Kıyıda 'Köşede' Kalmış, Kadın Yazarlar
İnternetin ve hızlı yaşamın bize hediye ettiği sonuçlardan sadece biri olarak; insanların uzun yazıları okumaktan kaçınıyor olmaları, dolayısıyla yazarın anlatmak istediği şey ne ise; sıkıcı makale kurallarının dışına da çıkarak, dilinin kıvraklığı yanı sıra kısa cümleler kurup, --tabiri caizse 'şıp!' diye bir çırpıda anlatıvermesi, onun, farklı/orjinal ve çok okunur olmasının başlıca nedeni haline geliverdi..
İşte böyle bir sürece girdiğimiz şu son yıllarda, bir şekilde popülerliği yakalayıp, kült isimlerden olmayı başaran köşe yazarı kadınlar da, kurtlar sofrasında yerlerini almaya başladılar yavaş yavaş..
Cinsiyetçilik yapmak değil niyetim ama, ister istemez, gerek internet medyası, gerekse de gazetelerde köşe sahibi olan kadınların neler yazdıklarını, nelerden bahsettiklerini, kimlere çaktıklarını eskiden beridir ilgiyle takip etmeye çabalarım hep..
Kimi, kendilerinin de itiraf ettiği gibi, kocaları sayesinde bu ünvanı almışlar [Nazlı Ilıcak, Ruhat Mengi vb.]; kimi, sivri dili ve ilginç çıkışları [Perihan Mağden, Ayşe Arman, Mine Kırıkkanat, M.Tönbekici vb.], kimisi ünlü sevgilisi [Ayşe Özyılmazel vb.], kimi rol aldığı TV dizisinden ya da kitabından sonra meşhur olmuş [İclal Aydın, Elif Şafak, Sevim Gözay, Pelin Batu vb.], kimisi de akademisyen titriyle [Nuray Mert, Ülke Arıboğan, vb.] oradalar..
Ece Temelkuran, Alev Alatlı, Gülay Göktürk, Fatma K. Barbarosoğlu, Yasemin Çongar, Nihal Bengisu Karaca ve daha nicelerini say say bitmez şimdi bu sayfada..
Evet, tüm saydıklarım bir çırpıda akla geliveren gayet popüler isimlerdi..
Bir de bunlar kadar bilinmeyen fakat, gayet akıllı ve keyifli yazılar yazan kadınlar var bildiğim..
İşte burada, biraz o isimlere değinmek niyetindeyim...
[Eğer aksi durum sözkonusu ve aslında çok tanınıyor iseler benim ayıbımdır, affola..]
***
İlki, Radikal'de dış haberler editörü, Ceyda Karan:
Tek kelimeyle 'UZMAN' diyebileceğim bu hoş hanım, yeni yeni tv'ye de çıkmaya da başladı. Konusuna bu kadar hakim olmasına imrenmemek elde değil.
(Sözlükçüler fizik olarak da pek bi beğeniyorlarmış)
***
Dilek Yaraş: Gazeteciler.com sitesinde yazıyor. İfade dili gayet samimi ve blogger havası var. Saplantılı ya da saldırgan bir yazısına henüz rastlamadım ben. Çoğu zaman tarafsız ve hakkaniyetli yazılar ortaya koyuyor.
***
Neslihan Acu:Boğaziçi Endüstri Müh.den mezunmuş. Kitaplarını okumuş değilim ama yazılarını keyifli buluyorum. Bazen döver gibi çatıyor birilerine. Esra Elönü hakkında yazdığı yazıdan sonra, Feride'den okkalı bir cevap da gelmişti kendisine:)
***
Eda Alanson:
Soyadından belli olduğu üzre, Mazhar Alanson'ın kızı oluyor kendileri. Haberx.com'da yazıyor. Yazılarını şöyle tarif eedebilirim sanırım. Sanki ingilizce yazıyor ve Haberx.com bu yazıyı alıp, google translate prog. ile çevirip aynen yayınlıyor gibi:) Ama ben okumayı seviyorum yine de. Özgün ve farklı bir dili var çünkü.
***
Ayça Şen: Onu radyodan tanıyanlar çoktur eminim ama yazılarının tadından yenmez bir dilde ve tıpkı radyodaki Ayça gibi olduğundan kaç kişi haberdardır emin değilim..
Tipik blog yazıyor. Radikal ona bir blog sitesi vermiş ve "gel, burada içinden geldiği gibi yaz-çiz Ayça" demiş sanki..Yazıları aynen öyle işte..
***
Ayşe Aral:Hürriyet'in ikinci Ayşe'si diyorum ben ona. Arman Ayşe kadar çılgın olmasa da o da yaşama dair ve ondan farklı olarak daha mizahi bir dil tercih ediyor. Kocasını yazıyor, köpeğini yazıyor, günlük hayatını yazıyor..Yazılarının altına da, dediğine göre cebinden para vererek çizdirdiği karikatürleri koyduruyor. Köpeği Ginger'ın ölümünü anlattığı yazısı dışında tebessümle okuyorum genelde..
***
Emine Arslaner: Haber10 sitesindeki yazıları kaldırıldı mı emin değilim ama, Cemil Meriç'in külliyatını yalayıp yutmuş, islamın evrimle ters düşmediğini söyleyen ve bu konuda Adnan hoca cemaatine ağır eleştirilerde bulunan, feminist kelimesini kabul etmeyeceğini bilmeme rağmen, "feminist müslüman" diye tanımlanabilecek kadar islamda kadın haklarını savunan, başörtülü bir entelektüel kendisi.
Ve meşhur olmasaydı elbette Esra Elönü'den de bahsedecektim ama, o artık ünlü ve popüler bir yazar!
Hâsılı, kadınlarımız konuşmak kadar, yazmayı da seviyor, mürekkepleri(!) hiç kurumasın!
dinlemelik:
Yansımalar-Ateşbaz
Nilgün Peker-Enginde yavaş yavaş
Cihat Aşkın-Çeçen Kızı
TSK'nın Sırrı: İntiharlar
Yakınen şahit olduğum tek vaka; yıllar önce bir sebeple Kayseri-Ankara arası otobüs yolculuğu yaparken rastladığım, Güneydoğu'da savaşmış bir askerimizin, gece dağda uyku tulumlarında uyurlarken baskına uğrayıp, tüm arkadaşlarının o tulumların içerisinde şehit olmaları sonucunda psikolojik dengesini yitirmiş haliydi. Otobüste yerinden kalkıp, tanımadığı herkesin başına gelip, abuk subuk konuşuyor ve ürküntü veriyordu. Onu yerine oturtmaya çalışan bir yakını ise bizlere izahta bulunduğunda hepimizin içi burkulmuştu. Sözkonusu askerimiz, GATA'da uzunca bir süre psikolojik tedavi görmüş, çıktıktan sonra da böyle peryodik olarak kontrole gitmeye başlamıştı.
Dün akşamki NTV-Canlı Gaste programında da, konuyla ilintili olarak, Can Dündar, "TSK'nın Sırrı" başlığıyla bir dosya açtı.
Daha geçen gün tüm ailesini öldürdükten sonra kendisi de intihar eden emekli yarbayın yaşadığı Gelibolu'ya gidip çekimler yapmışlar. Yarbayı yakından tanıyanların anlattığı kadarıyla, intiharının nedeni, emekli olduktan sonra yapmaya başladığı müteahhitlik işinde çok büyük bir borç yükünün altına girdiği ve bunu kaldıramadığı için bunalıma girmiş olabileceğiydi..
İlla ki doğrudur, fakat; orada konuştukları emekli askerlerden bazılarının samimi itirafları daha çarpıcıydı bana göre..
Uzun yıllar TSK disiplini altında yaşadıktan sonra, birden bire sivil hayata geçince, sudan çıkmış balık gibi olduklarını, gerek sosyal gerekse de ekonomik ilişkilerinde, sivil hayata uyum sağlamakta zorlandıklarını söylüyorlardı!
Bu dediklerine ikna oldum çünkü; bir hava tugayının bulunduğu yerde yaşayan, birincil dereceden kan bağım olan eczacı yakınımın anlattıkları da bunları teyid eder nitelikte şeyler.
20-30 yıl boyunca, bir tür 'kampüs hayatı' süren bu insanların, lojmanlarının bulunduğu sitelerde her türlü ihtiyaçlarını giderecek tesisler de bulunuyor.
Buna orduevinde bulunan kuaför/berberden tutun, marketimsi kantinler, spor tesisleri vb de dahil! Çarşıya, pazara inecekleri günlerde ise; yine askeriyeye ait otobüslerde topluca yolculuk ederler. İçlerinde bölge halkıyla içiçe yaşayan yakın temas kurabilenler sadece çocuklarıdır, çünkü okula gitmek zorundadırlar, oradaki çocuklarla kaynaşırlar!
Ve işte böylesine bir soyutlanmışlık ve bir nevi oksijen çadırı yaşamından sonra, emekli olup, yıllardır irtibattan uzak durdukları sivillerle yaşamaya başlamak, onları oldukça zorluyor ve bunalıma sürüklüyor olmalı...[Buna eşleri de dahil!]
Emekliliğe kadar sağlam kalmayı başarabilenler bir yana, bence asıl çarpıcı olan, bizzat görevi başında silahıyla intihar eden vakaların hiç de az olmayışı!
Nette biraz tarama yapınca --ne derece sağlıklı bilgilerdir ayrıca tartışılabilir gerçi ama, karşımıza çıkan manzaranın hiç de iç açıcı olmadığını söyleyebiliriz.
Örneğin, şuradaki haberde;
deniliyor..
18 yılda 15 bölük askerimiz intihar ettiyse ve bu sayı kamuoyundan saklanıp, örtbas ediliyorsa, TSK'nın şapkasını önüne koyup acilen bir önlem planı yürürlüğe sokup, birtakım tedbirler alması gerekir.
Okuduğum kadarıyla, buna dair "Can Arkadaş" sistemi adıyla -- bence yetersiz kalacak, bir uygulama başlatmışlar.
Sonuç olarak; bizzat gözleme imkanı bulduğum, asker eşlerinin kullandığı antidepresanların yazılı olduğu yeşil reçetelerin çokluğundan da anladığım kadarıyla, TSK'lerinde sadece askerler değil, aileleri de bunalımda!
Ve bu yetişmesi hiç de kolay olmayan son derece kalifiye insanların, bir kurşunla canlarına kıymalarını geçiştirecek, göz yumacak lüksü yok bu ülkenin!
Kim ne derse desin; yolunda gitmeyen birşeyler olduğu ortada..
bknz:
TSK'da Can Arkadaş formülü
Savaştan Dönen Askerin Ruh Hali
18 Yılda 15 Bölük Asker İntihar Etti
11 Ayda 16 Şüpheli Asker Ölümü
Katil, Dağlıca'da Askerdi
Dinlemelik:
Ali Cihat Aşkın-Umutsuz_The Desperate
Ali Cihat Aşkın-Baba film müziği
Ali Cihat Aşkın-Selanik Türküsü
Ali Cihat Aşkın-Kız Belin İncedir İnce
Dün akşamki NTV-Canlı Gaste programında da, konuyla ilintili olarak, Can Dündar, "TSK'nın Sırrı" başlığıyla bir dosya açtı.
Daha geçen gün tüm ailesini öldürdükten sonra kendisi de intihar eden emekli yarbayın yaşadığı Gelibolu'ya gidip çekimler yapmışlar. Yarbayı yakından tanıyanların anlattığı kadarıyla, intiharının nedeni, emekli olduktan sonra yapmaya başladığı müteahhitlik işinde çok büyük bir borç yükünün altına girdiği ve bunu kaldıramadığı için bunalıma girmiş olabileceğiydi..
İlla ki doğrudur, fakat; orada konuştukları emekli askerlerden bazılarının samimi itirafları daha çarpıcıydı bana göre..
Uzun yıllar TSK disiplini altında yaşadıktan sonra, birden bire sivil hayata geçince, sudan çıkmış balık gibi olduklarını, gerek sosyal gerekse de ekonomik ilişkilerinde, sivil hayata uyum sağlamakta zorlandıklarını söylüyorlardı!
Bu dediklerine ikna oldum çünkü; bir hava tugayının bulunduğu yerde yaşayan, birincil dereceden kan bağım olan eczacı yakınımın anlattıkları da bunları teyid eder nitelikte şeyler.
20-30 yıl boyunca, bir tür 'kampüs hayatı' süren bu insanların, lojmanlarının bulunduğu sitelerde her türlü ihtiyaçlarını giderecek tesisler de bulunuyor.
Buna orduevinde bulunan kuaför/berberden tutun, marketimsi kantinler, spor tesisleri vb de dahil! Çarşıya, pazara inecekleri günlerde ise; yine askeriyeye ait otobüslerde topluca yolculuk ederler. İçlerinde bölge halkıyla içiçe yaşayan yakın temas kurabilenler sadece çocuklarıdır, çünkü okula gitmek zorundadırlar, oradaki çocuklarla kaynaşırlar!
Ve işte böylesine bir soyutlanmışlık ve bir nevi oksijen çadırı yaşamından sonra, emekli olup, yıllardır irtibattan uzak durdukları sivillerle yaşamaya başlamak, onları oldukça zorluyor ve bunalıma sürüklüyor olmalı...[Buna eşleri de dahil!]
Emekliliğe kadar sağlam kalmayı başarabilenler bir yana, bence asıl çarpıcı olan, bizzat görevi başında silahıyla intihar eden vakaların hiç de az olmayışı!
Nette biraz tarama yapınca --ne derece sağlıklı bilgilerdir ayrıca tartışılabilir gerçi ama, karşımıza çıkan manzaranın hiç de iç açıcı olmadığını söyleyebiliriz.
Örneğin, şuradaki haberde;
Genellikle asker kökenli olan araştırmacıların yaptığı az sayıdaki araştırma, Türkiye’de de, Güneydoğu’da görev yapan asker ve polisler arasında, “normal” hayata döndüklerinde bu sendromun yaşandığını ortaya koyuyor. Tespit edilenler tedavi ediliyor; ancak yetkililer pekçoğunun, işinden olacağı korkusuyla rahatsızlığını bildirmediğini belirtiyor. Asker ve polisler arasında “intihar etti” ya da “cinnet geçirdi” şeklinde duyurulan vakaların, aslında bu rahatsızlıktan kaynaklandığı vurgulanıyor.
İkisi asker kökenli üç psikiyatrist tarafından gerçekleştirilen ve 1995 yılında Nöropsikiyatri Arşivi dergisinde yayımlanan araştırma, Türkiye’de bu konuda yapılan ender çalışmalardan biri. Mehmet Z. Sungur, B. Akın Sürmeli, Ahmet Özçubukçuoğlu’nun “Güneydoğu’da Görev Yapan Askeri Popülasyonda Görülen Travma Sonrası Stress Bozukluğu Üzerine Bir Çalışma” başlıklı araştırması 1992’den önceki son üç yılda, Güneydoğu’da görev yapan askerlerde “Travma Sonrası Stress Bozukluğu”nun görülme sıklığının üç kat arttığını gösteriyor.
GATA’da yine aynı yıl yapılan bir başka araştırma ise, Doktor Yüzbaşı Ulvi Reha Yılmaz’ın “Çatışma bölgesinde görev yapan ve GATA Psikiyatri Anabilim Dalı’na başvuran askeri personelde, silahlı çatışmaya katılacak olmanın stresi ile silahlı çatışmaya katılmış olmanın psikopatolojik etkilerinin araştırılması ve çatışma sonrası psikolojik durumun incelenmesi” başlıklı uzmanlık tezi.
Yılmaz’ın 1995 yılında gerçekleştirdiği bu çalışmanın önemli sonuçlarından biri, Doğu ve Güneydoğu’da görev yapan askerlerde TSBB belirtilerine yüzde 27.8 oranında rastlanmış olması. Diğer ilginç bir saptama ise psikolojik bozuklukların, bölgede çatışmaya katılan askerlerden çok, çatışmaya katılmamış askerler arasında görülmesi. Dr. Yılmaz bu durumu “Çatışmaya katılmamış askerlerde, çatışma stresinin şiddetinden çok, bekleme ve belirsizliğin ruhsal belirtileri arttırdığı belirlenmiştir” diye açıklıyor.
deniliyor..
18 yılda 15 bölük askerimiz intihar ettiyse ve bu sayı kamuoyundan saklanıp, örtbas ediliyorsa, TSK'nın şapkasını önüne koyup acilen bir önlem planı yürürlüğe sokup, birtakım tedbirler alması gerekir.
Okuduğum kadarıyla, buna dair "Can Arkadaş" sistemi adıyla -- bence yetersiz kalacak, bir uygulama başlatmışlar.
MİLLİ Savunma Bakanı Vecdi Gönül, alınan tedbirler sayesinde, erbaş ve erlerin intihar olaylarında yıllara göre düşüş kaydedildiğini açıkladı. BDP Şırnak Milletvekili Sevahir Bayındır'ın soru önergesini yanıtlayan Gönül, TSK'da intihar olaylarının önlenmesi için iki temel tedbir geliştirildiğini söyledi. Erbaş ve erlerin sorunlarına rehberlik hizmetinin yanı sıra "can arkadaş" isimli yöntemle de çözüm arandığını kaydeden Gönül, birlik komutanlıklarınca personelin "can arkadaş" adıyla eşleştirilerek problemin tespiti ve giderilmesinin hedeflendiğini söyledi. Gönül, alınan bu tedbirler sayesinde, intiharlarda yıllara göre düşüş kaydedildiğini belirtti.
Sonuç olarak; bizzat gözleme imkanı bulduğum, asker eşlerinin kullandığı antidepresanların yazılı olduğu yeşil reçetelerin çokluğundan da anladığım kadarıyla, TSK'lerinde sadece askerler değil, aileleri de bunalımda!
Ve bu yetişmesi hiç de kolay olmayan son derece kalifiye insanların, bir kurşunla canlarına kıymalarını geçiştirecek, göz yumacak lüksü yok bu ülkenin!
Kim ne derse desin; yolunda gitmeyen birşeyler olduğu ortada..
bknz:
TSK'da Can Arkadaş formülü
Savaştan Dönen Askerin Ruh Hali
18 Yılda 15 Bölük Asker İntihar Etti
11 Ayda 16 Şüpheli Asker Ölümü
Katil, Dağlıca'da Askerdi
Dinlemelik:
Ali Cihat Aşkın-Umutsuz_The Desperate
Ali Cihat Aşkın-Baba film müziği
Ali Cihat Aşkın-Selanik Türküsü
Ali Cihat Aşkın-Kız Belin İncedir İnce
Tombalacık Halimem
Koridorda ıslıkla, 'Halimem' türküsünü çaldığı söylenen Profesörümüz kınama cezası almış!!
Bu akıllara zarar cezanın 'asıl gerekçesini' cidden merak ediyorum:
*Hocaya başka nedenlerle kızgın olan yönetim, yıldırma politikası mı uyguluyor?
*Tombalacık Halimem türküsünü elinde çayla yürürken koridorda keyfe gelip ıslıkla çalmak, lümpen bir davranış olup, yüceler yücesi üniversitelerimizin cool/elit havasına yakışMamakta mıdır?
*Profesörümüz, ıslıkla 10.yıl ya da Gençlik Marşı'nı filan mırıldansaydı, yine aynı ceza kesilecek miydi?
*Bu türkünün sözleri ahlaka mugayyir filan idiyse, ıslıkla sadece melodisinin icra edilmesinde ne gibi bir sakınca görülmüştür?
*Türküyü merak edenler için şurada çok farklı versiyonları mevcut!
*Ben de kınanMamak için, Tülay GERMAN'ın yorumunu tercih ettim, oldukça modern(!!) bir yorum olmuş..
*Sözlükten baktım; türkünün sözleri de şöyleymiş:
Kiraz aldım dikmeden Halime'm
Dallarını bükmeden
Bir armağan ver bana Halime'm
Ben gurbete gitmeden
Tombalacık Halime'm taşbaşı'na gel
Ben gidiyorum Bolu'ya düş peşime gel
Ocak başında kaldım Halime'm
İnce fikire daldım
Kapılar açıldıkça Halime'm
Seni geliyor sandım
Alçaklara kar yağıyor üşümedin mi
Sen bu işin sonunu düşünmedin mi
Tütün aldım Hendek'ten Halime'm
Hekim gelir Devrek'ten
Hekim buna ne desin Halime'm
Yangınımız yürekten
Algın mısın Halime'm baygın mısın gel
Hiç haberin gelmiyor dargın mısın gel"
AKDENİZ Üniversitesi'nde ıslıkla ‘Halimem' türküsünü çaldığı için Prof.Dr. Orhan Kuruüzüm'e verilen maaştan kesme cezasının YÖK tarafından iptal edilmesi ardından, aynı suçlamayla açılan ikinci soruşturmada kınama cezası verildi.
İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof.Dr. Orhan Kuruüzüm hakkında, Bolu'nun meşhur türküsü ‘Halimem'in “Alçaklara kar yağdı üşümedin mi/Sen bu işin sonunu düşünmedin mi' nakaratını fakültenin koridorunda elinde çay bardağı ile yürürken ıslıkla çaldığı için soruşturma açıldı. Soruşturma sonunda Prof.Dr. Kuruüzüm'e Rektör Prof.Dr. İsrafil Kurtcephe tarafından 30'da 1 oranında maaş kesim cezası verilri ve maaşından 100 lTL kesildi. ‘Islık mağduru' profesörün cezanın iptaline ilişkin başvurusunu değerlendiren YÖK, cezanın, savunması alınmadan uygulandığı için iptaline karar verdi. Prof.Dr. Kuruüzüm, üniversiteye ödediği 100 TL'yi geri almıştı.
Üniversite yönetimi, YÖK tarafından iptal edilen cezanın ardından aynı suçlamalarla Prof.Dr. Orhan Kuruüzüm hakkında ikinci kez soruşturma açtı. Savunması alınmadığı gerekçesiyle cezanın iptal edilmesi üzerine Prof.Dr. Kuruüzüm'ün bu kez savunması alındı. Soruşturmayı yapan Ziraat Fakültesi Dekanı Prof.Dr. Osman Karagüzel, ‘kınama cezası' verilmesini önerdi. Rektör Prof.Dr. Kurtcephe de kınama cezasını onayladı.
Aynı konu hakkında açılan ikinci soruşturmada da ceza verilen Prof.Dr. Orhan Kuruüzüm, Yüksek Öğretim Kurumu'na itirazda bulunacağını ve Bölge İdare Mahkemesi'ne cezanın iptali için ayrıca dava açacağını kaydetti.
Üniversitede 15 yıldan bu yana görev yapan Prof.Dr. Orhan Kuruüzüm hakkında iki kez fakültenin üye seçim toplantılarına katılmadığı gerekçesiyle, bir kez de Dekan Prof.Dr. Şafak Aksoy hakkında ‘paraşütle inmiş’, ‘çapsız’ ve ‘dekan müsveddesi’ dediği iddiasıyla soruşturma açılmıştı. Kuruüzüm'e bu soruşturmalar sonunda ayrı ayrı kınama cezası verilmişti. (aa)
Bu akıllara zarar cezanın 'asıl gerekçesini' cidden merak ediyorum:
*Hocaya başka nedenlerle kızgın olan yönetim, yıldırma politikası mı uyguluyor?
*Tombalacık Halimem türküsünü elinde çayla yürürken koridorda keyfe gelip ıslıkla çalmak, lümpen bir davranış olup, yüceler yücesi üniversitelerimizin cool/elit havasına yakışMamakta mıdır?
*Profesörümüz, ıslıkla 10.yıl ya da Gençlik Marşı'nı filan mırıldansaydı, yine aynı ceza kesilecek miydi?
*Bu türkünün sözleri ahlaka mugayyir filan idiyse, ıslıkla sadece melodisinin icra edilmesinde ne gibi bir sakınca görülmüştür?
*Türküyü merak edenler için şurada çok farklı versiyonları mevcut!
*Ben de kınanMamak için, Tülay GERMAN'ın yorumunu tercih ettim, oldukça modern(!!) bir yorum olmuş..
*Sözlükten baktım; türkünün sözleri de şöyleymiş:
Kiraz aldım dikmeden Halime'm
Dallarını bükmeden
Bir armağan ver bana Halime'm
Ben gurbete gitmeden
Tombalacık Halime'm taşbaşı'na gel
Ben gidiyorum Bolu'ya düş peşime gel
Ocak başında kaldım Halime'm
İnce fikire daldım
Kapılar açıldıkça Halime'm
Seni geliyor sandım
Alçaklara kar yağıyor üşümedin mi
Sen bu işin sonunu düşünmedin mi
Tütün aldım Hendek'ten Halime'm
Hekim gelir Devrek'ten
Hekim buna ne desin Halime'm
Yangınımız yürekten
Algın mısın Halime'm baygın mısın gel
Hiç haberin gelmiyor dargın mısın gel"
Hayvancılığımız Ölüyor mu
Doğdum doğalı et fiyatları hep yüksektir!
Hatta, çocukluğumda hayâl meyâl hatırladığım bir yeşil mercimekçi hanım çıkardı televizyona ve et yerine geçecek olan bu bakliyatı ballandıra ballandıra anlatır, onunla börekler, yemekler yapar ve tüketmeye teşvik ederdi..
Şimdiki aklımla düşündüğümde; hergün TRT'ye çıkartılan o kır saçlı profesör Ayşe Baysal'ın yeşil mercimeği öve öve yere göğe sığdıramamasının nedenini, ya o zamanlar, devletin elinde fazladan yeşil mercimek stoğu vardı da bu şekilde eritmek istiyorlardı ya da kurbandan kurbana et yüzü görebilen, ekmek yemekten aptallaşmaya(!!) yüz tutmuş soluk benizli yeni nesilleri kurtarma ve bitkisel de olsa protein takviyesi yapmak çabasıydı(!!) diye tahmin yürütebiliyorum..
İşin aslını ise tabii ki bilmiyorum!
Bugünlerde ise; zaten her zaman yüksek olan kırmızı et fiyatlarının hepten yükselmeye başlamasıyla birlikte, hem akademisyenlerden, hem medyadan, hem de konuyla ilgili üretici platformlarından, farklı farklı sesler yükselmeye başladı..
Eğer denilenler doğru ise, mevcut durum hiç de iç açıcı görünmüyor!
Örneğin; et fiyatlarının karşılaştırmalı olarak verildiği şu haberde,BURSA Veteriner Hekimler Odası Başkanı Sinan Sağlam, et fiyatlarındaki artışın, ithalatın önünü açmak için bilinçli olarak yapıldığını belirterek,
'Et ithalatı ile AB ülkelerinde kedi köpek maması yapılan veya imha edilen yaşlı hayvan etlerini birkaç dolara satın alıp, Türkiye'de yüksek fiyat ile pazara sunacaklar' iddiasında bulundu. Sağlam, Türkiye'de mezbahalardaki karkas kırmızı et fiyatlarının AB ülkelerinin altında olduğunu belirterek, vergileriyle birlikte kilogramı 19 liraya mal olan kırmızı etin, gerçek satış fiyatının 22-25 lira olduğunu kaydetti. Tüketicilere etin fazla fiyatla satılmasının asıl nedeninin Hükümete kırmızı et ithalatının serbest bırakılması yönünde baskı yapmak olduğunu vurgulayan Sağlam, şunları kaydetti: 'Devletin fiyatlara müdahalesiyle fiyat kargaşası düzeltilebilir.' AB ülkelerinde yaşlı hayvanların etlerinin piyasaya sunulmasının kesinlikle yasak olduğunu vurgulayan Sağlam, şöyle devam etti: 'Bu ülkelerde sadece genç hayvanların etleri satılabiliyor. Onlar sürüden çıkan yaşlı hayvanları kesip sadece kedi ve köpek maması yapabilirler. İnsanların tüketmesi için asla satamazlar. Yaşlı hayvanların talep fazlası etini de gömmek zorundalar. AB'den ithalatın önü açılırsa, bu etler Türkiye'ye gelecek. Çünkü bizde yaşlı hayvan kesimini yasaklayan bir kanun yok.'
diyor..
Bu kadar kıymetli olan kırmızı etin; --malesef bir karaborsası olduğunu, zaman zaman, at, eşek, kedi ve domuz eti sürülen piyasada dönen mide bulandırıcı 'Ali Cengiz oyunlarını' da zaten biliyoruz..
Bu oyunlardan sadece biri olan ete soya karıştırıp şişirerek, ağırlığının arttırılması hilesi ise, Ankara'da yaşayan bir Genel Cerrahın dediğine göre, severek yediğimiz döner kebaplarda sıkça tercih edilen bir yöntemmiş!
Kaçak ve sağlıksız, katkılı et döner işletmelerine tepki olarak bu işe girdiğini söyleyen Genel Cerrahi Uzmanı Operatör Doktor Osman Seratlı;
“Kaliteli et ve dönerin içinde ne olduğunu bilirsiniz” diyen Seratlı, et döner sunan işletmelerin pek azında böyle bir hizmetin sunulduğunu, et dönerlere soyu bozulmuş “soya kıyması” katıldığını ifade etti. Seratlı, bir kilo ete soya katılarak 2-3 kat ağırlık kazandırıldığını, basit bir hesapla bunu herkesin anlaması gerektiğine dikkati çekerek şöyle konuştu:
“Etin bize kemikli ve but olarak gelişi şu an için 17,5 lira, fiyatlar sürekli artmaya da devam ediyor. Bu etin kemik, sinir ve yağından ayrılması sonucunda yüzde 20-25 kaybınız mutlaka olur. Dönerin pişirilirken su kaybettiğini göz önünde bulundurursak kayıp pişme sırasında da yüzde 30-35’e varır. Bu oran hızlı veya yavaş kesime göre değişir, döner ne kadar tezgahta kalırsa o kadar kilo kaybeder.
demiş...
Daha fazla didikleyip hepten mide bulandırmaya niyetim yok..
Peki hâl böyle iken, bizim hayvancılık sektörümüzün durumu nedir?
Bunu tahmin etmek için, şu yazıda bahsedilen Iğdır Kazım Karabekir Devlet Üretme Çiftliği'nin hikayesini okumak bile yeterli!
Evet, bizim devletimiz hep fakirdir(!!)
Tutup sadece bir kurdele kesip arka kapıdan apar topar ülkesine kaçsın diye, Meg Ryan'a 100 bin $'ı paşa paşa verebilir, TRT gibi hergün cepten yiyen asalak kurumları da ilelebet besleyebilir..
Lâkiiiiin, iş, böylesine hayırlı yatırımlar yapmaya geldiğinde ise bahanesi çok, parası ise yoktur!
Neyse ki, biz millet olarak mercimeği pek bi severiz!
bknz:
Mercimekçi Ayşe Teyze
dinlemelik:
Tuluyhan Uğurlu-Türk Kahvesi
Tuluyhan Uğurlu-Next Generation
20 Yıl Önce, 20 Yıl Sonra
Bu fotoğraf 1988'de ve Tayyip Erdoğan, Refah Partisi İstanbul İl Başkanı iken Darphane işçilerinin grevi sırasında çekilmiş.
Erdoğan burada yaptığı konuşmada “Zulme son verene kadar haklı ve kararlı mücadelelerin yanında olmayı inancımız gereği görev telakki ederiz” demişmiş..
Yurtdışında Evlilik İşlemleri
Son zamanlarda, yurtdışında evlenmek, çiftler arasında giderek yükselen bir trend haline geldi.Bu özel günlerini unutulmaz kılmak, başbaşa yada aile ve arkadaş gruplarıyla beraber egzotik destinasyonlarda, gidilen yörenin geleneksel düğün törenleri ile evlenmeyi isteyen çiftlerin sayısı oldukça artttı. Peki, her isteyen çift yurtdışında evlenebilir mi?
Evet.
Yurtdışında evlenmek isteyen her Türk vatandaşı Türk konsolosluklarında evlenebilir. Evlenmenin yapıldığı yerde veya yakınında Türk konsolosluğu yoksa, bu takdirde bildirim, yabancı yetkili makamdan alınan resmi belgenin yurt içinde Türkçe'ye çevrilip Dışişleri Bakanlığı'nca onandıktan sonra ilgili nüfus idaresine verilmesi suretiyle yapılabilir.
Roma, Paris, Londra gibi romantik başkentlerde bulunan Türk Konsolosluklarında evlenmek isteyen çiftler, yurtdışında evlilik için seçilen ülkeye göre değişen prosedürler uygulamak zorundadırlar. Anlaşmalı olarak konsolosluklarımız düğün mekanına da yetkili memurlarını göndererek resmi nikahı kıymaktadırlar.
Yurtdışında evlilik ile ilgili mevzuat :
Sizden istenen evraklar :
Bu belgeyi Türkiye den (apostil* şerhli) getirmediyseniz, işlemleriniz 1 ay sürer
Bu belgeyi Türkiye den getirmediyseniz (apostil li) işlemleriniz 1 ay sürer.
Bu belgeyi Türkiye den getirmediyseniz (apostil li) işlemleriniz 1 ay sürer.
* Apostil, bir belgenin gerçekliğinin tasdik edilerek başka bir ülkede yasal olarak kullanılmasını sağlayan bir belge onay sistemidir. Belgeyi aldığınız yerden temin edilir.
Yukarıdaki belgeler ile konsolosluğa şahsen müracaat eden çiftler evlenme beyan kağıdı doldurur ve imzalarlar. Bu beyan ilgililerin Türkiye'de bağlı bulundukları nüfus idaresine gönderilerek, evlenmelerine mani bir durumun mevcut olup olmadığı konusunda bilgi alınır. Nüfus Müdürlüklerinden yanıt alındığında çiftlere bildirilir. Çiftler buna göre bilgi edinmiş olur.
- Sadece her ikisi de Türk vatandaşı olan çiftlerin nikahı konsoloslukta kıyılabilir.
- Konsoloslukta kıyılacak nikahta kadın ve erkek için birer nikah şahidi kimlikler ile hazır bulunmalıdır. Uluslararası Aile Cüzdanı Başkonsolosluktaki nikah akdini müteakip çiftlere verilir.
- Türk Medeni Kanununa göre erkek kadının soyadını alamaz. Türk vatandaşı kadın evlendiği eşinin soyadını almak durumundadır. Ancak, kadın eşinin soyadıyla birlikte önceki soyadını da korumak istiyorsa, nüfus müdürlüğüne hitaben önceki soyadını koruma talebini içeren dilekçeyi nikahtan önce imzalamak zorundadır.
- Başkonsoloslukların kanuni yetkileri içinde kıydıkları nikahlar ilgililerin aile kütüklerine islenmek üzere on gün içinde erkeğin kayıtlı olduğu 'Nüfus Müdürlüğüne" bildirilir.
- Yerel makamlar önünde evlenen Türk vatandaşları da en geç iki ay içinde evliliklerini Türkiye'deki Nüfus Müdürlüğüne tescil ettirmek için Başkonsolosluklara başvurmak zorundadırlar.
- Bağlı bulunulan Nüfus Müdürlüğünden evliliğin tescil edildiğini gösterir nüfus kayıt örneği alındığında, ilgililer adına yeni nüfus cüzdanı düzenlenir. Nüfus cüzdanı elden alınabilir ya da adrese postayla gönderilebilir- İşlemler yaklaşık bir ay ile üç ay arası sürmektedir
Evlilik Bildirimi yada Evlilik Tescili:
- Evlilik tescili işlemi evliliğin yapıldığı şehire en yakın konsolosluğumuza yapılır.
İstenilen belgeler :
- Evliliğin tescilini isteyen ve eşlerden biri tarafından imzalanmış dilekçe (konsolosluktan temin edilir)
- Evlilik belgesinin asli (veya evlendirme müdürlüğünden onaylı örneği) ile fotokopisi.
- Her iki eşin nüfus cüzdanlarının aslı ve fotokopileri. Eşlerden biri yabancı uyruklu ise doğum kağıdı (birth certificate) veya ülkesinde kullandığı kimlik belgesi.
***
Türkiye'den Vize İstemeyen Ülkeler:
Umuma Mahsus Pasaportta (Lacivert pasaport)
Vize İstemeyen Ülkeler
Umuma Mahsus (lacivert) pasaport, il Emniyet Müdürlükleri tarafından verilmektedir. Bu pasaportu yurt içinden veya yurt dışından almak, süresini uzatmak için İlçe Emniyet Müdürlüklerinin Pasaport Büro Amirliğine veya yurt dışındaki Elçilik veya Konsolosluklara başvurmak gerekmektedir.
bknz:
Schengen Vizesi İşlemleri
Pasaport İşlemleri
***
dinlemelik:
Serkan Çağrı-nihavent onent
Serkan Çağrı-yeni bir gün yeni bir nefes
Evet.
Yurtdışında evlenmek isteyen her Türk vatandaşı Türk konsolosluklarında evlenebilir. Evlenmenin yapıldığı yerde veya yakınında Türk konsolosluğu yoksa, bu takdirde bildirim, yabancı yetkili makamdan alınan resmi belgenin yurt içinde Türkçe'ye çevrilip Dışişleri Bakanlığı'nca onandıktan sonra ilgili nüfus idaresine verilmesi suretiyle yapılabilir.
Roma, Paris, Londra gibi romantik başkentlerde bulunan Türk Konsolosluklarında evlenmek isteyen çiftler, yurtdışında evlilik için seçilen ülkeye göre değişen prosedürler uygulamak zorundadırlar. Anlaşmalı olarak konsolosluklarımız düğün mekanına da yetkili memurlarını göndererek resmi nikahı kıymaktadırlar.
Yurtdışında evlilik ile ilgili mevzuat :
Sizden istenen evraklar :
1. Evlendirme ehliyet belgesi (bekar belgesi-Nüfus müdürlüğünden-Kütük-alınır)
Bu belgeyi Türkiye den (apostil* şerhli) getirmediyseniz, işlemleriniz 1 ay sürer
2. Nüfus Kayıt Örneği. Nüfus müdürlüğünden alınır
Bu belgeyi Türkiye den getirmediyseniz (apostil li) işlemleriniz 1 ay sürer.
3. Uluslarası doğum kayıt örneği. Nüfus müdürlüğünden alınır
Bu belgeyi Türkiye den getirmediyseniz (apostil li) işlemleriniz 1 ay sürer.
4. İkametgah - Muhtardan ve Noterden tasdikli
3. Nüfus Cüzdanı, Pasaport fotokopileri ve aslı.
4. 4 adet yeni çekilmiş vesikalık fotoğraf.
* Apostil, bir belgenin gerçekliğinin tasdik edilerek başka bir ülkede yasal olarak kullanılmasını sağlayan bir belge onay sistemidir. Belgeyi aldığınız yerden temin edilir.
Yukarıdaki belgeler ile konsolosluğa şahsen müracaat eden çiftler evlenme beyan kağıdı doldurur ve imzalarlar. Bu beyan ilgililerin Türkiye'de bağlı bulundukları nüfus idaresine gönderilerek, evlenmelerine mani bir durumun mevcut olup olmadığı konusunda bilgi alınır. Nüfus Müdürlüklerinden yanıt alındığında çiftlere bildirilir. Çiftler buna göre bilgi edinmiş olur.
- Sadece her ikisi de Türk vatandaşı olan çiftlerin nikahı konsoloslukta kıyılabilir.
- Konsoloslukta kıyılacak nikahta kadın ve erkek için birer nikah şahidi kimlikler ile hazır bulunmalıdır. Uluslararası Aile Cüzdanı Başkonsolosluktaki nikah akdini müteakip çiftlere verilir.
- Türk Medeni Kanununa göre erkek kadının soyadını alamaz. Türk vatandaşı kadın evlendiği eşinin soyadını almak durumundadır. Ancak, kadın eşinin soyadıyla birlikte önceki soyadını da korumak istiyorsa, nüfus müdürlüğüne hitaben önceki soyadını koruma talebini içeren dilekçeyi nikahtan önce imzalamak zorundadır.
- Başkonsoloslukların kanuni yetkileri içinde kıydıkları nikahlar ilgililerin aile kütüklerine islenmek üzere on gün içinde erkeğin kayıtlı olduğu 'Nüfus Müdürlüğüne" bildirilir.
- Yerel makamlar önünde evlenen Türk vatandaşları da en geç iki ay içinde evliliklerini Türkiye'deki Nüfus Müdürlüğüne tescil ettirmek için Başkonsolosluklara başvurmak zorundadırlar.
- Bağlı bulunulan Nüfus Müdürlüğünden evliliğin tescil edildiğini gösterir nüfus kayıt örneği alındığında, ilgililer adına yeni nüfus cüzdanı düzenlenir. Nüfus cüzdanı elden alınabilir ya da adrese postayla gönderilebilir- İşlemler yaklaşık bir ay ile üç ay arası sürmektedir
Evlilik Bildirimi yada Evlilik Tescili:
Kişisel başvuru veya posta ile yapılabilir. Bazı konsolosluklar posta ile başvuruyu kabul etmemektedir. Lütfen telefon edip sorunuz.
- Evlilik tescili işlemi evliliğin yapıldığı şehire en yakın konsolosluğumuza yapılır.
İstenilen belgeler :
- Evliliğin tescilini isteyen ve eşlerden biri tarafından imzalanmış dilekçe (konsolosluktan temin edilir)
- Evlilik belgesinin asli (veya evlendirme müdürlüğünden onaylı örneği) ile fotokopisi.
- Her iki eşin nüfus cüzdanlarının aslı ve fotokopileri. Eşlerden biri yabancı uyruklu ise doğum kağıdı (birth certificate) veya ülkesinde kullandığı kimlik belgesi.
***
Türkiye'den Vize İstemeyen Ülkeler:
Umuma Mahsus Pasaportta (Lacivert pasaport)
Vize İstemeyen Ülkeler
Umuma Mahsus (lacivert) pasaport, il Emniyet Müdürlükleri tarafından verilmektedir. Bu pasaportu yurt içinden veya yurt dışından almak, süresini uzatmak için İlçe Emniyet Müdürlüklerinin Pasaport Büro Amirliğine veya yurt dışındaki Elçilik veya Konsolosluklara başvurmak gerekmektedir.
- Antigua-Barbuda
- Arjantin
- Arnavutluk
- Bahamalar
- Barbados
- Belize
- Bolivya
- Bosna-Hersek
- Brezilya
- Ekvador
- El Salvador
- Fas
- Fiji
- Filipinler
- Guetemala
- Güney Afrika Cumhuriyeti
- Gürcistan
- Haiti
- Hırvatistan
- Honduras
- Hong Kong
- İran
- Jamaika
- Japonya
- Karadağ
- Kazakistan
- Kırgızistan
- Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti
- Kolombiya
- Kore Cumhuriyeti (Güney Kore)
- Kosova
- Kosta Rika
- Libya
- Makau Özel İdare Bölgesi
- Makedonya
- Maldivler
- Malezya
- Mauritus
- Nikaragua
- Palau Cumhuriyeti
- Paraguay
- St. Vincent-Grenadines
- Singapur
- Solomon Adaları
- Sri Lanka
- Suriye
- Svaziland
- Şili
- Tayland
- Trinidad-Tobago
- Tunus
- Tuvalu
- Uruguay
- Ürdün
- Venezuela
bknz:
Schengen Vizesi İşlemleri
Pasaport İşlemleri
***
dinlemelik:
Serkan Çağrı-nihavent onent
Serkan Çağrı-yeni bir gün yeni bir nefes
Alkolsüz Cennet Şarabı
(Pınar'la emailden epeyi geyiğini yaptık, buradan da paylaşayım istedim)
****
Geçen akşam, bir vesile ile ilk kez Ikea'ya gittim. Bir İsveç mobilya/ev gereçleri markası olarak ülkemizde pek bi sevilen bu dev mağazaya daha önce gerçekten hiç gitmemiştim. Dolayısıyle, alt katında bir yiyecek içecek reyonunun olduğundan da haberim yoktu.
Üst katları gezdikten sonra, tesadüfen gördüğüm en alt kattaki gıda reyonuna da uğrayınca, İsveç malı, çoğu da 'organik' etiketli ilginç ürünlerin satıldığını görüp, hemen incelemeye başladım.
Neler vardı derseniz, bizim marketlerde sıkça göremeyeceğimiz türden işlenmiş balık havyarları, isimleri pek tanıdık gelmeyen değişik meyve nektarları, zencefilli kurabiye çeşitleri, bilimum çikolatalar oldukça albenili ambalajlarında sergilenmektelerdi..
Hafta sonu olması hasebiyle, hatırı sayılır derecede kalabalık da vardı..
Derken; birden gözüme ilişen bir yazı ile dikkatim hemen bir reyona ilişti.
"Alkolsüz Sıcak Şarap" yazılı etiketin önünde şişe şişe şaraplar diziliydi..
O arada, komik bir diyaloga da şahit oldum..
Tesettürlü bir hanımın eşi, alçak sesle, eşini şarap almak konusunda ikna etmeye çabalıyor, "yaw alkolsüz yazıyo!" diyor, eşi hanımefendi ise, "yürü, yürü!" diye kolundan çekiyordu..
Merak ve muzırlık başa bela! Cennette ırmaklarını göreceğimi umduğum bu alkolsüz ilginç içeceğin, hemen etikette yazılan detaylı ikram tarifesini de okuyup, ben de 1 şişe aldım..
(Fiyatı da mevcut şarap piyasasıyla kıyaslanınca gayet mâkuldü: 11,90 TL)
Eve gelince, açıp, ısıtıp, içine tarçın çubuk atıp tadına baktım..
Sulandırılmış elma+vişne reçelinin ısıtılmasıyla elde edilmiş, yoğun şekerli bir taddan başka hiç bir özelliği yoktu..
Kapitalizm müslüman dindarları yahut şarap fantezisi yapmak isteyen Yeşilay'cıları tatmin etmek için bir kez daha hizmetimizdeydi işte..
Öyle ki; bu tuhaf reçelimsi ucubeyi, süslü püslü şişeye koyup 11,90 TL' ye bize kakalayabilmişlerdi..
Alkollü içki tüketiminin en büyük nedeninin, damak tadından ziyade, rahatlatıcı, gevşetici etkisi olduğu düşünülürse, bu şarabın --bu bakımdan hiçbir albenisi olmadığını söylemek mümkün.
Tabii, hile-i şer'iyye yapıp, bir bardak sıcak alkolsüz şarabın üzerine, 2 adet porazac içerek gevşemek de mümkün:)
Peki bunu yapmak haram mıdır?
Derin mevzu, bilemem!
Diyanet ya da Hayrettin Karaman'a havale etmek en iyisi..
Hâsılı, eğer dindarsanız şarap içmek hayalinizi, cennete ertelemenizi salık vereceğim, zira, Ikea'nınki insanın 'cennet iştahını' kaçıracak kadar ağdalı!
dipnot:
Cennette, bal denizi, şarap denizi, süt denizi ve su denizi bulunmaktadır. Diğer nehirler bunlardan çıkacaktır. [(Tirmizi),
Büyük Hadis Külliyatı-5, s.409/10097]
Ayette süt, bal, şarap gibi birkaç nimet örnek olarak verilmiştir. Ancak insanın hoşuna giden herhangi bir nimetin ırmak şeklinde akması, su gibi bol, temiz olması, bozulmadan kalması da mümkün olabilir. Ayrıca Allah cennette içkilerin kadehlerle sunulduğunu ve bu içkilerden cennet ehlinin başların ağrımayacağını, kendilerinden geçip akıllarının çelinmeyeceğini bildirir. Allah bir başka ayette "kaynaktan (doldurulmuş) kadehlerle çevrelerinde dolaşılır" (Saffat Suresi, 45) şeklinde buyurmaktadır. Müminler için cennette "sonu misk olan, karışımı tesnimden, mühürlü, katıksız bir şarap" (Mutaffifin Suresi, 25-27) hazırlanmıştır. (Tesnim: Cennetteki çeşmelerden birinin adıdır.)
Ayetlerde de belirtildiği gibi bu içecekler aynı zamanda güzel kokular da içermektedir. Öte yandan cennette denizlerin altında, nehirlerin dibinde bizim hayal edemediğimiz olağanüstü güzellikler olabilir. Allah dileyenin nefes alma sorunu olmadan dalmasını, çıplak gözle berrak bir görüntüyle deniz altındaki güzellikleri görmesini mümkün kılabilir. Dünyada ancak belgeseller sayesinde haberdar olunan denizaltı güzellikleri, cennette müminlerin kolaylıkla görebileceği ve çok alacakları şekilde olabilir.
Beyrut-Şam Gezisi (Pınar Hanım'ın Kardeşinin Yazısı)
Yaklaşık 2 gün önce Beyrut’tan İstanbul’a döndüm..İstanbul’dan oraya gidişimle başlayarak bu gezimi paylaşmak istiyorum..
Dört arkadaş olarak sömestırı değerlendirip bir yurtdışı tatili yapmak istedik. Avrupa vize, uçak bileti vs masraflarından dolayı biz öğrenciler için tuzlu olacağından, İran’a gitmeyi düşündük.Daha sonra oraya giden arkadaşlardan edindiğimiz bilgilere göre İran da hava karardıktan sonra kız kıza sokakta dolaşmak pek de tekin değilmiş. Günlerin kısa olmasını da göz önüne alarak vazgeçtik.. Bu sefer gözlerimizi Suriye’ye çevirdik. Yakın, ucuz ve Arap coğrafyası olması dolayısıyla bizim için bir anda cazip bir durak oldu. O gece Antep’e bir uçak bileti aldık. Sonrası kendiliğinden geldi.
Suriye’ye gitmek için öncelikle ne çok derin bir saha araştırmasına ne para döküp cilt cilt rehber vs almaya ne de otel rezervasyonlarına otobüs biletlerine ihtiyaç var. Her şeyin el yordamıyla yürüdüğü, kulaktan kulağa bilgilerle kolayca gezilebilecek bir ülke. Bu programsızlık bazen insanı zorluyor ama dikkatli olunduğu sürece insan bir şekilde yolunu buluyor.
Halep Kalesi
İlk durağımız Halep’ti. Halep’e Kilis’teki sınır kapısından geçiyorsunuz.Sınıra geldiğinizde arabanız yoksa yaya olarak ilerleyemiyorsunuz.Bu yüzden memurlar sizi sınırı geçen arabalara yerleştiriyorlar.Onlarla birlikte Türkiye’den çıkışı, tarafsız bölgeyi ve Suriye’ye girişi yapıyorsunuz. Sınır kapıları çok ilginç yerler. Arapça Türkçe Kürtçe karışık konuşuyor insanlar, bir bağırış çağırış.. Genelde nakliyeciler tüccarlar var buralarda. Pasaport kontrolünde Arap memurları ve diğer insanlar bizi görünce şaşkın şaşkın dört kız niye gittiğimizi anlamıyorlar. Her gören bir otel adresi, bir tanıdığının telefon numarasını vermeye çalışıyor yardımcı olmak için. Vizeye gerek duymadan böylece geçiyorsunuz. Ülkeye girer girmez Suriye’nin devlet başkanı Esad’ın babasıyla birlikte olan fotografıyla karşılaşıyorsunuz ve Esad sizi ülkeden çıkıncaya kadar hiç yalnız bırakmıyor. Lafı gelmişken söylemek gerekir belki, Suriye’de cumhuriyet var ama devlet başkanlığı babadan oğula geçiyor. Şimdiki Esad oldukça genç ve halk onu seviyor. Özellikle daha batılı bir Suriye görmek isteyen halk onun ülkenin silüetinde ciddi değişikliklere sebep olduğunu düşünüyor ve destekliyor. Suriye de kurallar katı insanlar Esad’dan korkuyor. Bu yüzden size ne kadar garip bakarsa baksın insanlar, tacize uğrama ihtimaliniz İstanbul’dakinin yanına bile yaklaşamaz. Taksilerde herkes emniyet kemerini takmak zorunda. Bu ve benzeri yaptırımları uygulatmaya yetiyor Esad’ın otoritesi.
Halep Kalesinden Şehir Görüntüsü
Ülkeye girdikten sonra Azez denen kentten dolmuşla Halep e geçiliyor. Halep Türkler için gezilmesi çok kolay bir şehir, çünkü mutlaka bir yerde Türkçe konuşan biri bulunuyor. İnsanlar Türk olduğunuzu öğrenince çok iyi davranıyorlar. Otelimize gitmek için bindiğimiz belediye otobüsünden bahsetmek istiyorum. Otobüslerde son ses Arapça müzik var ve insanlar turiste hiç alışkın olmadıkları için dakikalarca yüzünüze dik dik bakabiliyorlar. Göz teması kurunca bile vazgeçmiyorlar bakmaktan. Ama biz dört kız olmamıza rağmen bu bakışlarda sapıklık artniyet vs hissetmedik. Sadece alışkın değiller sanki.
Halep’te yüzüklerin efendisinden fırlamış gibi bir kale var. Çok görkemli Halep Kalesi ve oldukça da eski. Giriş oldukça ucuz international öğrenci kartları geçerli. Kalenin karşısında birkaç cafe restoran var ve buralar Halep’in tek oturulabilecek mekanları denilebilir. Kalenin çevresinde güzel hediyelik eşya dükkanları var. Ve tabii ki kapalı çarşı.. Hem Halep hem de Şam için diyebilirim ki çarşı kültürü çok önemli. Bizdeki kapalı çarşı gibi sadece turistlerin gittiği bir yer değil, hayatın nabzının attığı yerler çarşılar. Şehrin önemli yerlerine kapıları var. Kumaş, baharat, şal, giysi, kozmetik her şeyi bulmak mümkün..
Suriye’nin para birimi suri ve 100 suri 3 tl ye denk düşüyor. Yani bizim için oldukça ucuz.ama çarşılarda alışveriş yaparken gene de çok dikkatli olmak gerek. Fiyatı 500’den açarsa 150 demek gerek ki 200 e kapansın iş. Oradayken gerçekten gezinin sonlarına doğru pazarlık yapmaktan çok yorulmuştuk. Ülkede benzin ucuz olduğu için taksi de çok çok ucuz. Ama taksimetre çalıştırmadıklarından onlarla da sürekli pazarlık yapmak gerekiyor. Neredeyse tam bir şehir turunu 1.5 tl ye getirmek mümkün. Böylece insan hiç yorulmadan seyahat edebiliyor.
Halep’teki Hıristiyan Ermeni mahalleleri de görülmeye değer. Çok fazla Hıristiyan nüfusu şimdilik yok ama o mahalleler dar sokakları çok güzel. Aslında genel olarak Halep’ in mimarisi çok güzel. Çünkü sıva boya gibi betonarme mimarinin çirkin görüntüsü yok. Sadece taş.. Şehir bej taş rengi hep.Sheraton bile şehir merkezindeki oteli o şekilde inşa etmiş. Halep kalesinden şehri izlediğinizde ne demek istediğimi daha rahat anlayacaksınız.
Halep’te iki gün kaldıktan sonra trenle Şam’a geçtik. 5 saatlik tren yolculuğu için kişi başı 5 tl ye denk gelen bir para ödedik. Trendeki görevlililerden biri Türkçe biliyordu, bize baya yardımcı oldu. Hatta şu ilginç olayı da paylaşmak isterim. Trende Türklerin olduğunu öğrenen makinistler bizi makinist kabinine sigara içmeye davet ettiler. Onlarla sohbet etme şansımız oldu. Zaten Türk olduğunuzu anlayınca orada çok yaygın olan kurtlar vadisinin Arapça’ya Murat Alemdar olarak çevrilen karakterinden bahsediyor herkes. Kahvelerde de sürekli bu dizi izleniyor.
Şam’daki görülmeye değer yapı Emevi Camisi. Bu cami oldukça büyük bir avluya sahip. İçi çok geniş ama tek katlı. Avluya girerken ayakkabıyla almıyorlar üstelik galoş da vermiyorlar öyle çorapla geziyorsunuz her yeri. Bu caminin etrafında tabii ki gene meşhur koca kapalı çarşı var. Halep’inkinden çok daha büyük bir çarşı bu ve daha fazla turist var. Şam yollarıyla caddeleriyle büyük bir şehir. Şehrin her tarafını süsleyen palmiyeler insana kendini güneyde bir sahil şehrinde hissettiriyor. Bakırcılar, gümüşçüler ve şalcılar turistlerin en rağbet gösterdiği yerler.
Kapalı Çarşı-Şam
Suriye de genel olarak bir Osmanlı toprağını hissediyor insan. Mimarisinden insanına kadar bu atmosfer var. Rahat bir ülke, kadınlar 12 ye kadar sokaklarda özgürce dolaşabiliyor. Ne var ki ortalıkta fazla kadın yok. Mesela kadın kuaförü diye bir şey yok. Kadınlar evlerde toplanıyorlar kuaför eve geliyor. Çarşaf çok yaygın. Başı açık kadınlar da var tabi ama maksimüm yüzde onunu oluşturur sanırım.
Şam
Şam’la Beyrut arası aslında 45 dakika. Biz de oraya kadar gitmişken gene vizenin kalkmasını fırsat bilerek Beyrut’u da görelim dedik. Şam ve Beyrut arası otobüs ve taksi çalışıyor. Taksiler toplamda 25 tl gibi bir parayla sizi Beyrut şehir merkezine kadar götürüyor ve sınırdaki işlemlerinize oldukça yardımcı oluyorlar. Lübnan’a böylece 2 saatte geçtik. Arada sadece 2 saat olmasına rağmen karşılaştığımız manzara çok farklıydı. Arap şehri silüeti ile hiç de bağdaşmayan bir yer Beyrut.
Şam’dan Beyruta Geçerken Valizlerle Bekleyişimiz
Beyrut’tan bahsederken önce şehrin tarihi kültürel durumunu söylemek lazım.Şehrin nüfusunun yarısı Müslüman yarısı Hıristiyan. Arapça ve Fransızca konuşuluyor. Bütün tabelalar Arapça Fransızca ve İngilizce. Ülkede Müslümanlar Hıristiyanlar, Fransızlar Araplar arasında çok ciddi iç savaşlar yaşanmış. Hala da ülkenin bazı bölgelerinde devam ediyor. Şehir tam bir Avrupa şehri gibi. Down Town denilen yerde dünyanın en pahalı markalarını, Korniş denen sahil kesiminde lüks otelleri, spor yapan eğlenen insanları ve şehrin tamamında gökdelenleri görmek mümkün. Ama sürekli bir iç savaş olduğu için her yerde inşaat var. Bazı ünlü camiler barlar 2-3 kez bombalanmışlar ve yeniden eskisi gibi yapılmışlar. Hayatımda hiç görmediğim kadar jeepi Down Town’da gördüğümü söyleyebilirim. Arap zenginler Avrupalılar gibi giyiniyor, sürücülerin yarısından çoğu kadın belki de.
Beyrut
Bu manzara açıkçası bana biraz sahte geldi. Evet binalar güzel ama tarihi değiller, tarihi görünümüyle inşa ediliyorlar. Şehir zengin gözüküyor ama akşamları inşaattan çıkıp otobüslere doluşan işçiler bambaşka bir dünya. Bir de bu şehirde dengeyi asker koruyor. Polis diye bir şey yok. Askerler her yerde tüfekleriyle güvenliği sağlıyorlar. Diyebilirim ki Suriye’de çok daha kapalı bir toplum olmasına rağmen insanlar çok daha kibardı. Beyrut’ta ise zengin olmayan halk ve askerler laf atmak rahatsız etmek için fırsat kolluyor. Sanırım işin içine sınıf ayrımı girmesi ile ilgili. Yani Halep’te ne çok lüks bir araba görmek mümkün ne de evsiz bir insan. Şam’da da uç noktalar o kadar yok. Ama dediğim gibi Beyrut biraz daha İstanbul gibi Nişantaşı-Sulukule karşıtlığını görmek mümkün. Suriye’ye göre pahalı ama gene de İstanbul’dan ucuz.
Beyrut-Down Town
Beyrut gece hayatıyla da çok ünlü. Gece klüplerinin ilginç dizaynları var. Bo18 denen en ünlü kulübünün duvarları mermilerle dolu, bir mezar havası yaratılmaya çalışılmış. Diğer mekanların çoğunda da mermi delikleri görmek mümkün. Bir de Beyrut’un hiç anlayamadığım en önemli turistik şeylerinden biri güvercin taşları denen kıyıda denizin içindeki iki büyük kaya. Dünyanın harikaları arasına konmak isteniyormuş ama dediğim gibi bana o kadar da özel ve güzel gelmedi..
Beyrut-Güvercin Kayaları
3 gün de Beyrut’ta geçirdikten sonra Beyrut’tan Halep’e otobüs, Halep’ten Antep’e taksi ile yolculuğumuzun sınır kapılarıyla dolu son yolunu teptik. Yeterince dolu bir geziydi hatta Lübnan’a kadar gitmişken tek şehirle kalmamak, oradaki Şii şehirlerini görmek, belki Mısır’a İsrail’e geçmek gibi güzel seçenekler olsa da bizim bunlar için ne zamanımız ne de bütçemiz vardı. Gene de diyebilirim ki gidip görmenin hem kolay hem de tatmin edici olduğu yerler. Geziden sonra Suriye’ye ve oranın insanına karşı içimde çok tatlı bir sıcaklık ve sevgi kaldı. Beyrut ise bir açık hava müzesi,bir kafa karışıklığı şehri gibi.
Beyrut'taki Çarpık Bir Görüntü
Günün birinde zaman ayırıp gitmenizi tavsiye ederim..
Dört arkadaş olarak sömestırı değerlendirip bir yurtdışı tatili yapmak istedik. Avrupa vize, uçak bileti vs masraflarından dolayı biz öğrenciler için tuzlu olacağından, İran’a gitmeyi düşündük.Daha sonra oraya giden arkadaşlardan edindiğimiz bilgilere göre İran da hava karardıktan sonra kız kıza sokakta dolaşmak pek de tekin değilmiş. Günlerin kısa olmasını da göz önüne alarak vazgeçtik.. Bu sefer gözlerimizi Suriye’ye çevirdik. Yakın, ucuz ve Arap coğrafyası olması dolayısıyla bizim için bir anda cazip bir durak oldu. O gece Antep’e bir uçak bileti aldık. Sonrası kendiliğinden geldi.
Suriye’ye gitmek için öncelikle ne çok derin bir saha araştırmasına ne para döküp cilt cilt rehber vs almaya ne de otel rezervasyonlarına otobüs biletlerine ihtiyaç var. Her şeyin el yordamıyla yürüdüğü, kulaktan kulağa bilgilerle kolayca gezilebilecek bir ülke. Bu programsızlık bazen insanı zorluyor ama dikkatli olunduğu sürece insan bir şekilde yolunu buluyor.
Halep Kalesi
İlk durağımız Halep’ti. Halep’e Kilis’teki sınır kapısından geçiyorsunuz.Sınıra geldiğinizde arabanız yoksa yaya olarak ilerleyemiyorsunuz.Bu yüzden memurlar sizi sınırı geçen arabalara yerleştiriyorlar.Onlarla birlikte Türkiye’den çıkışı, tarafsız bölgeyi ve Suriye’ye girişi yapıyorsunuz. Sınır kapıları çok ilginç yerler. Arapça Türkçe Kürtçe karışık konuşuyor insanlar, bir bağırış çağırış.. Genelde nakliyeciler tüccarlar var buralarda. Pasaport kontrolünde Arap memurları ve diğer insanlar bizi görünce şaşkın şaşkın dört kız niye gittiğimizi anlamıyorlar. Her gören bir otel adresi, bir tanıdığının telefon numarasını vermeye çalışıyor yardımcı olmak için. Vizeye gerek duymadan böylece geçiyorsunuz. Ülkeye girer girmez Suriye’nin devlet başkanı Esad’ın babasıyla birlikte olan fotografıyla karşılaşıyorsunuz ve Esad sizi ülkeden çıkıncaya kadar hiç yalnız bırakmıyor. Lafı gelmişken söylemek gerekir belki, Suriye’de cumhuriyet var ama devlet başkanlığı babadan oğula geçiyor. Şimdiki Esad oldukça genç ve halk onu seviyor. Özellikle daha batılı bir Suriye görmek isteyen halk onun ülkenin silüetinde ciddi değişikliklere sebep olduğunu düşünüyor ve destekliyor. Suriye de kurallar katı insanlar Esad’dan korkuyor. Bu yüzden size ne kadar garip bakarsa baksın insanlar, tacize uğrama ihtimaliniz İstanbul’dakinin yanına bile yaklaşamaz. Taksilerde herkes emniyet kemerini takmak zorunda. Bu ve benzeri yaptırımları uygulatmaya yetiyor Esad’ın otoritesi.
Halep Kalesinden Şehir Görüntüsü
Ülkeye girdikten sonra Azez denen kentten dolmuşla Halep e geçiliyor. Halep Türkler için gezilmesi çok kolay bir şehir, çünkü mutlaka bir yerde Türkçe konuşan biri bulunuyor. İnsanlar Türk olduğunuzu öğrenince çok iyi davranıyorlar. Otelimize gitmek için bindiğimiz belediye otobüsünden bahsetmek istiyorum. Otobüslerde son ses Arapça müzik var ve insanlar turiste hiç alışkın olmadıkları için dakikalarca yüzünüze dik dik bakabiliyorlar. Göz teması kurunca bile vazgeçmiyorlar bakmaktan. Ama biz dört kız olmamıza rağmen bu bakışlarda sapıklık artniyet vs hissetmedik. Sadece alışkın değiller sanki.
Halep’te yüzüklerin efendisinden fırlamış gibi bir kale var. Çok görkemli Halep Kalesi ve oldukça da eski. Giriş oldukça ucuz international öğrenci kartları geçerli. Kalenin karşısında birkaç cafe restoran var ve buralar Halep’in tek oturulabilecek mekanları denilebilir. Kalenin çevresinde güzel hediyelik eşya dükkanları var. Ve tabii ki kapalı çarşı.. Hem Halep hem de Şam için diyebilirim ki çarşı kültürü çok önemli. Bizdeki kapalı çarşı gibi sadece turistlerin gittiği bir yer değil, hayatın nabzının attığı yerler çarşılar. Şehrin önemli yerlerine kapıları var. Kumaş, baharat, şal, giysi, kozmetik her şeyi bulmak mümkün..
Suriye’nin para birimi suri ve 100 suri 3 tl ye denk düşüyor. Yani bizim için oldukça ucuz.ama çarşılarda alışveriş yaparken gene de çok dikkatli olmak gerek. Fiyatı 500’den açarsa 150 demek gerek ki 200 e kapansın iş. Oradayken gerçekten gezinin sonlarına doğru pazarlık yapmaktan çok yorulmuştuk. Ülkede benzin ucuz olduğu için taksi de çok çok ucuz. Ama taksimetre çalıştırmadıklarından onlarla da sürekli pazarlık yapmak gerekiyor. Neredeyse tam bir şehir turunu 1.5 tl ye getirmek mümkün. Böylece insan hiç yorulmadan seyahat edebiliyor.
Halep’teki Hıristiyan Ermeni mahalleleri de görülmeye değer. Çok fazla Hıristiyan nüfusu şimdilik yok ama o mahalleler dar sokakları çok güzel. Aslında genel olarak Halep’ in mimarisi çok güzel. Çünkü sıva boya gibi betonarme mimarinin çirkin görüntüsü yok. Sadece taş.. Şehir bej taş rengi hep.Sheraton bile şehir merkezindeki oteli o şekilde inşa etmiş. Halep kalesinden şehri izlediğinizde ne demek istediğimi daha rahat anlayacaksınız.
Halep’te iki gün kaldıktan sonra trenle Şam’a geçtik. 5 saatlik tren yolculuğu için kişi başı 5 tl ye denk gelen bir para ödedik. Trendeki görevlililerden biri Türkçe biliyordu, bize baya yardımcı oldu. Hatta şu ilginç olayı da paylaşmak isterim. Trende Türklerin olduğunu öğrenen makinistler bizi makinist kabinine sigara içmeye davet ettiler. Onlarla sohbet etme şansımız oldu. Zaten Türk olduğunuzu anlayınca orada çok yaygın olan kurtlar vadisinin Arapça’ya Murat Alemdar olarak çevrilen karakterinden bahsediyor herkes. Kahvelerde de sürekli bu dizi izleniyor.
Şam’daki görülmeye değer yapı Emevi Camisi. Bu cami oldukça büyük bir avluya sahip. İçi çok geniş ama tek katlı. Avluya girerken ayakkabıyla almıyorlar üstelik galoş da vermiyorlar öyle çorapla geziyorsunuz her yeri. Bu caminin etrafında tabii ki gene meşhur koca kapalı çarşı var. Halep’inkinden çok daha büyük bir çarşı bu ve daha fazla turist var. Şam yollarıyla caddeleriyle büyük bir şehir. Şehrin her tarafını süsleyen palmiyeler insana kendini güneyde bir sahil şehrinde hissettiriyor. Bakırcılar, gümüşçüler ve şalcılar turistlerin en rağbet gösterdiği yerler.
Kapalı Çarşı-Şam
Suriye de genel olarak bir Osmanlı toprağını hissediyor insan. Mimarisinden insanına kadar bu atmosfer var. Rahat bir ülke, kadınlar 12 ye kadar sokaklarda özgürce dolaşabiliyor. Ne var ki ortalıkta fazla kadın yok. Mesela kadın kuaförü diye bir şey yok. Kadınlar evlerde toplanıyorlar kuaför eve geliyor. Çarşaf çok yaygın. Başı açık kadınlar da var tabi ama maksimüm yüzde onunu oluşturur sanırım.
Şam
Şam’la Beyrut arası aslında 45 dakika. Biz de oraya kadar gitmişken gene vizenin kalkmasını fırsat bilerek Beyrut’u da görelim dedik. Şam ve Beyrut arası otobüs ve taksi çalışıyor. Taksiler toplamda 25 tl gibi bir parayla sizi Beyrut şehir merkezine kadar götürüyor ve sınırdaki işlemlerinize oldukça yardımcı oluyorlar. Lübnan’a böylece 2 saatte geçtik. Arada sadece 2 saat olmasına rağmen karşılaştığımız manzara çok farklıydı. Arap şehri silüeti ile hiç de bağdaşmayan bir yer Beyrut.
Şam’dan Beyruta Geçerken Valizlerle Bekleyişimiz
Beyrut’tan bahsederken önce şehrin tarihi kültürel durumunu söylemek lazım.Şehrin nüfusunun yarısı Müslüman yarısı Hıristiyan. Arapça ve Fransızca konuşuluyor. Bütün tabelalar Arapça Fransızca ve İngilizce. Ülkede Müslümanlar Hıristiyanlar, Fransızlar Araplar arasında çok ciddi iç savaşlar yaşanmış. Hala da ülkenin bazı bölgelerinde devam ediyor. Şehir tam bir Avrupa şehri gibi. Down Town denilen yerde dünyanın en pahalı markalarını, Korniş denen sahil kesiminde lüks otelleri, spor yapan eğlenen insanları ve şehrin tamamında gökdelenleri görmek mümkün. Ama sürekli bir iç savaş olduğu için her yerde inşaat var. Bazı ünlü camiler barlar 2-3 kez bombalanmışlar ve yeniden eskisi gibi yapılmışlar. Hayatımda hiç görmediğim kadar jeepi Down Town’da gördüğümü söyleyebilirim. Arap zenginler Avrupalılar gibi giyiniyor, sürücülerin yarısından çoğu kadın belki de.
Beyrut
Bu manzara açıkçası bana biraz sahte geldi. Evet binalar güzel ama tarihi değiller, tarihi görünümüyle inşa ediliyorlar. Şehir zengin gözüküyor ama akşamları inşaattan çıkıp otobüslere doluşan işçiler bambaşka bir dünya. Bir de bu şehirde dengeyi asker koruyor. Polis diye bir şey yok. Askerler her yerde tüfekleriyle güvenliği sağlıyorlar. Diyebilirim ki Suriye’de çok daha kapalı bir toplum olmasına rağmen insanlar çok daha kibardı. Beyrut’ta ise zengin olmayan halk ve askerler laf atmak rahatsız etmek için fırsat kolluyor. Sanırım işin içine sınıf ayrımı girmesi ile ilgili. Yani Halep’te ne çok lüks bir araba görmek mümkün ne de evsiz bir insan. Şam’da da uç noktalar o kadar yok. Ama dediğim gibi Beyrut biraz daha İstanbul gibi Nişantaşı-Sulukule karşıtlığını görmek mümkün. Suriye’ye göre pahalı ama gene de İstanbul’dan ucuz.
Beyrut-Down Town
Beyrut gece hayatıyla da çok ünlü. Gece klüplerinin ilginç dizaynları var. Bo18 denen en ünlü kulübünün duvarları mermilerle dolu, bir mezar havası yaratılmaya çalışılmış. Diğer mekanların çoğunda da mermi delikleri görmek mümkün. Bir de Beyrut’un hiç anlayamadığım en önemli turistik şeylerinden biri güvercin taşları denen kıyıda denizin içindeki iki büyük kaya. Dünyanın harikaları arasına konmak isteniyormuş ama dediğim gibi bana o kadar da özel ve güzel gelmedi..
Beyrut-Güvercin Kayaları
3 gün de Beyrut’ta geçirdikten sonra Beyrut’tan Halep’e otobüs, Halep’ten Antep’e taksi ile yolculuğumuzun sınır kapılarıyla dolu son yolunu teptik. Yeterince dolu bir geziydi hatta Lübnan’a kadar gitmişken tek şehirle kalmamak, oradaki Şii şehirlerini görmek, belki Mısır’a İsrail’e geçmek gibi güzel seçenekler olsa da bizim bunlar için ne zamanımız ne de bütçemiz vardı. Gene de diyebilirim ki gidip görmenin hem kolay hem de tatmin edici olduğu yerler. Geziden sonra Suriye’ye ve oranın insanına karşı içimde çok tatlı bir sıcaklık ve sevgi kaldı. Beyrut ise bir açık hava müzesi,bir kafa karışıklığı şehri gibi.
Beyrut'taki Çarpık Bir Görüntü
Günün birinde zaman ayırıp gitmenizi tavsiye ederim..
Fikir Sahibi Damaklar, Etiket Hafiyelerini İş Başına Çağırıyor
Fikir Sahibi Damaklar-Basın Bülteni
Biz Kimiz?
Fikir Sahibi Damaklar, yüzbini aşkın üyesiyle 130 ülkede saygın yer sahibi olan Slow Food hareketinin Türkiye’deki en geniş üye katılımlı ve en aktif topluluğudur.
Kurucu lider Defne Koryürek’in önderliğinde Fikir Sahibi Damaklar, gerçek gıda, doğasına saygılı tarım ve sürdürülebilir tüketim konularında kampanyalar düzenleyerek şehirli tüketiciye alışkanlıklarını sorgulatmayı hedeflemekteler.
Eylem ve Söylem
Fikir Sahibi Damaklar, bu defa da Etiket Hafiyeleri İş Başında kampanyası ile tüketici bilincini geliştirmeye devam ediyorlar.
"Al eline büyüteci, etiket hafiyeliği yap! Gerçek gıdayı ara ve paranı sadece gerçek olana yatır" diyen topluluk, 2 gün boyunca, !f İstanbul Festivali’nin gösterimi yapılacak olan Beyoğlu AFM FİTAŞ Sineması’nda büyüteç dağıtarak paketli / ambalajlı gıda ürünlerinin "içindekiler"ini beraber sorgulayacaklar ve tüketiciyi "Etiket Hafiyesi" olmaya davet edecekler.
Fikir Sahibi Damaklar Diyor ki:
Bugüne kadar, Fikir Sahibi Damaklar'ı desteklemiş, sesini tüketiciye ulaştırmış olan tüm basın mensubu tüketici dostlarımıza teşekkürü borç sayıyor ve kampanyamız boyunca, sizleri, bizimle birlikte olmaya, sesimizi duyurmaya davet ediyoruz.
PROGRAM
11-21 Şubat 2010 tarihleri arasında düzenlenecek olan
!f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali kapsamında:
* "Etiket Hafiyeleri İş Başında!" kampanyası
15 Subat Pazartesi, saat 11:30 - 23:00
Büyüteç ve bülten paylaşımı, Fikir Sahibi Damaklar üyeleri ile doğrudan temas.
* "Tüketicilikten Sıyrılmak, Türeticiliğe Geçiş"
"Food, Inc." film gösterimi sonrası soru-cevap
15 Subat Pazartesi, 21:00 - 21:20 arası
Moderatör: Defne Koryürek
* Etiket Hafiyeleri İş Başında kampanyası
21 Subat Pazar, saat 9:00 - 23:00
Büyüteç ve bülten paylaşımı, Fikir Sahibi Damaklar üyeleri ile doğrudan temas.
İletişim:
Defne Koryürek
Tel: (555) 377 16 73
E-posta adresi: dkoryurek@gmail.com
Biz biliyoruz ki, "ne yersek o'yuz"
Çocuklarımıza bırakacağımız gerçek bir gelecek için, gerçek gıdanın peşindeyiz:
Gerçek gıdayı katkıların, koruyucuların, kozmetiklerin ve uzun ömürlü ambalajların içinde bulamayız.
Zira:
Gerçek gıda, üreticisini ve üretim sürecini bildiğimiz gıdadır.
Gerçek gıda, çürüyebilen, bozulabilen, eskiyebilen gıdadır.
Gerçek gıda, yereldir.
Gerçek gıda iyi, temiz ve adil olandır.
www.fikirsahibidamaklar.org
Yasmin Levy-Adio Kerida
Biz Kimiz?
Fikir Sahibi Damaklar, yüzbini aşkın üyesiyle 130 ülkede saygın yer sahibi olan Slow Food hareketinin Türkiye’deki en geniş üye katılımlı ve en aktif topluluğudur.
Kurucu lider Defne Koryürek’in önderliğinde Fikir Sahibi Damaklar, gerçek gıda, doğasına saygılı tarım ve sürdürülebilir tüketim konularında kampanyalar düzenleyerek şehirli tüketiciye alışkanlıklarını sorgulatmayı hedeflemekteler.
Eylem ve Söylem
Fikir Sahibi Damaklar, bu defa da Etiket Hafiyeleri İş Başında kampanyası ile tüketici bilincini geliştirmeye devam ediyorlar.
"Al eline büyüteci, etiket hafiyeliği yap! Gerçek gıdayı ara ve paranı sadece gerçek olana yatır" diyen topluluk, 2 gün boyunca, !f İstanbul Festivali’nin gösterimi yapılacak olan Beyoğlu AFM FİTAŞ Sineması’nda büyüteç dağıtarak paketli / ambalajlı gıda ürünlerinin "içindekiler"ini beraber sorgulayacaklar ve tüketiciyi "Etiket Hafiyesi" olmaya davet edecekler.
Fikir Sahibi Damaklar Diyor ki:
Bugüne kadar, Fikir Sahibi Damaklar'ı desteklemiş, sesini tüketiciye ulaştırmış olan tüm basın mensubu tüketici dostlarımıza teşekkürü borç sayıyor ve kampanyamız boyunca, sizleri, bizimle birlikte olmaya, sesimizi duyurmaya davet ediyoruz.
PROGRAM
11-21 Şubat 2010 tarihleri arasında düzenlenecek olan
!f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali kapsamında:
* "Etiket Hafiyeleri İş Başında!" kampanyası
15 Subat Pazartesi, saat 11:30 - 23:00
Büyüteç ve bülten paylaşımı, Fikir Sahibi Damaklar üyeleri ile doğrudan temas.
* "Tüketicilikten Sıyrılmak, Türeticiliğe Geçiş"
"Food, Inc." film gösterimi sonrası soru-cevap
15 Subat Pazartesi, 21:00 - 21:20 arası
Moderatör: Defne Koryürek
* Etiket Hafiyeleri İş Başında kampanyası
21 Subat Pazar, saat 9:00 - 23:00
Büyüteç ve bülten paylaşımı, Fikir Sahibi Damaklar üyeleri ile doğrudan temas.
İletişim:
Defne Koryürek
Tel: (555) 377 16 73
E-posta adresi: dkoryurek@gmail.com
Biz biliyoruz ki, "ne yersek o'yuz"
Çocuklarımıza bırakacağımız gerçek bir gelecek için, gerçek gıdanın peşindeyiz:
Gerçek gıdayı katkıların, koruyucuların, kozmetiklerin ve uzun ömürlü ambalajların içinde bulamayız.
Zira:
Gerçek gıda, üreticisini ve üretim sürecini bildiğimiz gıdadır.
Gerçek gıda, çürüyebilen, bozulabilen, eskiyebilen gıdadır.
Gerçek gıda, yereldir.
Gerçek gıda iyi, temiz ve adil olandır.
www.fikirsahibidamaklar.org
Yasmin Levy-Adio Kerida
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)















