
Sabah Gazetesinin, Nazlı Ilıcak'ın yazısına uyguladığı sansür diğer köşe yazarlarınca yazıldı, çizildi. Bu işten sorumlu tutulan, genel yayın yönetmeni Erdal Şafak kınandı, ayıplandı. Şafak, kendisine ve gazetesine yöneltilen bu tepkilere, 'Zorunlu Bir Açıklama' başlığıyla cevap verdi ve Nazlı Hanım'ın yazısında sansürlenen kısımdaki cümleleri de; izahta bulunmak adına, aynen yayınlamak durumunda kaldı.
Ne demişmiş Ilıcak;
Zafer Mutlu'nun Kemerburgaz'da bulunan ve hikayesi oldukça dramatik olan okulunun [ben görmüştüm, dışarıdan göründüğü kadarıyla güzel binalardı ve tabi ki ticari kurumlardı da..], kamu arazisini işgal ettiği gerekçesiyle yıkılmasına karşı gösterdiği ve son derece haklı olarak iktidara karşı tepkisini dile getiren bir eleştiri yazısıydı Ilıcak'ınki.
Başbakanın damadının da CEO'su olduğu Çalık grubunun satın almasından sonra, gazetesine takılan 'yandaş' sıfatını, bu kez bizzat bu gazetenin kendi köşe yazarı kullanıyordu.
Fakat, yılların tecrübesi ile bu yazısının sansürlenme ihtimali olduğunu niye tahmin edemedi de otosansür uygulamadı, hayret ve tabi ki kocaman bir de alkış kendisine..
Öyle ya, bu işten ekmek yiyen, ne ekmeği, düpedüz 'malı götüren' köşecilerimizin hangisi, bu sansürleme işiyle karşı karşıya gelmemiştir ki?
Hatta, her Allah'ın günü, kendisine otosansür uygulamak zorunda kalarak yazmayan, diline gelenleri yutup yutup, evirip çevirip yazıya dökmeyen kaç köşe yazarı vardır ki?
Çoğu, hergün gözümüzün içine baka baka, ya iktidar yalakalığı yada patronun ve menfaatlerinin, kanaat önderlerinin suyuna göre şerbet vermeye devam etmiyorlar mı sanki!
En liberal görünen Taraf'ta bile, TSK'nın lehine bir yazı yazacağı tutsa bir köşe sahibinin, "hoop,N'oluyoruz, burası Taraf" yada "pavyon" diye yıpratılıp, kulağı çekilmeyecek mi sanıyoruz?[bknz:Oya Baydar]
Alev Alatlı, daha önce Zaman Gazetesi'nde benzer bir sansüre uğramadı mı?
Aynı durum, milletvekilleri için de geçerli değil mi halihazırda..
***
O yüzden, bence çok zor olmasına rağmen, köşe yazarlığı ve politikacılık insanların geçimlerini sağladıkları ve hayatlarını idame ettirdikleri maaşlı meslekleri değil; gerçekten sadece idealleri uğruna mesailerinin bir kısmını ayırdıkları bir faaliyet olarak sürdürülmeli.
[Aynı bloggerlar gibi..]
Köşe yazarı dediğimiz --bencileyin laklakçı taifenin, eskiden olduğu mânâda gazeteci olmadıklarını hepimiz biliyoruz artık.
Hemen hiçbiri, gazete binasına bile uğramak zorunda değiller!
Evlerinde toplasan 1 saatte yazdıkları kıytırık yazılarını, emaille editöre/genel yayın yönetmenliğine yollamaları yeterli.
Yani tıpkı şu an, üniversitelerde hoca olup, yada iâşesini başka yollardan kazanıp, gazetelere de yazı yazanlar olduğu gibi, tüm sistem buna dönüşürse, bence kalemleri daha özgür ve bağımsız olabilir.
[TV'lere yaptıkları yorumlardan para alsınlar, keyifleri bilir..]
Yoksa, kaybedecekleri çok şey olduğunda, hepsi elmecbur ya patron yalakalığı, ya iktidar korkusu ile otosansüre devam edeceklerdir.
Milletvekilleri için de benzer durum sözkonusu. Onca farklı beyin, nasıl oluyorsa hep aynı düşünüp, herşeye OK diyebiliyor hayret ediyorum çoğu zaman!
Hiçbiri istifayı basıp, bağımsız olmaya bile cesaret edemiyorlar. Belli ki bu durumda kaybedecekleri çok şey sözkonusu.
***
Sırası gelmişken, ben profesyonelleşen blogculara da kızıyorum.
Hele şu yemek blogu yazarı olup, ülkenin hatırı sayılır kadın netçisinin komünleşmesine tanık olduğumuz blog türünde yazan hanımların, çeşitli firmaların reklamlarını yapmaya başlayanlarını, tabiri caizse okur kitlesini makarnacılara pazarlayan blogcuları, buradan esefle kınıyorum!
İfade ve eleştirme özgürlüklerini yitirip, tüm samimiyetlerini kaybettiler artık ne yazık ki nezdimde!
bknz:
Alper Görmüş'ün durumu özetleyen yazısı
Taha Akyol'un beni çok şaşırtan yazısı
Fehmi Koru'nun Başbakan tarafından üzerinin çizilmesine neden olan mâlum yazısı
Ne demişmiş Ilıcak;
"Mutlu yandaş olsaydı... Bu okul Zafer Mutlu'ya değil de, AK Parti'ye yakın bir işadamına ait olsaydı, böyle bir yıkım kararı uygulanır mıydı? Türkiye'de çarpık bir düzen var. İktidar, yandaşlarını koruyor, hukuki süreç daha ziyade yandaş olmayan kişi sözkonusu olduğunda akla geliyor."
Zafer Mutlu'nun Kemerburgaz'da bulunan ve hikayesi oldukça dramatik olan okulunun [ben görmüştüm, dışarıdan göründüğü kadarıyla güzel binalardı ve tabi ki ticari kurumlardı da..], kamu arazisini işgal ettiği gerekçesiyle yıkılmasına karşı gösterdiği ve son derece haklı olarak iktidara karşı tepkisini dile getiren bir eleştiri yazısıydı Ilıcak'ınki.
Başbakanın damadının da CEO'su olduğu Çalık grubunun satın almasından sonra, gazetesine takılan 'yandaş' sıfatını, bu kez bizzat bu gazetenin kendi köşe yazarı kullanıyordu.
Fakat, yılların tecrübesi ile bu yazısının sansürlenme ihtimali olduğunu niye tahmin edemedi de otosansür uygulamadı, hayret ve tabi ki kocaman bir de alkış kendisine..
Öyle ya, bu işten ekmek yiyen, ne ekmeği, düpedüz 'malı götüren' köşecilerimizin hangisi, bu sansürleme işiyle karşı karşıya gelmemiştir ki?
Hatta, her Allah'ın günü, kendisine otosansür uygulamak zorunda kalarak yazmayan, diline gelenleri yutup yutup, evirip çevirip yazıya dökmeyen kaç köşe yazarı vardır ki?
Çoğu, hergün gözümüzün içine baka baka, ya iktidar yalakalığı yada patronun ve menfaatlerinin, kanaat önderlerinin suyuna göre şerbet vermeye devam etmiyorlar mı sanki!
En liberal görünen Taraf'ta bile, TSK'nın lehine bir yazı yazacağı tutsa bir köşe sahibinin, "hoop,N'oluyoruz, burası Taraf" yada "pavyon" diye yıpratılıp, kulağı çekilmeyecek mi sanıyoruz?[bknz:Oya Baydar]
Alev Alatlı, daha önce Zaman Gazetesi'nde benzer bir sansüre uğramadı mı?
Aynı durum, milletvekilleri için de geçerli değil mi halihazırda..
***
O yüzden, bence çok zor olmasına rağmen, köşe yazarlığı ve politikacılık insanların geçimlerini sağladıkları ve hayatlarını idame ettirdikleri maaşlı meslekleri değil; gerçekten sadece idealleri uğruna mesailerinin bir kısmını ayırdıkları bir faaliyet olarak sürdürülmeli.
[Aynı bloggerlar gibi..]
Köşe yazarı dediğimiz --bencileyin laklakçı taifenin, eskiden olduğu mânâda gazeteci olmadıklarını hepimiz biliyoruz artık.
Hemen hiçbiri, gazete binasına bile uğramak zorunda değiller!
Evlerinde toplasan 1 saatte yazdıkları kıytırık yazılarını, emaille editöre/genel yayın yönetmenliğine yollamaları yeterli.
Yani tıpkı şu an, üniversitelerde hoca olup, yada iâşesini başka yollardan kazanıp, gazetelere de yazı yazanlar olduğu gibi, tüm sistem buna dönüşürse, bence kalemleri daha özgür ve bağımsız olabilir.
[TV'lere yaptıkları yorumlardan para alsınlar, keyifleri bilir..]
Yoksa, kaybedecekleri çok şey olduğunda, hepsi elmecbur ya patron yalakalığı, ya iktidar korkusu ile otosansüre devam edeceklerdir.
Milletvekilleri için de benzer durum sözkonusu. Onca farklı beyin, nasıl oluyorsa hep aynı düşünüp, herşeye OK diyebiliyor hayret ediyorum çoğu zaman!
Hiçbiri istifayı basıp, bağımsız olmaya bile cesaret edemiyorlar. Belli ki bu durumda kaybedecekleri çok şey sözkonusu.
***
Sırası gelmişken, ben profesyonelleşen blogculara da kızıyorum.
Hele şu yemek blogu yazarı olup, ülkenin hatırı sayılır kadın netçisinin komünleşmesine tanık olduğumuz blog türünde yazan hanımların, çeşitli firmaların reklamlarını yapmaya başlayanlarını, tabiri caizse okur kitlesini makarnacılara pazarlayan blogcuları, buradan esefle kınıyorum!
İfade ve eleştirme özgürlüklerini yitirip, tüm samimiyetlerini kaybettiler artık ne yazık ki nezdimde!
bknz:
Alper Görmüş'ün durumu özetleyen yazısı
Taha Akyol'un beni çok şaşırtan yazısı
Fehmi Koru'nun Başbakan tarafından üzerinin çizilmesine neden olan mâlum yazısı
















