Krokiks


Hakkaten sakıza dönecek bu iş..

by EMİNİMSİ

Çeyrek Evlilik, Çeyrek Dul



İşte bu tür haberlerle karşılaşınca, Liberal devlet istiyorum ben!

Neymiş, Hikmet Şimşek'in dul eşinin maaşını, aralarında 40 yaş fark olduğu gerekçesiyle, tam değil, çeyrek olarak ödeyecekmiş SGK..

Devletin bu konuda ortaya koyduğu gerekçelerin haksız olduğu gün gibi ortada iken, "Yuh artık!" tan başka söylenecek çok birşey de yok belki, ama, susamıyorum işte!

Ey Devlet baba, beni kazara mazara okuyorsan, bakın size ne tavsiye edeceğim:

Evlenecek çiftlere, kan testi filan istiyorsunuz ya hani; bence onun yanında, "Aşk ve samimiyet" testi de isteyin..

Psikiyatrlarınızdan randevu alalım ve en az 6 ay bizi takip etsinler, onların vereceği "Görüldü, uygundur" raporuna göre de, resmi nikah kıysın memurunuz.. "Evlilikleri uygun değildir" sonucuna varırlarsa, nikahımıza müsade etmeyin olsun bitsin baştan, olur mu!

Hatta, nikahtan sonra da peşimizi bırakmayın bence..

Yatakodalarına denetçi filan yollayın arada bir ve aşkımızı ölçsün. Verilecek resmi rapora göre de, "tam, yarım, çeyrek evliliktir" statüleri belirleyin!

Her beş yılda bir tekrarlayın bu testleri ve denetimler sonucunda bize puanlar verin..

Performansı düşen çiftlerin puanlarını düşürün..

Tabii, âdil devlet olmak gereği, yüksek performanslıları da ödüllendirin lütfen!

Mesela size itaat edip, 3 çocuk filan yapıyorlarsa ek maaş bağlayın..

Emin olun, hepimiz n'apıp, edip o denetçilere gerekirse çorba parası verip, mutlu çift raporu alacağızdır!

Şüpheniz olmasın babacığım..


***
HABER ŞÖYLE:

 Ünlü orkestra şefi Hikmet Şimşek’in hayatını kaybetmesinin ardından eşi Nihal Şimşek’e, Emekli Sandığı tarafından Şimşek’in maaşının yüzde 25 oranında dul maaşı bağlandı. Normal şartlarda Hikmet Şimşek’in maaşının yüzde 50’sini alması gereken Nihal Şimşek’e “çeyrek maaş” verilmesinin sebebi ise, Emekli Sandığı Kanunu’nun 71. maddesindeki, “İştirakçi karı veya koca eşinden 30 yaş veya daha büyük ise ölümünden eşine yarı nispetinde aylık bağlanır. Ancak evlenme akdi en az 10 yıl evvel yapılmış veya çocukları olmuş ise bu indirim yapılmaz” hükmü oldu. Söz konusu madde, yapılan düzenlemeyle, 1 Haziran 2008’de yürürlükten kaldırıldı. Bu gelişme sonrasında Nihal Ersöz Şimşek, “yürürlükten kaldırılan bu maddeyle ilgili düzenlemenin maaşına uygulanması” talebiyle, Emekli Sandığı’na başvurdu. Vatan gazetesinin haberine göre; Genel müdürlük, “maaşların ödenmesinde ilgili yasanın değil, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun dikkate alındığını” belirterek, Şimşek’in talebini reddetti.

EŞİTLİĞE AYKIRI

Bunun üzerine avukatı aracılığıyla Ankara Nöbetçi İdare Mahkemesi’ne dava açan Şimşek’in dilekçesinde tanınmış bir ressam olduğunu, yeteri gelirinin bulunduğunu asıl amacının yasadaki çarpıklığa dikkat çekmek olduğunu belirterek şunları söyledi:

“Eşe bağlanan dul aylığının, karı koca arasındaki yaş farkına göre belirlenmesiyle yaşa dayalı ayrım yapılmakta, aynı statüde olanların aynı işlemlere tabi olması ilkesine aykırılık teşkil etmektedir. Nitekim bu hükme göre, aralarında 30 yaş fark olan karı kocanın evliliği hukuka ve insan haklarına aykırı olarak, hukuka aykırı olarak, muvazaalı (hileli) kabul edilmektedir. Bu husus, insanların özgür yaşama hakkını ihlal etmekte, evlenecekleri insanları seçerken sınırlama getirerek, özel hayatlarına müdahalede bulunmaktadır.”

Nihal Ersöz Şimşek mahkemeden, yürürlükten kalkan hükmün dul aylığının belirlenmesinde uygulama alanı kalmamasına rağmen kurumun bu hükme dayanarak taleplerini reddettiğini hatırlatıp, bu işlemin iptalini istedi.

6 YIL EVLİ KALDILAR
 

Uzun yıllar Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın şefliğini yapan Hikmet Şimşek, 1995 yılında kendisinden 40 yaş küçük olan, ressam Nihal Ersöz ile evlendi. Evlendiklerinde Şimşek 71, Nihal Ersöz ise 31 yaşındaydı. Sanat camiası başta olmak üzere kamuoyunda yaş farkı nedeniyle uzun süre tartışılan ve konuşulan evlilikleriyle ilgili, aileleriyle ilişkilerinde de sıkıntılar yaşamalarına rağmen, Şimşek çifti evliliklerini mutlu bir şekilde sürdürdü. Çift, “yakında ayrılırlar”, “bu evlilik uzun sürmez” iddialarını da bu şekilde çürüttüler. Çifti ayıran ise Hikmet Şimşek’in evliliklerinin 6. yılında ortaya çıkan amansız hastalığı oldu. Bir süre tedavi gören Şimşek, 2001 yılında hayatını kaybetti.

GENÇ YAŞTA DUL KALDI AMA EVLENMEDİ

Kaybettiği eşi Hikmet Şimşek ile yaşadıkları büyük aşkın hala tüm dostlarının ve ilgili çevrelerin hatırında olduğuna dikkat çeken Nihal Ersöz Şimşek’in avukatı, dava dilekçesinde çiftin ilişkisini şöyle anlattı: “Merhumun ağır ve ölümcül hastalığa yakalandığı son yıllarında hep yanında olması, bakımını bizzat üstlenmesi, sadece sevgi ile açıklanabilecek bir destekle ağrılar içinde kıvranan kocasını son günlerinde nasıl mutlu etmeye çalıştığı, müzik camiasının ve sevenlerinin, dostlarının hafızalarında hala tazedir. Müvekkilem genç yaşta dul kalmasına, genç ve güzel bir kadın olmasına rağmen eşinin ölümünden sonra evlenmemiş ve halen eşinin hatırasıyla yaşamaya devam etmektedir.”

Patrik ile Empati Denemesi


Fener Rum Patriği Bartholomeos, “Kendimi Türkiye'de, yaklaşık 2 bin yıllık Patrikhane'nin yok olmasını bekleyen bir hükümetin altında yaşarken, çarmıha gerilmiş gibi hissediyorum" dedi diye, gündem bir anda, kürtlerden, rumlara çevriliverdi.

CBS'in internet sitesinde yayınlanan habere göre, Bartholomeos, Türkiye'de ikinci sınıf vatandaş muamelesi gördüklerini söyledi ve “Türkiye'de azınlık olarak yaşamak suç değil. Fakat bize ikinci sınıf muamelesi yapılıyor. Haklarımızı Türk vatandaşları gibi kullanabildiğimizi düşünmüyoruz" diye konuştu.

Bir insanı, hislerinden dolayı suçlayacak değiliz elbette..

Öyle hissediyorsa, öyledir.

Ve, bugün yayınlanacağı duyurulan olay röportajında sarfettiği ifade edilen,  'çarmıha gerilmiş gibi hissetmek', lafını, TDK'ya danışmadan yorumlamak doğru olur mu bilmiyorum ama, benim aklıma ilk gelen, "bu konuda elim kolum bağlı ve çok acı çekiyorum" demek istemiştir, oldu..

Belki de alışkın olduğumdandır, ben çok fazla kaale almadım bu serzenişlerini..

Malum, bizim din adamlarımızın, çeşitli  kasetlerinde de böyle duygusal ve abartılı ifadelere rastlamak mümkün!

Hatta, muadili denilebilecek okul meselelerinde, bize  çok basitmiş gibi yansıyan herhangi  bir olayın ardındaki metafiziği yorumlarken, gözyaşlarına boğulup, hüngür hüngür ağlayabiliyorlar..
Bu cezbe esnasında kullandıkları abartılı deyimler de cabası!

Geçmiş yıllarda da, bir haber programında, Rus Patriği de şöyle bir ifade kullanmıştı;
"Sizin için Kâbe neyse, bizim için Ayasofya odur"..

Düşünebiliyor musunuz, bizim Kâbemizi haçlılar ele geçirip, tepesine çan taksalardı ve şimdi orada, çok güçlü bir hristiyan devlet hüküm sürüyor olsaydı, gece gündüz edeceğimiz bedduaları, hakaretleri...

Dolayısıyle; ister siyasi, ister dini bir mesele halinde ele alınsın, şu ruhban okulu meselesinde, bence gereğinden fazla paranoya yapıyoruz ve direniyoruz..

Hepi topu 4000 Rum vatandaşımız  var, bunların hepsi papaz olsa kaç yazar!

"Din -gerçekten- elden gider mi acep?

Ayrıca, kendini, Ekümenik ilan etti de ne oldu?

***

Bence, empati yapıp, MEB'na bağlı bir Ruhban Okulu'nu açmalarına müsade etmeliyiz..

Açılsın ve ne için korkuluyorsa, o şekilde denetlensin..

Gizli bir ajandaları varsa, MİT'in  eli armut mu topluyor?

Yanisi; bizim abiler(!) kadar takıyye yapabileceklerini  ve tedbir konusunda bizimkilerden(!) daha tecrübeli olduklarını da hiç sanmıyorum...

Açalım, görelim diyorum...

Dursun Çiçek de Reşadiye'liymiş!




Tokat'ın Reşadiye ilçesinde, erzak almaya giden aracın taranması sonucu şehit olan 7 askerin ardından, türlü komplo teorileri de kol gezmeye başladı.
Herkes, yarım ağızla ve üstü kapalı olarak, bu işi yapanların PKK ya da Kürtler değil; ortalığı karıştırmak ve açılım sürecini baltalamak amaçlı harekete geçen, malum(!) karanlık güçler olduğunu imâ etmeye başladı..

Zaman gazetesi bir adım ileri giderek, olay yerinden kiremit renkli bir renault arabanın hızla uzaklaştığını bile yazdı.
Hemen akabindeki Veli Küçük'lü habere de bakılırsa; bu olayın adresi belli!
Ergenekon..

ABD için EL KAİDE neyse, bizim için de ERGENEKON o manaya gelir oldu..

Her yerde, her zaman, herşeyi yapabilecek kudrette ama asla görüntü vermeyen bir örgüt..

Çok bilinmeyenli denklem gibi!

Saldırının, Dursun Çiçek'in memleketi olan Reşadiye'de meydana gelmiş olması, barış sürecinde ve tam da başbakanın ABD ziyaretiyle eş zamanlı, yetmezmiş gibi DTP'in de kapatılması konuşulurken vuku bulması tesadüf müdür bilinmez..

Fakat; sıradan bir insan olarak korkum, tüm bu olanların ve Reşadiye şehitlerimizin acısının üzerine, Nuray Mert'in de "Kürt İntifadası" diye başlık attığı şekilde, sokakların karışması ve iç savaşın çıkmasıdır!

Şimdiye kadar, devletle kürtler arasında süren adı konulmamış bu lanet savaşın; dağdan inenler ile birlikte; halklar ve daha ziyade zaptedilmesi zor olan genç insanlar arasında yayılmasına, derken, yıllardır korkulan şeyin olup, en kanlı haline bürünmesidir...

İnsan bilinmeyenden korkar evet, ve ben artık: Korkuyorum!

Katsayı Adaletsizliği


Bir yaz mevsimi daha koskoca üç ayı sırtlayıp çekilmeye başlamıştı. Ağustos ayı sarı, turuncu ve sıcak şeylerin bitişi olsa da, bizim için “gelecek” kavramının belki biraz daha yakınlaştığı bir başlangıçtı. Dershanelerin “yoğun program”ları başlamıştı; artık herkes hipodromun neresinde olduğunu, hangi kulvarda yarışacağını az çok tahmin ve tahlil edebiliyordu.

Bundan çok kısa bir süre önce; 21 Temmuz’da 10 yıl boyunca süre gelmiş “katsayı adaletsizliği” kaldırılmıştı. Geçen sene sistemin değişmesi dolayısıyla üstümüze çöken endişe ve belirsizliğe şimdi bir de meslek liseleri ve imam hatiplerden gelecek rakiplerimiz eklenecekti. Belki bu değişiklik yüzünden bizler daha hızlı, daha fazla koşmak zorundaydık; ancak 10 yıl boyunca mağdur olmuşlarsa sonunda eğitim ve öğrenim haklarını hukuki olarak elde edeceklerdi. Bugün Danıştay’ın kararıyla bir kez daha anlaşıldığı üzere “eşitlik eşitler arasında olur”muş.

Ben bu sene ÖSS’ye girecek bir öğrenci olarak bu karar sayesinde bazı güçlü rakiplerimi eledim; ama vicdanım hiç rahat değil. Çünkü genç olmak demek 19 mayıslarda stadyumlara çıkıp iki zıplayıp bir atlamak değildir. Aksine her seferinde elinizden çürük bir mal çıkarırcasına, bir külfet gibi emanet ettiğiniz o “gelecek”e ve ülkeye sahip çıkmaktır.

Hazer Ergil, Ankara Tevfik Fikret Lisesi Son Sınıf Öğrencisi

Minare Yasağına Çözüm Önerisi


by bobiler.org
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...