458. blog ve


son;)

blogun arsivini tararsaniz, 'yorumlar' kisminda ciddi bir hazine yattigini farkedeceksiniz. bu yüzden, vakit ayirip, paylasimda bulunan, tek kelime bile olsa emegi gecen herrrkese, cok ama cok tesekkürler.

baska konseptlerle, baska türlü yeni bloglarda (belki) yeniden bulusmak dilegiyle, sevgiler, saygilar..

1 Numara Konusmus


En bi Atatürkcü Sözcü'müz, gelenek haline gelen sacmaliklarina bir yenisini daha eklemis..

Hele Fenerbahce ve sike tartismalarina dahil edilmesi,  takdire sayan dogrusu!

Sosyal Market

'Sosyal Market' kavramina dün gece haberlerde rastladim ve google taramasi yapinca bazi belediyelerin, böyle bir marketi oldugunu da ögrenmis oldum.

Muhtac insanlara, aylik belli bir harcama limiti olan 'Sosyal Kart' verilerek, bu marketlerden, ihtiyaclari neyse almalari saglaniyormus.

Bu uygulamanin, diger yardim usullerine göre daha güzel olmasinin ilk nedeni, insanlarin kapilarina, mahallelinin gözü önünde yardim kolisi birakilip incitilmelerinin önüne gecilmesi yani sira, ihtiyac listelerini kendilerinin belirliyor olmalari ve makarnaya, bulgura mecbur edilmemeleri.

Benim izledigim haberde, Beyoglu Belediyesi'nin Sosyal Market'i tanitiliyordu ve oraya gelen birkac insanla da konustular.

Bir kadinin dedigi sey yaklasik olarak soyleydi:

"Diger büyük marketlerde, insanlarin aldigi pahali ve cesitli seyleri gördükce moralimiz bozulurdu,  ezilirdik. Burada cocuklarimin özendigi seyleri alabiliyorum, cok memnunuz."

Tipki, 'Yesil Kart' gibi, bu uygulamayi da suistimal edenler olmayacak midir, olacaktir. Ama, yine de gönül bu marketlerin cogalmasindan yana.

Yardim etmek isteyen esnaf ve sanayici icin de gercek ihtiyac sahiplerini bulmak zahmetli oldugundan, bu marketler iyi organize olurlarsa, (tabii, sonlari de Deniz Feneri gibi olmazsa!) bir tür 'dogru adres' görevi de üstlenebilirler.

Hatta, herhangi bir sebeple, coluk cocuguyla ortada kalan dul kadinlar ve yaslilar icin hayat kurtarici bile olabilecektir diye dusunuyorum.

Son olarak, her ne kadar protokolde Kizilay'in adi da olsa, bu marketlerin, partiler üstü bir yapi tarafindan olusturulup idare edilmesinin daha dogru olacagini, böylece partizanliga ve reklama kurban edilmeyecegini umuyorum.

Hasili, keske, her semtte bir 'Sosyal Market' olsa ve hic bir cocuk ac uyumasa !

Recep Tayyip Erdoğan isminin kader açilimi

video

Aksam zaplarken tesadüfen Ülke TV'de rastladim ve cok güldüm:))

Basimiza ne geliyorsa, ç, ş ve yumusak g harfleri  yüzündenmis  arkadaslar!


Tayyip beyi, Tayyip bey yapan da, soyadindaki yumusak g imis..


Ben demedim, o dedi..

Pazartürk Manzaralari

Iki yil önce, su baslikta, cok sevdigim Yesilköy Pazari'ndan bahsetmistim.

Bu kez de,  bayram öncesi alisverise gelen kalabaligin arasina karisip, rastgele fotograflar cekebildigim,  Türkiye'nin en modern pazari ünvanina sahip Pazartürk'ten  bahsedeyim istiyorum..

Bahcesehir'de, cumartesi  ve sali günleri olmak üzere, haftada iki gün kurulan Pazartürk (saticilarin cogu Kürt:P), google'dan edindigim bilgilere göre;


35.000 m² üzerine kurulu,17.000 m2 kapalı alana sahip, birbirine bağlı iki bölümden oluşuyor. Pazarda yaklaşık 600 esnaf, tekstil ve gıda ürünleri tezgahlarında satış yapıyor. Klasik semt pazarlarından biraz farklı bir atmosfere sahip olan Pazartürk`te yaklaşık 2.000 kadar tezgah, 600 araç kapasiteli otopark ve merkezi müzik yayını bulunuyor.


Uydu görüntülerinden de anlasilacagi gibi, pazarin tamaminin üzeri kapali. (En son gittigimde,  Yesilkoy Pazari'nin da üzeri kapatilacak deniliyordu ve insaat vardi)  



Pazar'in otoparki, özellikle cumartesi günleri tiklim tikis. Esnaflar arabalarini disarida yol kenarinda biraksalar da yeterli olmuyor. Özellikle belli saatlerdeki yogunluktan dolayi, yer bulamadigi icin dönüp gidenlere rastlayabiliyorsunuz.

Pazar iki bölümden olusuyor. Bu fotograf gida bölümünden asagiya dogru inilerek ulasilan kilik kiyafet/tekstil pazarinin tepeden görüntüsü. A'dan G'ye her koridora harfler verilmis ve bu merdivenlerden inince G koridoruna giriyorsunuz. 


Koridora girince, esnaf sagli sollu tablalar kurmus bulunuyor.


Tezgahlarin tamamini fotograflamam mümkün olmadigindan, sadece neler olduguna dair fikir vermesi acisindan bazilarini cektim. Unlü markalarin cakmalarini satanlar zaten müsade etmediklerinden, ben de kimseye rahatsizlik vermek istemedigimden, onlardan da sözlü bahsedecegim..

Envai cesit avize, abajur ve aydinlatma aparatlari 

Bu kotcu agabey, Yesilköy pazarina da geliyor. Kotlar su an 9 TL. Esi minik defolari onariyor ve sattigi kotlarin hepsi  markali. Ben 110 TL 'lik bir kotu 7 TL'ye almistim.

Bu agabey de yine Yesilkoy'den tanidik. Sadece erkek kiyafeti satiyor. Cakma midir bilmiyorum ama tüm   tisörtleri lacoste vb. 

Yine Yesilkoy'den tanidik bir tezgah. Bunlar da sadece kadin kiyafeti satiyorlar ve hepsi Zara, mara vb.

Bu tezgahta binbir turlu ihtiyacinizi bulabiliyorsunuz. Hatta celik caydanlik birakirsaniz, parlatip getiriyorlar.


Ehe, burada gordugunuz gibi fazla lafa lüzum yok:) Timsahli esofmanlar , alt 15TL, ust 20 TL, takimi 35 TL 'ye alabiliyorsunuz. Baktim, penyesi cidden guzeldi.. 

Hali ve banyo takimlari satiyor

Bu ablamiz da, Yesilkoy'den. Mallari cok saglam ve kalitelidir. Fiyatlari 20-30 TL arasi 

Dedigim gibi, cok pahali markalarin cakmalarini satan tezgahlari fotograflayamadim ama bu tezgah da cok ucuz sayilmaz. Prada, mrada var gordugunuz gibi.


Bu tezgah, cocuk kiyafetleri satiyor ama meraklisi icin, Burberry'ler filan:) 

Her turlu marka gunes gozlugu. 20 TL 

Ibadullah taki tezgahlarindan biri..

Bunlarin Cerrahpasa'da medikal dukkani varmis, pazara da tezgah aciyorlar



Koskoca bir züccaciye tezgahi

Cesit cesit halilar

Ayakkabici

Kozmetik urunler


5 TL'lik acik parfümler

Kredi karti gecerlidir;)

Gümüs takilar

Bu esnaf kizdi önce, niye fotografladigimi sordu, sonra yumusadi. Zaten bulanik cekmisim. Bu arada, Istanbul kolyesinin montürü cok hostu ama 145 TL dedi. 

Perukcu

Kapali parfümler, 10-15 TL

Her koridorda kameralar var, onlari cekmeye utandim:)

Her türlü ayakkabi, cizme, ne ariyosaniz var.

Kotlar

Kiyafet pazarinin üstten görünümü

Yukariya, gida pazarina cikarken..

Gida pazarinin alisveris arabalari, kalabalik oldugundan kalmamis, 1 TL ile alip, geri birakiyorsunuz


Gönenli peynirci. 

Gida pazarinda kek, börek, sarma, cay, tost ne ararsaniz satan hanimlar var. Masalar kuruluyor ve oturup ev yapimi mamalar yiyip, taze demlenmis cay icebiliyorsunuz.

Bu da ayni sekilde, simit, domates, peynir, zeytinle birlikte cay icebileceginiz   simitci tezgahi.  Oldukca uzun bir masasi var.

Her turlu kuruyemis.

ve pazardan cikarken, eristeli, simitli, kerevizli, sepetim;)

Hâsili, semt pazarlari candir ve iyi ki varlar. Tüm, pazarseverlere iyi alis verisler.

Ayriyeten, Kurban Bayraminizi da kutlar, güzel günler dilerim..

Büşra Ersanlı, ‘Bugün’, ‘Samanyolu’ / Alper Görmüs


KCK tutuklamalari kapsaminda, 'Kürtleri ayaklandirip, Tahrir benzeri bir ortama sürükleyeceklerden biri olarak' itham edilen (Emre Uslu'nun KCK tanimi böyle) Prof Dr. Büsra Ersanli isminden, tutuklandigi günden itibaren haberdar olmus biri olarak, hakkinda yazilanlari merak, ilgi ve saskinlikla takip ediyorum.. 

Önce, Mehmet Eymür'ün dediklerinden dolayi, Aydinlik'cilarla baglantisi oldugu dile getirildi ve Ingiliz ajani oldugu imalari yapildi.

E, Aydinlik ya da Perincek denilince, akla direkt Ergenekon baglantisi da geldiginden, su an zihinlerde olusan yargi, agirlikli olarak bu yönde ve elma, armut, kel Mahmut, her cesitten insanin bulundugu Ergenekon sepetine, o da sokulmus oldu.

Ahmet SIK davasi sürecinde yasanilanlar hafizamizda henüz bayatlamadigi icin, kendi adima, her denilene baliklama atlamiyorum ve süpheyle bakiyorum.

Nacizâne teorimse, Ersanli'nin, Kürt hareketinin, entelektüel beyin takimindan ve önümüzdeki yeni anasayasal sürecte, oldukca önemli biri oldugu, bu yüzden de devlet tarafindan diskalifiye edildigi yönünde.

Neyse, asagida, Alper Görmüs'ün bugünkü yazisi var, digerlerini de yorumlar kismina arsivleyecegim..
Iyi okumalar..

****

2004’ün bahar aylarıydı... 

O dönemde hem Bilgi Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak çalışıyor hem de Kürşat Bumin’le birlikte Yeni Şafak gazetesinde “Kronik Medya” sayfasını hazırlıyorduk.
Bir gün okuldaki odamda çalışırken Fethullah Gülen gönüllülerinin kurup yönettiğiGazeteciler ve Yazarlar Vakfı’ndan aradılar. 

Vakıfta, 10-15 kişilik bir akademisyen-gazeteci grubu ile birlikte “askerî vesayet ve demokrasi” konusunu tartışacaklarını söyleyip tartışmaya benim de katılmamı istediler... Olur, dedim.
Toplantıdan bir gün önce cemaatle ilgili olarak medyada yeni bir cadı kazanı kaynatılmaya başlamıştı. İçinde tam olarak ne vardı, şimdi hiçbir şey hatırlamıyorum, fakat ortada bir “kazan”ın olduğu hususunda hafızamın beni yanıltmadığına eminim; çünkü toplantıya giderken, Gülen cemaatinin gönüllüleriyle bu ikinci temasın da kaynayan bir cadı kazanının harareti eşliğinde gerçekleşiyor olmasındaki tesadüfü aklımdan geçiriyordum... Gerçekten de tuhaftı; o tarihten dört yıl kadar önce (1999) bir haziran günü cemaatin Rusya’da açtığı okulları gezmek üzere gönüllülerle havaalanında buluştuğumuzda da meşhur “kaset olayı” patlamış, ortalık darmadağın olmuştu.
Toplantıya giderken, bir yandan da ortaya çıkan hararetin toplantıya katılımı nasıl etkileyeceği üzerinde düşünüyordum. Neysi ki hiç kimse “mazeret” bildirmemişti, geleceğim diyen herkes gelmişti.

O yıl, o aylarda memlekette acayip şeylerin döndüğünü (Sarıkız, Ayışığı, vb.) yıllar sonra anlayabilecektik ama, bazı gazetecilerin yazmasalar da etraflarına anlattıklarından öğreniyorduk ki askerler “rahatsız”dı ve “eski Türkiye”ye ait bazı refleksler bu dönemde de ortaya çıkabilirdi...

Toplantıya katılanlardan aşağı yukarı yarısını hatırlıyorum ama burada onlardan sadece birinin adını anacağım: Prof. Dr. Büşra Ersanlı...
Toplantının “radikal demokrat” atmosferi hepimizi etkiledi, hepimiz biraz uçtuk... Aramızdan biri, belki de askerî vesayeti ortadan kaldırmanın yegâne yolunun, başarısız kalmış bir askerî darbe girişiminin ardından eski ve yeni darbecilerin derdest edilip yargılanmaları olduğunu savundu. Bunun gibi bir sürü fikir, temenni, öneri birbiriyle çarpıştı.



Prof. Büşra Ersanlı’nın daha çok akademik özgürlükler ve üniversitelerdeki başörtüsü sorunu üzerinde konuştuğunu hatırlıyorum. Başörtüsü yasakçılarına karşı çok öfkeli, çok sertti. Radikal-fiili çözüm önerileri sunmuştu toplantıya, “hak verilmez alınır” havasındaydı ve daha fazla beklemeye tahammülünün olmadığını söylüyordu.



Şimdi düşünüyorum da, o toplantıda kimbilir ne notlar tutmuştuk... Yine düşünüyorum, o gün “eski Türkiye”nin refleksi bir kez daha canlansaydı ve birileri o “meş’ûm” toplantıyı basıp not defterlerimizi ele geçirseydi... Bilahare o defterleri Hürriyet gazetesine sızdırsaydı... Hürriyet, “demokrat geçinen” profesör ve gazetecilerin gerçekte Türk Silahlı Kuvvetleri’ne karşı komplo kuran, kin ve nefret kusan hainler olduğunu yazsaydı... Oktay Ekşi, bir “alçakları tanıyalım” yazısı patlatsaydı...

Bugün 
gazetesinin “ele geçirdiği” Büşra Ersanlı’ya ait not defterinde yer alan birkaç cümle önce bu gazetede yayımlandı, bilahare “muhafazakâr” internet sitelerinde “Bak masum dedikleri Prof’a”,“KCK/PKK’nın Prof’unun gerçek yüzü” gibi başlıklarla alıntılandı...

Bunları görünce, aklıma dört yıl önce benim de içinde yer aldığım yarı somut yarı kurgusal işte bu hikâye geldi. Anladım ki hikâyemiz aynı hikâyedir, sadece kahramanlar değişmiştir.

Bugün gazetesinin haberi

1 Kasımda Bugün gazetesinde yayımlanan şu habere bakın:


“İstanbul Terörle Mücadele polislerinin KCK’nın sözde siyaset akademisine yaptığı operasyon sonucu gözaltına alınan Prof. Dr. Büşra Ersanlı’nın not defterini Bugün ele geçirdi. Ersanlı’nın kendi el yazısıyla yer alan ifadelerinde paralel bir devlet kurulmasının amaçlandığı anlaşılıyor. Ersanlı’nın defterindeki ‘Özerklik tek taraflı kurulmaz ama devlet tek taraflı kurulabilir. Bölünme korkusu hâlâ canlı, ulusal kimlik oluştu. 40 bin kişi dağa çıkmış. Kürt hareketi Türkiye’de meşru bir zemin kazandı, taktik savaşlarda biz öndeyiz, BDP silahı bıraksın demek legal bir partiye AKP’nin aczini gösteriyor. Devlet istemiyor olmak, yönetim olmak istemiyor demek değildir’ ifadeleri dikkat çekiyor. Notlarda isyan edilip yönetim sahibi olmanın amaçlandığı ve Kürdistan Demokrat Partisi gibi davranılıp bölünmenin amaçlandığı ifade edilerek, ‘KDP gibi yaparak devlet kurabiliriz, konjonktör buna uygun’ deniliyor.”

Haberden, Büşra Ersanlı’nın bu notlara dair ne dediğini öğrenmek mümkün olamamıştı, çünkü sızdıranlar, Ersanlı’nın sorgusundan önce yapmışlardı bu işi. (İnsanın, “insaf edin, bari bir gün bekleyin, ifadesinden sonra sızdırın” diyesi geliyor.)

Bunu, bir gün sonraki gazetelerden öğrenebildik. Mesela Milliyet’in (2 Kasım) haberinden:


“Bazı notlar ise panellerde bana yöneltilen sorular nedeniyle aldığım notlar. Bunların silahlı terör örgütü ile ilgisi yoktur. Ben birkaç defa siyaset akademisine ders vermek için gitmiştim.”

ı.Aslında “notlar”a ön yargısız, düşmanca olmayan bir bakışla yaklaşabilen her gazeteci, bunların bir kişinin kendi notları olamayacak kadar çelişkili ifadeler barındırdığını görür ve kullanmaktan imtina ederdi, ya da hiç değilse bu çelişkilere işaret ederek kullanırdi

Ben sorayım Bugün’deki meslektaşlarımıza:

Bir kişi aynı paragraf içinde nasıl olup da hem “Özerklik tek taraflı kurulmaz ama devlet tek taraflı kurulabilir” deyip sizin de vurguladığınız gibi “paralel bir devlet”in kurulması gerektiğini savunduktan sonra “Devlet istemiyor olmak, yönetim olmak istemiyor demek değildir”diyerek devlet istemediğini söyler, ardından da “KDP gibi yaparak devlet kurabiliriz” diyerek tekrar devlet vurgusu yapar...

“Not defteri”nden alıp peş peşe sıraladığınız şu cümlelerin, tipik bir “paneliste ya da ders hocasına sorulan sorular” demetinden ibaret olduğu yeterince açık değil mi? Ya da bu ihtimal, en azından sizin öne sürdüğünüz ihtimalden daha kuvvetli bir ihtimal değil mi? O halde nasıl bu kadar kesin konuşabiliyorsunuz?


Samanyolu Haber televizyonunun haberi

1 Kasımda Samanyolu Haber televizyonunda yayınlanan şu habere bakın (parantez içleri bana ait):


“(...) Kamuoyu, Prof. Büşra Ersanlı’yı BDP Parti Meclisi üyesi ve Anayasa Komisyonu üyesi olarak tanımıştı. Ancak Yeni Akit gazetesi Ersanlı’yı başka özellikleriyle manşete taşıdı. Gazetede, cezaevine gönderilen şüpheli için ilginç iddialar yer aldı. Ersanlı’nın KCK’nın (BDP olacak... Bunun masum bir “tashih” olduğunu düşünmüyorum) sözde siyaset akademisinde görevli olduğu öne sürüldü.

“İddiaya göre Ersanlı örgüte ideolojik olarak yetişmiş bir kadro hazırlamaktan sorumluydu
. (Aydın Engin, 2 Kasımda T24 internet sitesinde kaleme aldığı yazısında,

‘Orada anlatılan derslerle Kandil’deki eğitim çalışmalarında kullanılan müfredatın aynı olduğu’ yönündeki polis tesbitini aktardıktan sonra soruyordu:

“Nasıl yani? İstanbul’un göbeğinde herhangi bir BDP’linin, hatta bilebildiğim kadarıyla BDP seçmeninin katılıp izleyebileceği derslerde Kaleşnikof nasıl sökülüp takılır, yağlanıp temizlenir kursu mu veriliyormuş; yoksa askeri araçların geçeceği yollara mayın nasıl döşenir mi öğretiliyormuş?..”

Aydın Engin’in esprili soruları bir yana, Samanyolu’nun haberinin tam bu noktasına gömülen görüntüler, izleyicilere, Ersanlı’nın verdiği derslerde aşağı yukarı böyle şeyler öğretildiğini ima edecek malzemeyle doluydu: Spiker tam “İddiaya göre Ersanlı örgüte ideolojik olarak yetişmiş bir kadro hazırlamaktan sorumluydu” derken ekranda bir otobüsü ateşe vermiş, yüzleri kapalı bazı kişilerin görüntüleri akıyordu.


“(...)

“Gazete, Ersanlı’nın geçmişiyle ilgili olarak da dikkat çekici ayrıntılar aktardı okuyucularına... İddiaya göre Ersanlı, spekülatör George Soros’un Helsinki Yurttaşlar Derneği’nin kurucularındandı. Ayrıca hükümetin izni olmadan yurtdışı destekli cemiyet kurmak ve işletmek suçundan da tam 15 yıl kesinleşmiş cezası vardı. Ancak bir süre yattıktan sonra cezaevinden afla çıkmıştı. Prof. Dr. Büşra Ersanlı’nın ablası Fatma Sırma Evren ise Ergenekon üyesi olmaktan tutuklu bulunan Doğu Perinçek’in eski eşiydi.”

Samanyolu Haber
’in haberi aynen böyleydi işte...
Eh, geçmişinde bu kadar “dikkat çekici ayrıntı” olan birinin tutuklanmasına şaşmamak gerekir, öyle değil mi?
Sorun yok yani... Yok bi şey!

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...