından kek çıktıktan ve süsleme için kullanacağın kenarlar alındıktan sonra 3-5 dak bekleyip kaynamış bu muhallebiyi kekin üzerine döküyorsun. Ve sonrada muhallebinin üstüne rondodski kek kırıntılarını serpiştiriyorsun. Afiyet olsun. kimse içindekinin ıspanak olduğunu anlamıyor, fıstık zannediyorlar :-)
4 yumurta ve 1,25 subardağı tozşekeri karıştırıyorsun. Sonra 1 subardağı sıvıyağ ilave ediyorsun. Bir yerde 200-300 gr kadar ıspanak yıkıyorsun. Bu ıspanakların yapraklarının rondada iyice küçülene kadar kıyıyorsun. Sonra bu ıspanakları şeker yağ yumurta karışımına ilave ediyorsun. 2 su bardağı un ve kabartma tozunuda ilave edip 180 C lik fırına koyuyorsun. (dikkat ettin mi süt yok hamurda) Hamur ince bir hamur olacak merak etme. Ama normal yuvarlak tepsilere çok gelir bu hamur. Ortalama büyüklükteki bir borcam için uygun bir ölçü. kek pişince (yüzü çok hafif kızardığında pişmiş oluyor) fırından çıkarıyorsun. Sonra bu keki tepsinin kenarlarından yarım cm kalınlığını bıçakla kesip alıyorsun. Ve rondoya koyup kıyıyorsun. Kek fırındayken 1lt süt, 1 su bardağı toz şeker ve 1 subardağı unu ocakta karıştırarak kaynatıyorsun. Fırından kek çıktıktan ve süsleme için kullanacağın kenarlar alındıktan sonra 3-5 dak bekleyip kaynamış bu muhallebiyi kekin üzerine döküyorsun. Ve sonrada muhallebinin üstüne rondodski kek kırıntılarını serpiştiriyorsun. Afiyet olsun. kimse içindekinin ıspanak olduğunu anlamıyor, fıstık zannediyorlar :-)
Bunlar da çok sevdiği şarkılardan ikisi:)
Sertab E. - Bu böyle
Sertab E.-Açık adres
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)










